Kilimanjaro Günceli

CD4.4 – Bir Heykelin Fiyatı

Eylül 20, 2016


Fenlai Şehrinin, Dry Yolunda, Alice yine iki katli evlerinin balkonunda duruyordu. Elleriyle yüzünü avuçlamış sokaktan geçenleri izliyordu.

Linley gittiğinden beri, Alice her gün buraya gelip, belki Linley geri gelir diye yoldan geçenleri izliyordu. Ama…

“Okul yarın başlıyor. Bugün geri gitmeliyim.“ Alice gizlice bir iç çekti, sokağa tekrar baktı.

Bu son on gün boyunca sürekli Linley `in gelmesini ummuştu, fakat o bir kez bile gelmemişti. Bir anda alttan gelen iyi bir arkadaşının sesini duydu. “Alice, acele et.“ Niya, Tony ve Kalan gelmiş, kapıda onu bekliyorlardı.

Kalan, Niya ve Tony, savaş akademilerinde öğrenciydiler ve okulları Alice`inkine epey yakındı. Ailelerinin hepsinin de Fenlai Şehrinde yasadığını düşünürsek, epey sağlam bir arkadaşlıkları vardı.

“Tamam, geliyorum.“

Alice son bir kez sokağa baktı ve sonra çantasını alip, aşağı indi.

….

Alice`in ayrılışının üçüncü gecesi, Linley Alice`in evine geldi. Kafasını kaldırıp balkona baktı, ama kimse yoktu.

“Hey, burada ne yapıyorsun?“ evin önündeki orta yaşlı bir koruma Linley`e bağırdı.

Linley kafasını çevirip, güldü. “Merhaba. Ben Wellen Enstitüsünden geliyorum. Alice`in arkadaşıyım. Hala evde mi?“

Koruma Linley`i duyunca hemen gülümsedi. “Bayan Alice üç gün önce okul için ayrıldı. Çoktan okula dönmüştür.“

“Peki, teşekkürler.“ Linley nazikçe karşılık verdi.

Dönüp Dry Yolu boyunca yürümeye başladı. Epey yürüdükten sonra arkasini dönüp yine ikinci katin balkonuna baktı. Kalbinde, içinde olduğu çaresizliği hissediyordu.

……….

Ernst Enstitüsünün önündeki yolda…

Doehring Cowart her zamanki beyaz elbiseleriyle yine Kıvrılan Ejder Yüzüğünden dışarı çıktı. Gülerek, “Linley, Alice`e aşık mı oldun yoksa?“

“Azcık.“ Linley inkâr etmedi.

Doehring Cowart sakalını okşayarak, sağlam bir kahkaha attı. “Seni küçük velet. Sonunda bir kıza aşık olacağını hiç tahmin etmemiştim. Fakat Linley, sen ve Alice farklı enstitülerde okuyorsunuz. İkiniz bu kadar ayrı yasarken ilişkinizin ilerlemesi cok zor olacak.“

 “Biliyorum. Tamamen kadere kalmış. Eğer olacağı varsa olur, olmazsa unut gitsin.“ Linley elinde olmadan Alice`le beraber olmanın nasıl bir sey olacağını hayal etmeye başladı.

Alice`in Kanasusamis Savasdomuzu karşısındaki korku dolu yüzü aklına geldi.

Sonra Büyülü Yaratık Sıradağlarından dönerken, yoldaki konuşurken utançtan kıpkırmızı olmuş hali.

Ve son olarak ay ışığı altında hareket ederken bir ay tanrıçası kadar güzel oluşu aklına geldi.

…..

Linley kendini küçümseyerek “İlk ask böyle bir şey olsa gerek.“ dedi. Kendi yaşındaki bütün arkadaşlarının çoktan kız arkadaşı vardı. Yale ve Reynolds ise cok önceden beri zaten kızlarla takılıyordu.

İlişkilerinin nasıl gideceğine dair Linley`nin içinde bir heyecan vardı.

…..

Ernst Enstitüsünde Linley her zamanki gibi derslerine gömülmüş, sıkı eğitimine devam ediyordu. Her gün eğitimin son kısmını Düz Keski Okulu heykeltıraşlığına ayırıyordu. Ruhsal enerjisi de, büyü gücü de stabil bir şekilde hızlıca artmaya devam etti.

Göz açıp kapayıncaya kadar bir ay geçti.

Anlaşmalarına uyarak, Linley ve üç kardeşi Fenlai Şehrine üç yeni heykel daha bıraktılar. Heykeller bizzat Proulx Galerisinin yöneticisi Bay Austoni tarafından alindi.

“Neredeyse 15.000 altın para? O kadar etti mi?“ Linley önceki üç heykelinden gelen paraya şaşırmıştı.

Austoni yüksek sesle güldü. “Linley, bu gayet normal. Çoğu uzman heykeltıraşın heykelleri ortalama bin altın ediyor. Fakat Proulx Galerisi seni on beş yaşında dahi ve ayni zamanda uzman bir heykeltıraş olarak tanıttı. Sadece kişisel statün bile, senin sanat eserlerinin değerlerini katlayarak artırıyor.“

“Ondan daha da önemlisi… Heykellerinin emsalsiz bir aurasi var. Tamam diğerlerinin heykelleri de güzel ama pürüzsüzlük acısından hep bir hataları oluyor. Oysa senin çizgilerin inanılmaz düzgün. Örneğin bakanlar nerde düz keski kullandın, nerede kelebek keski kullandın söyleyemiyor bile. Birbiri içinde inanılmaz bir ahenk var.“

Linley bunu duyunca kendimi gülmekten alamadı.

Alet değiştirdiğim yerlerin izleri mi?

Zaten bastan sonra heykelleri düz keski kullanılarak oyuluyordu. Başka hic bir alet kullanmıyordu ki. Doğal olarak çizgiler kusursuz ve pürüzsüz oluyordu.

“Bu emsalsiz açı, senin heykellerinde olan o doğal gururlu, kibirli aurayla birleşince ve senin statünü de ekleyince, her heykelinin fiyatının beş bin altına çıkmasına neden oldu. Fiyatın daha da artmasını engelleyen şey ise, desenlerinde az olsa ufak hatalar var.“ Austoni övgü dolu bir açıklama yaptı.

Linley ise yavaş yavaş anlam veriyordu.

“Ufak hatalar?“ Linley bu konudaki çaresizliğine yanıyordu. Sadece düz keski kullanıyordu. Tamam, bir şekilde emsalsiz desenler yapmayı başarmıştı ama etki açısından, doğal olarak kelebek keski veya eğik bıçak gibi belli şeylerde özelleşmiş aletlerle yarışamıyordu

Linley bir ic çekti.

Bu üç heykelin fiyatı bile 15.000`e varmıştı. Para ne kadar kolay gelmişti. Eğer Linley bütün zamanını heykeltıraşlığa ayırsa bir ayda on tane heykel kesinlikle üretebilirdi.

On heykel 50.000 altın para demekti.

“Büyülü Yaratık Sıradağlarında iki ay geçirdim, sayısız tehlikeyle karşılaştım ve sayısız kez ölümle burun buruna geldim. O suikastçıları de öldürdükten sonra ancak 70.000 den biraz daha fazla kazandım. Heykeltıraş olmak para çalmak gibi bir şey.“ Linley ic çekmeye devam etti.

Linley`nin heykellerinin değeri uzmanların arasında bile yüksek bir konumda gösteriliyordu.

“Eğer uzman heykeltıraşlar böyle para çalar gibi kazanıyorsa, o zaman büyük­usta heykeltıraşlar… “ Linley

hafiften gaza gelmeye başlamıştı.

Bu sanatı ne kadar cok anlarsa, o derece etkileniyordu.

Kazanç açısından heykeltıraşlık dünyasında aşırı eşitsizlik vardı. Bütün Kutsal Birlik`te, belki de yüz ya da biraz daha fazla uzman heykeltıraş vardı. Ne kadar nadir olduğunu siz hayal edin.

Austoni cesaretlendirmek ister gibi “Linley, sıkı çalış. Senin bir gün inanılmaz bir büyük­usta heykeltıraş olacağına inancım var.“ dedi.

Büyük­ustalar sadece inanılmaz fiyata heykeller satmakla kalmıyordu. Ayni zamanda toplum içinde inanılmaz bir statüye sahiptiler. Bu antik sanat dalının tam zirvesinde duruyorlardı. En güçlü asiller bile onlarla karşılaştığında kibirli olmaya cesaret edemezdi.

Büyük­usta!

Bu inanılmaz bir unvandı.

Para ya da güçle kazanılabilecek bir sey değildi. Ancak birisi evrensel olarak belli bir alanda zirvede kabul edilirse, o zaman büyük­usta unvanını alabiliyordu.


…………

Yorum Yap "CD4.4 – Bir Heykelin Fiyatı"