Otto Von Bismark Günceli

CD4.12 – Issız Karlar

Eylül 20, 2016


Zekihan`a da kucuk bagisi icin tesekkur ediyorum.

Alice artık Linley`e karşı hiç bir duygusunun kalmadığını düşünüyordu, fakat tekrar onunla yüz yüze gelince, özelliklede yüzündeki o inanamayan bakisi görünce kalbi sızlamıştı.

“Büyük kardeş Linley.“ Alice uzaktan seslendi.

Linley`nin bembeyaz yüzündeki kan akısı sanki durmuştu. Uzun bir süre kıpırdamadan durdu.

Bir anda kulakları tırmalayan yüksek bir çığlık duyuldu. Küçük Gölgefare, aniden şeytani bir gölgeye dönüştü ve tüm hızıyla Alice ile Kalan`in üstüne atıldı. Bebe cok aşırı zeki olmasa da, hala büyülü yaratıklarda olan merhametsiz, vahşi doğaya sahipti.

Linley`nin kalbindeki devasa, umutsuz, yıkılışı hissedebiliyordu ve intikam almaya gidiyordu.

Bebe`nin vücudu aniden iki katına çıktı ve kaşla göz arasında çoktan Kalan ile Alice`in önüne gelmişti bile. Bebe`nin keskin pençeleri görenlerin içine donduracak soğuk bir ışıkla parlıyordu. Bırak kaçmayı, konuşmaya bile fırsatları bile yoktu.

“Geri dön!“ Aniden Linley`nin sesi yankılandı.

Karanlık bir gölge gibi giden Bebe hemen duraklayıp, tam Kalan`ın yüzünün önünde, karların içine düştü. Bebe dönüp Linley`e baktı. “Cyak, cyak!“ Bağırarak Linley ile tartışıyordu.

Linley yavaşça fakat kararlı bir şekilde kafasını salladı.

Bebe, soğuk, merhametsiz gözleriyle Alice ile Kalan`a baktı ve sonra geri döndü. Tekrar gizemli bir şekilde eski boyutuna indi ve Linley`nin omuzuna sıçradı. Dışardan inanılmaz sevimli görünen bu yaratığın bu kadar korkutucu olduğuna kimse inanmazdı.

“Huff, huff.“ Kalan yeni yeni nefes almaya başlamıştı. Kafasından aşağı terler akarken, korku içinde Linley`nin omuzlarında kıvrılmış Bebe`ye baktı.

Alice Linley`e bakip, derin bir nefes aldi. “Büyük kardeş Linley, biliyorum şuan kalbin acıyla dolu olmalı. Sokakta konuşmamız doğru olmaz. Hadi yakındaki bara gidip orada konuşalım. Tamam?“

Linley hiç konuşmadan sadece kafa salladı.


Dry yolunda, lüks bir otelde, Linley ve Alice karşılıklı oturmuşlardı. Kalan ise akıllılık edip, sessizce bir köşede oturdu. Yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Daha az önce hayatını ucu ucuna kurtarmıştı. Hala o korkuyu üstünden atmaya çalışıyordu.

Masa siyah, parlak mermerden yapılmıştı. Üstünde iki bardak sıcak meyveli şarap vardı.

Linley ve Alice sessizce birbirlerine bakıyordu.

Uzun bir sessizlikten sonra, Alice hafif iç çekerek, “Büyük kardeş Linley, bu olayda bütün hata benim. Bunca zaman boyunca senden kaçtım çünkü senin zihinsel olarak hazırlanmanı istedim. En azından ikimizin düşman olarak ayrılmasını engellemeye çalıştım.“

“Düşman?“ Kalbinde Linley acı içinde güldü, fakat konuşmadı. Sessizce Alice`e bakarak dinledi.

Alice söze devam etti. “Büyük kardeş Linley. Kabul ediyorum, baslarda bende senden çok hoşlandım. Bende evlenip çocuk yapmayı düşündüm. Fakat uzun bir süre beraber olduktan sonra pek çok konuda birbirimize uymadığımızı anladım.“

Linley sonunda dayanamayıp konuştu. “Pek çok konuda? Alice, bende senin güçlü yönlerinden hoşlanmıyorum, ayrıca zayıflıklarını da kabul ettim. Bence iki insan birlikte olduktan sonra birbirini anlamalı ve biraz müsamaha göstermeli. Birbirine mükemmel bicimde uyan kimse yoktur zaten.“

Alice dudaklarını ısırdı. İki eliyle kadehi kavradı ve bir yudum aldı.

Alice bir sure düşüncelerini toparladıktan sonra konuştu. “Eskiden, ilk karşılaştığımızda ben on beş yaşındaydım.“ Kalbimde, sen göklerden inmiş, beni kurtarmış bir kahramandın. Benim yeryüzüm, gökyüzüm, bütün dünyamdın, fakat şuan fark ettim ki bu hiçte öyle değilmiş. Bunların dışında aile de cok önemli.“

Linley şaşırdı.

“Büyük kardeş, sen her zaman enerji doluydun ve bana karşı hep iyi davrandın. Çokta çalışkansın. Gerçekten mükemmel biri olduğunu kabul etmeliyim. Fakat… bu yeterli değil. Örneğin son sefer babam kumar oynamaya gittiğinde, bir kaç yüz bin altın kaybetti. Fakat büyük kardeş Kalan ailesine yardım etmesi için rica etti ve sorun hemen çözüldü.“

“Büyük kardeş Linley, bu senin yapamayacağın bir sey. Babam bir kumarbaz ve ayyaş olsa da, yine de o benim babam.“

“Sadece bunun için mi?“ Linley`nin sesi gayet nazikti.

“Hayır.“ Alice devam etti. “Sadece bu değil. Büyük kardeş Kalan`in da bana karşı cok iyi davrandığını fark ettim. Benimle beraber büyüdü ve onu cok iyi tanıyorum. Fakat sen sanki her zaman sisle kaplısın, seni hiç net göremiyorum.“

“Yulan kıtasının en iyi enstitüsünde dâhisin, yetmedi 15 yaşında Proulx Galerisinde kendi özel sergi alanına sahipsin. Sanki hatasızmışsın gibi geliyor. Fakat bu mükemmeliyet yüzünden seni net göremediğimi hissediyorum.“

Alice`in sesi git gide alçalıyordu.“ En önemlisi ise, ikimiz hep farklı noktalardaydık. Başlarda cok kötü değildi, ama sonraları yorulmaya başladım. Büyük kardeş Kalan gibi her zaman yanımda olan birilerine alışığım ben.“

Bütün bunları söyledikten sonra Alice sessizliğe gömüldü.

Linley`den de ses seda çıkmıyordu.

Şarapların sıcaklığı kaçıncaya kadar gecen bir sure sessiz kaldılar, sonra Linley konuştu. “Alice, bir keresinde birbirimize ne konuşmuştuk biliyor musun? Direk gelip senle yasayabileceğimi söylemiştim sana. Fakat bana eğitimimi bölmek istemediğini söyledin.“

“Gelmiş şimdi bana, seninle olmadığımı söylüyorsun?“ Linley`nin yüzünde acı dolu bir gülümseme vardı.

Alice konuşmak istiyordu ama söyleyebileceği hiçbir şey yoktu.

Şuana kadar söylediği her şey bahaneydi.

Linley Alice`e bakarak devam etti. “Alice, ilk kez otelde buluştuğumuzda bana demiştin ki, eğer benim sana olan aşkım sönerse bunu sana diyecektim, senden saklamayacaktın. Sende sessizce benden ayrılacaktın.“

Linley hırsını bastırıp sakin kalmaya çalışıyordu. “Tam o zaman, eğer sende beni sevmeyi bırakırsan, yüzüme söylemeni ve saklamamanı istemiştim. Bende kabul edip ayrılacağımı söylemiştim.“

Alice`in gözleri nemlenmeye başlamıştı.

“Şuan Kalan`la beraber olman cok sorun değil. Ama beni kandırmamanı dilerdim. Arkamdan Kalan`la beraber olman, hiç bir açıklama yapmadan benim umut içinde, seni bekleyerek dolanmama izin vermen… Birini böyle beklemenin nasıl bir duygu olduğunu biliyor musun?“

Linley`nin vücudu titremeye başlamıştı. “Eylül 29, buluşmamızı ilk kaçırdığın tarihti. Gece yarısından şafağa kadar bekledim. Her dakika, her saniye ne kadar zor geçti biliyor musun? Okula döndüğümde düşünüp durdum, acaba önceki sefer seni kızdırdığım için mi gelmemiştin? Bu yüzden seni mutlu etmek istedim. Bir aptal gibi gittim hafıza kristalleri aldım, enstitünün her yerini dolanıp kaydettim. Beni özlediğin zamanlar izleyeceğini ummuştum.“

“Ekimin ortasında, kristallerle beraber, umut dolu yine seni görmeye geldim. Fakat bir kez daha yoktun.“

“Kalbimde bir tereddüt oldu ama kendimi tuttum. Çünkü birbirimize söz vermiştik. Eğer benden ayrılacaksan bunu bana söyleyeceğine inandım. Bu yüzden kararlıydım. Ekimin sonunda, Kasımın ortasında, yine geldim. Ama sonunda…“

Linley ayağa kalktı. Alice`in yüzünde acili bir gülüş vardi. “Ve işte bu gün yine buradayım. Fakat şansa, bu sefer, beni aldatmaya devam edemedin.“

Alice`in gözlerinden yaşlar dökülmeye başlamıştı.

“Büyük kardeş Linley­“

Linley çantasını açtı ve iki kristali aldı. Sonra nasıl okulun her yerine gidip salak gibi kaydettiğini düşündü. Ne kadar aptal olduğunu anladı.

“Bu iki hafıza kristalini, tam dört kez Ernst Enstitüsünden Fenlai şehrine taşıdım. Fakat şuan… hiç bir anlamları yok.“

Linley`nin iki elinde birer kristal vardı. Anında iki kristal top birbiriyle çarpıştı…

Pat!

Kristallerde sayısız çatlak oluştu ve Linley ellerini gevşeterek yere düşmelerine izin verdiler. Sonrasında bir ses daha duyuldu ve kristaller 10”dan fazla parçaya ayrılarak zemine yayıldı. Parçalanma sesi o kadar yüksek ve netti ki herkes dönüp baktı.

Alice artık akmakta olan gözyaşlarını daha tutamıyordu.

“Büyük kardeş Linley, gelecekte yine arkadaş olacak mıyız?“ gözyaşları artık Alice`in görüşünü kapatıyordu. Kafasını kaldırıp Linley`e baktı.

Linley de Alice`e baktı ama bir şey demedi. Bir sure sonra yüzünde soluk bir gülücük oluştu. “Alice, eğer yanlış hatırlamıyorsam, ilişkimize gecen yil 29 Kasım`de başlamıştık. Bu gün yine 29 Kasım. Tam bir yıl oldu. En azından bana bazı güzel anılar hediye ettin.“

Linley aniden dönüp otelin ön kapısından çıktı.

Bütün otel susmuştu. Kösede oturan Kalan hemen Alice`in yanına koştu. Koşarken bazı hafıza kristallerine bastı. Otelde kristal sesleri yankılandı.

“Alice, iyi misin?“ Kalan Alice`i sıkıca kollarıyla sardı.

Fakat Alice gözyaşları içindeydi. Kalan`in kollarında olmasına rağmen dönmüş kapıdan çıkmakta olan Linley`e bakıyordu. Tam o an Linley ile geçirdiği anlar gözlerinin önünden geçmeye başladı. Fakat Alice de biliyordu ki…

Bu andan itibaren Linley artık hiçbir zaman ona eskisi gibi davranmayacaktı. Belki de onu bir daha hic görmeyecekti.

…..

Kokulu Köşk yolu hala karlar içindeydi ve kar taneleri hala havada uçuşuyordu.

Yolda yürürken Linley`nin gölgesi harap bir bicimdeydi. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı. Yüzüne karlar dolmasına izin verdi. O soğukluk hissini bekledi. Kalbi acı içindeydi. Sıkıca göğsünü kavradı.

Acı, çok fazla acı vardı.

Kalbini delip geçiyordu!

Hatıralar sırayla Linley`nin gözünün önünden geçiyordu.

O mor elbiseler. Ay ışığı altındaki meleğe benzer görüntüsü.

Balkonun köşesinde ki sıcak konuşmalar.

Yumuşak karlar üstlerine konarken, kafasını göğsüne bastırması.

Oteldeki, cilveli şekilde geçirdikleri vakitler.

…..

Linley bir keresinde sonsuza dek Alice`le beraber olacaklarını bile düşünmüştü. Fakat bugün hayalleri de o dirençli, sert kalbi de paramparça olmuştu.

“Aaaaaaaaaaaaaaah!”

Kokulu Köşk Yolunun ortasında dururken, acı dolu bir çığlık attı. Sürüsünden ayrılmış, umutsuzluk içinde bir kurt gibi. Yakındaki herkes ona baktı ve yavaşça uzaklaşmaya başladılar.

İnsanlar ona sanki bir aptalmışçasına bakışlar atıyordu.

Yüzünden yavaşça gözyaşları süzülmeye başladı.

Aptal. Gerçekten tam bir aptaldı.

Boş sözlere inanan bir aptal!

Linley aniden bir dizinin üstüne çöküp, kalbine kavradı.

O kadar çok acıyordu ki, sanki biri sürekli iğneler batırıyordu.

Artık acı sanki ellerine yayılmaya başlamıştı. Parmakları hissizleşmeye başladı. Sıkıca göğsünü kavramaktan başka elinden gelen bir şey yoktu. Acısını azaltmanın tek yolu sanki buymuş gibi.

“Haha!”

Gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ederken, Linley ayağa kalktı ve yüksek sesle gülmeye başladı. Kendi aptallığına, kendi saflığına gülüyordu.

Artık ıstırap içinde öksürmeye başlamıştı, o kadar sert öksürüyordu ki sanki göğsü parçalanıyordu. Öksürükler birbiri ardına kesilmeden geliyordu. Dayanamayıp yere uzanıp kıvrıldı.

“Öhö! Öhö!“

Aniden öksürükleri taze, kıpkırmızı kanlar izlemeye başlamıştı. Karlar kırmızıya boyanıyordu.

Linley karın üstündeki kanlara bakarken, onu bir güle benzetti. Bir yıl önceki Alice`in elinde tuttuğu gülün hatırası geldi aklına.

“Sudaki ayın yansıması, aynada gülün, rüyalardaki erkeğin. Sonunda hepsi boşluktaki bir illüzyondan başka bir şey değilmiş. Haha…“ Linley yolda başka hiç kimse yokmuş gibi vahşice gülüyordu. Fakat gülüşleri ıstırap doluydu…

Doehring Cowart her zamanki beyaz elbiseleriyle, sessizce Linley`nin yanında duruyordu. Konuşmadı, üzgün bir şekilde yalnızca baktı. Sessizce ic çekiyordu, “Ah Linley… sonunda bir çocuktan başka bir şey değilsin.“

Bu yıl Linley sadece on altı yaşındaydı.

“Üçüncü kardeş!“

Anında telaşlı bir ses duyuldu. Linley`nin biraderleri Yale, Reynolds ve George o tarafa doğru koşuyordu. Çok uzakta değillerdi ve hemen Linley`nin yolun ortasında durduğunu fark etmişlerdi. Linley`nin ağız dolusu kan kustuğunu görünce yüz ifadeleri değişti.

“Üçüncü kardeş, iyi misin?“

“Linley“

“Üçüncü kardeş!”

George, Yale ve Reynolds aceleyle Linley`e destek olmaya çalıştılar.

Linley kardeşlerine baktı ve kafa salladı. “Ben iyiyim. Benim için endişelenmeyin.“ Gökyüzüne bakarak, “Geçmişte, hep karı sevmiştim. Fakat şuan, bana o kadar ıssız ve soğuk geliyor ki.“

“Siz burada kalabilirsiniz. Ben geri dönüyorum.“ Linley sözünü bitirdikten sonra Kokulu Köşk Yolunun sonuna doğru yürümeye başladı.

George, Yale ve Reynolds gözlerinde endişeyle birbirlerine baktılar. Sonra hepsi aceleyle Linley`i takip etmeye başladı.

O gün karlar düşmeye devam etti. Yoldaki kan izleri yavaşça, arkada hiç eser kalmayacak şekilde kapandı.


………………………….

Yorum Yap "CD4.12 – Issız Karlar"