Tank Tarihi Günceli

CD4.15 – Sisli Vadiye Dönüş

Eylül 20, 2016


Altında su gibi beyaz bir sis uzanıyordu. Uçurumun kenarında dururken dibi görmesine imkân bile yoktu.

Elinde düz keski, Linley Sisli Vadiye doğru iniyordu.

Bu düz keskiyi almak için tam üç bin altın para harcamıştı ve keskinlikte Linley`nin önceki kullandığı siyah hançeri bile geçiyordu. Sonuçta düz keski Linley`nin eline hançerlerden daha uygundu.

Linley bir buçuk aydır Büyülü Yaratık Sıradağlarında dolanıyordu. Şuan gücünün zirvesinde, olabileceği en iyi durumda olduğunu hissediyordu.

Yoğun bir toprak elemental esans tabakası Linley`nin etrafında dönmeye başladı ve Linley sessizce büyülü sözleri söyledi. Sonunda esans basit bir zırha dönüştü, fakat eğer biri yakından baksaydı, yapıldığı malzemenin yeşim taşına ne kadar benzediğini söyleyebilirdi. Aralarındaki tek fark bu yeşim zırhı toprak elemental esansı içeriyordu.

Toprak­stili yedinci seviye büyü­ Toprak­Koruma (Yeşim taşı­seviyesi)

Yedinci seviye bir büyücü altıncı seviyeden çok daha fazla güçlüydü. Sadece defansif büyülerin gücü tek başına on kat artmıştı.

“Eğer simdi tekrar bu Ejder­sahinleriyle karşılaşırsam, sadece bu yeşim zırhını kullansam bile darbelerini kafaya takmadan ilerleyebilirim.“ Linley kendine epey güveniyordu. Hemen ardından bir rüzgâr elementi büyüsünün sözlerine başladı. Hava önce Linley`nin etrafında biraz döndü ve sonunda Linley havalanarak Sisli Vadi`ye doğru süzülmeye başladı.

Sisli Vadiyi araştırma konusunda şuan gayet kararlıydı.

“Simdi, hem yeşim­zırhına hem de Uçma tekniğine sahibim. Ek olarak fiziksel gücüm dördüncü seviye bir savaşçı kadar. Yedinci seviye Süpersonik büyüsüyle de destekledim mi… hayatta kalma konusunda sorun yasamamam lazim.“ Linley yavaşça, hic de acele etmeden Sisli Vadiye doğru ilerledi.

Bunun nedeni…

Tabii ki Mavi­kalp otu!

Mavi­kalp otu Linley için inanılmaz önemliydi. Mavi­kalp otunun burada büyümesi dışında, Linley, neden bu kadar fazla büyülü yaratığın burada toplandığı konusunda da meraklıydı. Özellikle de hepsinin farklı türlere ait olduğu düşünülürse.

“Patron, dikkat et. Son kez neredeyse yem oluyordun, unutma.“

“Endişelenme.“

Linley aşağı indikçe, uçurumların arası git gide açılıyordu. Açıkça bu vadi inanılmaz genişti. Linley çevresini inceleyerek Sisli vadide ilerlemeye devam etti. Bebe de onun gibi pür dikkatti. İkisi de Mavi­kalp otu arıyordu.

İlk hedefleri tabii ki Linley`nin son kez görüp ama almaya fırsatı olmadığı mavi­kalp otunun olduğu yerdi.

Uçuruma tutunarak, dikkatle ilerledi.

“Patron, Mavi­kalp otu gördüm. Tam şurada!“ Bebe`nin gözleri çok keskindi. Linley`de bir bakış attı ve hemen gözleri parladı.

Yaprakları yeşildi ama etraflarında soluk mavi bir ışık parlıyordu.

“Etrafta hiç Yeşil Dövmeli Piton yok değil mi?“ Linley hemen gitmeye cesaret edemedi. Artık Yeşil Dövmeli Piton`dan korkmuyor olsa bile, bir kez onunla dövüşmeye başladı mi büyük ihtimalle bütün büyülü yaratıkları buraya çekecekti. Bu kadar fazlasıyla kesinlikle bas edemezdi.

Yesil Dövmeli Piton renginden dolayı hic fark edilmiyordu, Linley tüm dikkatini vererek yeşil sarmaşıkların etrafını inceliyordu.

İyi bir inceleyip hiç piton olmadığını onaylayınca, daha da yakınlaştı.

Mavi­kalp otlarını toplarken, Linley yine ellerinde o buz gibi soğukluğu hissetti. Yüzünde bir gülücük oluştu. Bu soğukluk onun kesinlikle bir Mavi­kalp otu olduğunu gösteriyordu. Dikkatlice çantasına koydu ve daha da ilerlemeye devam etti.

“Rawr…”

“Shriiiiek…”

Aşağıdan bin bir turlu büyülü yaratık sesi geliyordu. Birbirine karışan vahşi kükremeleri Linley`nin kalbini titretti. Sadece aşağıdan gelen uğultulara dayanarak ne kadar fazla büyülü yaratık olduğu söylenebilirdi.

Sisi yararak ilerlerken, sonunda Linley aşağıdaki zengin yeşilliği azda olsa görmeye başlamıştı.

“Patron, dikkat. Saldırıya uğrayıp sonrada rastgele bir yöne kaçmak istemiyorum.“

“Biliyorum.“ Linley bütün dikkatini vermiş durumdaydı. Gözleri sürekli etrafını tarıyordu. Özelliklede uçurumdan sarkan yeşil yabani sarmaşıklar. Her an bir tane Yeşil Dövmeli Piton fırlayabilirdi. Bir tanesi tarafından keşfedilmek hepsi tarafından keşfedilmekle ayni şeydi.

“Ejder­şahini“ Linley uzakta, büyük bir ucan yaratığın havada tembelce dolandığını gördü. Ejder­şahini boyutu yüzünden gayet kolay fark edilebiliyordu. Fakat Linley ona göre cok daha küçük olduğu için, bu noktada bir avantajı vardı.

“Shriek, shriek!” Aniden garip ulumalar duyulmaya başlandı. İsin kotu tarafı ulumalar üstelerine doğru geliyordu.

“Bu hiç iyi değil.“ Linley`nin yüz ifadesi bir anda değişti.

Daha önce Ejder­sahinleriyle yakın temasa geçmiş olan Linley, bunun Ejder­şahinin çağrısı olduğunu biliyordu. Sesin kökenine baktığında, bulanık da olsa iki üç düzine devasa Ejder­şahininin ona doğru uçtuğunu gördü.

Boyutları aşırı büyüktü. 20­30 tanesinin bir sırada uçuşu gökyüzünü tamamen kapatmış, güneş bile görünmüyordu.

Bu kadar Ejder­şahinine karsi Linley`nin neredeyse saklanacak hiçbir yeri yoktu.

Şuanda Linley`nin üç seçeneği vardı. İlki, bu ejder­şahinleriyle savaşmak. İkincisi yukarı doğru canini kurtarmak için kaçmak. Üçüncüsü… Aşağı dağin göbeğine doğru uçmak.

“Whoosh!”

Hiç tereddüt etmeden Linley dümdüz aşağı doğru fırladı, beyaz sisi yararak ilerledi. Bir anda, bir ok gibi cimlerle dolu arazinin ortasına atıldı. Ve sonra, hiç kıpırdamadan saklanmak için kendini yüzükoyun otların içine attı.

Arazinin kenarına doğru dikkatlice sürünmeye başladı. Köseye gelince, dışarı bir bakış atıp, araziyi dikkatlice bir gözetledi.

Sanki tarih öncesinden kalma bir ütopya gibi, nehirler, devasa otlaklarla dolu büyük bir vadiydi. Ama bu tarih öncesi vadi sayısız devasa, etrafta sürünen yaratığa sahipti.

İki kat yüksekliğinde, otuz metre uzunluğunda, taşlı, kaya gibi her biri yarım insan boyutunda pulları olan

yaratıklar.

Linley hemen bilgilerini kolaçan etti. “Landwyrm. Altıncı seviye büyülü yaratık. Ateş elementi.“

“Eğer tek bir tane Landwyrm olsaydı sorun değildi ama…“ Linley araziye biraz daha baktı. “Bunlardan yüzden daha fazla var. Yüzü birden saldırırsa b.ku yeriz.“

“Neyse ki cok yavaşlar. Bana çok sorun oluşturamazlar.“

Vadinin içinden Landwyrm`ler nüfusun küçük bir kısmını oluşturuyordu. Büyük miktarda… Velocidragon da vardı. Velocidragonlar suru yaratığı değildi, doğal olarak geniş alanlara yayılmışlardı. Tabi gökyüzü de Ejder­ sahinleriyle doluydu. Eğer dikkatli bakılırsa çeşitli çayırlıklarda devasa boa yılanlarının süründüğü de görülebilirdi.

Ve bunlar sadece Linley`nin tek bir bakışta gördükleriydi.

“Sadece bir bakışta, bu vadinin doğudan batıya gittiğini söyleyebilirim. Kuzeydeki duvarları zar zor görebiliyorum.“ Linley dönüp geri bakti. Batıda da uçurumun duvarları vardı. Sadece doğudaki duvarlar net görülmüyordu.

Özelliklede doğudan­batıya uzanan nehir, sürekli doğuya doğru akıyordu.

“Bebe, sende dikkatli ol.“ Linley Süpersonik büyüsünü yaptı ve dikkatlice otlarda ilerlemeye başladı. O kadar fazla otlak vardı ki vadide, muhtemelen yaratıkların çoğu ot yemeyen etçillerdi.

İleri doğru giderken Linley aniden bir sey fark etti.

“Ne kadar inanılmaz bir doğal elemental esans yoğunluğu. Buradaki elemental esans yoğunluğu dışarıdan en az altı yedi kat daha yüksek olmalı.“ Vadiye girdiğinde Linley inanılmaz heyecanlıydı ve bunu ancak simdi fark edebilmişti.

“Acaba bu kadar yoğunluğa neden olan ne?“

Linley dikkatlice vadinin doğusuna doğru surundu. Landwyrmler, Velocidragonlar, Yesil Dovmeli Pitonlar ve Ejder­sahinleri, hepsi asiri büyük yaratıklardı. Linley gibi küçük bir canlının varlığı bile hissedilmiyordu.

“Bu vadi gerçekten çok uzun!“

Doğuya doğru yirmi kilometre süründükten sonra Linley hala sona ulaşamamıştı. Ayni anda da Linley yeni yaratık sürüleri fark etmişti.

Altıncı seviye sihirli yaratık, Kanatlı Pegasus. Yedinci seviye Simsek­kanat Pegasus.

Bir suru pegasus turu havda uçuşuyordu ve bazılarıysa yerde dolanıp, otluyordu.

Bebe endişeli bir şekilde “Patron, burası karmakarışık çalılıklarla dolu. Nasıl karşıya geçeceğiz?“

Linley de somurtmaya başladı. Önündeki çalılıklar gerçekten cok sıktı ve bacağının yarısına kadar geliyordu.

“Yerden cok yüksekler, buradan sürünmemize imkân yok. Havadan gitmek zorundayım.“ Linley dikkatlice yüz metre kadar geriledi. Pegasus sürüsünden olabildiğince uzağa gitti ve sonra Ucma Teknigini kullandı.

“Whoosh!”

Hemen havaya fırladı ve anında yoğun sisin içine kaçtı. Yoğun sisin içinden sadece ara sıra pegasuslar yaklaşır gibi oluyordu. Sonuçta pegasuslar küçük yaratıklardı ve çok yer kaplamıyordu. Bu sayede, ne zaman yaklaşsalar Linley atlatmanın bir yolunu buluyordu.

Dikkatlice doğuya doğru uçarken, Linley`nin bir gözü hep doğu duvarlarındaydı. Mavi­kalp otu için inceleme yapıyordu. İlerlerken yine somurtmaya başladı.

“Ilk bağı saymazsak, daha sonra hic Mavi­kalp otu bulamadım.“ Artık sabırsızlanmaya başlamıştı.

Fakat yine de doğuya doğru uçmaya devam etti. On kilometre civarı uçtuktan sonra, artık pegasuslari görmediğini fark etti ve yine vadinin zeminine indi.

“Linley, burada her çeşit büyülü yaratık var. Buradaki yaratıkların çoğu suru halinde kesinlikle gezmez. Mesela su Velocidragonlar, Siyah Ayilar veya çevik Ejder­kedileri.“ İlerlerken Doehring Cowart`ta yüzükten çıkıp

Linley`nin yanına geldi ve beraber ilerlemeye başladılar.

Linley dikkatli ve gizli bir şekilde ilerlerken, Doehring Cowart gayet keyifli bir şekilde yürüyordu.

“Ah!”

Sanki simsek çarpmış gibi aniden durdu. Yaklaşık elli metre ilerde, yedi­sekiz metre çapında küçük bir tepeciğin üstünde birbiri ardına yeşil otlar sıralanmıştı.

Otların yeşil olması gayet normaldi fakat asil sorun… bu yeşil otlar mavi bir ışıkla parlıyordu.

“Mavi­kalp otu. Bunların hepsi Mavi­kalp otu!“

Linley`nin kalbi sanki duracak gibi oldu. Tek bir bağ Mavi­kalp otu on binlerce altin ediyordu ve bu marketlerde nadir görünen değerli bir eşya olarak görülüyordu. Fakat yüz metre önünde yedi­sekiz metre çaplı bir alanda en azından yüzlerce Mavi­kalp otu vardi.

“Ne kadar cok! Yedi sekiz tanesini bir kerede avuçlayabilirim.“ Linley derin bir nefes aldı.

Doehring Cowart`ta gözlerini sonuna kadar açmıştı. “Linley canlı ejderin kanını içmek için, büyük ihtimalle dört beş bağ Mavi­kalp otu yeter. Bu kadar Mavi­kalp otunu bir arada bulmak gerçekten inanılmaz. Yine de… Mavi­ kalp otunun etrafındaki alan bomboş, saklanacak hiç yer yok. Nasıl oraya gideceksin?“

Belki de Mavi­kalp otu diğer otlar için zararlıydı.

Mavi­kalp otunun çevresindeki 30 metre çaplı alanda tek bir normal ot yoktu.

“Etrafta çok fazla büyülü yaratık yok ve burada olanlarda suru halinde değil. Her tarafa dağılmış durumdalar.“ Linley dikkatlice etrafı inceledi. “Mavi­kalp otuna yakın sadece yedi tane büyülü yaratık var. Yeterince hızlı hareket ettiğim surece, g.tumu kurtarmamam için bir neden yok.“

Linley sakinleşmek için kendini zorladı, olabildiğince hazır olmak istiyordu.

“Patron, sen mal mısın? Beni unuttun mu?“

Linley şaşırdı. Dönüp Bebe`ye baktı. Mutlu bir şekilde ona göz kırpıyordu. “Patron, benim hızım senden çok daha fazla, ayrıca vücudum çok daha küçük. Neden ben toplamıyorum? Hic sorun olmaz. Tek yapman gereken çantanı açıp, otları beklemek.“

“Whoosh!”

Bebe anında siyah bir gölgeye dönüştü ve göz açıp kapayıncaya kadar tepeciğe ulasti ve küçük keskin pençelerini kullanmaya başladı. Çevik ve ac gözlü bir şekilde bütün Mavi­kalp otlarini koparıyordu. Pençeleri hareket ederken kısa sure içinde, tepecik neredeyse tamamen boşaldı. Şuan Bebe`nin hemen ilerisinde, yaklaşık Bebe ile ayni boyda bir yığın Mavi­kalp otu vardı.


………………..

Yorum Yap "CD4.15 – Sisli Vadiye Dönüş"