Kilimanjaro Günceli

CD4.9 – Kırılmalar

Eylül 20, 2016


“Majesteleri?“ Linley hemen o tarafa baktı.

Kral göz kamaştırıcı altın zırhının içinde, uzun boylu kaslı, orta yaşlarında bir adamdı. Saçları aslan yelesi gibi gürdü. Sadece Fenlai şehrinin kralı olmakla kalmıyor, ayni zamanda da dokuzuncu seviye savaşçıydı. Gerçekten etkileyici biriydi.

Fenlai şehrinin bir vatandaşı olarak, Linley uzun zaman önce Fenlai`nin gururu, efsanevi `Altın Aslan`, Clayde`yi duymuştu. Bir krallığın, kral olarak böyle güçlü birine sahip olması ülkenin vatandaşları için inanılmaz gurur verici bir şeydi.

Işığın Tapınağının önündeki alanda, yüz binin üstünde insan toplanmış, izliyordu. Melek heykelinin önünde; Kutsal İmparator, kardinaller, beyaz­giysili adamlar ve Işığın Tapınağının koruma şövalyeleri sessizce duruyordu. Hic şüphesiz ki bu insanlar içinde en cok dikkat ceken kişi Kutsal İmparator’un ta kendisiydi.

Altı krallığın kraliyet klanlarının üyeleri ve çeşitli düklüklerden gelen düklerde onlar gibi ses çıkarmadan izliyordu.

Aniden.

Kutsal İmparatoru merkeze alan, saf bir ışık dalgası dalgalanmaya başladı ve yayılarak bütün alanı sardı. Bütün meydan sessizleşti ve herkesin yüzünde huzur dolu bir gülücük oluştu, sanki kalpleri ve zihinleri durulmuş gibiydi.

“Yüz binin üstünde insani etkileyecek bir ışığı bu kadar kolay yayabilmesi, gerçekten dehşet verici bir güç!“ Bir büyücü olarak Linley, kendisi de Kutsal İmparatorun ne kadar güçlü olduğunu söyleyebilirdi.

Meydan o kadar sessizleşmişti ki rüzgârın sesi bile duyuluyordu.

“Yüce Lord aşkına!“ Kutsal imparator sessizce konuştu ama sesi sanki herkesin ruhunu delip geçti.

Meydanda ki herkes Kutsal İmparatordan yayılan o heybetli varlığı hissedebiliyordu. Linley`nin de bu baskı karşısında hic sansi yoktu ve itaatkâr bir sekilde boyun eğdi. Kutsal imparatorun yaydigi bu inanılmaz enerjinin gücü Wushan Şehrinin üstünde savaşmış iki Aziz­seviye dövüşçüden veya siyah ejderden daha dehşet vericiydi.

Böyle bır enerjiye sahip olunca başkalarını bir sey yapmaya zorlamanıza bile gerek kalmazdı. İnsanların bizzat kendi ruhları ona tapmasına, hürmet göstermesine neden olurdu.

Bu bir tanrının varlığıydı.

Bu meydanda, Kutsal İmparator hariç herkes, yüz bin kişi dahil, kardinaller ve krallar, hepsi Kutsal İmparatoru dinlemek için saygılı bir sekilde eğilmişti.

“Tanrı’nın sevgisi, nezaketi ve cömertliği üzerinizde olsun.“

Kutsal İmparatorun sesi hic de yüksek değildi, ama sanki yeri göğü sallıyordu.

Aniden sayısız ışık deseni Işığın Tapınağının zirvesinden yayılmaya başladı ve çevresindeki herkese isik banyosu yaptırdı. Herkes kalplerinin giderek sakinleştiğini hissediyor, vücutları hic olmadığı kadar rahat bir hal alıyordu.

Herkes ciddi ve saygılıydı.

“Tanrı sizi barış ve sevgiyle kutsasın.“

Ayni anda yüce bir aura da Kutsal İmparatorun kendisinden yayılmaya başladı. “Tanrının çocukları, günahlarınızı kabul etme zamanı. Dürüst bir sekilde düşüncelerinizde ve hareketlerinizde olan hatalarınızı yansıtıp, tövbe edin. Tanrı size acısın, sizi affetsin ve sonsuz yaşamı size bahsetsin.“

Aniden…

Bütün dünya sanki kutsal bir şarkıyla yankılanmaya başladı ve Işığın Kilisesinin taraftarları da ayni anda buna eşlik etti. Taraftarlarının eşliğiyle, sarki gokyuzunde yankılandı. Duyanların kalbi huşu ve dinginlikle doldu.

…..

İlerleyiş aşırı karışıktı. Tövbelerle başladı, Tanrının acıması ile devam etti, övgü dolu şarkılara geçti, oradan dualara geçildi ve sonra koroyu bitirmeden önce şükür cümleleri geldi.

Meydanda ki çoğu kişi Işığın Kilisesinin takipçileriydi ve Işığın tapınağından yayılan ışıkla banyo yapıyorlardı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Işığın Kilisesine inanmayan kişiler bile bu manzaradan etkilenmişti. Koronun şarkısı sonunda bittiğinde herkes uyandı. Çoktan günün ortasina gelmişlerdi.

Toplanma bittiğinde, herkes yavaşça dağılmaya basladi.

Alice ile Linley el ele tutuşmuş yürüyordu. “Büyük kardeş Linley, nasıl hissediyorsun? Rahat, değil mi?“

Fakat Linley kafasını salladı. “Atmosferden öyle etkilenmiştim ki neredeyse düzgün düşünemiyordum. Zihinsel olarak güçlü olmayan, dışardan bir şeyler ihtiyaç duyan insanlar belki de bu duygudan geçekten hoşlanmıştır. Ben hoşlanmadım. Dış faktörlerin beni etkilemesinden nefret ederim.“

Kendisi de kabul etmek zorundaydı, koro sırasında o da etkilenmişti ve o rahat, muhasır auraya kendini kaptırmıştı.

Fakat Linley kendi başına sonuna kadar savaşarak Büyülü Yaratık Sıradağlarında bıle kurtulmuş biriydi. Koro bittiği gibi hemen uyandı. Az önce ne olduğunu duşundu, korkuyla doldu. Işığın kilisesinin bastan çıkarıcı gücü gerçekten inanilmaz korkutucuydu.

“Etkilenmek? Hayır. Tanrı bizim anamız ve babamızdır. Biz hepimiz, onun çocuklarıyız ve hepimiz onun cömertlik ve sevgisiyle kutsandık. Büyük kardeş Linley, nasıl böyle bir sey düşünürsün?“ Alice bir sekilde bu konuda mutsuzdu.

Alice küçüklüğünden beri Fenlai şehrinde büyümüştü. Kutsal Başkent olarak, her yil Yulan festivalinde, Fenlai sehri böyle büyük bir toplanma düzenlerdi. Fenlai şehrinin çoğu vatandaşı Işığın Kilisesinin takipçisiydi. Alice de çocukluktan beri Işığın Kilisesine inanıyordu. Bu tarz ruhsal bir inanç kolay kolay değişebilecek bir sey değildi.

“Alice, böyle düşünemezsin. Şuan sahip olduğun yetenek ve güçleri, sen kendin çalışarak kazanmadın mı? Nasil olurda tanri bahşetmiş olur? Eger tanrı sana karsi bu kadar cömertse, neden böyle bir anne baba verdi?“ Linley Alice`in aile durumunu gayet iyi biliyordu.

Alice elinde olmadan sessizliğe gömüldü. Dik dik Linley`e bakti.

“Büyük kardeş Linley, ben simdi eve gidiyorum. Beni eve götürmene gerek yok.“ Alice hemen dönüp eve yöneldi. Linley kızgın ve boğuk bir şekilde Alice`in ayrılısını izledi. Dönüp ışığın tapınağına bakti. “Bu Işığın Kilisesi gerçekten basa bela.“

…..

Genç âşıkların kavga etmesi gayet doğal bir seydi. Bir daha ki buluşmalarında birbirlerine yine sırılsıklam asik olacaklardı. İkisi de akıllıca, dini tartışmadan kaçmış oldular. Baslarda ayda iki kez buluşuyorlardı, ilişkileri ilerledikçe bunu dört keze çıkardılar. O kadar yakınlaştılar ki beraber yatmaya bile başladılar. Ancak sadece son bariyeri hic geçmediler.

Alice`in deyisiyle “Ilk seferim evlilik gecesinde olacak.“

İkinci yil, Yulan takviminde 9998 yilinin ilk yarısında, Linley ve Alice`in ilişkilerinin zirve noktasındaydı.

Fakat her uzun ilişkide olduğu gibi bunda da küçük sorunlar vardi.

9998 Yılı, Eylül 29…

“Alice`in benden sakladığı bir sey var ve bir türlü bana söylemek istemiyor.“ Linley üç kardeşiyle beraber Fenlai sokaklarında dolaşıyordu. Son seferindeki tatsız ayrılışlarını düşünüyordu. Linley gerçekten çaresiz hissetmişti.

Alice çok farklı Sartlar altında büyümüştü ve cok farkli düşünceleri vardi. Daha da önemlisi… Alice çok bağımsız, güçlü fikirleri olan bir kızdı. Başkalarına karsı kesinlikle tavizde bulunmazdı. Linley”i en cok çaresiz bırakan sey ise Alice`in düşünceleri konusunda tam bir kapalı kutu oluşuydu.

“Üçüncü kardeş, sen ve Alice yine kavga mı ettiniz?“ Yale yandan Linley`e sataşıyordu.

George ve Reynolds ta gülmeye başladı. Reynolds Linley`nin omuzlarina vurarak, “Linley, bence bu Alice`in üstüne cok düşüyorsun. Dikkat ette ayrılarsan kendi kalbin cok incinmesin. Bana bir bak; su ana kadar ondan fazla sevgilim oldu. Fakat hayatım ne kadar rahat ve kolay!“

Linley Reynolds`a bakti ama diyecek bir sey bulamıyordu.

“Dördüncü kardeş, kelimelerine dikkat et. Üçüncü kardeş Alice`i karisi yapmayı planlıyor.“ Yale kıkırdamaya devam ediyordu. Linley`nin omuzlarını sıvazlayarak, “Fakat üçüncü kardeş, sunu söylemek zorundayım ki, bir erkek olarak, senin bekleyen bir sürü kız var. Kendini bu kadar kısıtlamana gerek yok.“

Linley güldü fakat konuşmadı.

Linley arkadaşlarıyla vedalaştı ve Dry yolundaki Alice`in evine doğru yöneldi.

“Hudd amca.“ Linley sıcak bir şekilde Alice`in evinin önündeki korumayı selamladı. Gecen bu sure zarfında, Alice ve Linley`in ilişkisi ilerlerken, korumayla da arkadaş olmuştu.

Hudd Linley`i gördüğünde güldü. “Bu Linley değil mi. Bayan Alice`i görmeye mi geldin? Ne yazık ki Bayan Alice henüz geri gelmedi. Çoktan dönmüş olması lazımdı. Neler oluyor bende bilmiyorum.“

“Henüz gelmedi mi?“ Linley durakladı.

Fakat sonra Hudd`a gülerek “O zaman ben şurada biraz bekleyeyim. Eminim ki yakında gelir.“ Linley dümdüz Alice`in evinin yanındaki bara yöneldi. Her zaman tercih ettiği şaraptan sipariş verdi ve sonra yavaşça içerek, beklemeye başladı.


…………….

Yorum Yap "CD4.9 – Kırılmalar"