Otto Von Bismark Günceli

CD5.4 – Büyük Usta Heykeltıraş

Eylül 20, 2016


Ernst Enstitüsünde yeni dönem başlamasından kısa süre sonra, Hillman Linley ile buluşmak için geldi.

Ernst Enstitüsünün ana kapısının önünde Hillman voltalar atarken, bir yandan da somurtuyordu. Açıkça kafası kötü düşüncelerle doluydu. Ernst Enstitüsünün sıkı kuralları vardı ve belli statüleri veya güçleri olmayan yabancıların girmeye yetkisi yoktu.

Bir süre sonra, Yale ve Reynolds gök mavisi elbiselerinin içinde Hillman`in yanına geldiler.

“Siz Linley`nin amcasısınız değil mi? Daha önce karşılaşmıştık.“ Yale sıcak bir tonla konuşuyordu.

Hillman`de önceden Linley`nin biraderlerini görmüştü. Yale ve Reynolds`u görünce, hemen yaklaşıp sordu. “Hey… siz Linley`nin sınıf arkadaşıydınız? Bir şey sormak istiyorum. Neden Linley Yeni Yıl kutlamalarına eve dönmedi? Her yıl gelirdi.“

“Uh…“ Yale ve Reynolds biraz bakıştı.

Linley`nin kalbinin kırılması hic de hoş bir olay değildi ve bunu ortaya çıkarmak istemiyorlardı.

Reynolds`un tepkisi daha hızlı oldu. Gülerek, “Hillman Amca, Linley tamamen eğitimine odaklandı ve yılsonu sınavlarından çok önce büyücülükte altıncı seviyeye ulaşmıştı bile. Ve sonra bir kez daha eğitim için Büyülü Yaratık Sıradağlarına gitti. Adamım, gerçekten çok çalışkan… yıl sonu sınavları için bile geri gelmeye tenezzül etmedi. Dixie denen ahbap bu sene altıncı seviyeye ulaştı. Bazıları Dixie`nin Linley`i geçtiği yönde dedikodular yapıyor.“

Yale nazikçe ekledi; “Üçüncü kardeş böyle şeylerle ilgilenmez. Doğru. Hillman Amca, Linley gecen Aralıkta Büyülü Yaratık Sıradağlarına gitti. Yakında geri dönmüş olur. Önemli bir sey mi var? Eğer varsa bize söyleyebilirsin. Kesinlikle ona iletiriz.“

Hillman bir süre sessiz kaldı ve sonra kafasını salladı. Yüzünde gülücüğe pekte benzemeyen bir gülümsemeyle; “Hayır… önemli bir sey yok. Sadece Linley her yıl geri gelirdi, bu yıl gelmeyince ailesi endişelendi ve bir kontrol etmek istedik. Mademki Büyülü Yaratık Sıradağlarına gitti, o zaman yapacak bir şey yok.“

Yale hemen “Hillman Amca, endişelenme. Üçüncü kardeş geri geldiğinde hemen eve gelmesi için biz onu uyarırız.“ dedi.

“Gerek yok. Acele etmesin. Bırakın eğitimine odaklansın. Bos zamanı olduğunda eve geri gelir. Evde olan önemli bir şey yok sonuçta. Teşekkürler. Ben eve geri dönüyorum“

Yale ve Reynolds Hillman`in ayrılışını izledi ve sonra ayrıldılar.

Aniden…

“Genç efendi Yale, genç efendi Reynolds!“ Uzaktan son derece samimi bir ses yankılandı.

Yale ve Reynolds dönüp enstitünün dışına, uzaklara doğru baktılar. Dört zırhlı koruma tarafından korunan bir yolcu vagonu gördüler. Yale somurtarak, “Kim çağırıyor beni? Oh. Bu Austoni değil mi?“ Yale Austoni`nin vagondan dışarı kafasını çıkardığını gördü.

Austoni vagondan çıkıp, tevazuuyla gülümsedi ve saygıyla yan tarafa çekilip durdu. Bu sefer, vagonun kapısı bir kez daha acildi ve son derece seçkin görünümlü, kel bir adam elinde asayla çıktı.

Yale ve Reynolds birbirine baktı.

“Bu yaşlı ihtiyar kim? Görünümü epey iyi.“ Reynolds sessizce fısıldadı.

Yale kafasını salladı. Oda sessizce “Bu ihtiyari bende tanımıyorum ama Austoni`nin hareketlerine bakılırsa önemli biri olmalı. Austoni epey yüksek statüsü olan biri, Proulx galerisinde bir yönetici sonuçta.“

Austoni`nin eşliğinde şık görünümlü adam gülerek yaklaştı.

“Küçük Yale, merhaba. Babanla karşılaşalı çok olmadı. Seni övüp durdu. Haha. Bay Dawson`in oğlunun Ernst Enstitüsü gibi bir yerde oluşu gerçekten gurur verici.“

Yale gözlerince soru işareti adama bakıyordu.

“Babamı tanıdığını söylüyor? Hatta yakınmış gibi bile görünüyor?“

Austoni yandan seslendi, “Genç efendi Yale, bu bey bizim Proulx Galerisinin yönetim kurulu başkanı. Ona Yönetici Maia diyebilirsin.“

Kel adam hemen söze girdi. “Gerek yok, Maia amca demen yeterli. Onlarca yıldır babanla arkadaşız.“

Yale fark ettirmese de küçük bir şok yaşıyordu.

Proulx Galerisi sanat için kutsal bir bölgeydi. Her bir büyük şehir Proulx Galerisinin bir şubesine sahipti. Hatta burada sadece Fenlai`de tutulan heykellerin toplam fiyatı inanılmaz bir rakam ederdi.

Ve bu onların yarısı bile değildi.

En önemlisi statüydü. Sanat için bu kadar kutsal olan bir yerde yönetim kurulunun başında olmak demek bu yönetici Maia`nin bütün Yulan boyunca en yüksek kişilerle irtibatta olduğu anlamına geliyordu. Aziz­seviye arkadaşları bile olabilirdi. Nasıl olurda biri böyle bir kişiyi görmezden gelebilirdi?

Dahası Proulx Galerisi gayet güçlü bir askeri birliğe sahipti. Yoksa nasıl değerli eşyalarını koruyacaktı.

“Maia Amca.“ Yale saygılı bir şekilde seslendi.

Yönetici Maia dönerek Reynolds`a baktı. “Peki, bu arkadaş?“

“Bu benim iyi arkadaşlarımdan biri­ Reynolds.“ Yale hemen şık bir şekilde cevapladı. Reynolds da cevap verdi “Tanıştığımıza cok memnun oldum, Yönetici Maia.“

Maia hafifçe kafa salladı. Reynolds`un davranışlarından, onun küçüklüğünden beri mükemmel bir eğitim aldığını söyleyebilirdi.

“Maia Amca, neden geldiğinizi öğrenebilir miyim?“ Yale sordu.

Yale soruyor olsa da, kalbinde cevabi tahmin ediyordu. “%80 şansla üçüncü kardeşin heykeli icin geldi­ Rüyadan Uyanış.“ Son sefer Ernst Enstitüsü tatil arasındayken, Linley`nin uzun suredir Proulx Galerisine heykel göndermeyişinden dolayı, Austoni durumu öğrenmek icin gelmişti.

Fakat Linley`nin yurduna varınca, yurda koydukları heykeli şansa da olsa biraz görebilmişti.

Görünce donup kalmıştı.

Proulx Galerisinde yüksek seviye bir yönetici olarak, Austoni`nin gözleri gayet iyiydi. Sadece kısa bir bakışta Linley`nin bu heykelinin tüm heykeltıraşlığının zirvesinde duranlardan olduğuna nerdeyse emindi. Kesinlikle On Şanlı Heykelle yan yana duracak seviyedeydi.

En önemli kısmı, Linley`nin bu heykeli devasaydı. Beş ayrı heykelle ayni büyülükteydi.

Resim sanatı gibi heykelinde değeri büyüklüğüne göre değişiyordu. Böyle devasa bir heykel inanılmaz miktarda emek istiyordu. Sanki canlıymış gibi kendi ruhuna sahip, emsalsiz beş ayrı görüntü içeriyordu.

Bu heykeli görmek beş ayrı güzel kadını görmek gibiydi.

Bütün Yulan Kıtasından usta seviyesinde heykeltıraş sadece bir kaç taneydi. Fakat Linley`nin bu heykeli `usta` seviyesini çoktan geçmişti ve artık tarihte en çok saygı gören Proulx, Hope Jensen ve Hoover gibi heykeltıraşlar arasında yer almaya hak kazanmıştı.

Usta unvanına erişmiş bu kişiler son derece kaliteli, kendine özgü, seçkin auralara sahip, bakanların ruhuna isleyecek heykeller üretebilirdi.

Fakat eserleri Proulx, Hope Jensen ve diğer `Buyuk Usta` Unvanını almış kişilere göre geride kalıyordu. Fark çok az da olsa, statülerinde değişiklik oluyordu.

Heykeltıraşlık yüz binlerce yıllık bir tarihe sahipti. Bu sure boyunca heykellerin çoğu zamana karşı direnemedi. Sadece bir kaç tane özel materyalden yapılmış heykel varlığını sürdürüp, yeni nesillere geçmeyi başardı. Bu yüzden bu On Büyük Usta olarak anılan grubun dokuzu, bu geçmiş yüz binlerce yılda yaşadı.

Yulan kıtası Yulan İmparatorluğu altında birleştiğinden beri, bu seviyede heykel üretebilen sadece iki kişi oldu: Proulx ve Hope Jensen.

Hoover yüz bin yıl önce yaşamış bir Büyük Ustaydı ve unlu heykeli Kan­gözlü Yeleli Aslan yapıldığı özel malzeme sayesinde bunca yıla dayanabilmişti. Bu sayede Hoover`in da şanı devam etmişti.

Son bin yılda sadece iki tane Büyük Usta heykeltıraş vardı. Şuan tabii ki bütün tarih boyunca en göz önünde olanı Proulx`du ve On Başyapıttan üçü ona aitti. On Büyük Ustanın hepsi On Başyapıt arasında yer alacak bir eser yapmamıştı.

Tabii bu sadece son gelen nesillerin bir değerlendirmesiydi. Aslında gerçek heykeltıraşlık yeteneği olarak On Büyük Usta neredeyse ayniydi.

Yeni bir Büyük Usta doğmuştu… ve o 17 yaşında bir gençti!

Bu inanılmaz bir olaydı! Ve bu yüzden Proulx Galerisinin yönetim kurulu başkanı bile bizzat, Kara İttifaktaki Proulx Galerisinden buraya bütün yolu aceleyle gelmişti.

“Aceleye gerek yok. Önce otelimizde özel bir odaya gecelim ve sonra güzel bir sohbet edelim.“ Maia çokta acele etmek istemiyordu.

Büyük Usta bir heykeltıraş?

Şaka mı bu?

Austoni`nin gözleri keskin olsa da, bir heykelin nesiller boyu aktarılıp aktarılmayacağına karar vermek için son derece keskin biri karar aşaması olmalıydı. Usta heykeltıraşın işçiliği ve Bir Büyük Usta oluşu onun emsalsiz aurasinda ve ruhunda yatıyor.

Büyük Usta seviyesinde bir eser olup olmadığı uzun derinlemesine çalışmalar sonucu karar verilecekti.

…..

Otelin gösterişli bir odasında…

Önlerinde bir demlik hafif cay, dördü oturmuşlardı. Yönetici Maia gülerek, “Bu çocuk, Austoni, Linley`nin heykelini gördükten sonra On Başyapıtla ayni seviyede olduğunu söyleyip durdu. Haha, bu şuan on yaşında bir Büyük Usta sahibiyiz demekle ayni şey değil mi?“

Sonuçta ‘Büyük Usta’nın belli bir statüsü vardı ve bir sanat formunun zirvesindeki kişiyi gösteriyordu.

Fakat normal sohbetlerde herkes usta olarak onlardan söz ederdi, örneğin; `Usta Proulx`.

“Büyük Usta heykeltıraş?“ Yale şaşırdı. “Linley`nin heykeli o derecede mi bilmiyorum. Sonuçta benim tecrübem sınırlı. Fakat emininki Linley`nin heykeli en azından ustaların salonunda gösterilen heykellerle ayni seviyede.“

“Oh?“ Yönetici Maia bir kahkaha attı. “İyi dedin. Bu kadar konuşmadan sonra, en iyisi gözümüzle bir görelim. Nerede olduğunu bilmiyorum. Bakabilir miyim?“

Yale yüzünde bile gülümsemeyle “Tabii ki.“ dedi.

Yönetici Maia hatırlatarak “Küçük Yale, eğer bu heykel On Başyapıtla ayni seviyede olmasa bile bahse girerim

çok da uzak değildir. Çalınmaması için iyi koruduğundan emin ol.“ dedi.

Yale kendinden emin bir şekilde, “Maia amca, için rahat olsun. Şuanda heykeli burada Huadeli otelinin altında gizli bir yerde sakladım ve Dawson şirketlerinden uzmanlar onu koruyor. Dahası bu heykelin varlığını bilen kişi sayısı çok az.“

“Otelimi getirdin onu?“ Austoni buna şaşırdı. Son kez gördüğünde yurttaydı.

“Biraderlerime güveniyorum, fakat sana güvenmiyorum.“

Austoni tuhaf bir şekilde kıkırdadı.

Yale sıcak bir sesle “Maia amca, gidelim. Sizi oraya götüreyim.“  dedi.

Huadeli aslında Dawson şirketlerine bağlı bir mülktü. Bu yüzden otelin üst yönetimi Yale`in statüsünü biliyordu.

Otelin içinde, bağımsız geniş bir odada, pek çok oturma yeri vardı. Ayrıca üç tane koruma her gün orayı koruyordu.

“Genç efendi Yale.“ Üç tane yedinci seviye savaşçı saygıyla eğildi.

Yale kafasını sallayıp hafifçe güldü. “Maia Amca, lütfen istediğin gibi bak.“ Konuşurken Yale heykelin üstündeki ağır örtüye sağlam bir asıldı ve heykeli ortaya çıkardı.

Bu beş güzel kadın heykeli benzersiz bir kusursuzluğa sahipti. Bir figür hassas aşkı, bir başkası sevimli masumiyeti gösteriyordu. Üçüncüsü mahcup ve çekingendi, dördüncüsü arzulu ve coşkun, sonuncusu ise… zalimdi.

Hepsi sanki gerçek bir insan gibiydi.

Heykelde ki beş ayrı insan figürünü görünce Yönetici Maia`nın çenesi düştü ve uzun bir sure donmuş gibi baktı.

Belli bir sure sonra…

“İnanılmaz. İnanılmaz.“ Sonunda Maia kendine geldi. “Bu heykel en azından usta seviyesinde. Beş farklı insan figürünü birbirine bağlayan bir heykel, hepsi canlı gibi? Ne kadar emek harcandı buna? Sadece oyma zamanı olarak en azından bir yıl olmalı.“

Yönetici Maia heykeltıraşlığın ne kadar emek istediğini çok iyi biliyordu.

O kadar fazla emek istiyordu ki, bazen heykeli oyarken işin ortasında heykeltıraş kan kusup, yorgunluktan bayılabilirdi. Tarihte heykeli yaparken ölenler bile vardı. Bu tarz heykeller kan ve emeğin birleşiminden oluşurdu.

“On yedi yaşında birinin böyle bir heykel yapabilmesi gerçekten… gerçekten…“` Yönetici Maia ne diyeceğini bulamıyordu. İncelemek için heykele yaklaştı. “Bu heykelin On Başyapıtla ayni seviyede olup olmadığını anlamak için pek çok acıdan derin bir inceleme yapmalıyız.“

Konuşurken kendini heykelin yanına çiviledi, dikkatlice her bir çizgiyi inceliyordu.


…………….

Yorum Yap "CD5.4 – Büyük Usta Heykeltıraş"