Tankların Tarihi Günceli

CD5.2 – Dört Yüksek Âlem

Eylül 20, 2016


Doehring Cowart`in sözleri Linley`i dondurmuştu.

“Büyükbaba Doehring Pouant İmparatorluğunun cağında Aziz­seviye bir Grand Magus`tu. Eğer o bile bu derece karmaşık, bu derece güçlü bir büyü formasyonu görmemişse ve eğer bunun gücünün yasak büyülerin gücünden daha fazla olduğundan eminse, o zaman… “ Linley içinde bir korku hissetti.

Bu gizemli büyü formasyonunun burada işi neydi?

“Linley, yakından platforma ve şu kılıca bir göz at, bak bakalım ne hissediyorsun.“

Linley kafa sallayıp, hemen rüzgâr elemental esansını etrafında topladı ve kılıçla, platformun aurasını hissetmeye çalıştı. Gözlerini kapattı. Siyah platformda ki büyü formasyonundan gelen yoğun ve ağır aurayi hissedebiliyordu. Gerçekten boğucu, baskılayıcı bir auraydı.

Ayni anda, bu siyah platform ya da üstüne mühürlenmiş büyü formasyonu, inanılmaz yoğun elemental esans dalgaları yayıyordu.

“Buradaki elemental esans yoğunluğunun bu kadar yoğun olduğuna şaşmamalı. Neredeyse dış dünyadan yüz kat daha fazla. Demek nedeni buymuş.“ Eğer Linley dikkatli bir şekilde direkt platformu araştırmasaydı. Dalgalar halinde yayılan elemental esansın merkezinin platform olduğunu anlamasına imkân yoktu.

Aslında mağaranın merkezi, elemental esansından en yoğun olduğu yerdi.

“Yedi elemental esans içinde, karanlık stili en güçlü olanı. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm ile Mor Dövmeli Ayinin burayı sevmesi gayet normal. İkisi de karanlık­turu büyülü yaratık.“

“O eflatun kılıç.“ Linley dikkatlice platformun ortasına saplanmış olan kılıcı inceledi. “Karanlık tipi element… fakat ne kadar saklanmış ve kapalı.“

Doehring Cowart sakalını okşayarak Linley`e baktı. “Linley, sana şunu diyebilirim ki. O eflatun renkli kılıcın değeri aziz­seviye büyü özütünden kesinlikle aşağı kalmıyordur.“

Linley kafası karışmış şekilde Doehring Cowart`a baktı.

Çok iyi biliyordu ki savaşçıların silahları değerli şeyler değildi. Aşırı sert bazı metallerle diğer alaşımlar karıştırılarak silah yapılabilirdi. Baruch klanının aile yadigârı `Salughterer` bile sadece onlarca bin altın ederdi.

Sonraları, Baruch klanının varisleri savaş kılıcı `Slaughterer`i 180.000 altına satmıştı fakat bunun asıl nedeni Ejderkan Savaşçılarının ünüydü.

Maalesef ki, Ejderkan Savaşçıları çok uzun zaman önce kaybolmuştu ve ünleri artık o kadar yoktu. Eğer Ejderkan Savaşçılarının etrafta dolanıp, güçlerini gösterdikleri zamanda satılsaydı, fiyat daha da bile yüksek olurdu.

Savaşçıların silahları çok etmiyordu ama büyücülerin asaları farklıydı.

Asa ne kadar kaliteli olacaksa, o derece değerli malzemeler gerekiyordu.

Örneğin, Aziz­seviye Grand Magus`lar tarafından kullanılan `kutsal hazineler `gibi güçlü asalar enerji kaynağı olarak dokuzuncu seviye veya aziz seviye büyülü yaratıkların büyü özütlerini kullanırdı. Sonrada asanın maksimum potansiyele ulaşması için üstüne karmaşık ve güçlü büyü formasyonları kazınırdı.

Bir ‘kutsal hazine’ olarak anılan asa kesinlikle paha biçilemezdi. Sonuçta büyü özütü kendi başına zaten bir hazineydi.

Fakat tabii ki…

Savaşçı silahlarının değersizliğinden bahsederken, Yulan kıtasında dövülmüş, maddesel silahlardan bahsediyorduk. Eğer bir silah başka bir yerden geldiyse, örneğin Dört Yüksek Âlem`den, o zaman değeri bambaşka olurdu.

“ Doehring Cowart düşünceli bir şekilde; “Bu eflatun kılıç gerçekten emsalsiz bir auraya sahip. Eğer tahminim doğruysa, bu Dört Yüksek Âlem` in birinden geldi. Büyük ihtimalle Cehennem `den. İşte o zaman değeri buradakilere hiç benzemez.“ dedi.

Linley merakla sordu, “Dört Yüksek Âlem?“

Doehring Cowart`in beyaz sakalları sallanıyordu. “Eğer Yulan kıtasını bir bütün olarak ele alırsak, su anki güç seviyende, üst sınıfta yer aldığını söyleyebiliriz. Simdi sana başka şeyler söyleyeceğim. Linley, şuana kadar bu evrenin tek bir âlemden oluşmadığını öğrenmiş olmalısın.“

Linley kafa salladı. “Tabii ki biliyorum. Örneğin Ölüler Diyarı.“

“Bir şey bildiğin yok! Gerçekte ucu bucağı olmayan bu evrende, sayısız âlem var. Maddeye dayalı fiziksel alemler, en temel ve basit tip alemlerdir. Bütün bu sayısız âlem içinde, Dört tane Yüksek Alem var. Bunlar Ölüler Diyarı, Cehennem, Yasam Diyarı ve Cennet.“ Doehring Cowart dikkatlice açıkladı.

Linley pür dikkat dinliyordu. Bu bilgi belki de sadece Yulan kıtasının en güçlüleri tarafından biliniyordu.

“Linley, `tanrı` denen şeyin ne olduğunu öğrendin mi?“ Doehring Cowart kıkırdayarak sordu.

Linley kafa salladı. “Bunlar, Aziz seviyesini gecen kişilerdir. `Yarı­tanrı` ve `Tanrı` olarak adlandırılırlar.“ Linley pek çok kitap okuyan biri olarak. Aziz­seviyesini geçenlerin gücünü tartışan bir sürü kitap olduğunu biliyordu. Bu güç tanrıların gücü olarak tarif edilirdi. Karşı konulamaz, yüce bir güçtü.

“Doğru. Fakat tanrılarında üstünde, Sovereign`ler var. Ve Sovereign `lerinde ötesinde Üstün Tanrılar vardır.“ Doehring Cowart bir iç çekti. “Bu Dört Üstün Tanrı gerçekte var olan her şeyin ötesinde ebedi varlıklardır. “

Linley ilk kez Dört Üstün Tanrıyı duyuyordu.

“Ustun Tanrılar? Bunlar Işığın Sovereign`den daha mı güçlü?“

“Haha, Işığın Sovereign`i mi?“ Doehring Cowart kahkaha atmaya başladı. “ister Işığın Kilisesinin `Işığın Sovereign`i olsun ister Gölgelerin Tarikatının tarafını tuttuğu `Gölgelerin Sovereign`i olsun, sonuçta hepsi Sovereign. Bizim için Yarı­Tanrı ve Sovereign inanılmaz güçlü varlıklar. Fakat onlar hala takipçilerinin inançlarına muhtaçlar.“

“Ama Dört Üstün tanrı farklı. Onların ne takipçilere, nede inanca ihtiyaç duymaz. Onların gücü her yeri kaplar ve her şeye kadirdir. Işığın veya Gölgelerin Sovereign`i ancak onların hizmetçisi olabilir. Ve buda ancak Dört Üstün Tanrı onları buna layık görürse olur.“ Doehring Cowart mutlak bir eminlikle konuşuyordu.

Linley`nin kalbi titredi.

“Cehennem, Ölüler Diyarı, Cennet, Yasam Diyarı. Bu Dört Yüksek Âlem Dört Üstün Tanrı tarafından yaratıldı. Geçmişte, bir kez bu dört alemin aurasini sezme fırsatım oldu. Bu yüzden bu eflatun kılıcı görünce direkt onun Cehennem Diyarına ait olduğunu anladım.“

Doehring Cowart şüpheli bir şekilde yuvarlak siyah platforma saplanmış eflatun kılıca baktı. “Fakat ben de merak ediyorum. Cehennem diyarına ait bir şey buraya nasıl geldi?“

“Linley, bir düşün. Yasak büyülerden bile daha güçlü bir büyü formasyonu, enerji kaynağı olarak bu eflatun kılıca muhtaç. Bu da demektir ki bu kılıcın enerjisi böyle güçlü bir büyü formasyonuna ya denk yada daha fazla. Kesinlikle tavsiye diyorum ki… Kanını kılıca damlat ve kendine bağlayabiliyor musun bir bak.“ Doehring Cowart`in gözleri parlıyordu.

“Kendime mi bağlayayım?“ Linley`nin kalbinde bu hazineyi kendine alma isteği dogmaya başladı.

“Korkma. Böyle büyük bir büyü formasyonunun aktifleşmesi aşırı fazla zaman alır. Kaçman için yeterince zamanın olacak. Önce kanını damlat, bakalım kılıcın başka bir sahibi var mı? Eğer yoksa onu sen alabilirsin. Hiç bir sorun çıkmaz, kimsede anlamaz.“ Doehring Cowart tam bir güvenle konuşmaya devam ediyordu.

Kanla kendine bağlayabileceğin kutsal bir kılıç sıradan bir şey değildi.

Giyildiğinde kimse onun ne olduğunu söyleyemezdi. Başkalarının gözünde Kıvrılan Ejder yüzüğü kadar sıradan bir eşya olacaktı.

“Pekâlâ.“ Linley Ejderkan Savaş Qi`sini kontrol etti ve anında kollarında ve vücudunun üstündeki pullar yok olmaya başladı.

Ejderkan Savaşçılarının ikinci formu: Yarı­ejder formu.

Linley şuan vücudunun hangi kısmını dönüştüreceğini tam olarak kontrol edebiliyordu. Vücudunun yarısı simdi normal bir insan gibiydi. Dişleriyle parmağını ısırdı, hemen sıçradı ve kim bilir ne kadar zamandır orada duran kılıcın üstüne kan damlattı.

Linley`nin kanı tozla kaplı eflatun kılıcın üstüne düştü. Kanı bir sünger gibi emdi. Ayni anda…

“Ting!“ Kılıçtan net bir ses çıktı ve kılıç titremeye başladı.

Üstünü kaplayan bütün tozlar uçuştu ve ayni anda kılıcın üstünü tuhaf, kanlı bir hava kapladı. Sanki etrafından taze kanlar akıyordu.

“Sahibi olmayan bir eşya.“ Olanları görünce Doehring Cowart biraz şaşkınlıkla karışık memnun bir hal aldı.

Çok iyi biliyordu ki şayet kılıcın sahibi olsaydı, Linley için hiç umut olmazdı. Fakat sahibi yoksa gelecekte Linley`nin inanılmaz kullanışlı bir kılıcı olacaktı.

“Linley, çabuk kılıcı çıkar ve hemen bu yerden ayrıl!“

“Anlaşıldı.“

Linley bir kez daha zıpladı ve kılıca bütün gücüyle asıldı. “Shrrrrring!“ Acık bir çınlama sesiyle olduğu yerden çıkardı.

Az önce, kılıç Linley`nin kanını emdiğinde, Linley hemen bunun esnek bir kılıç olduğunu anlamıştı!

Fakat savaş qi`si, büyü gücü veya herhangi bir tür güç uygulayınca, anında katı, sağlam bir hal alıyordu. Esnek veya katı olabiliyordu!

Kılıcı Çektikten sonra Linley yere indi. Bir bilek hareketiyle kılıcı bir kemer gibi belinin etrafına sardı.

“Bebe. Gidelim!“

Bir eliyle çantasını kaptığı gibi tünelin çıkısına koştu. Ayni anda da bir kez daha bütün vücudunu pullarla kaplamaya başladı. Bebe`de hemen omuzuna sıçradı.

Ejder­formunda ancak sekizinci seviyenin başlarında bir savaşçının gücüne sahipti. Fakat hız konusunda sekizinci seviyedeki hızlı savaşçılarla bile yarışırdı.

“Yedinci seviye Süpersonik!“ Linley hemen rüzgâr stili destek büyüsünü yaptı.

Yedinci seviyedeki süpersonik büyüsü dördüncü seviyede ki bir savaşçının hızını üçe katlayabiliyordu. Ama Linley`nin şuan ki hızı zaten aşırı fazlaydı ve Süpersonikle desteklenince bile bütün hızı ancak %50 arttı.

Fakat %50 bile korkunç bir artıştı.

……

Beyaz sis Sisli Vadinin üstünde süzülmeye devam ediyordu. Önceden havada yuvarlak çizen ucan ejderlerin ise az bir kısmı havadaydı ve çoğu yere inmişti. Yine de hiç şüphesiz hepsi küçük tepeden uzakta duruyorlardı.

O tepeyle kapatılmış tünel yasaklı bölgeydi.

Ejderler hala günler önce acınası bir şekilde içeri giren insani hatırlıyordu. Muhtemelen çoktan ölmüştü.

“Whoosh!”

Aniden siyah bulanık bir şey tünelden gökyüzüne bir roket gibi fırladı.

“O da ne?“ Bu, yüzden fazla ejder insan büyüklüğündeki bulanıklığı fark etmişti.

Sekizinci seviyedeki hızlı bir savaşçı ayni seviyedeki devasa ejderlerin hızına kesinlikle erişebilirdi. Ve simdi, Linley Süpersonik büyüsünü de kullanıyordu. %50 artmış hızıyla, şuan dokuzuncu seviyedeki savaşçılara denkti. Bebe ile karşılaştırılınca bile çok yavaş sayılmazdı.

“Rawr!!“

Bütün ejderler bir anda öfkeyle kükremeye başladı.

Zavallı bir insan ejderlerin bölgesine girmeye mi cesaret etmişti? Ejderler birbiri ardına kanatlarını açtı. Havalanıp Linley`nin pesine takıldılar. Fakat Linley`nin şuan ki hızı çok yüksekti. Ateş Ejderlerinin en büyüğü bile Linley`nin git gide uzaklaşmasını izlemekten başka bir şey yapamadı. Kısa bur sure içinde Linley onları atlatıp, görüşlerinden kayboldu.

Havada kıvrılan en büyük Ateş Ejderi düşünceli, kafası karışmış bir şekilde; “O insana benzemiyordu.“ dedi.

Linley`i yakalayamamış olsa da, bu yaratığın insan seklinde vücudu pullarla kaplı bir sey olduğunu görmüştü.

“İnsan seklinde bir büyülü yaratık mı?“ Ateş Ejderi merak içindeydi.

…..

Yer altı mağarasında, platformun üstünde, birbiriyle kesişen sayısız çizgi ve büyü deseni parlamaya başladı. Her bir çizginin içinde sanki parlayan gümüşler vardı. Yavaşça… bütün büyü formasyonu parlamaya başladı. O kadar parlak ki insanın gözünü acıtırdı.

“Boom!”

Büyük bir gümbürdeme sesiyle büyü formasyonunun parlaklığı daha da arttı. Gümbürdeme sesleri git gide daha da sıklaşmaya başladı. “Boom!” “Boom!” “Boom!” “Boom!” Davul sesleri gibi gümbürdemeler devam etti ve formasyon parlamasını sürdürdü.

“KRAK!“ Bilenmeyen bir materyalden yapılmış siyah platform, aniden çıtırdadı ve üstünde üç tane çatlak oluştu.


…………………..

Yorum Yap "CD5.2 – Dört Yüksek Âlem"