Dünyanın Oluşumu Günceli

CD4.11 – Karşılaşma!

Eylül 20, 2016


Kokulu Köşk Yolu insanlarla doluydu, fakat Yale, George ve Reynolds kendilerinden çokta uzakta olmayan o kızın kim olduğunu açıkça görebiliyordu. Alice ile Linley uzun süredir beraber oldukları için, Alice hepsiyle bizzat tanışmıştı. Doğal olarak hemen onu tanıdılar.

George alçak bir sesle “Bu Alice.“

Tam bu anda, Alice yüzünde gülücükler, başka bir erkekle el ele yürüyordu. Eğer Linley şuan burada olsaydı, bu genç adamın Kalan olduğunu hemen fark ederdi.

“Pice bak.“ Yale`in yüzünde öldürücü bir ifade belirdi.

Reynolds da kızgınlıktan köpürmeye başlamıştı. “Bu iki ay boyunca Linley ısrarla evine gitti. Acı içinde onu bekledi. Bir aptal gibi yaptığı her şeyi hafıza kristalleri kaydetti. Hatta üstüne gelecekte bu Alice`le eveleneceğini bile söyledi. A.mına korum bunun ben.“

“Demek üçüncü kardeş senin için yeterli değil ha?“ George da onlardan faklı değildi.

Yale alaycı bir şekilde güldü. “Bizim karışmamız simdi dogru olmaz. Yeşim Su Cennetine gidelim, döndüğünde üçüncü kardeşle konuşuruz. Şuan en önemli şey üçüncü kardeşi zihinsel olarak buna hazırlamak. Eğer hazır olmazsa? Korkarım ki böyle bir darbeyi kaldıramaz.“

George ve Reynolds da kafa salladı.

……

Yeşim Su Cennetinin özel odalarının birinde, Yale, George ve Reynolds hepsi oturmuş, somurtuyordu. Yanlarına hic bir eşlikçi istemediler. Yalnızca meyve suyu. Sarhoş olup, düzgün davranamamaktan korkuyorlardı.

“Üçüncü kardeşi cok iyi tanıyorum.“ George endişeli bir şekilde söyledi. “Cok konuşmaz. Sıkı çalışır. Okulda pesinde dolanan bir dünya kız var ama hic birini kabul etmedi. Eğer onun gibi biri aşık olursa, hepimizden daha cok kendini kaptırır. Patron ya da sen dördüncü kardeşten çok daha fazla.“

Yale ve Reynolds da ayni fikirdeydi.

Yale ve Reynolds için bir kızı kaybetmek sadece yeni bir tane kazanmak anlamına geliyordu. Çok büyütülecek bir sey değildi. Gecen bu son yıl boyunca, sürekli Linley ile şakalaştılar ve Linley`nin tepkilerinden Alice`e olan hislerinin ne kadar derin olduğunu söyleyebilirlerdi.

“Aagh! Delirmek üzereyim.“ Yale bütün meyve suyunu kafaya dikti.

Reynolds homurdanarak, “Patron Yale, cok kizma. Sonucta sadece bir kız. Üçüncü kardeş bu sefer epey bir aci çekecek, fakat atlattığında her şey yine iyi olacak.“

Yale kafa salladı.

Yale, George ve Reynolds büyük klanların birer üyesiydi ve dolayısıyladır çocukluğundan beri bundan

etkilenmişlerdi. Reynolds ve George`un açısından cok da kotu sayılmazdı çünkü klanlarının çok sıkı kuralları vardi. Ama Yale çocukluğundan beri kadınların etrafında dolaşıyordu.

Saniyeler dakikaları izledi, zaman aktı geçti. Yale ve diğerleri sessizce oturup bekledi.

Gece saat biri vurduğunda, bir cızırdama sesiyle kapi acildi. Linley keskin bir şarap kokusuyla içeri girdi. “Siz hala burada mısınız?“

Yale yüksek sesle gülerek, “Seni bekliyorduk.“

“Üçüncü kardeş, bütün bu zaman boyunca Alice`i beklemiyordun, değil mi?“ George bilinçli olarak, sıradan bir tavırla sordu.

Linley sessizce kafa salladı ve oturdu. “Bu gece içmiyor musunuz?“ Eğilip sandıktan bir şarap kapti ve hemen bir kadeh doldurdu.

Yale hafif sırıtarak “Üçüncü kardeş, senle konuşmamız gereken birsey var.“

“Konuş o zaman.“ Linley gerçekten kotu bir ruh halindeydi.

Yale yumuşak bir sesle, “Bu gece, biz sokakta yürürken bir kiz gördük. Senin Alice`e epey benziyordu. Biraz uzaktaydık, bu yüzden tam göremedik. Fakat kız başka biriyle el eleydi.“

“Yalan!“ Linley tartışmaya hiç yer bırakmayan keskin bir sesle araya girdi.

Yale elinde olmadan biraz durakladı.

Reynolds gülerek Linley`nin omuzuna vurdu. “Üçüncü kardeş. Hepimiz birer erkeğiz. Bir erkek olarak, nasıl olurda kadınların bizi yönlendirmesine izin verebiliriz? Alice kac kez ortaya çıkmadı. Eğer senin yerinde olsaydım, onu çoktan bir köşeye fırlatmıştım. Önümde diz çökse bile, daha yüzüne bakmazdım.“

“Dördüncü kardeş, senin gibi bir serseri ne anlar ki?“ Linley gülerek konuşuyordu. Bir kadeh daha doldurdu. “Gelin, bu kadar konuşma yeter. Moralim bozuk, beraber içelim.“

Reynolds, Yale ve George birbirlerine birer bakış attılar. Oturup içmekten başka çareleri yoktu.

Sabahın erken saatlerinde, Linley, George, Yale ve Reynolds masaya uzanmış uyuyordu. Ilk uyanan Linley oldu.

Arkadaşlarını görünce yüzünde bir gülücük oluştu. İçinden kendi kendine konuşuyordu, “Patron Yale, ikinci kardeş, dördüncü kardeş… Hepiniz masada bana eşlik ettiniz. Beni cesaretlendirmek için o kadar şey söylediniz. Ne düşündüğünüzü biliyorum. Alice`in bu kadar buluşmayı kaçırması, beni de kotu düşünmeye itti, fakat… İnanmıyorum. İnanmak istemiyorum.“

Linley pencereye yürüdü ve aşağı baktı.

Sabahın besi, altısı gibiydi. Fenlai şehri yeni uyanıyordu. Hareket eden az sayıda insan vardi ve islerine hazırlanıyorlardı. İnsanların çoğu hala uyumaktaydı.

“Linley.“ Doehring Cowart yüzükten dışarı uçtu.

Doehring Cowart sanki ezelden beridir bu dokunulmamış beyaz elbiseleri giyiyordu. Ve beyaz sakalı sanki hic bir zaman kısa olmamıştı.

“Büyükbaba Doehring.“ Linley Doehring Cowart`i görünce, yalnız başına dolanan gemisi sonunda bir limana varmış gibi oldu.

Linley`nin uyuyan yurt arkadaşlarına bakarak güldü. “Linley, gerçekten iyi üç arkadaşın var. Erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkilere gelecek olursak? Sadece sunu diyebilirim. Canlı olarak yasadığım su 1300 yılda, belki de on erkekten yalnızca bir tanesinin ilk asklarında başarılı olduklarını gördüm.“

“Büyükbaba Doehring, anladım.“ Linley cok hafif kada salladı. “Fakat… Ona güvenmiştim.“

Doehring Cowart başka birsey demedi.

….

Kasımın ortasinda, kristal kürelerin içinde olduğundan emin olduktan sonra çantasını aldi ve Fenlai şehrine

doğru yola koyuldu. Yine iki katli evin önüne geldi.

Linley nazikçe Hudd isimli korumaya seslendi.“Hudd amca, Alice geri geldi mi?“

Hudd kafasını salladı. “Hayır. En son geldiğinden beri aydan çok oldu. Henüz bir kez bile geri gelmedi.“

“Bir kez bile mi?“ Linley alnında izler çıkacak derece de somurttu. “O zaman ben şimdilik gidiyorum.“ Linley vedalaşıp ayrıldı.

Dry yolunda yalnız bir şekilde bara doğru yürüdü ama girmedi. Bebe zihinsel yolla, “Patron, fazla takma kafana. Belki önemli bir sey olmuştur ve gelememiştir? Örneğin eğitime gitmiş olabilir. Bu her zaman bir ihtimal. Orada bos düşüncelerle içip durma.“

“Doğru. Belki de bırakamayacağı bir şeyle meşguldür.“ Linley`nin gözleri aniden yeniden canlandı.

Bunu görünce Bebe burnunu kivirdi, “Patron, öyle bir abayi yaktin ki artik mala bağladın. Sadece bir iki kelime seni ne kadar heyecanlandırdı.“

“Seni küçük serseri. Cezalısın, sana bu gün alkol yok.“ Linley gülse mi ağlasa mi bilemedi.

Fakat Bebe ile şakalaştıktan sonra, moralinin biraz olsun yerine geldiğini kendi de farkındaydı.

……

29 Kasım. Fırtınalı bir gündü ve kar heryeri bembeyaz bir örtüyle örtmüştü. Linley, Yale, Reynolds ve George bir vagonda beraber oturmaktaydı. Şoför Yale`in ticari klanına bağlıydı ve arkalarında pek cok şövalye Linley`nin heykellerine eşlik ediyordu.

Yale kıkırdayarak “Üçüncü kardeş. Önümüzdeki bir kac gun içinde, yil sonu sinavlari olacak. Acaba kendini akademisinin bir numaralı dâhisi olarak atamış olan arkadaş altıncı seviye olmuş mudur!“ dedi.

George ve Reynolds inanılmaz gururluydu.

Çünkü önceki hafta Linley altıncı seviye dünyasına adim atmıştı.

Gerçekte Linley on üç yaşında dördüncü seviye erişmiş, on dört yaşında besinci seviyeye vardı ve şuanda neredeyse 17 yaşındaydı. Iki buçuk yilin sonunda, Linley nihayet besinci seviyeden altıncıya varmayı başarmıştı.

Iki buçuk yil!

Peki önceleri akademinin bir numaralı dâhisi olarak anilan Dixie?

Dixie on iki yaşındayken besinci seviye olmuştu fakat şuan 17 yasina gelmek üzereydi. Bes yil geçmişti. Dürüst olmak gerekirse Dixie`nin ilerleyiş hızı inanılmaz bir seviyedeydi. Fakat düz keski okulunun da desteğini almış Linley`e göre cok daha yavaştı.

Eğer yil sonu sınavlarında Dixie altıncı seviyeye ulaşamamış olursa, Ernst Enstitüsünün bir numaralı dahi koltuğu otomatikman Linley`e kalacak demekti.

“Üçüncü kardeş, az gülmeyi dene. Altıncı seviye olmak gerçekten sevinilecek bir olay.“ Reynolds Linley`i cesaretlendirmeye çalışıyordu.

Linley dudaklarını buruşturdu.

“Buna gülücük mü diyorsun?“ Reynolds bilerek Linley`e biraz sataştı.

Linley sonunda zorla da olsa bir gülücük çıkardı. “Pekala, dördüncü kardeş bırak biraz sessiz kalayım.“ Linley çoktan kararını vermişti, ne olursa olsun Alice ile buluşacaktı. Eger onu Fenlai şehrinde görmezse, direkt Wellen Enstitüsüne onu aramaya gidecekti.

Iki eli kanda da olsa Alice ile yüz yüze konuşup, olayları çözümlemeye karalıydı.

Vagonun penceresini açarak, Linley soğuk rüzgârın içeri girmesini sağladı.

Zorunlu olarak gözlerini biraz kisti. Dışarıda her sey beyaza bürünmüştü ve gökyüzü tüyler gibi havada süzülen kar taneleriyle doluydu. Kış manzarasının tadını çıkarırken zaman hızla aktı ve Fenlai şehrine vardılar.

Uc heykeli Proulx Galerisine teslim ettikten sonra, dördü beraber yemek yediler ve sonra geçici olarak yollarını ayırdılar.

Şuanda Linley`nin geliri epey yüksekti. Neredeyse her ay 20 bin altın para civari kazanıyordu. Bu yüzden para konusunda pek kafa yormuyordu. Çantasında iki kristal top, direkt Alice`in evine doğru ilerledi.

“Patron, eğer yanlış hatırlamıyorsam, dördüncü kez bu kristal toplarla Fenlai şehrine geliyorsun, değil mi?“ Bebe hic de onaylamayan bir tonla söyledi. “Bunları Delia`ya vermeye ne dersin? Ben gerçekten onu tercih ederim.“

Ekimden bu yana, bu gerçekten de Linley`nin kristal toplarla Fenlai şehrine dördüncü gelişiydi.

Linley somurtarak “Yeter bu kadar, Bebe“ dedi.

Kar dolu sokaklarda yürürken, Linley`nin her adımında yerdeki karlardan gelen çatırdama sesleri duyulabiliyordu. Çok geçmeden yine o tanıdık iki katli eve vardı.

Hudd`u görüp biraz konuştuktan sonra, Linley yine dönüp ayrılmak zorunda kaldi.

“Bir kez daha yok.“ Linley sürekli somurtuyordu. “Wellen Enstitüsü!“ Linley hemen enstitüye doğru gitmeye karar verdi.

Fenlai Şehri, Kokulu Köşk Yolu…

Alice, Kalan ile el ele yürümekteydi. Kalan nazikçe, “Alice, Linley ile olanları açıklığa kavuşturmayı planlamıyor musun?“

“Belki sonra.“ Alice kafasını salladı.

Kalan`da daha bir sey demedi.

Gözleri, elini tutan Alice`deydi. Elinde olmadan bir gülücük çıkardı. Alice ile beraber büyümüştü ve Alice onun çocukluk aşkıydı. Kalbinde her zaman Alice`den hoşlanmıştı, fakat Linley`nin Alice ile bu kadar hızlı bir araya geleceğini hic tahmin etmemişti.

Ilk kez Alice ile Linley`nin buluştuğunu öğrendiğinde öfkeden kudurmuştu.

Çocukluğundan beri hep Alice`e değer vermişti. Linley önceden ona yardım etmiş olsa bile, konu aska geldi mi, Kalan`in geri çekilmeye niyeti yoktu. Bu yüzden… bir kac küçük hile kullanarak amacına ulaşmıştı.

“Ilk görüşte ask? Yardıma muhtaç katini kurtaran kahraman?“ Kalan aşağılanmayla dolmuştu. “Gerçekle yüzleştiğinde bunların hepsi ince bir kâğıt gibi hiçbir seydi.

Alice`in elini tutarken, Kalan son derece mutluydu.

“Alice, ne zaman Linley ile olanları çözeceksin?“ Kalan tekrar sordu. Gerçekten de birbirleriyle çok fazla bağlı kalmalarını istemiyordu.

Alice kafasını salladı. “Bende bilmiyorum. Fakat inan bana, eğer onunla uzun sure konuşmazsam duyguları solacaktır. O zaman veda edersem, vereceği tepki o kadar şiddetli olmaz.“

“Haklısın. Linley sonuçta bizi kurtarmıştı.“

Yürürken sonunda Dry yoluyla Kokulu Kosk Yolunun kesiştiği yere gelmişlerdi. Kalan aniden Alice`in durduğunu fark etti. Elinde olmadan merakla Alice`e baktı. Fakat Alice donmuş bir şekilde Dry yolundaki bir yere bakıyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Kalan da kafasını döndürdü…

Bembeyaz elbiseler içinde genç bir adam en ufak bir şekilde kıpırdamadan orada duruyordu. Donmuş gibi onlara bakıyordu. Yüzü bütün rengini kaybetmişti, bir kar gibi beyaz.

Kalan`ın ağzından alçak bir ses çıktı.

“Linley!“

……

Yorum Yap "CD4.11 – Karşılaşma!"