Dünyanın Oluşumu Günceli

CD4.2 – Eve Dönüş (Part 2)

Eylül 20, 2016


Arkadaslar ceviri icin `sakalay` arkadasimiza tesekkur edebilirsiniz. Onun bagisi icin 2 bolum cevirdim.

……………………………………………..
                             
Baruch klanının malikânesinde…

Hogg sandalyesine yaslanmış, dikkatlice elinde kalın bir kitabi okumaktaydı.

Kadın bir hizmetçi saygıyla “Lord Hogg, aksam yemeği hazır.“ dedi.

Kâhya Hiri, Wharton`a eşlik etmek için O`Brien İmparatorluğuna gittiğinden beri, Baruch malikânesinde hic hizmetçi kalmamıştı. Fakat Hogg, Ejderkan Savaşçıları klanının lideriydi. Hizmetçilerin bütün isini kendi başına yapamazdı, değil mi? Bu yüzden de hizmetçi tutmak zorunda kalmıştı.

Hogg kitabini kapatıp, hizmetçiye baktı. Gizlice bir ic çekti. “Neyse ki, simdi diğer asiller oğlumun Ernst Enstitüsünde bir dahi olduğunu biliyor da, yeniden bana borç vermeyi kabul ettiler. Yoksa hayat çok daha zor bir hal alacaktı.“

Wushan şehrinden aldığı düşük vergi yüzünden, Hogg korumaların maaşlarını ve krallığa olan yıllık asar vergisini zorlukla veriyordu. Sadece düşünmek bile onu mutsuz ediyordu. Klan onun eline geçtiğinde değeri olan her şey neredeyse satılmıştı.

Neyse ki…

Hogg, iki çocuğa sahipti. Iki harika çocuğa!

“Linley çoktan besinci seviye büyücü oldu. Yakında mezun olur. O zaman, klan liderliğini ona verebilirim. Ve bunca zaman boyunca istediğim şeyi yapabilirim.“

Hogg ayağa kalktı ve yemek salonuna gitmeye hazırlandı. Tam o anda…

“Lord Hogg, Lord Hogg!“ Hillman`in sesi malikânede yankılandı.

Hogg sorgular bicimde ana kapıya doğru baktı. Kısa sure sonra Hillman içeri girdi ve hemen yanında uzun, gürbüz bir genç vardı.

Genci görünce Hogg`un yüzünde bir gülücük belirdi. Sağlam bir kahkaha atarak, yanlarına ilerledi. “Linley, geri dönmüşsün. Haha, bu harika. Muhteşem bir sürpriz.“

“Agatha, daha şaşalı bir aksam yemeği hazırla.“ Hogg hemen Linley`nin omuzlarına hafifçe vurdu. “Güzel! Oğlum neredeyse benim kadar olmuşsun. Doğru, ben sadece yil sonlarında gelmene iznin var diye biliyordum. Bu sefer nasıl oldu?“

Linley içinden güldü. “Baba, sonra, yemekte söylerim sana.“

“Meraklandım simdi?“ Hogg bilerek somurtur gibi yaptı.

Hillman bir kahkahayla, “Lord Hogg, Linley bana da söylemedi. Ama size gizemli bir hediye hazırlamış gibi görünüyor. Bende sordum ama cevap vermeyi reddetti.“

“Hillman Amca!“

“Tamam, tamam. Sessiz olacağım.“ Hillman kahkaha atmaya devam ediyordu.

Karanlık yeryüzüne çöktü ve her şeyi kapladı, fakat Baruch malikânesinin yemek salonu fenerlerle ışıl ışıl parlıyordu. Yemek bittikten sonra, hizmetçi kız, Agatha masayı temizleyip çıktı, geriye sadece Linley ve Hogg kaldı. Linley sonunda çantayı babasının önüne koydu.

“Bu ne?“ Hogg şüpheyle Linley`e bakti.

“Simdi açacağız.“ Linley kalkıp kapıyı kapattı. Hogg kıkırdamaya başladı. “Bu kadar gizli mi? Kapıyı bile kapattın.“

Linley kendinden emin bir şekilde oturdu ve “Simdi açabilirsin baba.“

“Bakalım, ne varmış burada.“ Hogg merakla çantayı açtı. Fakat sürpriz bir şekilde çantanın içinden başka bir çuval çıktı. Geniş çuvalın ağzı sıkıca kapatılmıştı ve içinde saklı büyü özütleriyle ağzına kadar doluydu.

Hogg ellerini çuvala sürerek, şüpheli bir şekilde, “Ne kadar geniş bir çuval. İçindeki altın değil gibi. Çakıl taşları olabilir mi?“ Hogg ne olduğunu anlayamamıştı. Konuşurken sonunda çuvalı açtı.

Çuval açıldığında…

Büyü özütleri gösterişli, rengârenk, güzel bir gökkuşağı gibi parlıyordu. Hogg elinde olmadan sersemledi. Bu çuval ağzına kadar büyü özütleriyle doluydu. Bütün hayatında hiç bu kadar büyü özütü görmemişti.

“Bunlar büyü özütü mü?“ Hogg gözleri yerinden fırlayacak gibi, hayretle Linley`e bakıyordu. Yavaşça yutkundu. Hogg daha önceden büyü özütü görmüştü. Ama bu kadarını bir arada görmek gerçekten insanları şaşkınlıktan donduracak bir şeydi.

“Evet. Bu çanta neredeyse tamamen büyü özütleriyle dolu. Az bir miktarda da büyü cevheri var. Benim okuduklarıma göre bunların 70.000 civarı etmesi lazım.“

“Yetmiş bin altın para?“ Hogg kalbi duracak gibi hissetti.

Hogg yıllar boyu para sıkıntısı çekmişti. Şuanda biri Hogg`dan 500 altın istese, başkasından borç almak zorunda kalabilirdi. Durumun ne kadar kötü olduğunu hayal edebilirisiniz.

Yetmiş bin altın para!

Nasıl bir miktardı bu? 70.000 altın para bütün Baruch klanını bir yüzyıl rahatlıkla bakabilirdi.

“Tabii ki, 70.000 sadece kitaplara dayanan bir fiyatlandırma ve bu fiyatlar önceki fiyatları. Ben toplam ederin 80.000`e varacağını umuyorum.“

Parıl parıl parlayan büyü özütlerine bakarken Hogg kendini rüyada gibi hissetti. Sanki vücudu havadaydı.

“Haaaaah. Haaaaah.”

Derin bir kaç nefes aldı ve kendini sakinleştirmeye çalıştı.

“Linley, bu kadar büyü özütünü nereden buldun?“ Hogg sonunda fark etmişti ve yüzünde ciddi bir ifadeyle “Yoksa Büyülü Yaratık Sıradağlarına mı gittin?“

Linley kafa salladı. “Evet baba. Bunların hepsini Büyülü Yaratık Sıradağlarında kazandım.“

“Sen… sen…“ Hogg her nedense kızmıştı. “Büyülü Yaratık Sıradağları bütün kıtadaki en tehlikeli yer. Oraya girmek cok önemli bir olay. Neden gitmeden önce bana haber vermedin? Oranın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musun?“

Hogg sözlerini bitirince yine gülmeye başlamıştı.

Linley sonuçta gitti ve döndü. Artık ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu.

Hogg bakışlarını düşürdü ve sessizleşti. Linley`nin `uslu bir şekilde onu azarlamasını dinleyen ifadesini

görünce, çaresizce kafasını salladı ve bir iç çekti. “Linley, sana bağırmak istiyor filan değilim. Fakat sunu bilmelisin ki, şuan Ernst Enstitüsünde okuyan bir dâhisin. Gelecekte limitsiz bir potansiyelin var. Baruch klanının üstündeki ağır yük tamamen senin omuzlarında olacak. Sonuçta kardeşin daha çok küçük ve kim bilir gerçek bir Ejderkan Savaşçısı olmasına daha ne kadar var? Şuan sen benim bütün umudumsun. Tabi ayni zamanda da Baruch klanının umudu. Bu yüzden hayatına cok dikkat etmelisin.“

Linley`nin konuşacak cesareti yoktu.

“Elbiselerini çıkar. Yaralarını görmek istiyorum.“

Elbiseleri?

Linley tereddüt etti. Kıyafetleri üstündeyken kimse bir sey anlamazdı ama elbiselerini çıkarınca bütün vücudu boyunca kesişen yaraların ne kadar kotu göründüğünü Linley de biliyordu.

Hogg somurttu. “Çıkar, çabuk!“

Linley biraz daha durakladıktan sonra, sonunda çıkarmaya başladı. Önce gömleğini çıkardı. Belinden yukarısı çıplak kalınca, sayısız küçük yara ve hatta bir kaç tane ölümcül yara ortaya çıktı.

Linley`nin vücudundaki yaraları görünce, Hogg`un kalbi titremeye başladı.

Eli titreyerek Linley`nin göğsüne uzandı. Neredeyse oğlunun hayatına mal olan bu yaraları görünce, kalbi sızlamıştı. Oğlu ne kadar acıya katlanmıştı, kaç kez ölümün esiğinden dönmüştü? Hogg düşünmek bile istemiyordu.

“Linley, sen…“Hogg`un sesi tıkandı.

“Baba, bak ben iyiyim.“ Linley hemen onu rahatlatmayı denedi.

Hogg önce, bir dünya ederi olan büyü özütü yığınına baktı ve sonra döndü oğlunun vücudundaki dehşet verici yaralara baktı. Bütün vücudu titriyordu.

Nefretle dolmuştu.

Kullanışsız, ise yaramaz biri olduğu için kendine kızıyordu.

Derin bir nefes daha aldı, sessiz bir şekilde gökyüzüne bakakaldı. Sonra alçak bir sesle, “Linley, bütün gününü yolda geçirdin, yorgun olmalısın. Git biraz dinlen.“

“Tamam baba.“

Linley sessizce ayrılıp Hogg`u yalnız bıraktı. Hogg hiç ses çıkarmadan oracıkta mum ışıkları eşliğinde oturuyordu…


……………

Yorum Yap "CD4.2 – Eve Dönüş (Part 2)"