Dünyanın Oluşumu Günceli

CD5.1 – Gizemli Büyü Formasyonu

Eylül 20, 2016


Linley vücudunun geçmiştekinden daha güçlü olduğunu hissedebiliyordu. Önceden vücudu dördüncü seviye bir savaşçıydı fakat şuan aniden altıncı seviyeye ulaşmıştı. Bu Ejderkan Savaşçılarının soyundan gelen bir şeydi. Çektiği acıyı düşününce Linley yeniden titremeye başladı.

“Linley, Ejder­formunu test et bakalım.“ Doehring Cowart meraklı bir şekilde söyledi.

“Patron, göster gücünü!“ Bebe de heyecanlanmıştı.

Linley hafifçe kafasını salladı. Kendisi de şuan Ejder­formunu alınca vücudunun ne kadar güçleneceğini merak ediyordu. Hemen Linley enerji merkezindeki kristalimsi oluşumda tuttuğu Ejderkan Savaş Qi`sini harekete geçirdi. Aniden…

Siyah sıvı enerji merkezinden dalgalar halinde kollarını, bacaklarına, kemiklerine, tüm vücuduna yayıldı.

“Rrrrrgh.” Derin bir hırıltı çıkardı.

Yoğun bir şekilde küçük siyah pulların derisinin üstüne çıkısını izledi ve ayni zamanda arkasında bir sıra dizilmiş çiviler oluştu, uzun, demir bir kırbaç gibi kuyruğu ortaya çıktı.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`e göre Linley`nin omurgasında ki çiviler daha az sayıdaydı ve daha kısaydı.

“Vücudum sınırsız bir güçle dolmuş gibi hissediyorum.“ Linley heyecanlanmaya başladı. Aşırı güçlü hissediyordu. Yulan kıtasında ki dört Yüce Savaşçıdan biri, Ejderkan Savaşçısı. Daha bu yola yeni girmişti ama şimdiden devasa bir güce sahip olmuştu.

Yüce Savaşçılar gerçekten de isminin hakkini veriyordu.

“Şuan sahip olduğum güç insan formundan onlarca defa daha güçlü olmalı.“ Linley pullarla kaplı kollarını ileri uzattı ve ellerine baktı. Tırnakları bir bıçak kadar keskin olmuştu.

Aniden yere güçlü bir şekilde vurarak zıpladı…

Hizla yayılan bir alev gibi dümdüz mağaranın içine koştu ve duvarina sağlam bir darbe indirdi. Yerleri sarsan bir sesle mağara duvarlarından taslar düşmeye başladı. Kolu tamamen duvarı kesip içine girmişti ve Linley sanki kolunu çamura sokuyormuş gibi hissetmişti.

Ne kadar inanılmaz bir güç.

“Harrgh!” Heyecanlı bir şekilde bağırdı. Duvara iki tane tekme attı, orada bir oyuk oluşturdu. Artık tavandan da taslar düşmeye başlamıştı.

Yere bir tekme daha attı ve kendisi havalandı…

Sonra havdayken mağaranın tavanına iki yumruğuyla ayni anda sağlam bir darbe indirdi.

“Bam!“ mağaranın tavanı bir kaplumbağanın kabuğu gibi çatladı ve tavandan devasa kayalar yağmaya başladı. Fakat Linley en ufak bir şekilde korkmuyordu. Bu kayalar vücuduna çarpsa da en ufak bir zarar

veremezdi. Vücudunu koruyan siyah pullar, kullandığı Toprak­koruma büyüsünün yeşim­zırhından bile daha dayanıklıydı.

“Swish!” “Swish!” “Swish!”

Linley`nin vücudu anında siyah bir bulanıklığa dönüştü. Bazen yere iniyor, bazen havaya kalkıyordu. Bazen bütün gücüyle duvarlara sağlam tekmeler indiriyor, bazen acımasız bir şekilde yumruklarıyla tavanı bombardıman ediyordu. Vücuduna düşen taslardan hiç kaçmıyordu.

Bir sure sonra…

Linley yere indi ve direkt olarak tünelin girişine zıpladı.

“Büyükbaba Doehring, ne diyorsun bakalım?“

Çoğu insan bir suru test yapmadan bir savaşçının gücünü anlamakta zorlanırdı. En az Linley bu değerlendirmeye yapacak yeteneğe sahip değildi. Fakat son derece tecrübeli Doehring Cowart, şuan ortaya koyduğu yıkıcı güce bakarak bu değerlendirmeyi yapabilirdi.

“Sadece güce bakarak… Sekizinci seviye bir savaşçı olma sınırını geçmiş sayılırsın.“ Doehring Cowart tam emin olamıyordu. “Fakat hareket hızın çok fazla. Belki de Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in hızını almışsındır. Hızın sekizinci seviyedeki çevik savaşçılarla ayni seviyede. Defansif özelliklerine gelirsek, o konuda bir sey görmediğim için şuan konuşamam.“

Linley hafifçe kafasını salladı.

Bu dönüşümün Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`le bir çeşit alakası olduğunu biliyordu. Bu yüzden pek çok yönden Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`e benzemesi tuhaf gelmiyordu.

“Klanımızdaki Ejderkan savaşçıları ne kadar güçlenirse, formlar arasındaki güç farkı da o kadar azalıyor. Şuanda ben altıncı seviyeyim bu yüzden Ejder­formum sekizinci seviyenin başlarına kadar varabiliyor. Okuduğum kitaba göre Ejderkan Savaşçısı insan formunda dokuzuncu seviyenin başına vardı mı, ejder­formu aziz­seviyenin başlarına ulaşabiliyor. Fakat insan formu aziz­seviyesine çıktımı, ejder­formu hala aziz seviyesinde oluyor. Yine de savaş gücü bir şekilde daha fazla oluyor.“

Linley Ejder­formları hakkında epey keskin bilgilere sahipti.

Ejder­formunu almalarının nedeni; baslarda normal bir insanın damarlarında ki Ejderkan`dan gelen gücü kontrol edememesiydi. Ancak Ejder­formunu alınca bu güce hakim olabilirdi.

Fakat bir kez aziz­seviyesine çıktı mı ve Ejderkan gücünde olgunlaşıp, ustalaştı mı, iste o zaman Ejder­formu ile insan formu arasındaki güç farkı epey azalıyordu.

“Linley. Git su cesetleri bir kolaçan et. Birinde aziz seviye büyü özütü diğerinde de dokuzuncu seviye büyü özütü olmalı.“ Doehring Cowart hemen uyardı.

Linley`nin kalbi aniden tekledi.

Dokuzuncu ve aziz seviye büyü özütleri?

Linley dokuzuncu seviye büyülü yaratıkların özütlerinin bes milyon civarı gibi astronomik bir meblağ ettiğini biliyordu. Fenlai şehrinde epey büyükçe bir klanın tüm değeri bu civardaydı.

Ya aziz­seviye bir büyülü yaratığın özütü? Bu paha biçilemez bir hazineydi.

“Doğru.“ Ejder­formundayken hemen Aziz­seviye Mor Dövmeli Ayinin cesetline koştu. Çünkü Linley duvarlara ve tavana o kadar hasar vermişti ki ayinin cesedi bile taşların altına gömülmüştü.

Siyah pullarla kaplı kolunu bir salladı ve on büyük kaya parçasını bir köseye fırlattı. Ayinin gövdesi ve kafası ortaya cikti.

Bıçak gibi keskin iki pençesini kullanıp, direkt ayinin kürküne saldirdi.

“Hıııı!“ Linley bütün gücüyle saldırıyordu ama aziz­seviye Mor Dövmeli Ayinin Kürkü en ufak hasar almıyordu.

“Linley, bu aziz seviye bir yaratık. Sense Ejder­formunda bile sekizinci seviye bir savaşçısın. Bunu tek başına başarmana imkan yok.“ Doehring Cowart kahkaha atıyordu.

Linley bu gerçeği kabul etmekte zorlanıyordu.

“Fakat Linley, bak ayinin vücudunda pek çok keskin çiviler var. Gerçekten keskin çiviler. Gerçi su anki yeteneğinle, bu dikenleri de kullanarak açmana imkan yok. Fakat Mor Dövmeli Ayinin gözlerine çok yakın bir yerde bir diken daha var. Tek yapman gereken onu çıkarmak. Sonrada pençelerini o yaradan içeri sok ve kazmaya basla. En azından bu yolla aziz­seviye büyü özütünü alabileceğine eminim.“

Devasa Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm için bunlar birer küçük dikenden başka bir şey değildi.

Fakat cok daha küçük Linley için, uzunlukları 20 cm olan devasa matkaplar gibiydi. Gözün yanındaki dikeni çıkarınca ortaya devasa bir yara çıktı. Bu yaradan içeri girerek büyü özütüne ulaşmak Linley için cok da zor olmamalıydı.

Sonuçta Aziz­seviye bir yaratığın kürkü ne kadar sağlam olursa olsun, beyni ve organları o kadar dayanıklı olamazdı.

Tüm gücünü kullanarak Linley dikeni çekti çıkardı ve pullarla kaplı kolunu yaradan içeri uzatıp kazıya başladı. Mor Dövmeli Ayinin kafası gerçekten çok büyüktü, Bir metreden daha uzundu. Linley büyü özütünü alabilmek için kolunun dirsekten fazlasını içeri sokmak zorunda kalmıştı.

Aziz­seviye büyü özütü hala kanlarla kaplıydı.

Siyah, yumruk büyüklüğünde bir büyü özütü.

“Bunda zerre ‘karanlık­stili’ aurası yok.“ Linley sasırdı. Eğer elindekinin yumruk büyüklüğünde bir büyü özütü olduğunu biliyor olmasaydı, anlamasına imkan yoktu.

Doehring Cowart hemen açıkladı:“Aziz­seviye büyülü yaratıkların büyü özütlerindeki enerji yüksek derecede yoğun ve saklanmıştır. Doğrusu dokuzuncu seviyedekilerinin de büyü özütleri de ondan çok farklı değil.“

“Aziz­seviye bir yaratığın bütün vücudu hazine sayılır. Örneğin bu aziz­seviye yaratığın bacak kemikleri kesinlikle aşırı derecede dayanıklıdır.“ Doehring Cowart bir ic geçirdi. ‘‘Ne yazık ki sende, bunun kürkünü geçip ona ulaşacak güç yok.’’

Linley de çaresizce kafa salladı.

Aziz­seviye Mor Dövmeli Ayinin cesedi de aşırı büyüktü ve onu geri götürmesine imkân yoktu.

“Ne kadar yazık.“ Bebe`de yandan seslendi.

Linley kıkırdayarak, “Zaten epey kârdayız. Büyülü yaratıkların en değerli kısmı büyü özütleri. Aziz­seviye büyülü yaratıklarda da bu ayni. Bu gerçekten paha biçilemez bir parça. Aldıklarımdan zaten yeterince memnunum. Dahası dokuzuncu seviye ejder kristaline de sahibim.“ Linley gülerek Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in cesedine yürüdü.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in kafasinda büyük bir yara vardı. Ejder kristalini bulmak zor olmayacaktı.

“Eh?“

Belli bir sure Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in kafasında arama yaptıktan sonra Linley hiçbir sey bulamamıştı. Bu Linley`nin şüphelenmesine neden oldu.

“Neden burada ejder kristali yok? Nasıl bir tuhaflık bu?“ Linley somurttu.

“İmkânsız. Büyü özütü olmayan bir büyülü yaratık olamaz. Bu Ejder kesinlikle bir tane ejder kristaline sahipti. Öldükten sonrada yok olmasına imkan yok.“ Doehring Cowart`ta buna inanamıyordu.

Fakat aniden Linley`nin aklına bir sey geldi…

Orada çılgına dönmüş ejderin kanını içerken, buz gibi soğuk bir seyi midesine indirmişti. Fakat o an o kadar kendini kaybetmişti ki buna hiç dikkat etmemişti. Ve sonra Mavi­kalp otu yediğinde vücudunun o bölgesi hariç geri kalanındaki acı dinmişti.

“Imkani yok… o ejder kristali miydi?“ Linley kendi kendine düşünüyordu.

Hala o soğuk nesnenin boğazından aşağı geçişini hatırlıyordu.

“Ejder kristalini mi yedim? Bu… bu nasıl olabilir? Gizli Ejderkan Öğretisinde sadece ejderin kanını içmekten

bahsediyorlar. Büyü özütünü de yemek de ise yarıyor mu yani?“ Linley`nin neler olup bittiği konusunda hic bir fikri yoktu. Fakat ne olursa olsun, görünüşe göre büyü özütünü yutmuştu ve suan hiçbir kötü yan etkisi yoktu.

Linley kıkırdadı.

“Yediğim sadece ejder kristali olsa iyi. Ayni zamanda beş milyonu da yedim.“ Bir iç çekti.

“Patron. Ba, ba, bak!“ Bebe`nin heyecanlı sesi duyuldu.

Linley, tas yığınının yanında durmakta olan Bebe`ye baktı. Aval aval tavana bakıyordu. Linley hemen tünelden çıktı ve o da mağaranın tavanına baktı.

“….o da ne?“

Mağaranın tavanında, geniş, yuvarlak, siyah bir platform ortaya çıkmıştı. Bu siyah yuvarlak platform tavana monte edilmişti ve şuan bile büyük bir kısmı hala taşın içindeydi. Açıkça… Linley`nin az önceki tavana yaptığı vahşi saldırıları o kadar cok tas düşürmüştü ki, platform ortaya çıkmıştı.

Linley platformu görünce cok şaşırmadı. Onu asil şaşırtan…

Siyah platformun üstünde inanılmaz karmaşık bir büyü damgası vardı. Aşırı karmaşık desenlere sahip bir suru büyü çizimi vardı. Acık bir şekilde siyah platformun üstünde bir cesit büyü dizilimi vardı fakat Linley şimdiye kadar hiç bu kadar karmaşık bir büyü dizilimi görmemişti.

Eğer biri Ernst Enstitüsünün kapısındaki büyü dizilimini tarif edecek olsaydı `rüzgâr kılıcı` derdi. Ama bu gizemli büyü formasyonu ancak `Mahveden Fırtına` ile açıklanabilirdi.

Özelliklede, siyah platformun tam ortasında saplanmış, durmakta olan, eflatunla kaplanmış bir kılıç vardı.

“Bu büyü formasyonu… nasıl mümkün olabilir?“ Doehring Cowart`ta Linley`nin yanında ortaya çıktı. Kafasını kaldırıp baktı ve “İmkânsız. Nasıl böyle bir büyü formasyonu burada olabilir ve bir de odağında tuhaf bir kılıç var.“

Geçmişte hep sakin ve kendi halinde olan Doehring Cowart bile tamamen şoktaydı. Bu bin kusur yıllık hayatında böyle korkunç bir büyü formasyonu hic görmemişti. Şuanda her ne kadar bu büyü formasyonu aktif olmasa da, nasıl bir güç taşıdığını söyleyebilirdi.

“Büyükbaba Doehring, bu büyü formasyonu gerçekten o kadar güçlü mü?“


Doehring Cowart Linley`e bakti. “Cok mu güçlü? Bunu tarif etmek için güçlü kelimesi bile yetersiz kalır. Bu büyü formasyonunun gücü herhangi bir yasak büyüden bile fazla. Sen söyle güçlü mü? Bütün hayatim boyunca bu kadar karmaşık, bu kadar güçlü bir büyü formasyonu hiç görmedim. Ve dahası kendi sağladığı gücün yanında tuhaf bir kılıçtan da enerji alıyor. Acaba ne bunun yaratıcısına bu formasyonun yeterince harika olmadığını düşündürdü?“

Yorum Yap "CD5.1 – Gizemli Büyü Formasyonu"