Otto Von Bismark Günceli

CD5.12 – Öfke

Eylül 20, 2016


Debs klanının özel bahçesinde, Alice ve Kalan oturmuş evlilik planları yapıyorlardı.

“Alice.“ Kalan`ın yüzü gülücüklerle doluydu. “Babamla çoktan konuştum. Nişan merasimimiz 18 Haziran’da olacak ve asıl düğünümüz ise 1 Ocak’ta olacak. Ayni zamanda da Yulan Festivalinin olduğu gün.“

Alice`in yüzünde de bir gülücük oluştu.

“Önümüzdeki yil Yulan Takvimi 10000 olacak değil mi? Yulan Festivalinin 10000. Yılında evlenmemiz çok harika olacak.“ Konuştukça daha da mutlu bir ha alıyordu. Alice`in gözleri parlıyordu.

Alice`i bu kadar mutlu görünce Kalan’ı bir tatmin duygusu sardı.

“Alice, acele ette bunu babanla konuş artık babanla. Bana bir ziyaretçi listesi vermen lazım ki ayarlamaları en kısa surede yapabileyim.“

“Tamam.“

Kalan nazikçe, içinden geldiği gibi Alice`in yumuşak saçını okşadı.

Fakat klanının içinde bulunduğu çıkmazı düşününce kalbini yine bir öfke sardı. Alice ile olan ilişkileri daha yeni başlamışken, Debs klanı hiç almadığı kadar büyük bir darbe almıştı. Dawson Şirketleri onları kir kenara fırlatmıştı!

Klanının şu anki başarısı ve zaferleri hiç suplesiz ki Dawson Şirketlerine bağlıydı.

Fakat sonra, gecen Aralık, Dawson Şirketleri halka, Debs klanı ile olan ilişkilerini bitirdiğini açıkladı. Dahası Fenlai şehrindeki bütün ticari birlik ve klanları arayarak Debs klanının yerini dolduracak bir ortak aradığını söyledi.

Ek olarak…

Dawson Şirketlerini hareketleri bunla kalmadı. Debs Klanının ticari aktivitelerini bile bastırmaya başladı. Artık Debs Klanın yaptığı her iste zarara uğruyordu.

“Neden Dawson Şirketleri klanımın üstüne bu kadar geliyor? Debs Klanı Dawson Şirketlerini kızdıracak bir şey yapmadaki.“ Kalan’ın canı aşırı sıkkındı. Klanın varisi ve bir sonraki lideri olarak bu olaylarla yakından ilgileniyordu.

Bu olayların hemen Kalan ile Alice`in ilişkisinin başlamasından sonra olması nedeniyle, klanın bazı, üyeleri Alice`in kötü şans getirdiğini söylemeye başlamıştı.

Yoksa bu kadar yıldır yan yana çalıştıkları Dawson Şirketleri ne diye onlardan ayrılsın?

Neyse ki onca yıldan sonra Debs klanı koca bir servet biriktirmişti. Kayıpları fazla olsa da Debs klanının temelleri hala sağlamdı. Fakat Debs klanının lideri farkındaydı ki, belirsiz nedenlerden dolayı Dawson Şirketleri onların işlerini bastırıyordu. Bu nedenle Debs klanın yaptığı bütün işlerden umudunu kaybetmeye başlamıştı. Sonuçta kim devasa behemoth, Dawson Şirketlerini kızdırmaya cesaret edebilirdi ki.

Bu yüzden Debs klanının tek seçeneği başka, belli bir yolu izlemekti.

Kalan kafasını sallayıp, bu düşünceleri bir kenara attı ve gülerek Alice`e baktı. “Alice, duydum ki dün Proulx Galerisi inanılmaz bir eser sergilemeye başlamış. Büyük­usta seviyesindeymiş. Bir sürü insan bakmaya gitti. Bizde gidelim mi?“

Alice de zaten canı sıkkın hissediyordu. “Pekâlâ.“

…..

Kalan ve Alice Proulx Galerisine giden bir vagondaydı.

“Bu heykelin epey sıra dışı olduğu söyleniyor. Son günlerde düğün ve nişanımızı ayarlamakla çok meşguldüm, bakma fırsatım olmadı.“ Kalan vagondan ilk çıkan oldu ve nazikçe Alice`in çıkmasına yardım etti.

Yan yana Proulx Galerisine yürüdüler.

“Büyük kardeş Kalan, baksana bütün su insanlara!“ gösterirken Alice`in gözleri parlıyordu. Fakat buna rağmen ustaların salonunda her şey gayet düzenleydi; bir kapıdan giriş yapılıyor ve diğerinden çıkılıyordu. Her kişinin üç dakikalık bakma hakkı vardı.

Üç dakika sonra içerideki insanlar çıkmaya zorlanıyordu. Eğer tekrar bakmak istiyorlarsa…

İyi! Git tekrar sıraya gir!

“Ne kadar uzun bir sıra.“ Kalan`da şaşırdı. Bu kadar yıllar boyunca Proulx Galerisini hiç bu kadar kalabalık görmemişti.

Kalan ve Alice kurallara uyarak yirmi dakikaya yakın sırada beklediler. Sonra sıraları gelince geniş bir grupla beraber ustaların salonuna girdiler. Anında hepsi öne doğru koştu.

Doğal olarak Kalan ve Alice`de merakla öne koştu.

Fakat tam Alice heykeli gördüğünde sanki yıldırım çarpmış gibi dondu kaldı. Ayakta durmuş devasa heykele bakıyordu. Bu beş tane tertemiz şekilde oyulmuş kadın figürü; her biri kendi emsalsiz aurasina sahipti.

Diğerleri `Rüyadan Uyanış` heykeliyle ne anlatılmak isteğinin düşüncelerine dalmıştı.

Fakat Alice heykeli gördüğünde, hafızasın da bir anda Linley ile geçirdiği anıları dolanmaya başladı.

İlk kez çaresizlik içindeyken Linley`nin gelişi.

Balkonun köşesinde ikisinin saklanıp bütün gece muhabbet edişi…

….

Anılar birbiri ardına zihninde canlandı. Alice`in dili tutulmuştu. Bu ünlü Büyük­ustanın `Rüyadan Uyanış` heykelinde konu olarak kendisini seçtiğinden haberi yoktu.

“Lin…Linley…“ Alice`in şu anki duyguları karmakarışıktı.

Yandaki bilgilendirme yazısına baktı.

“Heykeltıraşın ismi `Linley`. Bu yıl on yedi yaşında. Ernst Enstitüsünden yedinci seviye dual­element magus olarak mezun oldu. Bu gün, bu yaşta, hiç şüphesiz Yulan kıtasının bir numaralı dâhisi. Hatta Yulan tarihinin tamamına bile baksak hala ikinci sırada olan bir dahi.“

“Fakat Linley sadece dahi bir büyücü değil. Heykeltıraşlık alanında da inanılmaz bir başarıya imza attı. On yedi yaşında da olsa bu `Rüyadan Uyanış` heykeli…“

Alice yazıyı okuyunca şaşkınlığı bir kat daha arttı.

“Bu Linley. Gerçekten de Linley.“ Alice hala hayretleri içinde, inanamayarak yazıya bakıyordu. “Dual­element magus yedinci seviye? Çoktan yedinci seviyeye mi çıktı? Fakat… fakat sadece geçen sene beşinci seviyeydi.“

Alice ayrılmalarından önce Linley`nin altıncı seviye olduğundan haberi yoktu. Çünkü… Linley`nin bu haberi ona

verme fırsatı olmamıştı.

“Rüyadan Uyanış? Bu heykelin ismi Rüyadan Uyanış mı?“ Heykele bakarken, özelliklede sonda duran zalim görünüşlü figüre, Alice Linley`nin neden bu heykele `Rüyadan Uyanış` dediğini anlamıştı.

“Rüyayı gören… uyandı demek?“ Alice`in kafası karmakarışıktı.

Kalbinde Linley`e özel bir yer ayırmıştı ve gerçekten ona değer veriyordu. Ama bu heykelin isminin Rüyadan Uyanış olduğunu görünce, aniden sanki bir şeyler kalbinden yok olmuştu.

Kaldırması gerçekten zor bir duygu…

Alice yanında Kala’nın ellerini yumruk yapmış, suratında kötü bir ifadeyle durduğunu fark etti. Damarları tamamen dışarı atmış yüzünde çirkin bir ifade vardı. Sanki öldürücü bir bakışla heykele dik dik bakıyordu.

“Kalan!“ Alice endişeli bir tonda seslendi.

Fakat Kalan hiç aldırmadı.

“Liney çok… çok ileri gittin.“ Kalan öfkeyle dolmuş, taşıyordu. Geçmişte Kalan Linley’e karşı biraz kibar davranmıştı. Fakat kalbinde hep Linley`i hor görmüştü. Kendisine göre Linley ne kadar çalışırsa çalışsın ona yetişemezdi.

Sonuçta klanı devasa savaş makine Dawson Şirketlerini yanına almıştı.

Fakat simdi sadece beş ay içinde?

Debs Klanı Dawson Şirketleri tarafından bir kenara atılmıştı ve Linley? Durduk yere yedinci seviye dual­ element magus olarak ortaya çıkmıştı. Dahası cağın bir numaralı dâhisi olarak görülüyordu.

Bütün Yulan tarihinde bile ondan azcık daha iyi sadece bir kişi vardı.

“On yedi yaşında yedinci seviye büyücü ve Büyük­usta seviyesine yakın bir heykeltıraş.“ Kalan aniden üstünde devasa bir baskı hissetti.

Önünde ki kişi basitçe inanılmazdı.

Fakat kısa sure sonra geriye kalan tek şey öfkeydi. Sinirsiz öfke.

Çünkü heykelin ilham kaynağı nişanlısıydı.

“Hey, bakın. Su kadın heykeldekine benzemiyor mu?“ Aniden ustaların salonunda bir ses duyuldu. Hemen 10’dan fazla kafa dönüp Alice`e baktı. Salon bir anda karisti ve dedikodular havada uçuşmaya başladı.

Linley`nin heykeltıraşlık yeteneği harikaydı. Alice`in zarafet ve cazibesini tamamen yansıtmıştı.

İlk bakışlarında bile, oradaki izleyicilerin kapıldığı his… önlerindeki kızın Rüyadan Uyanışta ki kıza aşırı benzemesi oldu. Hatta bunun tamamen aynı kişi olduğunu bile varsaymaya başladılar. O emsalsiz bakış. Hafif keskin, eğimli burun.

“Hanımefendi, acaba Usta Linley ile olan ilişkinizi sorabilir miyim?“ Saçlarının tamamı beyazlamış, yaşı 100`u geçmiş yaşlı bir adam merakla Alice`e sordu.

Heykeltıraşlık alanında Linley çoktan ustalık seviyesine çıkmıştı.

Linley`nin heykeltıraşlık yeteneği bu onlarca yıllık veya asırlık heykeltıraş tecrübesi olan insanları övgüyle yere kapandıracak kadar iyiydi. Saygıyla ona `Usta` diye hitap etmek kalplerinden gelen bir şeydi. Bu yaşlı adamın yüz yılı aşkın heykel değerlendirme tecrübesi, ona Linley’nin bu taşa oyduğu kadınla büyük ihtimalle çalkantılı bir aşk yaşadığını söylüyordu.

Alice tuhaf hissetmeye başladı ve elinde olmadan dönüp Kalan`a bakmaya başladı.

“Oh, Kalan, sizde buradasınız.“ Yaşlı adam Kalan`a baktı. Yaşının verdiği tecrübe sayesinde bir tilki gibi kurnazdı ve doğal olarak Kalan ile Alice`in ilişkisinin basit bir şey olmadığını söyleyebilirdi. “Kalan, kim bu genç hanım?“

Kalan cok mutsuz hissetse de, yine saygıyla eğildi ve “Saygıdeğer Dük Berner, bu Bayan Alice, benim nişanlım.“

“Nişanlı?“ Dük Berner Kalan ile Alice`e anlamlı bir bakış attı ve gülümsedi. Başka bir şey demedi.

….

Alice`i elinden çekerek sanki hayatını kurtarmak için kaçıyormuş gibi Kalan Debs klanına döndü.

Debs klanının lideri, Kalan`ın babası, inanamayan bir şekilde oğluna bakıyordu. “Az önce ne dedin sen? Proulx Galerisinde gösterilen heykelin ilham kaynağı Alice mi?“

Bernard genelde oğlunu çok kayıran biriydi.

Alice ile evleneceklerini söylediğinde Bernard itiraz etmemişti. Fakat oğlu Alice ile ilişkilerini kesinleştirmeye karar verdikten bir kaç gün sonra Dawson Şirketleri aniden, ortada hiç bir neden yokken Debs klanı ile olan bağlarını koparmıştı. Bu olay yüzünden Bernard sürekli Dawson Şirketlerinin üst yönetimine görüşmek için yalvarıyordu.

Gecen bu bir kaç ay içerisinde Bernard bu olayla meşgul olduğundan, Proulx Galerisine gidip heykellere bakmaya fırsatı olmamıştı.

“Alice. İlhamı Alice mi?` Bernard `in yüzündeki ifade bir anda çirkinleşti.

Kalan kafasını salladı. “Evet, baba. Alice ile ben henüz resmi olarak nişanlanmış olmasak ta, nişanlandığımızda Alice resmi olarak Kutsal Başkentteki pek çok asile tanıtılacak. Linley`nin Rüyadan Uyanış heykeli bizi kesinlikle alay konusu haline getirecek.“

Bernard bir süre sessiz kaldı ve sonra somurtarak sordu, “Ne kadar kötü? Bu heykelde utanç verici veya küçük düşürücü bir şey var mı?“

“Baba, geçmişte Linley ve Alice kısa bir süre…“ Kalan net olmayan bir şekilde açıklama yaptı. Ve bu heykelde Linley ile Alice`in ilişkisi hakkında.“

Bernard artık konuşmuyordu. Sadece kesintisiz somurtuyordu.

Bir süre sonra, “Kalan, Alice`den vazgeçmeni istesem, razı olur musun?“ Kalan kararlı bir şekilde kafasını salladı. Sonuçta sadece on sekiz yaşındaydı.

“Alice konusunda endişelenme. Bu konuyla ben ilgilenirim. Sen kafanı takma.“

Kalan dişlerini sıktı. Babasına bakarak, “Baba, Linley benle Alice`in beraber olmasından kesinlikle mutsuz. Dahası Linley`nin potansiyeli çok büyük. Sanırım… belki de Linley`i öldürmenin yollarını aramalıyız?“


……………………..

Yorum Yap "CD5.12 – Öfke"