Otto Von Bismark Günceli

CD4.20 – Ejder Kristali Dönüşümü

Eylül 20, 2016


Doehring Cowart bile, aziz seviyesinin zirvesinde biri olarak, vücudu yok edildikten sonra hayatını korumanın bir yolunu bulamamıştı.

Vücut bir kere yok edildi mi hayatta kalma ihtimalin kalmıyordu.

Ancak tanrının gücüne sahip kişiler vücudunun kolayca onarabilirdi.

Hayat enerjisi vücudundan çekilirken, Mor Dövmeli Ayi artık öteki dünyanın çağrısını hissedebiliyordu. Bir kaç dakika içinde bu dünyadan ayrılmış olacağının kendisi de farkındaydı. “Sartius seni pic!“ Mor Dövmeli Ayı Yulan kıtasında ki bu saniyelerini geçirirken, son bir hamle daha yaptı. Bir anda iki devasa pençesini kaldırdı ve sağlam bir şekilde Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in kafasına indirdi.

Wyrm`in gözlerinden biri parçalandı. Boynunun ve alnının etrafındaki pullar etrafa dağıldı. Taze kan hemen akmaya başladı.

Fakat Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm en ufak bir şekilde karşı koymuyordu. Bütün civilerini attıktandı sonra Zırhlı Bıçak­ sırt Wyrm de yolun sonuna geldiğinin farkındaydı.

“Ölmek istemiyorum!“

Kızgın bir kükredi!

`Pat!` Devasa yirmi metrelik vücudu çöktü, yere yığıldı. Mor Dövmeli Ayinin ruhu artık bu dünyada değildi. Yulan kıtasından sonsuza dek yok olmuştu.

Linley yere yığılmış Mor Dövmeli Ayıya ve hala kolunu ısırmakta olan Wyrm`e baktı. “Cifte mağlubiyet mi oldu simdi?“ Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm de ölümün esiğindeydi. Boynundan ve kuyruğundan sürekli kan akıyordu. Gözleri kapakları inmişti.

Fakat aniden…

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm tek kalan gözünü açtı. O tek kalan, karanlık, altın göz hala eskisi kadar soğuk ve hissizdi. Sabitlenmiş Linley`e bakıyordu.

“Ah!“ Wyrm`in bakışlarını görünce Linley`nin kalbi delice çarpmaya başladı.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm de, Ayı’da çok önceden Linley`i zaten fark etmişti. Sadece onunla uğraşacak vakitleri yoktu.

Yine de…

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm öldükten sonra vücudunun bu insan tarafından kirletilmesini istemiyordu. Ejderler gururlu bir ırktı ve Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm en gururlularından biriydi. Ölümde bile düşmanı ondan kurtulamazdı, nasıl olur da bir insanın cesedini yağmalamasına izin verebilirdi.

“Bu hiç iyi değil.“ Hiç tereddüt etmeden Linley tabanları yağladı.

“Neredeyse nalları dikti ve hala beni öldürmek istiyor.“ Linley biraz sinirlenmişti.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in ölümcül bir şekilde tek kalan gözüyle bakıyordu. Ve sonra bu dünyaya geldiğinden beri çıkarttığı en korkunç gürlemeyi çıkararak bir anda bulanıklaştı ve Linley`nin yanında ortaya çıktı. Pençelerini merhametsiz bir şekilde savurdu.

Aniden arkadan gelen havayı hissetince, sanki gelecek pençeleri biliyormuş gibi Linley içgüdüsel olarak yere yattı. Öyle bir darbeye karşı bırak kendisinin, dokuzuncu seviye bir buğulu yaratık bile kurtulmazdı. Yeşim­zirh ejderin keskin pençelerine karsi herhangi bir ise yaramazdı.

Kulak tırmalayıcı bir sesle Bebe`nin küçük vücudu Ejderin pençeleriyle kafa kafaya çarpıştı.

“Bebe!“

Ruh bağıyla bağlı oldukları için, Bebe kıpırdadığı gibi Linley bunu hissetmişti ve ici korkuyla dolmuştu.

“Whap!”

Acık bir çarpışma sesiyle. Ejderin acımasız pençeleri Bebe`yi inanılmaz bir hızla geri fırlattı. Onlarca metre ilerdeki tünelin duvarına çarptı ve derin bir çatlak oluşturdu.

Çatlağın dışında akan taze kanlar görünüyordu.

“Bebe`nin kani.“ Linley içinden gelen öyle bir aci hissetti ki, bu acı Alice`i kaybettiğinde hissettiği acıdan bin kat, yok hatta on bin kat daha fazlaydı.

Zihninde hemen Bebe ile geçirdiği anlar film şeridi gibi dönmeye başladı.

Ilk kez Bebe ile karşılaştıklarında, yıkık eski evin arkasında korkuyla ona nasıl baktığını…

Bebe burnunu her kıvırdığında yüzünde oluşan sevimli görüntüyü…

Elbiselerinin içinde kıvrılıp uyuduğunda ne kadar şirin göründüğünü…

…..

Sekiz yaşından beri beraberdiler.

Her zaman Linley`nin yanında olan kişi Bebe`ydi. Kendini övmeyi, böbürlenmeyi sevse de, biraz dalga geçse de, Linley`nin kalbinde inanılmaz önemli bir pozisyondaydı.

“Graaaaaw….” Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm devasa çenesiyle Linley`i ısırmayı denedi.

“Aaaaargh!” Linely`nin feryadı havada yankılandı. Gözleri kıpkırmızıydı. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in büyük dişleri ona yaklaşınca şimdiye kadar hiç ulaşamadığı bir hiza ulaştı ve oda Wyrm`in boyunu ısırdı.

“Krak“ Linley`nin omuzundaki etin büyük bir kısmı gitmişti.

Fakat Linley dişlerini sıkıca Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in boynunda ki yaraya kilitlemişti.

“Geber, sende geber!“

Artık iyice çılgına dönmüş olan Linley kendini kaybetmiş şekilde ejderin kanını içiyordu ve vahşice dişlerini acık yaraya geçirmeye devam ediyordu.

“Aaaargh!”

Ejderin kanı Linley`nin vücuduna atlayınca sanki derisi kaynar suyla haşlanıyormuş gibi hissetti. Fakat bu tamamen ikinci plandaydı. Linley`nin içtiği, midesindeki ejderkani artık vücuduna spazmlar geçirtiyor, bütün bedenini şiddetle titretiyordu.

Acı! İnanılmaz derin bir acı vardı!

Vücuduna atlayan kanlara dayanabilirdi. Fakat ya midesine inmiş kanlara? Sonuçta bir insanın ic organları çok kırılgandır. Sürekli devam eden, ardı ardına saplanan bir iç acı vardı.

Tam bir ıstırap içindeydi ama bu noktada Linley neyin ıstırabını çektiğini bile unuttu.

Dokuzuncu seviyenin zirvesinde olan Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in umutsuzca tüm gücüyle yaptığı son saldırı… ne kadar güçlü olduğunu siz tahmin edin. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in pençelerinin keskinliği efsanelere konu olmuştu. Dokuzuncu seviye bir yaratığı bile parçalara ayırabilirdi. Ya Bebe?

Linley hala tünelin duvarındaki kanlara bakıyordu.

Bebe`nin küçük vücudunun koruyan derisi ve kurku parçalandı mı, nasıl hayatta kalabilecekti ki? En önemlisi Linley Bebe`nin hayat gücünün neredeyse fark edilemeyecek kadar azaldığını hissedebiliyordu.

“Arrgh!“ kalbi acıyla dolmuştu. Hala vahşice ejderin boynunu ısırıyor, gelen kanları içiyordu. Ejder kanının istedi kadar ic organları yakmasına izin vermişti. Tüm vücudu yanıyordu ama artik dünya umurunda değildi.

“Linley, dur artık, dur!“ Doehring Cowart ona bağırıyordu. “Mavi kalp otunu kullan. Çabuk mavi­kalp otu! Eğer böyle devam edersen vücudun parçalara ayrılacak!“

Ama ne çare! Linley kanı içmeye devam etti. Aniden, bir çeşit soğuk kristalimsi bir şey Linley`nin boğazından aşağı geçti ve midesine indi. O anda acı daha da şiddetlendi ve artık Linley`nin vücudu iyice kontrolsüz sarsılmaya başladı.

Acı?

Linley acıyı hissetmek istiyordu. Hiç değilse bu tarz bir fiziksel aci belki kalbindeki ıstırabı bastırabilirdi.

“Linley!“ Doehring Cowart”ın eli ayağı birbirine dolandı.

“Pa… Patron!“ Çok zayıf bir ses Linley`nin zihnine ulaştı.

Tüm vücudu titredi. Aniden durdu. Artık ejderin etini çiğnemiyordu ya da kanı içmiyordu.

“Bebe?“

Tüm tünel sessizliğe gömülmüştü. Linley donmuş, darbenin etkisiyle oluşmuş derin çatlağın içindeki Bebe`ye doğru bakıyordu. Bebe`nin yasam gücünün çoğalmaya başladığını hissetti. Bebe`nin bedeninin yavaşça çatlaktan dışarı süründüğünü görünce, inanılmaz bir sevinçle doldu. Fakat hemen ardından inanılmaz başka bir acı Linley`nin ruhunu kapladı.

“Çabuk, ye şu zıkkımı!“ Doehring Cowart öfkeyle kükrüyordu.

Sonunda Linley kendine geldi. Aceleyle çantayı açtı, avuç dolusu Mavi­kalp otu aldı ve direkt yuttu. Avucuna en az on tane almıştı. Yediğinde bedenini saran bir serinlik hissetti. Az önceki dayanılmaz acı biraz azalmıştı.

Fakat Linley midesinin bir kösesinde hala inanılmaz bir acı hissediyordu. Vücudun diğer kısımlarındaki acı azalınca o bölgedeki acı daha da ortaya çıktı.

Hiç tereddütsüz Linley avuçlarını yeniden Mavi­kalp otuyla doldurdu ve anında yuttu.

Hemen ardından, Linley meditasyon pozisyonu aldı ve Gizli Ejderken Öğretilerinde ki Ejderkanını ortaya çıkarma yöntemlerini hatırlamaya çalıştı. Kitaptaki anlatılanlara göre kanını harekete geçirmeye başladı. Ardı ardına gizli yöntemleri kullandı. Linley`nin kanının derinliklerinde yatan Ejderkan Savaşçısının kanı kendini göstermeye başladı.

“Başardım.“

Dokuzuncu seviye bir ejderin kanını kullanarak başarılı olma şansı Aziz­seviyesine göre daha azdı. Fakat Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm hem dokuzuncu seviyenin sonundaydı hem de aşırı güçlü bir ejder türüydü. Küçük vücudu da kanının kalitesinin aşırı yükselmesini sağlıyordu.

“Woosh.” “Whoosh.” Linley`nin kanındaki ejerkanı değişmeye başladı. Dalgalar halinde Ejderkan Savaş Qi`sine dönüşüyordu.

Fakat ne zaman midesine gelse oradaki acı hep cok fazla oluyordu. Her nedense ne kadar Mavi­kalp otu yerse yesin acı ayni şekilde orada duruyordu. Linley`nin fark etmediği şey, çılgına dönmüş bir şekilde ısırıp kanı emerken arada Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in ejder kristalini de yutmuştu.

Gerçekçi olursak kristal, ejder kanından on bin kat daha korkunçtu. O kadar çok mavi­kalp otu yetikten sonra bile sadece kötü etkileri körelmişti. Ortaya çıkardığı inanılmaz acı hala ordaydı.

Yine de, Ejderkan Savaşçılarının kanıda sıradan bir kan değildi.

Ejderkan Savaşçılarının soyu ilk Ejderkan Savaşçısı, Baruch`dan bu yana efsanelere konu olmuştu. Geçmişte Baruch yeteneklerinde ustalaştığında, Aziz seviyenin zirvesindeki bir Dokuz Kafalı Yılan Kralını bile öldürebilmişti. Böyle bir güç Yulan kıtası boyunca essiz ve inanılmaz bir güçtü.

Baruch klanı yakınlarına ejder kani içirebilmek için o kadar fazla ejder zapt etmiş olmasina rağmen Güçlü Ejder ırkı bile direkt olarak Baruch klanına savaş açamamıştı.

Bu Ejderkan Savaşçılarının ne kadar güçlü olduğunu anlamaya yeterdi.

Gizli Ejder kan Öğretisinin olduğu kitap yazıldığı günden bu yana kimse ejder kanı içip yasayamadığını söylüyordu. Aslında bu sadece ejder ırkından saklamak için uydurulan bir şeydi. Baruch aslında bu yöntemi pek çok azametli Ejderkan Savaşçısı yaratmak için kullanmıştı.

Ejderkan Savaşçılarının kanı aşırı emsalsiz bir kandı. Ejder ırkının asilleriyle bile karşılaştırılamazdı.

Kanın içindeki saklanan küçük bir kırıntısı bile o kişiyi aziz seviye bir savaşçıya dönüştürmeye yeterdi. Sadece bu Ejderkan Savaşçılarının kanının ne derece etkili olduğunu anlamaya yeterdi.

Ve şuanda Ejderkan Savaşçılarının kanı harekete geçmeye başlamıştı.

Ejderkan Savaşçılarının kanı ejder kristaliyle temasa geçince tuhaf bir dönüşüm meydana geldi. Ejder kristali, ejderin enerjisinin damıtılmış en saf haliydi. Bu kristali saflaştıran ise dokuzuncu seviyenin zirvesindeki Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm gibi bir yaratıktı… Linley`ninse kanındaki Ejderkan yoğunluğu çok düşüktü…

Şiddetli acı Linley`nin her bir hücresinde ortaya çıkıyordu.

Linley kafasını kaldırdı ve acı içinde bağırdı. Derisinin üstünde tuhaf siyah pullar çıkmaya başlamıştı ve bu küçük keskin pullar Linley`nin elbisesini paramparça etmişti.

Linley`nin bacaklarında ve kollarında da pullar yavaşça ortaya çıkıyordu. Böyle insanlık dışı bir acı Linley`nin damarlarının hepsinin dışarı fırlamasana neden olmuştu. Yüzü inanılmaz derecede buruşmuştu.

Aniden daha da şiddetli bir acı dalgası geldi ve keskin, sivri uçlu bir çivi Linley`nin alnından dışarı çıktı…


………………………….

Yorum Yap "CD4.20 – Ejder Kristali Dönüşümü"