Tankların Tarihi Günceli

CD4.19 – Acımasızlık

Eylül 20, 2016


“Ne kadar yazık! Dokuzuncu seviyede bir ejderin kani boşa akıyor!“ Linley yerlere akan ejderin kanını görünce kendi kendine ah çekiyordu.

Gizli Ejderkan Öğretilerine göre, yasayan bir aziz­seviye ejderin kani kesinlikle vücuttaki Ejderkanı”nı ortaya çıkarabilirdi. Dokuzuncu seviye ejderlerin kani ise azda olsa bir ihtimale sahipti.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm sonuçta dokuzuncu seviyenin tam zirvesindeydi ve aziz seviyesine geçmeye bir adim kalmıştı. Dahası Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm en güçlü ejder türlerinden biri olarak görülüyordu. Aynı seviyede herhangi bir ejderle karşılaşınca Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm hep güçlü taraf sayılırdı.

“Bu Wyrm hem dokuzun sonunda, hem de turunun en güçlülerinden biri. Kanının etkisi Aziz­seviye ejderlerden çok da aşağı olmaması lazım! Maalesef ki şuan benim ona ulaşmama imkân yok.“ Linley mağaranın içine girmeye kesinlikle cesaret edemezdi. Çünkü bu iki dövüşçünün herhangi saldırısının yan etkisi dahi onu öteki dünyaya yollamaya yeterdi.

Bebe zihinsel yolla sordu “Patron, Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm ölecek mi? O büyük aptal ayıyı öldüremeyecek gibi görünüyor.“

Linley ise hiç ses çıkarmadan, sabit bir şekilde ikilinin dövüşünü izliyordu.

“Haha…“ Aziz seviye Mor Dövmeli Ayı heyecanlı bir şekilde güldü ve kürkle kaplı iri yumruğunu havaya kaldırarak yumruk yaptı. Bir metrelik yumruk neredeyse 15ton ağırlığa yakın güç taşıyordu. Tüm gücüyle toprağın içine gömülmüş Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`e doğru saldırdı.

Fırsattan yararlanıp daha cok vurmaya çalışıyordu.

“Bang!”

Devasa yumruk zemine çakıldı ve bütün mağarayı salladı. Tavandan kayalar düşüyordu.

“Hrm?“ Ayinin tek kalan gözü kırmızı bir ışıkla parlamaya başladı.

Şuanda az once toprağın içine gömülmüş olan Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm toprağın tamamen içine girmiş, bir simsek gibi dolanıyordu. Nereden geçse toprak ve kayalar sallanıyor, parçalanıyordu.

Aziz­seviye Mor Dövmeli Ayi`nin yumruğu ıskalamış yalnızca kuyruğuna vurabilmişti ve o arada Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm toprağın içine kaçmıştı.

“Haha, Sartius. Yoksa bir korkak gibi toprağın içinde mi saklanacaksın?“ Mor Dovmeli ayi toprağa bakarak kahkaha atıyordu.

O da biliyordu ki iş toprağın içinde dolanmaya gelirse aziz seviye olmasına rağmen Wyrm ile yarışamazdı. Kıvrımlı, dikenli yapısı ve bir jilet gibi keskin pençeleri sayesinde toprağın içinde cok daha rahat tüneller kazabiliyordu. Eğer Wyrm toprağın içinde kalmaya tercih edip dışarı çıkmazsa, Mor Dövmeli ayinin yapacak hic bir şeyi kalmazdı.

Fakat Mor Dövmeli Ayı Sartius”un toprağın içinde kalmayı düşünecek kadar korkak olmadığını düşünüyordu.

Kesinlikle dışarı savaşmaya gelecekti

Çünkü… Sartius bir Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`di.

“Herkes, siz Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`lerin cok kibirli olduğunuzu ve hiç aşağılanma kaldıramadığınızı söylüyor. Kesin öleceğini bilsen bile, yine de düşmanınızla ölümüne dövüşeceğiniz söyleniyor. Fakat şuan pekte öyle görünmüyor. Sartius, sen gerçektendi korkağın tekiymişsin.“ Mor Dövmeli Ayı yüksek sesle konuşuyordu. Olabildiğince onu tahrik etmeye çalışıyordu.

Linley`se tünelde sessizce saklanmış olanları izlemeye devam ediyordu.

“Ejderler gerçekten de cok gururlu ve kibirli hayvanlardır. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm ise bunların arasında daha da gururlu ve kibirli bir yere sahip.“ Doehring Cowart`in sesi Linley`nin zihninde yankılandı.

“Büyükbaba Doehring neden dışarı çıkmıyorsun?“ Linley soruyu sorduğu anda kendine güldü.

Kafası karışmıştı. Doehring Cowart`in aurasi aziz­seviye dövüşçüler tarafından fark edilebilirdi ve bu Mor Dövmeli Ayı kesinlikle bunlardan biriydi.

“Dışarı gelemem. Şuanda sen onların gözünde bir karıncadan dahası değilsin. Ikisi de seni fark etmiş olsa da, şuan senle ilgilenecek zamanları yok. Fakat eğer ben dışarı çıkarsam, aurami fark ettiklerinde senin başın belaya girecektir.“ Doehring Cowart yüzüğün içinde saklanmaya devam etti.

Linley hafifçe kafa salladı fakat bakışları hala mağaranın içindekilere kilitlenmiş durumdaydı.

Mor Dövmeli Ayi durmadan tahrik etmeye devam ediyordu fakat Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm sanki tamamen kaybolmuştu. Orada olduğuna dair hiç işaret yoktu.

“Gülüyor mu?“ Savaşı izlerken, Linley ayının yüzünde kendinden memnun bir gülümseme olduğunu gördü ama neden olduğunu anlayamadı.

Aniden ejderin kuyruğu bir matkabın burgusu gibi yüksek hızda topraktan dışarı fırladı. Havayı yırtan sesler eşliğinde direkt Mor Dövmeli Ayıya saldırdı.

Hız o kadar fazlaydı ki tepki vermeye zaman yoktu.

“Whap!”

Mor Dövmeli Ayı sanki saldırının geleceğini önceden biliyormuş gibiydi. Kuyruk topraktan çıkar çıkmaz, devasa ayı hemen geri çekilmişti ve büyük pençeleriyle anında kuyruğu kapmıştı.

“Haha….”

Ayı yüksek sesle gülmeye başladı. Elleriyle kuyruğu sıkıca kavradı. Sağlam bir asıldı ve ejderi toprağın içinden çekti çıkardı ve sonra havada sallamaya başladı. Acımasız bir sekilde Wyrm`i yerden yere vuruyordu.

“Bam!”

Bir dansçının kırbaç gösterisi gibi Mor Dövmeli Ayı, Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`i sallamaya, taş zeminin üstünde sağa sola vurmaya devam etti.

“Bam!” “Bam!” “Bam!” “Bam!” “Bam!”

Sanki hiç durmayacak gibiydi. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm az nefes alır gibi oluyordu ve Mor Dövmeli Ayı anında başka bir yere çarpıyordu onu. Artık yüz kereyi geçmişlerdi.

Sürekli çarpmalar yanda Linley`nin yüreğini hoplatıyordu.

Linley tedirgin bir şekilde “Ve hala ölmedi?“

“Haha, Sartius, bu senin kibrin için, bu da benim gözüm için. Haha…“ Mor Dövmeli Ayı kahkaha atmaya devam ederken, iki metre genişliğindeki elleri Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`i yere çarpmaya devam etti.

Yerdeki kırılmaların sayısı iyice artmıştı, sayısız derinliği üç metreyi gecen çatlaklar vardı.

Artık kayadan oluşmuş tavan bile iyice sallanıyordu. Kayalar düşüyordu ama bunlar Mor Dövmeli Ayıyı en ufak bir şekilde rahatsız etmiyordu.

“Umarım tüneli başımıza yıkmaz.“ Linley`nin kafasının üstünden de taşlar düşmeye başlamıştı. Sessiz bir şekilde ayıya sövüyordu. Tek seçeneği ses çıkarmadan Toprak Koruma büyüsünün sözlerini söyleyip yeşim zırhla kendini korumaktı. Ancak o zaman fiziksel olarak güvende olabilirdi.

“Hirr…” “Hirr….”

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm durmaksızın acı içinde kükrüyordu. Dehşet defansını düşünürsek kayalık zemin ona zarar vermemesi lazımdı. Fakat böyle bir hızda yerden yere vurulmak tamamen başka bir konuydu.

Bir taş kendi başına fazla bir güç arz etmez. Ama yeterince hızlı atılırsa bir çeliği bile delip geçebilirdi.

Hızda saldırı gücünün bir çeşidi sayılabilirdi.

Ayı türü yaratıkların hepsi inanılmaz bir güçle doğuyordu. Bu yüzden Aziz seviye Mor Dövmeli Ayinin gücü inanılmaz yüksekti. Mor Dövmeli Ayi`nin muntazam bilek gücünü düşünürsek Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`i dehşet hızlarda yere vurması çok zor olmazdı. Vurmaya da devam etti.

Bu tarz bir saldırı gerçekten çok acımasızdı.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm sürekli bir yılan gibi kıvrılıyor ve çarpmanın etkisini bütün vücuduna yayıyordu.

“Ejder kanı! Her yerde ejder kanı var.“ Linley Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`den her yere atlayan kanlara bakıyordu.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm için fiziksel yaralar önemsizdi ama asıl önemli olan artık inanılmaz şekilde başı dönmeye başlamıştı.

Yüksek hızda, bir kırbaç gibi etrafta savrulmak artık iyice kafasını etkilemeye başlamıştı. Eğer böyle giderse vücudu dayansa bile zihni kapanacaktı.

“Sartius, seni aptal, yer altında bana pusu kurunca tepki vermeyeceğimi mi düşündün? Haha, mal unuttun mu? Aziz­seviye yaratıklar ruhlarıyla dışarıyı hissedebilir. Yer altında yaptığın her hareketi zaten gördüm. Ve sen beni pusuya düşürebileceğini düşündün? Haha…“

Mor Dövmeli Ayı şuan kendinden aşırı memnundu.

Uç yüzyıldan uzun suredir bu nefreti içinde tutuyordu. Her seferinde suya baktığında, mahvolmuş yüzünün yansımasını görüp tarif edilemez bir öfkeyle dolmuştu. Bu üç yüzyıldan uzun suren zamanda aziz­seviyesine çıkana dek öfke içinde birikmişti.

“Krak!”

Tuhaf bir ses duyuldu ve Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in vücudu havada süzülmeye başladı ve yüzlerce metre uzaktaki duvara çarptı. Yere düşmeden önce orada devasa bir krater yarattı.

Mor Dövmeli Ayı şaşkınlık içinde ona bakıyordu.

“Sen… sen kendi kuyruğunu mu kopardın?“ Mor Dövmeli Ayı afallamış durumdaydı. Fakat kendini toparladıktan sonra yüksek sesle gülüşüne devam etti. “Haha, Sartius. O kadar zavallı bir durumdasın ki kendi kuyruğunu koparmayı bile seçtin. Harika! Harika!“ Mor Dövmeli Ayı Wyrm`i böyle bir duruma zorlamış olduğu için gayet keyifliydi.

Linley de buna şaşırmıştı. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm kendi kuyruğunu bile koparacak kadar acımasız ve zalimdi. Bir ejderin kuyruğu onun için kesinlikle aşırı önemliydi. Kuyruğu koparacak kadar cesaret ve hissiz olmak bir insanın elini kesmek zorunda kalması ile ayni şeydi.

Simdi Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in arkasında bir metre genişliğinde bir yaradan başka hiçbir sey yoktu. Az önce kuyruğun bağlı olduğu yerde devasa bir yara oldukça yüksek miktarda kan akıtıyordu. Fakat Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in altın gözleri her zaman olduğu kadar soğuktu ve Ayi`ya sabitlenmiş ölümcül bir şekilde bakıyordu.

“Ne kadar acımasızsın. Ama yine de bu senin öleceğin gerçeğini değiştirmiyor.“ Mor Dövmeli Ayı gayet olağan bir şekilde kuyruğu bir köşeye fırlattı. Kendine gerçekten güveniyordu.

Kuyruğu yoktu ve aşırı kan kaybediyordu.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm”in savaş gücü sağlam bir darbe almıştı. Eğer böyle bir durumda bile Mor Dövmeli Ayı onu öldüremezse, bu gerçekten de tam bir rezalet olurdu.

“Rawr!“ hafif bir kükremeyle Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm bacaklarını esnetti ve bulanıklaşarak bir anda gözden kayboldu. Kendini Mor Dövmeli Ayının üstüne fırlatmıştı. Ayının iki devasa pençesi karanlık bir ışıkla parladı ve merhametsiz bir şekilde Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`e saldırdı.

Pençelerindeki gücü düşünürsek kesinlikle Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm uçarak geri fırlayacaktı.

Ama…

Mor Dövmeli Ayinin gelen pençelerini görünce ağzını sonuna kadar açtı ve ayinin kollarından birini ısırdı. Mor Dövmeli Ayinin kolları gerçekten dayanıklıydı. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm ısırmayı başarmış olsa da dibine kadar ısıramazdı.

“Ahhh!“ Mor Dövmeli Ayi acı içinde bağırdı. Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in bunu yapacağını kesinlikle beklemiyordu. Çünkü bunu yapmakla kafasını ayıya sunmuş oluyordu. “Gebermek mi istiyorsun!“ Ayı öfke içinde bağırdı ve diğer yumruğuyla Wyrm`in gözlerine sağlam bir yumruk indirdi.

Metrelerce uzunluktaki parmaklar Wyrm`in gözlerini delip geçince, beynini parçalayıp onu öldürecekti.

Ama tam bu esnada…

“Swish!” “Swish!” “Swish!”

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in bütün vücudu çatırdamaya başladı ve sonra süzgeçten püskürtülen su gibi vücudundaki her bir çivi fırlayıp, ardı ardına cakan şimşeklere benzer şekilde ayi`nin vücuduna yağmaya başladı.

Aziz seviye Mor Dövmeli Ayi çivilerle delik deşik oldu. Yüzünde bile çiviler vardı.

“Ah! Sartius, seni…“ Aziz seviye ayı olanlara inanamıyordu.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in en güçlü iki yönü “zirh` ve bıçak gibi `çivili` sırtıydı. Zırh kelimesi doğal olarak defansının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. Bıçak ise kimsenin ne ise yaradığını bilemediği vücudundaki yoğun kesici çivileri ifade ediyordu.

Defans için mi kullanıyordu? Ama onun gayet sağlam bir kabuğu zaten vardı.

Onlarla saldırıyor muydu?

Nasıl saldırabilirdi ki? Eğer yapmak istese bile onları ancak pasif bir şekilde kullanabilirdi.

Zırhlı Bıçak­sırt Wyrm`in rakibini de kendiyle beraber öteki dünyaya götürmek istediğinde vücudundaki bütün çivileri bir kerede fırlatabilmesini sağlayan bir tekniği olduğu bilen yaratık sayısı gerçekten çok azdı. Bu çiviler öyle bir hızla fırlatılıyordu ki, delici gücü pençelerinden bile daha fazlaydı.

Mor Dövmeli Ayının bu teknikten haberi bile yoktu. İkisi bu kadar yakınken bu çiviler öyle bir hizla ateşlendiğinde kaçmak gibi bir şansı kesinlikle yoktu.

Mor Dövmeli Ayı ruhunun artık vücudundan ayrılmaya başladığını hissedebiliyordu. Böyle bir ölümü kesinlikle kabul etmediğini gösterir şekilde kafasını kaldırdı ve öfkeyle kükredi.

………………..



Yorum Yap "CD4.19 – Acımasızlık"