Tankların Tarihi Günceli

CD4.17 – Kasvetli Derinlikler

Eylül 20, 2016


Linley, kafasını kaldırmış üstünde, etrafını çevrelemiş donen yüzden fazla ejdere bakıyordu. Ateş ejderlerinin alevleri etrafın sıcaklığını yükseltiyordu, akik­pullu Zümrüt ejderleri ise tam tersi dondurucu bir auraya sahipti.

Buz ile ateşin karışımı bir grup!

Altındaki iki devasa Velocidragon ise zevkle onu izliyordu. Şuan Linley yerden 70­80 metre yukarıdaydı ve kaçacak hiç bir yeri yoktu. Yetmiyormuş gibi etrafında donen ejderlerde eğleniyor gibiydi.

Sekizinci seviye büyülü yaratıkların zeka seviyesi kesinlikle insanlardan aşağı kalmıyordu. Bu ucan ejderlerin karşısında bir karıncadan farkı olmadığını Linley, kendisi de biliyordu. Biraz eğlendikleri surece Linley`nin ölmesi veya yaşaması onların umurunda değildi.

Bir oyun!

İnsanların karıncalarla oynaması gibi, sıkıldıklarında onu, üstüne basıp öldürebilirlerdi.

“Bebe, karıncayla ayni kaderi paylaşmayacağım.“ Linley Bebe`ye bir bakış attı. “Kaçmaya hazır ol.“

“Swish!”

Linley bir mermi gibi aşağı fırladı. Doğal ağırlığı Supersonikle birleşince bir mermi gibi asagi inmişti ve tam zemine çarpmadan önce aniden durmuştu. Böyle bir ani değişim vücudundaki kan akışını değiştirdi. Aşırı derecede bir acıya neden oldu ve ağız dolusu kan kustu.

“Neyse ki sadece bir büyücü değilim. Ayni zamanda bir savaşçıyım ve vücudum böyle şeyleri kaldırabiliyor.“

Şuanda arkasında iki büyük Velocidragon ve üstündeyse yüzden fazla devasa ucan ejder vardı. Başka bir şeyle uğraşacak vakti yoktu. Linley hemen önündeki issiz cayırlara doğru atıldı.

“Rawr…“ İki Velocidragon kükremeye başladı.

“Rawr!“ “Rawr!“ “Rawr!“

Yüzlerce ejder gökyüzünden üstüne doğru çullandı. Ateş Ejderleri ve Zümrüt Ejderleri birbiri ardına kükrüyordu ve koşan Velocidragonlar resmen yeri sallıyordu. Gökyüzünde süzülen ejderler güneşi kapatmıştı.

Tek bir tanesi yeterince devasaydı, yüzlercesinden bahsetmeye bile gerek yoktu. Gökyüzü tamamen kaplanmıştı. Ve sonra onlarca devasa ejder ağızlarını açıp, devasa ateş topları fırlatmaya başladı.

“Boom!” “Boom!” “Boom!” “Boom!”

Linley`den daha büyük ateş topları birbiri ardına gökyüzünden yağmaya başladı. Ateş Ejderlerinin fırlattığı Ates­toplarinin alevleri sıradan alev değildi. İçlerinde büyü ile karışık ejderlerin doğuştan gelen ejder­alevleri de vardı. Isıları o kadar yüksekti ki sıradan bir yedinci seviye Velocidragon`un pulları sıcaktan direk çatlardı.

“Boom!”

Ateş toplarından bir tanesi Linley`i sıyırıp geçti. Kaçmakta olan Linley hemen yanık kokusunu aldı.

“Patron, sacların biraz yandı.“

Linley o ateş topunun kendisine dokunmadığını biliyordu. Sadece sıcaklığı kendi başına yetiyordu.

Yanından geçmesi saclarını yakmaya yetmişti. Linley ne yapacağı belli olmayan bir maymuna dönmüştü. Çevik bir şekilde ateş toplarından sıyrılıyor, her yöne koşarak kaçıyordu.

Ateş Ejderleri Linley`i direk öldürmeye çalışmıyorlardı. Onunla ateş toplarını kullanarak eğleniyorlardı.

“Aradaki güç seviyesi aşırı fazla. Yedinci seviye dual­element büyücü olmama rağmen, sekizinci seviye bir büyülü yaratığa kafa tutarsam beni kesinlikle küçük parçalara ayırır.“ Linley bu ateş toplarının ne kadar korkutucu olduğunu hissedebiliyordu. Yine de birbiri ardına Ates Ejderleri o kadar sıradan bir şekilde ağızlarından fırlatıyorlardı ki.

Neyse ki Ateş Ejderleri onu hemen öldürmeyi düşünmüyordu.

Aniden Linley bir soğukluk hissetti. Tam da vücudu sıcaklığa alışıyordu ki vücudu soğukla mücadeleye etmeye başladı.

“Swish!” Saydam, yeşile çalan bir mızrak Linley`nin yanından geçti ve parçalandı. Ortaya Linley`nin hemen kaçmasına neden olan korkunç bir soğuk cikti.

Gökyüzündeki onlarca Zümrüt Ejderi ağızlarını açmış donmuş oklar atmaya başlamıştı. Belki bu devasa Zümrüt Ejderleri için onlar sadece küçük oklardı ama, minicik Linley için bunlar devasa korkunç, buzdan mızraklardı.

Gökyüzünden ateş topları ve buzdan mızraklar yağarken Linley tüm gücüyle her yöne koşarak, kaçmaya çalışıyordu.

Başı gerçekten beladaydı.

Ruhsal olarak kendini yorgun hissediyordu. Yıpranmanın esiğine gelmişti. Kısa bir sure için böyle bir enerji harcanmasında sıkıntı yoktu ama uzun surede, bu tam bir ruhsal çöküntüye neden olacaktı. Linley ayni zamanda etrafta çılgınca koşarken önemli ölçüde fiziksel enerjide harcamıştı.

“Boom!” Ates toplarından biri Linley`nin sol omuzunu sıyırdı geçti.

Kırılma sesleri duyuldu. Linley`nin etrafını saran Toprak Koruma çatlamaya başlamıştı. Toprak elemental esansı Linley`nin etrafında dönüp çatlakları onarmaya çalışıyordu.

“Saldırı gücü inanılmaz. Eğer direk çarparsa Toprak Koruma en çok bir tanesini kaldırabilir.“ Kesin ölümle karşı karşıya kalan Linley artık elinde ne varsa kullanıyordu. Bir kez daha hızını artırdı ve çılgınca kaçmaya devam etti.

O kadar iyi sıyrılıyordu ki Linley`nin kendisi bile bundan etkilenmişti.

Bu kesinlikle Linley`nin zirve performansıydı. Maalesef ki zirvede bile bu kadar ejdere karşı hic şansı yoktu.

“Roar!” “Roar!”

Yüzün üzerinde Ateş ve Zümrüt Ejderleri eğlenerek Linley`i izliyordu. Sürekli kaçışları onların daha da ilgisini çekmişti. Hatta arkasından kosan iki Velocidragon da ara sıra kuyruklarıyla tehlike oluşturuyordu.

Bu noktada…

Linley bir devler grubu tarafından oynanan küçük bir karıncadan başka bir sey değildi. Titanik Ejderler onun yaşamasını ya da ölmesini umursamıyordu. Tek ilgilendikleri şey, “Bu insan yaratığı ne kadar hayatta kalabilecekti?“

Beş dakika!

Linley bir oyuncak konumundayken beş dakika hayatta kalmayı başarmıştı.

Tam 300 saniyedir kaçıyordu.

Çok kısa gibi görünse de, Linley için zaman inanılmaz yavaş geçiyordu. Her saniye hayatı tehlike altındaydı.

“Piclere bak. Eğer yeterince hızlı kaçamazsam, geberip gideceğim. Sonrada hic birsey yokmuş gibi basıp gidecekler, normal hayatlarına devam edecekler.“ Linley kendisi de bunun devasa ejderler için küçük bir oyalanmadan başka bir sey olmadığını biliyordu.

Aslında Bebe`nin hızı bu devasa ejderlerden daha fazlaydı. Yalnız başına olsaydı kesinlikle kaçabilirdi. Bebe şuan Linley`nin omuzlarında kıvrılmış yaklaşan ateş toplarıyla, buzul mızrakların yerlerini Linley`e soyluyordu.

“Patron dikkat! Üç Ates topu!“

“Boom!”

Ateş toplarından bir tanesi direk Linley`nin sırtına çarptı ve patladı. Linley`i saran yeşim­zirh aniden toprak renkli bir ışıkla parladı ve parçalandı.

“Cizz!” Linley`nin sacları kaşla göz arasında yandı ve yüzü ateşlerle acı içinde biraz kavruldu.

Yeşim­zirh olmadan Linley eğer bir darbe daha alırsa, ateş topu veya buz mızrağı, kesinlikle ölecekti.

“Daha fazla dayanamayacağım.“ Artık kasları titriyordu ve başında şiddetli bir acı vardı. Çoktan sınırına ulaştığının farkındaydı. Eğer bu şartlar altında devam ederse yere yıkılacaktı.

Bir anda Doehring Cowart`in sesini duydu. “Linley, ilerde, 120 metrede, 20 metre yüksekliğinde bir tepe var. Altındaysa bir tünel var. Tepe tamamen tüneli kapatamıyor, içine iki insan sığacak kadar yer var. Çabuk oraya kaçıp hayatını kurtar.“

Ejderler tarafından kovalanırken Doehring Cowart tek kelime etmemişti ama konuşur konuşmaz ilk sözcükleri Linley`e yeni bir hayat umudu vermişti.

Her nasılsa, inanılmaz bir şekilde Linley hızını daha da artırdı. İnsanlardaki kurtulma umudu gerçekten inanılmaz şeyler yaratabiliyordu.

Linley`nin üstünde dolanan bu yüzden fazla Ates ve Zümrüt Ejderi tuhaf bakışlarla Linley`e bakıyordu.

“Hrm?”

Linley`nin hangi yöne gittiğini fark ettiklerinde, az önce eğlenen ejderler öfke içinde kükremeye başladı. Herhangi bir düzen olmadan kızgın bir şekilde ateş topu ve buz mızrağı fırlatmaya başladılar. 20­30 metrelik bir alanı bombardıman ediyorlardı.

“Ah!”

Linley`nin su anki hızında tepeye ulaşması 2­3 saniye aldı. Ayni anda da ateş toplarıyla, buzul mızraklar da oraya vardı.

“Çatlak iste orada!“ Linley hemen 2 metre genişliğindeki mağara girişini gördü. Hiç tereddütsüz içeri daldı.

Ama tam içeri giriyorken ateş toplarından biri onu yakalamayı başarmıştı. Ateş topları buzul mızraklardan cok daha hizliydi. Aradaki mesafe 20­30 santime inince, Linley`nin elbiseleri yanmaya başladı.

“Screech!”

Bebe aninden kendini büyüttü ve darbeyi karşılamak için kendi vücudunu kullandı. Ancak sonrasında Linley içeri girebilmişti. Fakat Bebe ateş topu ve buz mızrağı yağmuru altında gömülmüştü.

Linley içeri girdiğinde aşağı düşmeye başladı ve yere çarpmadan önce yetmiş veya seksen metre düştü. Burası kasvetli ve karanlık bir yerdi. İçeri girebilen tek ışık, yukarıda küçük bir delikten geliyordu. Fakat Linley`nin görüşü harikaydı ve o içeri giren sönük işik çevresini görmesi için yeterliydi. Şuanda…

Saçları yanmıştı ve yüzünde iki üç noktada yandığını gösteren kara lekeler vardı.

Yüzü mahvolmuştu. Yaralar içindeydi.

Fakat şuan bunlar Linley`nin umurunda değildi. Aklındaki tek sey Bebe`ydi.

“Swish!” Siyah bulanık bir şey direk aşağı Linley`nin önüne düştü. “Owwww!“ Epey rahatti! Önce soğuk, sonra sıcak. İnanılmaz bir histi.“ Bebe`nin sesi Linley`nin zihninde yankılandı.

Linley sevinçle Bebe`yi kucakladı. “Bebe, iyi misin?“

Bebe`nin yüzü inanılmaz kirliydi, fakat yine de memnun bir şekilde burnunu oynattı. “Tabii ki, ben Bebe, bir yıl önce olduğumdan çok daha güçlüyüm. Sekizinci seviye bir yaratıkla basa bas bile savaşsam, çok korkmam. Niye bu küçük ateş toplarından veya buz mızraklarından korkayım ki?“

Linley bir kahkaha attı. Bebe iyi durumda olduğuna göre endişe edeceği bir sey kalmamıştı.

Linley alaycı bir şekilde, “O zaman niye gidip bu devasa ejderlerle biraz kavga etmedin.“

Bebe mutsuz bir tonla, “Nasıl olurda benim gibi bir onlardan korkar? Sadece pulları cok kalin ve benim vücudum cok küçük. Ağzım küçük. Isırığım dibine kadar gitmez. Benim onları öldürmem cok zor, ama onlarında beni öldürme ihtimali yok.“

Linley kıkırdamaya basladi.

“Patron, yüzün… yüzün mahvolmuş!“ Bebe zihinsel yolla Linley`e bağırıyordu.

Linley yüz kaslarını esnetince şiddetli bir aci hissetti. Biraz somurttu. “Bebe, fiziksel gücümü artırmak için eğitim yapmış olabilirim ama ne kadar eğitim yaparsam yapayım yüz kaslarımı geliştiremem. Defansif özelliklerim yeterince güçlü değil.“

“Oof, Bebe, bırak yakamı, cok yorgunum.“

Linley Bebe`yi bıraktı ve yere uzandı.

Kendisini son limitine kadar zorlamıştı. Hep fizikse, hem ruhsal. Tehlikeyle yüzleşirken çok kotu değildi fakat şuan Linley güvendeydi ve bitmeyen yorgunluk dalgaları altında eziliyordu. Dinlenmek istiyordu.

Vadide, bu yüzün üstünde ejder ve iki Velocidragon tepeye doğru bakıyordu.

“Rawr…“ biraz büyük Ates Ejderlerinden bir tanesi kükredi.

Bütün ejderler ve Velocidragonlar geri çekildi. Sadece o büyük Ates Ejderi kaldi. Gözlerinde korku ve telaşla tepeye bakıyordu.

Yeraltı bölgesine giden ana girişlerden bir tanesi önceleri gayet büyüktü, hatta bir ejderin girebileceği kadar büyüktü. Fakat sonra Ates Ejderleri ve Zumrut ejderleri küçük bir tepeyle girişi kapatma emri almıştı.

Bu devasa ejderler için o iki metre genişlikteki çatlak hiçbir şeydi. Boyutlarına bakılırsa içeri girmeleri imkânsızdı.

Fakat Linley için içeri girmek çok kolay olmuştu.

“Yasaklı bölgeye girdiğine göre, bu insan hic şüphesiz öteki dünyayı boylayacak.“ Büyük ejder iyice yükselti ve uzaklara uçtu.

Burası Sisli Vadinin yasaklı bölgesiydi. İnsanları geçin, Ateş veya Zumrut ejderileri bile girmeye cesaret edemiyordu.

İçeri giren hiçbir şey sağ çıkamaz. Bu Sisli Vadinin değişmez kuralıydı.


………………..

Yorum Yap "CD4.17 – Kasvetli Derinlikler"