Tankların Tarihi Günceli

CD4.3 – Hogg

Eylül 20, 2016


“sakalay”  arkdasimiz icin cevrilen ikinci bolum.

…………………………………………………..

Ertesi sabah, yemek masasına oturunca, Linley babasını hiç olmadığı kadar enerjik görünce şaşırıp kalmıştı.

Hogg bıçağı ve çatalı yere bırakıp, gülerek Linley`e baktı. “Linley, bu sefer evde biraz daha uzun kalmalısın. Seni görmeyeli uzun zaman oldu. Baba oğul biraz zaman geçirmemiz lazım.“

Babası ona evde daha fazla kalabilir mi diye soruyordu?

Linley hayretler içindeydi. Sonuçta, bütün bu yıllar boyunca babası hiç bu tarz kelimeleri kullanmamıştı. Linley`nin orijinal planı bu gün Fenlai`ye gitmek, etrafta biraz dolanmak hatta belki de Alice’i görmekti. Fakat bunları duyunca bütün planlarını bir kenara bıraktı.

“Tamam, baba.“ Linley mutlu bir şekilde kafa salladı.

Hogg halinden cok memnun gibiydi ama sanki gözlerinde anlaşılmaz bir ışık vardı.

….

Bu sefer Linley tam on gün boyunca Wushan`da kalmıştı. Diğer sömestrin başlangıç tarihi geldiğinde bile Ernst Enstitüsüsün gitmedi, Hogg da onu acele ettirmedi.

Wushan dağinin zirvesinde yağmur bulutları dolanırken, Linley meditatif pozisyonda oturmuş, büyü gücü saflaştırıyordu.

Toprak ve rüzgâr elemental esansları Linley`nin etrafında girdap gibi donuyordu. Bütün yönlerden vücuduna giriyor, kasları, kemikleri, damarları tarafından emiliyordu. Vücudunun gücü git gide artmaktaydı. Özümseme bittikten sonra kalan kısmı ise büyü gücüne dönüştürülüp enerji merkezinde toplanıyordu.

Yüzlerce nehirden beslenen bir okyanus gibi, vücudundaki bütün elemental esans akıntıları burada toplanıyordu.

Linley yarim gün orada oturdu. Gözlerini açtığında çoktan güneş batmıştı.

“Okula gitme vakti.“ Linley ayağı kalktı, derin bir nefes aldi. “Büyü özütlerini babama verdikten sonra, daha mutlu bir adam haline geldi. Bana da daha yakın davranıyor.“

Bu geçirdiği on gün Linley`nin babasıyla geçirdiği en samimi on gündü.

“Babamı, ne bu kadar degistirdi? Büyü özütleri? Paranın babamı bu kadar değiştirebileceğini sanmıyorum. Belki de… Vücudumdaki yaralardır?“ Linley düşünüp durdu ama sonunda babasının tavırlarını bu derece değiştiren şeyi bulamadı.

Hogg Linley`nin aşırı üstüne titriyordu.

Linley malikâneye girdiği gibi babasını gördü. Elinde bir kitap vardı. “Baba, hava karardı. Neden kitabini yarin bitirmiyorsun?“

“Linley, sen mi geldin?“ Hogg gülerek kitabi bıraktı. “Haklısın, yarın bitirmem daha iyi olur.“

“Linley, o kadar zaman eğitim yaptıktan sonra susamış olmalısın.“ Hogg yanında tuttuğu çaydanlıktan bir bardak su doldurdu. “Al, biraz ic. Suyun sıcaklığı tam ayarında, ne cok sıcak, ne cok soğuk.“

“Teşekkürler.“ Linley`nin içi ısındı.

Hogg on gündür böyle, inanılmaz iyi davranıyordu. Geçmişte sürekli kati ve ciddi bir tavrı olan, hiç iyi tarafını göstermeyen adam bu muydu gerçekten?

Suyu içerken Linley söze girdi. “Baba, epey zamandır evdeyim. Yarın okula dönmeyi planlıyorum.

“Yarın?“ Hogg bir an durakladı, donmuş gibi oldu ama sonra kafa salladı. “Peki. Bu yılki yil sonu tatilinde erken gelirsin.“

“Tabii ki.“

Hogg yumuşak bir sesle devam etti. “Linley, senin baban çok kabiliyetli bir insan değil. Gelecekte klanımız tamamen senin omuzlarında olacak. Bana bu büyü özütlerini verdiğinde kardeşinin eğitim masraflarını da kapatmış olduk. Durumdan gayet memnunum. Ama yine de sürekli ailemizin utancını düşünmekten kendimi alamıyorum. Umarım atalarımızın yadigârının başkalarının elinde olduğunu hic unutmazsın.“

Linley babasının ondan olan beklentilerini hissedebiliyordu. Derin bir nefes alip, kafasıyla onayladı.

“Şuanda, başka hiçbir arzum yok. Tek ümidim, ölmeden önce haşmetli savaş­kılıcı “Slaughterer`i kendi gözlerimle görmek.“ Hogg`un sesi daha da alçaldı.

(Slaughterer: Katliamcı – ataların yadigârı)

Linley bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu, ama neydi. Hemen ekledi, “Baba, bu kadar hüzünlü olma. Daha kırk yaşındasın. Önünde çok zamanın var. On yil içinde `Slaughterer`i geri alıp, malikânede ki yeri olan atalarımızın salonuna koyacağıma eminim.“

“On yıl. Güzel, güzel.`


Ertesi gün, öğle yemeğinden sonra Linley Wushan Şehrinden ayrıldı. O gece, Baruch malikânesinin ana salonunda, iki kişi beraber oturuyordu. Hogg ve Hillman. Salonun kapısı sıkıca kapalıydı ve büyü özütlerini ana masanın üstüne koymuşlardı.

Hillman manzara karşısında şaşkına dönmüş, öylece bakıyordu. Sonunda, Hogg konuştu, “Hillman, bu büyü özütlerini satmayı planlıyorum. Gelen altını da sana emanet etmek istiyorum.“

Hillman hemen kendini toparladı. Aceleyle, “Lord Hogg. Nasıl bu kadar fazla parayı bana verirsiniz? Neden kendiniz ilgilenmiyorsunuz?“

“Hillman, bana Lord Hogg demene gerek yok. Eskiden olduğu gibi sadece büyük kardeş Hogg diyebilirsin.“ Hogg nazikçe gülüyordu.

Aniden Hogg ayağa kalktı ve güneye doğru döndü. “Ben mi ilgileneyim? Imkani yok… Hilmann, belki de senin dışında Baruch klanı… veya benimle ilgili meseleleri bilen hiç kimse yok.

Hillman biraz tedirgin oldu. Niye Hogg aniden böyle demişti?

“O mesele on bir yıldır kalbimin en derin köşesinde duruyor. On… bir… yil, Sanki kalbim karıncalar tarafından yeniliyor gibi hissediyordum. Şimdiye kadar bastırdım. Günlerce, yıllarca bekledim… ve sonunda on bir yil geçti.“

Hogg`un bütün vücudu titremeye başlamıştı.

Hillman`in yüz ifadesi aniden değişti. Ayağa kalktı, şaşkınlıkla, “Lord Hogg yoksa siz…?“

“Doğru. O yıl olan olayı araştıracağım. Lina`nin intikamını almam lazım.“ Hogg`un yüzü şeytani, acımasız, zalim bir hal aldi.

“Lord Hogg.“ Hillman telaşlı bir şekilde, “O gün zaten biz araştırmamış mıydık? Rakibin gücü inanılmaz fazla. Sadece küçük bir kısmını araştırmış olmamıza rağmen gücü aşırı çoktu. Eğer kurcalamaya devam ederseniz, sonu sizin için ölüm olur.“

Hogg tuhaf bir şekilde güldü. “Ölüm? Ölümden korktuğumu mu sanıyorsun? Hillman, bu son on bir yılda çektiğim acı hakkında hiç bir fikrin yok. O işkenceyi bilmiyorsun. Bu kadarı yeter. Büyü özütlerinin değeri 80.000 civarında olması lazım. Bu Wharton`in eğitim masraflarını tamamen karsılar. Bu kadar parayla artık hiç endişem kalmadı demektir.“

“Bu kadar yıldır, neden kendimi tuttum sanıyorsun? Oğullarım için tabii ki. Simdi Linley büyüdü ve Wharton O`Brien imparatorluğuna gitti. Endişelenecek hiçbir şeyim yok.“

Hogg sıkıca Hillman`in omuzlarına kavradı ve gözlerine baktı. “Hillman, bana hep Lord Hogg diye hitap etmiş bile olsan, bütün bu yıllar boyunca birbirimize hep bir kardeş gibi yakındık. Bu kardeşliğin hatırına bana yardım edeceğini umuyorum.“

“Hogg, sen…“ Hillman aşırı telaşlanmış, ne yapacağını bilemiyordu.

Çünkü, eğer Hogg gerçekten araştırmaya baslarsa, sonunun ölüm olacağını biliyordu.

“Kararımı verdim. Hillman, beni anlamalısın. Bu yaşadığım hayat ölümden daha beter.“ Hogg`un gözleri kızarmaya başlamıştı. Hogg`u böyle görünce Hillman çok çaresiz hissetti. Hogg`un nasıl hissettiğini tahmin edebiliyordu.

Neden Hogg bunca yıldır, bu kadar ciddi ve soğuktu ki?

Diğerleri belki bilmiyordu, ama Hillman gayet iyi biliyordu. Linley ve Wharton`in annesi, Lina`nin ölümünden once, Hogg gerçekten iyi geçinilen, acık fikirli biriydi. Fakat ölümden sonra, Hogg`un karakteri 180 derece dönmüştü.

Diğerlerine Lina`nin doğum yaparken öldüğünü söylemiş olsa da, Hillman ve Kahya Hiri gerçeği biliyordu.

“Hillman, beni ikna etmeye çalışma. Sadece şunu cevapla­ bana yardım edecek misin, etmeyecek misin?“

Hogg`a bakarken, Hillman daha dayanamadı, bir iç çekti. “Peki. Yardım edeceğim.“ Hogg`un yüzünde bir gülücük belirdi. Rahatlamanın ve özgürlüğün gülüşü.


…………..

Yorum Yap "CD4.3 – Hogg"