Otto Von Bismark Günceli

CD4.16 – Yasaklı Gökler

Eylül 20, 2016


Linley nefesini tutmuş otların arasından izliyordu. “O yığında en azından elli altmış bağ Mavi­kalp otu olmalı.“ Linley içinden gelen sevinci bastırmaya çalışıyordu. Fakat Linley`i asıl şaşırtan şey…

Bebe`ye bunlar sanki hiç yetmeyecekmiş gibi, sürekli daha çok koparıyordu.

“O koca yığını Bebe gerçekten de o küçük pençeleriyle taşıyabilecek mi?“ Linley git gide daha umutsuz bir hal alıyordu. Hemen zihninden Bebe`ye seslendi. “Bebe yeter bu kadar. Geri gel artık.“

Bebe kafasını kaldırıp Linley`e bir bakış attı ve küçük burnunu oynattı. “Acelen ne? Daha çok işim var.“

Tam o anda, yandaki nehirden su içmekte olan bir Velocidragon o tarafa bakmış bulundu. Gözleri Bebe`ye odaklandı, açıkça onu fark etmişti ve hemen kafasını sudan kaldırdı. Burun deliklerinden duman çıkarırken, soğuk bakışları tamamen küçük Golgefare`ye kilitlenmişti.

“B.oku yedik!“ Linley`nin kalbi sıkışmaya başlamıştı.

Eğer Bebe Velocidragon`la savaşa girişirse bu çok daha fazla büyülü yaratığı oraya çekecekti ve durum çok daha kotu bir hal alacaktı.

Bebe de Velocidragon`u fark etmişti. Görür görmez hemen korkuya kapıldı ve Mavi­kalp otu yığınının arkasına saklandı. `Titriyordu.`

“Growl…” Velocidragon kendinden memnun bir şekilde gürledi ve sonra tekrar kafasını indirip nehirden su içmeye başladı.

“Tam bir aptal et yığını. Kandırmak ne kadar kolay.“ Bebe mutlu bir şekilde Linley ile konuşuyordu.

Linley ağlasa mı gülse mi şaşırmıştı. Bebe`nin bu kadar iyi rol yapacağını hiç tahmin etmemişti. Çok iyi biliyordu ki, Bebe bir buçuk yıl önce zaten Velocidragon`u kaçıracak güce sahipti. Aradan gecen bir buçuk yıldan sonra çok daha güçlü olmalıydı.

Bebe kesinlikle Velocidragon`dan korkmuyordu.

Fakat çok zeki bir yaratıktı. Eğer ortalığı ayağa kaldırırsa, Linley`nin fark edileceğini biliyordu.

İnsanlar!

Büyülü Yaratıklar insanlara karşı aşırı düşmanlık besliyordu.

Velocidragon`un gözünde Bebe, inanılmaz küçük ve zayıf bir yaratıktan başka bir şey değildi. Bebe`nin ne kadar korktuğunu görünce, öldürmeye bile değer bulmamıştı. Sonuçta Velocidragon Golgefare`leri biliyordu ve sadece en zayıfları siyah kürklü oluyordu.

Fakat Velocidragon`un arkadaşlarından birinin çok feci kıçına tekmeyi yediğinden haberi yoktu.

“Aferin!“ Linley Bebe`ye bas parmağıyla işaret yaptı.

Bebe memnun bir şekilde gülüyordu. “E yani, ben inanılmaz zeki bir Golgefareyim.“ Bebe yandaki Mavi­kalp otu yığınına bir baktı. Sonra aniden vücudu önemli ölçüde büyüdü. Yirmi santimden neredeyse yarim metreye cikti.

Simdi boyutu büyüdüğüne göre, kolay bir şekilde iki pençesiyle yığını kavradı. Sonrasında arka ayaklarını bir esnetmeyle…

Whoosh!

Bebe aninden Linley`nin yanında belirdi.

“Patron. Tamamı burada, 160 bağ Mavi­kalp otu. Beni kullanmak gerçekten cok iyi bir plandı. Mükemmel bir

plan.“ Bebe kibirli bir şekilde göğsünü dışarı çıkardı.

Linley sevgi ile Bebe`nin kafasını okşadı ve sonra Mavi­kalp otlarını çantasına doldurdu.

“Hadi devam edelim. Bu vadi beni git gide daha çok meraklandırıyor.“ Doğuya bakarken Linley`nin gözleri parlıyordu. “Bu vadide bu kadar çok büyülü yaratık oluşu, elemental esans yoğunluğunun fazlalığı… mmm, hatta buradaki yoğunluk sanki ilk aşağı indiğimizden bile daha fazla. Dış dünyadan on kat daha fazla.“

Linley`nin içinde bir his vardı…

Vadideki bu yoğunluğu artıran her neyse bu vadinin doğusunda bir yerdeydi.

Sıkışık otların arasında doğuya doğru ilerlemeye devam etti. Rüzgar destek büyüsü Supersonik`in de katkısıyla Linley epey hızlı ilerleyebiliyordu. Yedinci seviye bir büyücünün Supersonik büyüsü birinin normalden üç kat daha hızlı gitmesini sağlayabilirdi.

Dördüncü bir savaşçının normal hızının üç kati!

“Whoosh. Whoosh!”

Linley büyülü yaratıkları hızla atlatarak, hızla bir saklanma noktasından ötekine sıvışıyordu. Neyse ki kalabalık pegasus sürüsü kısmı dışında vadinin geri kalanı gür otlarla doluydu. Bunlar Linley`i tamamen saklayacak kadar uzundu.

“Vadiye girdiğimden beri belki de yüz kilometre ilerledim.“

Linley hayretler içindeydi.

Bütün Büyülü Yaratık Sıradağlarının genişliği bin kilometre civarındaydı. Bu yüzden vadinin yüz kilometreden uzun oluşu gerçekten şaşırtıcıydı. Mesafeye bakılırsa, Linley Büyülü Yaratık Sıradağlarının merkez noktalarına yaklaşıyor olmalıydı.

“Patron. Burada cok az büyülü yaratık var.“ Bebe Linley`nin omuzunda kıvrılmış sürekli çevreyi tarıyordu.

Linley kafa salladı.

Bir kac kilometre çevrelerinde, sadece iki büyülü yaratık görülebiliyordu. Sayılarının bu kadar az olması gerçekten tuhaftı. Olan iki büyülü yaratığın ikisi de devasa Velocidragon`du. Daha da önemlisi… bu iki Velocidragon`un ikisi de yerde uzanmış, uyuyordu.

“Sadece iki Velocidragon ve de uyuyorlar.“ Linley alaycı bir şekilde güldü. “Bu kısım buraya geldiğimden beri olan en kolay yer olacak. Fakat sunu söylemeliyim ki, bu iki Velocidragon sıradan Velocidragonlardan farklı görünüyor.“

İkisinin de cüssesi çoğu Velocidragon`a göre daha büyük olduğunu fark etmişti. Yattıkları için tam emin olamıyordu. Fakat bu ikisi yatarken bile neredeyse sıradan ayakta duran bir Velocidragon kadar yüksekti. Ek olarak boyları normalin neredeyse iki katiydi.

Orada yatarken sanki iki küçük daği andırıyorlardı.

Ekstra dikkatli olmak için, Linley iyice uzaklaşıp yirmi metre uzaklıktaki otların arasından geçerek bu iki Velocidragon`u atlatacaktı. Fakat Linley otların arasından geçerken çıkardığı yumuşak kırılma seslerinin farkında değildi. Velocidragonlarin gözleri kapalı olsa bile, kulakları biraz haraket eder gibi oldu fakat hiç kıpırdamadılar.

Otların arasından ilerlerken tabii ki de ses çıkarıyorlardı.

Fakat Linley buna cok kula asmadı, çünkü esen rüzgâr bile bazı sesler çıkarıyordu. Hareket eden bir insandan sadece biraz daha az bir sesti. Linley ise çok uzun zamandır hic sorunsuz otların içinde sürünüyordu.

“Swish!”

Aninden bulanık bir şey havayı keserek Linley doğru ilerledi. Linley Supersonik büyüsüyle desteklenmesine rağmen, ucu ucuna, zorla son anda durmayı basardı.

“Şak!”

Demir bir kırbaç kadar sağlam ve esnek, uzun bir ejder kuyruğu Linley`nin tam önüne vurdu. Arada yaklaşık

yarım metre kalmıştı. Kuyruk yeri yardi ve yaklaşık bir metrelik bir oyuk oluşturdu. Linley aceleyle bacaklarına güç aktarıp, kaçmaya başladı.

“Beni fark ettiler.“ Linley`nin kalbinden bir ürperdi oluştu.

“Rawr!“ “Rawr!“

Üst üste iki kükreme geldi. Uyuyan iki Velocidragon aninden ayağa kalktı. İkisi de dört katli bir bina kadar yüksekti ve vücut uzunlukları neredeyse 40 metreydi. Cüsseleri kesinlikle nefes kesiciydi.

“Cok büyükler! Velocidragon ırkının elitleri olmalılar. Büyük ihtimalle sekizinci seviye Velocidragon.“ Linley iyice endişelenmeye başladı.

Bunlar Linley`nin vadide karşılaştığı ilk sekizinci seviye büyülü yaratıklardı. Yedinci seviye bir büyücü olarak şuan yedinci seviye büyülü yaratıklarla kapışmaya hazirdi. Fakat sekizinci seviye büyülü yaratıklarla karşılaşınca dövüşmeyi birak, bunun düşüncesi bile aklından geçmemişti. Çünkü yüksek seviyelerde aradaki güç farkı cok daha artıyordu.

Bu sadece büyü özütlerinin değerlerine bakılarak anlaşılabilirdi.

Altıncı seviye bir büyü özütü 1000 altin.

Fakat yedinci seviye büyü­özütü 50.000 altin para ediyordu. Bu yüzden altıncı ile yedinci seviye arasındaki fark buradan kolayca hayal edilebilirdi.

Sekizinci seviye bir büyülü yaratık? Fiyatı 500.000 altına dahi varabiliyordu!

Dokuzuncu seviye büyü özütüne gelecek olursak? Ederi parmak ısırtıcı, 5.000.000 altındı.

Bunlar sadece kitaplara dayanarak çıkarılan genel değerlerdi. Gerçekte güçlü yaratıkların büyü özütleri inanılmaz nadirdi. Bu yüzden değerleri daha da artıyordu. Sıklıkla marketlerde bulamıyordunuz.

Sekizinci seviye bir büyülü yaratık yedinci seviyeden cok daha güçlüydü.

“Growl.” “Growl!”

Sekizinci seviye iki Velocidragon birbirine bir bakış attı. Yüzlerinde bir eğlence havasıyla, dönüp tüm hız Linley`e doğru yardırdılar.

Sekizinci seviye büyülü yaratıkların zeka seviyesi herhangi bir insandan kesinlikle aşağı değildi.

“Whoosh!” Linley tüm gücüyle, telaşla doğuya koşuyordu. Bir yandan da Uçma Tekniğinin büyülü sözlerini söylemeye başladı. Fakat yedinci seviye bir büyü olduğu için sözleri epey karmaşıktı. Yapılması epey zaman alıyordu.

Bu noktada Bebe`de şov yapmaya cesaret edemiyordu.

Yedinci seviye bir Velocidragon`u yenebilirdi, fakat ya sekizinci seviye? Sadece iki kat büyük cüsselerine bakarak, Bebe dişlerinin pulları delip ete varamayacağının farkındaydı.

Devasa vücutları ne kadar kalın pullara sahip olduklarını gösteriyordu. Bu sekizinci seviye Velocidragonlarin her bir pulu yarım metre kalınlığındaydı ve onun altında daha da kalın kas tabakası vardı.

Onları yaralamak bile inanılmaz zordu.

Dördüncü seviye bir savaşçı olan Linley süpersonik büyüsünün de etkisiyle, bir şekilde Velocidragonlardan biraz daha hızlıydı. Bu devasa yaratıklar biraz kaba ve hantaldı fakat her adımlarında epey bir mesafe gidiyorlardı. Her adımları Linley`nin ki on kati mesafeydi.

Daha önemlisi…

Demir bir kırbaca benzeyen kuyrukları, normal Velocidragonlardan cok daha fazla, bir simsek gibi hızlıydı. Bir sallanmayla düzinelerce metre ilerliyordu ve yaklaşık olarak Bebe`nin hızıyla ayni seviyedeydi.

Bu iki devasa yaratık Linley`i kovalamaya devam ettikçe yer sarsılıyordu. Ve sıklıkla birbirlerine tuhaf bakışlar atıyorlardı.

“Whooosh!”

Linley aninden gökyüzüne uçtu. Sonunda Uçma Tekniğini yapmayı bitirmişti.

“Sonunda güvendeyim.“ Linley hemen yükseklere uçtu. Altında iki devasa Velocidragon`a bakarak, o rahatlamayla bir nefeslendi. “Ne kadar kurnaz Velocidragonlar. Beni ayartmak için bilerek uyuma numarası yapmışlar.“

Aslında Linley`nin bilmediği şey, önceleri Velocidragonlar onu yemlemiyordu.

Fakat bu iki sekizinci seviye Velocidragon çevrelerine karşı aşırı hassas olduğundan esen rüzgârın çıkarttığı hışırtılara tamamen alışmışlardı. Hışırtıların frekansının değiştiğini fark ettiklerinde doğal olarak hemen şüphelendiler.

“Growl…”

İki Velocidragon Linley uçarak uzaklaşırken izliyordu. En ufak bir şekilde sinirli görünmüyorlardı. Onun yerine kafalarını kaldırmış kükrüyorlardı. Kükremenin sesi neredeyse mutlu gibiydi.

Linley kükremeler arasındaki farkları artık anlayabiliyordu.

“Growl…” “Growl…” “Growl…” “Growl…”

Aniden Linley`nin üstünden ejderimse kükremeler gelmeye başladı. Bir kükreme pesine diğeri. Sadece sesler ne kadar fazla büyülü yaratığın olduğunu anlamaya yeterdi.

“Üstümdeler.“ havada durarak, irkilmiş bir şekilde yukarı baktı. Bulanık beyaz sisin içinden devasa ejderimsi yaratıklar birbiri ardına çıkmaya başladı. Her biri yetmiş seksen metre uzunluğundaydı ve kanat uzunlukları elli, altmış metreye varıyordu.

Çok sayıda ejderimsi yaratık sisin içinde süzüldü. Linley bakarak sayılarının çokluğunu artık görebiliyordu.

“En azından bir kaç düzine.“ Linley artık nefes almakta zorlanıyordu.

Birbiri ardına devasa yaratıklar gökyüzünden iniyordu. Alev renkli pulları göz kamaştırıyordu ve sanki vücutları ateşler içindeydi.

“Ateş Ejderleri!“ Linley durumun simdi tam bir felakete dönüştüğünün farkındaydı.

Ateş Ejderleri orta seviye bir ejder turu sayılabilirdi. Çoğu Ateş Ejderi sekizinci seviyeydi. Elit üyeleri ise dokuzuncu seviyeye ulaşabiliyordu.

“İki tane sekizinci seviye yaratık başıma bu kadar bela açtı. Simdiyse uçabilen onlarcasıyla uğraşmam lazım.“ Linley berbat bir durumdaydı.

Ve tam o anda…

“Growl…” “Growl!”

Başka bir yönden değişik kükremeler gelmeye başladı. Ateş Ejderleriyle yaklaşık ayni boyutlarda yaratıklar kanatlarını açmış oraya doğru geliyordu. Bu ejderimsi yaratıkların pulları bir akik gibi parlak koyu yeşildi.

Ve sayı olarak Ateş Ejderlerinden hiç de aşağı kalmıyorlardı.

Alttaki iki Velocidragon ise gözlerinde kurnaz, kotu niyetli bir bakış, eğlenir gibi kükrüyorlardı.

“Simdi buraya girdiğimde neden sekizinci seviye Velocidragonlardan başka yaratık görmediğimi anlıyorum. Muhtemelen sadece sekizinci seviye yaratıkların bu alanda kalmaya hakki var. Yedinci seviye büyülü yaratıklar girmeye cesaret edemiyor. Bu Ateş Ejderleri ve Zümrüt Ejderlerinin hepsi sürü türü yaratık. Muhtemelen bu iki Velocidragon bunca zaman boyunca benimle oyun oynuyordu. Benim uçtuğumu görünce hemen kükreyerek Ateş ve Zümrüt Ejderlerini çağırdılar.“

Yüzün üzerinde ucan ejder Linley`i çevreliyordu ve Linley yeni yeni neler döndüğünü anlamaya başlamıştı.

Gökyüzü şuan acık bir şekilde onun için yasaklanmıştı.

Bebe çaresiz bir şekilde “Patron, ne halt yiyeceğiz?“

…………..

Yorum Yap "CD4.16 – Yasaklı Gökler"