Tankların Tarihi Günceli

CD4.13 – On Gün On Gece

Eylül 20, 2016


Ernst Enstitüsüne döndükten sonra, Linley her zamanki gibi çantasını odasından aldı ve direkt Ernst Enstitüsünün arkasındaki dağlara yöneldi. Çantasında sadece elbiseleri, büyü­kristali kartı ve düz keski vardı.

Yale “İkinci kardeş, Dördüncü kardeş, siz üçüncü kardeşin peşinden gidin.“ dedi.

George ve Reynolds kafa salladı. İkisi de Linley için endişeleniyorlardı.

“Patron, peki sen ne yapacaksın?“ Reynolds sordu.

Yale`in gözleri soğuk bir ışıkla parladı. “Ben mi?“

“Araştırma yapacağım, bakalım bu Alice denen kör kız ne diye üçüncü kardeşe ihanet etti. Ve bir görelim bakalım nasıl bir piç üçüncü kardeşin kızını çalmaya cesaret etmiş.“ konuşurken Yale ayağa kalktı. “Ben Fenlai şehrine gidiyorum. Siz Üçüncü kardeşle ilgilenin.“

“Anlaşıldı.“

Ve sonra Yale klan korumalarını da alarak direk Fenlai şehrine doğru yola koyuldu. Reynolds ve George ise dondurucu kış gecesinin ortasında hızla Ernst Enstitüsünün arkasındaki dağlara ilerlediler.

……

Sağlam bir aygırın üstünde, Yale korumalarla beraber karlar içinde dörtnala gidiyordu. Kısa sure sonra Fenlai şehrine vardılar. Şehre girdiği gibi direkt klanın Fenlai şehrindeki merkez binasına yöneldi.

Bu Fenlai şehrinde, dokuz katlı, ünlü bir oteldi.

Otelin arkasında, halka kapalı belli sayıda bir küçük bina grubu vardı. Yale direk küçük, iki katli kırmızı binaya doğru koştu. Tam bu esnada şatafatlı giyinmiş beş adam dışarı çıktı. Yale`i görür görmez hemen saygıyla, “Genç efendi Yale!“

“Walt, ikinci amcam nerede?“ Yale aceleyle sordu.

Beş kişinin içinden birinin ismi Walt`di. İçlerinde siyah uzun cübbe giyinmiş tek kişi oydu. Walt hemen saygılı bir şekilde, “Lord hazretleri ana merkeze yedi gün önce döndü. Şu anlık Kutsal Birlik`deki mevzularla ben ilgileniyorum.“

Walt`inda gayet iyi bildiği gibi, ikinci genç efendi Yale Ernst Enstitüsüne girdiğinden beri, klan içindeki pozisyonu roket gibi fırlamıştı.

Yale sıradan bir klan üyesi gibi değildi çünkü direkt varisti. İkinci amcanın en yüksek yetkilisi, Kutsal Birlikteki bütün olaylardan sorumlu Walt bile, Yale`e kabalık edemezdi.

“Genç efendi Yale, eğer ihtiyacınız olan bir şey varsa sadece söylemeniz yeterli.“

Yale bir sure sessiz kaldı ve sonra talimatları vermeye başladı “Benim için biraz araştırma yapman gerek. Fenlai Şehrinin Dry yolunda, Alice isimli bir kız var. Bu yıl on altı yaşında olması lazım. Ayni zamanda Wellen

Enstitüsünün bir öğrencisi. Son zamanlarda bir adamla beraber, bu adamla ilgili bütün bilgileri bul bana.“

“Tamam, genç efendi Yale.“ Walt hafifçe güldü. “Genç efendi, bu Alice denen kızdan hoşlanıyor musunuz? Eğer öyleyse o zaman…“

“Gerek yok.“ Yale`in yüzünde soğuk ve karanlık bir hava vardı. “Tek ihtiyacım olan bilgi. Olabildiğince hızlı olsun, anlaşıldı mı?“

“Evet.“ Walt genç efendi Yale`in bu sefer gerçekten kızmış olduğunu hissetmişti.

…..

Ayni gece. Titreyen mum ışıkları altında…

Yale bir masada oturmuş, yüzünde mutsuz bir ifade, şarabını dolduruyordu. Acık bir şekilde akli başka bir yerdeydi.

Aniden, telaşlı yak sesleri duyulmaya başlandı. Walt aceleyle, yüzü buz gibi olmuş 20`li yaslarda bir kızla beraber içeri girdi. Odaya girince saygıyla eğildi. “Genç efendi Yale, bu Alice`i ve erkek arkadaşını detaylı bir şekilde inceledik.“

Yale soğuk bir tonla “Konuş.“ dedi.

Walt, o da ayni şekilde eğilmiş olan kadına baktı. “Genç efendi Yale, bu Alice`in iki erkek arkadaşı varmış. Birincisinin ismi Linley Baruch, Wushan şehrinde doğmuş…“

“Dur. İkinciye geç…“ Yale somurttu.

“Alice`in su anki erkek arkadaşının ismi Kalan Debs. Fenlai`de doğmuş ve şuan on yedi yaşında. Wellen savaşçı akademisinde okuyor. Besinci seviye bir savaşçı. Debs klanı Fenlai krallığının önemli klanlarından biridir ve Kalan Debs klan liderinin direkt varisi.“

“Kalan Debs… Debs klani! Bir krallıktaki sadece küçük bir klan?“

Walt, Yale`e yaranmak için hemen söze girdi. “Fenlai krallığında, Debs klanı önemli bir klan sayılabilir. Fakat tabii ki, Yulan kıtasının tamamı düşünülürse, gerçekten cok küçük, değersiz bir klan.“

“Bu klanın ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Ne önerirsin?“ Yale Walt`a baktı.

“Çok kolay!“

Walt gülmeye başladı. “Genç efendi Yale, siz bilmiyorsunuz ama, bu Debs klanı bizim Dawson Şirketlerinin Fenlai Krallığındaki is ortağı. Fenlai Krallığında Dawson Sirketleri epey para kazanıyor, Debs Klani ise artıklarımızı topluyor. Bu kadar yıldan sonra bu artıklar Debs klanını biraz şişirdi.“

“Demek Debs klanı aslında bizim Dawson Şirketlerinin buradaki ortağı ha?“ Yale`in yüzünde bir gülücük oluştu.

Walt kafasıyla onaylayarak, “Evet genç efendi Yale. Sizindi bildiğiniz gibi bizim Dawson Şirketlerimiz her ticaretten bütün kari almıyor. Dört Büyük İmparatorlukta ve düzinelerce krallıkla, her zaman is ortaklarımız olmuştur. Doğal olarak, onlara biraz yarar sağlamak zorundayız.“

Yale dikkatle dinliyordu.

Dawson klanının Dawson Şirketlerini yönettiğini çok iyi biliniyordu. Yulan kıtasındaki üç devasa ticari birlikten biri olan şirket. Dört Büyük İmparatorluk ve iki büyük birlik bile onlara kötü davranmaya cesaret edemezdi. Yale`in Ernst Enstitüsüne kayıt olabilmesinin nedeni de buydu.

Ernst Enstitüsünün arkasında Işığın Kilisesi vardı. Tabi yüzeyde kayıtların açık ve adil olduğunu söylüyorlardı.

Yine de nasıl olurda sıradan bir klan Işığın Kilisesini kullanarak içeri girebilirdi ki?

Dawson Şirketlerinin inancı şöyleydi: “Eğer para kazanılacaksa, herkes bir pay alır.“

Dört Büyük İmparatorlukta, iki birlikte ve çeşitli krallıklarda, düklüklerde Dawson Şirketleri hep ticaret ortaklarına sahip olmuştur. Ve onların kar elde etmelerine müsaade etmiştir.

Dawson şirketleri ile çalışmak para basma makinesinin üzerine oturmakla ayni şeydi. Fenlai Krallığında Debs klanı Dawson Şirketlerinin kazandığının çok küçük bir kırıntısını alıyordu. Ama bu bile Debs Klanının Fenlai

şartlarında inanılmaz zengin bir hale getirmişti.

Walt gülerek, “Genc efendi Yale, Fenlai Krallığında her zaman ticari partnerimiz olarak Debs klanının yerini doldurmak isteyen pek çok klan olmuştur. Debs klanı ile hala çalışmamızın tek nedeni epey iyi bir ortak oluşu. Bu yüzden diğer klanlara hiç şans vermemiştik.“

Yale Walt`in niyetini anlamıştı.

“Hemen Fenlai Krallığındaki çalışma ortağımızı değiştirin. Debs klanına gelirsek. Yerin dibine sokun gitsin!“ Yale`in sesi buz gibi çıkıyordu.

“Evet, genç efendi.“ Walt saygıyla cevapladı.

Bu küçük bir krallıktaki, ortaklarla ilgili bir olaydan daha fazlası değildi. Fenlai krallığında komutada ikinci sırada olan Walt bile, bu kararı verme yetkisine sahipti. Yale ise ana ailenin bir üyesiydi.

Walt içinden “Zavallı Debs klanı.“ dedi.

…..

Ernst Enstitüsünün arkasındaki dağlarda, kar her şeyi beyaz, gümüşi bir örtüyle kaplamıştı. Yoğun ağaçların içinde büyük kayalar vardı. Dağın bos bir bölgesinde, Linley bu devasa kayaların birinin üstünde gözleri kapalı duruyordu.

Gölgefare Bebe, yanında durmuş, sessizce Linley`i koruyordu.

George ve Reynolds kaygıyla birbirine baktılar.

“George, Linley ne yapıyor? Tüm gün ve gece boyunca o kayanın üstünde öylece durdu. Çağırdığımızda tepki bile vermiyor. Hiçbir şeyde yemiyor içmiyor. Eğer böyle giderse…“ Reynolds iyice endişelenmeye başlamıştı.

George yavaşça kafasını salladı. “Sabırsız olma! Üçüncü kardeş altıncı seviye bir büyücü, ayni zamanda da savaşçı. Vücudu inanılmaz sağlam ve dirençlidir. Doğanın elemental esansı tarafından kuvvetlendirilmiş durumda. Bir kaç gün yemek ve su almasa dahi sorun olmaması lazım. Şimdilik izleyelim. Üçüncü kardeşin böyle bir darbeden kendini kurtaramayacak biri olduğuna inanmıyorum.“

İkisinin de Linley`nin şuan ki durumu hakkında hiç bir fikri yoktu.

Aslında, Doehring Cowart da Linley`nin yanındaydı. Tabii Reynolds ve George onu göremiyordu. Doehring Cowart sessizce Linley`i izledi. Kalbinde bir şaşkınlık vardı. “Bu Linley veledi sanki yüksek seviye düşünce âlemine geçiş yaptı gibi.“ Bir büyük usta heykeltıraş olarak Doehring Cowart, Linley`nin şuan nasıl bir zihinsel duruma giriş yaptığını tahmin edebiliyordu.

Linley bir kayaya bakıyordu. İki metreden daha uzun ve üç metreden daha geniş bir kayaya.

Kayanın üstündeki çizgileri inceliyordu. Kayayı çevreleyen çatlaklı yapı inanılmaz karmaşıktı. Fakat Linley bakmaya devam ettikçe, bu çizgiler, desenler sanki tamamen kaybolup, Linley`nin zihninde yeniden şekillendi.

Çizgiler ve şekiller beş tane insanın figürünü oluşturuyordu.

Aninden bu beş figür Alice`e dönüştü. Linley`nin zihninde bir sürü sahne döndü. Zihin gözünde bu kaya çeşitli heykellere dönüştü. Sonunda da beş tane kadın heykelde kaldı.

“George, bak! Üçüncü kardeş kıpırdıyor!“ Reynolds hayretle bağırdı.

Linley çantasından düz keskiyi aldı. Sağ elinde sallayarak kayaya bakıyordu. Bir anda düz keski bulanıklaştı ve kayadaki fazlalık kısımlar havada uçuşmaya başladı.

Linşeyz`nin ruhu yerdeki toprakla, havadaki rüzgârla bir bütün olmuştu.

Linley`nin ruhu öyle bir hal almıştı ki kayadaki her bir çatlağı, her bir çizgiyi net hissedebiliyordu. Düz keskiyi bir rüzgâr gibi sallıyor, artık taşları koparıyordu. Her bir düz keski darbesi mükemmel gibiydi. Ne çok fazla, ne çok az, tam hedefe iniyordu.

Düz keski bazen yavaşlıyor, bazense aşırı hızlı hareket ediyordu. Yeri geliyor taşın üzerinde çizgiler çizerek ilerliyor, yeri geliyor büyük parçaların tamamını koparıp atıyordu.

“O yıl nasıl göründüğünü hala hatırlıyorum, Kanasusamis Domuz tarafından saldırıya uğradığındaki acınası

halin.“

O anın tam bir kopyası Linley`nin hafızasına kazınmıştı. Bütün duyguları ve hissettikleri keskiye aktarılıyordu. Linley`nin etrafı karla kaplanmaya başlamıştı, bu esnada Linley ruhunun hiç olmadığı kadar toprak ve rüzgârla birleştiğini hissetti. Rüzgâr ve toprak esansı inanılmaz bir hızla Linley`nin vücuduna toplanıyordu.

Linley solmakta olan bu duygulardan başka hiçbir sey düşünmüyordu.

Yavaşça, heykelin sol uç tarafı bir kadını andırmaya başladı. Heykelin ana hatları oluşuyordu. Linley ne yedi ne de içti, sadece durmadan oymaya devam etti. Ara sıra düz keskiyi düzinelerce kez üst üste sallıyordu, bazense tek bir noktaya odaklanıp dakikalarca, mükemmel çizgiyi yapmaya çalışıyordu.

…..

Linley tamamen kendinden geçmişti ve Alice’e olan duygularını düz keskiye aktarıyordu. Heykeltıraşlığa başladığından beri hiç bu kadar derin bir ruh haline geçmemişti ve ama o bunun hiç mi hiç farkında değildi.

Geçmişte, gerek ilk başladığı günler olsun gerekse sonraları, Linley hiç bir zaman oymaya kendini %100 verememişti.

En azından bir kaç günü oyarak geçirebilirdi ve istediği zaman bırakıp sonra başlayabilirdi.

Fakat bu sefer tamamen farklıydı. Linley büsbütün duygularına kendini kaptırmıştı ve bütün benliğiyle enerjik bir şekilde oymaya devam ediyordu. Durmayı düşünmek bir yana, yemek yemediğinin bile farkında değildi. Bu tutulma ve konsantrasyon onu daha önce hiç olamamış bir şekilde sanki doğanın bir parçası haline getirdi.

Sanki doğanın kendisiymiş gibi ruhsal enerjisi hic görülmemiş, korkunç bir hızda artıyordu.

Şuanda Linley`nin ruhsal enerji artış hızı sıradan bir insandan bin kat daha hızlıydı

`Doğayla tamamen bütünleşti ve hatta kendini unutma seviyesine bile çıktı. Ne kadar harika bir sürpriz.“ Doehring Cowart`in gözleri parlıyordu.

Günler bir birbirini takip etti. Linley tamamen kendini işine kaptırmış durumdaydı. Toprak ve rüzgâr elemental esansı durmaksızın vücuduna aktı. Kaybettiği enerjiyi sürekli yeniledi.

Göz açıp kapayıncaya kadar on gün geçmişti bile. On gün boyunca Linley kendini oyamaya kaptırmıştı.

“Puff!”

Linley`i kaplayan karlar bir anda etrafa uçuştu. Linley, elinde düz keski önündeki devasa heykele baktı. Bütün gücüyle bu heykeli yapmıştı. Şimdiye kadar yaptığı en büyük ve en başarılı heykeldi.

Heykel bir kadının beş farklı görüntüsünden oluşuyordu. Alice`in beş görüntüsünden.

Bir tanesi tehlikeyle karşılaşınca içine düştüğü acımakla durumdu.

Bir tanesi gizlice balkonda konuştuklarında ortaya çıkan sevimli haliydi.

Bir tanesi ilk çıkmaya başladıklarında ki utangaç haliydi.

Bir tanesi birbirlerine sırılsıklam âşıkken ne kadar büyüleyici göründüğünü gösteriyordu.

Ve sonuncu ise ayrılırken ne kadar zalim olduğunu gösteriyordu.

“Bir yılda, her sey sanki bir rüyaymış gibi geldi geçti. Fakat rüya şimdi son buldu. O zaman bu heykelin ismi `Rüyadan Uyanış“ olsun. Heykele bakarken, Linley ruhunu hiç olmadığı kadar huzur içinde hissetti. Sanki önceki duygularının hepsi bu heykele emanet edilmişti.

`Rüyadan Uyanış.` heykeli bu gün dünyaya gelmişti.


………………..

Yorum Yap "CD4.13 – On Gün On Gece"