Dünyanın Oluşumu Günceli

CD3.9 – Büyülü Yaratık Sıradağları

Eylül 19, 2016


Uçsuz, bucaksız Büyülü Yaratık Sıradağlarında…

Linley her yerde etrafı kaplayan antik çam ağaçları görüyordu. Yüzyıllardır veya milenyumlardır buradaydılar. Etraf çeşitli otlarla doluydu. Pek çok diken çeşidi de aralarına karışmıştı. Yürüdükçe hışırdayıp, kırılan kuru yapraklar ve asırlık asmalar, yabani otlar her yerde görünüyordu.

“Bu kadar yabani ot, diken ve ağacın arasında insan bisey göremezki. On metre ilerimde büyülü yaratık olsa ruhum duymaz.“ Linley endişelenmeye başlamıştı.

Büyük Baba Doehring`de yanındaydı.

“On metre? Linley önündeki çimenlerin içinde devasa bir yılan olsa farkında bile olmazsın.“ Doehring Cowart konuşurken gülüyordu.

Linley gönülsüzce önündeki otlarla kapli alana bakti. Neredeyse boyunun yarısına geliyorlardı. Ne kadar uzun ve kalin otlar. Gerçekten de burada yilan saklanabilirdi. Linley yerinde durarak derin bir nefes aldı ve büyülü sözler söylemeye basladi.

Aniden Linley`den zarif bir rüzgâr yayılmaya başladı ve bütün yönlere dagildi.

Rüzgâr stili büyü – Kesif Rüzgârı!

Genel olarak konuşursak, üçüncü seviye bir büyücü Kesif Rüzgâra büyüsü yapabilirdi. Fakat tabi ki büyücü ne kadar güçlüyse, keşif rüzgârının gücüde o derece oluyordu. Üçüncü seviye bir buyucunun kesif rüzgârı ancak on metre civarı bir alani tarayabilirdi. Fakat besinci seviye bir büyücü ayni büyü ile yüz metrenin üstünde bir alani kontrol edebilirdi.

“Yüz metre içinde sadece birinci seviye bir Balonfaresi ve bir kac tane ikinci seviye `Toprak Akrebi` var.“ Linley kendinden emin bir şekilde konuştu.

Kesif rüzgârı herhangi bir yasayan canlının aurasini ya da yasam özünü algılayabilirdi.

“Hemen burnun havalara kalkmasın. Güçlü bir büyülü yaratik topragin altina saklanabilir. Bazi aziz seviye yaratiklar kendi güç seviyelerini bile gizleyebilir.“ Dohering Cowart hatirlatma yapti. Yine de bir kahkaha atti. “Fakat eğer aziz seviye bir yaratık senin icabına bakmak istese, gerçekten gücünü saklamaya ihtiyaç duyar mı?“

Bu sözleri duyunca Linley daha da ihtiyatlı bir hal aldi.

“Seviyesini gizleyerek pusu kurma? Bazı kitaplarda büyülü yaratıkların zekâlarının insanlarınınkiyle yarıştığı söyleniyordu. Görünüşe göre bu doğru.“ Linley kendi kendine konuşuyordu. Omuzlarında ki küçük Gölgefare`ye bakti, “Bu küçük arkadaş bile, çoktan bu kadar akıllı bir hal aldi, gardımı hic indirmemem lazim.“

Rüzgar Linley`nin ayaklarinin etrafında dönüyordu. Bu `Supersonic` buyusunun bir etkisiydi.

Linley sessizce Büyülü Yaratık Sıradağlarında ilerledi. Dikkatlice etrafini inceliyordu, hatta omuzlarindaki küçük

Bebe bile gözlerini dört acmis, bütün yönleri tarıyordu. Yavasca ikisi dağların içlerine doğru yol aldılar.

“Büyülü Yaratik Siradaglari on bin kilometreden daha uzundur, ortalama genişliği ise yedi, sekiz yüz kilometreydir. En dıştaki yüz kilometre de büyülü yaratıklar çoğunlukla düşük seviye olur. Eger yuz kilometreden daha da içeri girersen, besinci ve altinci seviye yaratıklarla karsilasmaya baslarsin. Eger daha da içeri girersen o zaman karsina yedi, sekiz, dokuz hatta aziz­seviye yaratiklar cikar.“

Doehring Cowart bir kez daha Linley`e Büyülü Yaratık Sıradağları hakkında ders vermeye başlamıştı.

“Fakat tabii ki, hiçbir sey kesin değil. Belki de şuan dokuzuncu seviye bir büyülü yaratık sıkıltı ve dağin dis kısımlarında geziyor. Hatta belkide az sonra cok şanssız bir sekilde, devasa, on bin kurtluk, güçlü bir sürüyle karşılaşacaksın. Eger böyle bir sey olursa, kaderine küsmekten başka şansin yok.“

Doehrin Cowart`in sözlerini duydukça Linley dudaklarını büzüştürdü.

Bunları söylemeye bile gerek yoktu.

Büyülü Yaratık Sıradağları asiri büyüktü. Linley nasil bu kadar sanssiz olabilirdi? Fakat eger olsaydı, Doehring Cowart hic büyü gücü olmayan bir ruh olarak ona hiçbir şekilde yardim edemeyecekti.

“Büyük Baba Doehring, bunları zaten biliyorum. Az sessiz ol, dikkatimi dağıtma.“ Linley bunlardan hoşlanmadığını belirtir şekilde çıkıştı.

Doehring Cowart kıkırdayarak, sakallarını okşadı ve konuşmayı bıraktı.

Büyülü Yaratık Sıradağları balta girmemiş ormanları ve ulu ağaçları olan bir yerdi. Ağaçlar o kadar ic ice girmişti ki nerdeyse yağmur bile yere ulaşamıyordu, sadece bir kac damla topragi görüyordu. Belli bir sure yürüdükten sonra, ormanın dış kısmının gerçekten de cok tehlikeli olmadığının farkına vardi.

Linley ayaklarına biraz güç verdi ve sanki uçuyormuşçasına yedi, sekiz metre yüksekliğindeki bir ağacın dalina zipladi. Dikkatlice etrafi taradı.

“Patron, sağında, uzaklarda bir vahşi domuz var.“ Bebe zihinsel yolla Linley`i uyardi.

Bebe`yi duyunca Linley elinde olmadan bir bakış atti. Yaklasik yuz metre ilerde, kafasinda tek bir boynuz olan vahşi bir domuz dikkatlice etrafını inceliyordu. Eger Linley etrafi bu kadar iyi gören bir yerde olmasaydı, belki de o da bu Tek Boynuzlu Yaban Domuzunu göremeyecekti.

“Tek Boynuzlu Yaban Domuzu, üçüncü seviye, bir toprak elementi büyülü yaratik. Tek sahip olduğu yeteneği toprak mızrağı.“ Hemen Linley onla ilgili bazi bilgileri hatirladi.

“Üçüncü seviye bir büyülü yaratik da olsa aksam yemeği olarak is görür. Yaban domuzunun eti epey lezzettli.` cevik ve kuvvetli bir şekilde Linley ağaçtan aşağı atladı ve görünmeden domuza doğru yaklaştı. Bitki örtüsünün yoğunluğu sayesinde yaban domuzu olanlardan bihaberdi.

On metre mesafeye gelince, Linley cimlere uzandı. Otlarin arasinda domuzu seçebiliyordu.

Bir ejderin kıvrılarak magarisindan cikmasi gibi, Linley otlardan fırladı. Yaban domuzu kafasını çevirip, şok içinde bakarken, Linley rüzgâr gibi bir anda üstüne çöktü. Yaban domuzu öfkeyle bir kükredi ve uzun boynuzuyla Linley`e doğru atildi.

Linley sol eliyle domuzun boynuzuna uzandı ve sıkıca kavrayıp cekti.

O devasa tek boynuzlu yaban domuzu, yüzlerce kilo ağırlığına rağmen, Linley tarafından yedi, sekiz metre havaya fırlatıldı. Linley sonra bacağıyla devasa bir kılıçmış gibi inanilmaz bir guc ve hizla domuzun kafasına saldırmaya basladi.

`Krak.` Korkunc, ic sızlatan, bir kemik kırılması sesiyle, domuzu ağaca doğru tekmeledi. Yere düştüğünde, yer sallandı. Domuzun kafatası çoktan parçalanmış, beyni dışarı akiyordu. Ağzından akan taze kan görülüyordu. Domuz biraz daha çırpındı ve sonra hareketsizleşti.

Sadece savaşçı güzlerine dayanarak domuzu yenmek Linley için hiç de zor olmamıştı.

“Ucunu seviye yaratıkların büyü özütleri on altin filan etse de boşa gitmesine izin veremem.“ Linley çantasından düz keskiyi çıkarttı ve bir kac darbede, domuzu keserek acti. Değersiz toprak renkli büyü özütü dışarı yuvarlandı. Linley onu cimlere sürerek temizledi ve çantasına koydu.

Ve sonra hünerli bir şekilde, domuzun derisini yüzdü, bacaklarını kesti.

Olağan bir şekilde parçalara ayırdıktan sonra, bir bilek hareketiyle küçük bir ates oluşturdu. Ates büyümeye devam ederken Linley bacakları kızartmaya başladı.

Küçük Gölgefare, Bebe`nin agzindan salyalar akmaya başlamıştı bile. Gözleri domuzun bacaklarına sabitlenmişti. “Domuz bacakları cok lezzetli. Patron, çabuk, çabuk. Neden direk ateş elementiyle kızartmıyorsun. Daha hizli olmaz mı?“

“Ates elementi? Cok az ates­elementi büyü gücüne sahibim. Dahası is pişirmeye gelince daha yüksek ates kullanmak her zaman daha iyi olacak anlamına gelmez.“ Linley gülerek konuşurken kalın tuz ve diğer malzemeleri çantasından cikardi.

Linley büyü yatkınlığı için test edildiğinde, toprak ve rüzgâr için olağanüstü yatkınlık cikmisti ama ates için sadece ortalamaydı. Dürüst olmak gerekirse, sıradan bir insan için ortalama element yatkınlığı baya iyiydi. Fakat Linley gibi biri için… ates elementiyle uğraşarak zaman harcayamazdı.

Sonuçta ates elementinin, rüzgâr veya toprak elementi kadar güçlü olabilmesi için on kat daha fazla ateş çalışması gerekirdi.

Bu yüzden Linley ara sıra biraz ates elementi büyügücü saflaştırırdı. Yine de bu bir kac tane ates topunu sorunsuz oluşturmak için yeterliydi.

Iki bacagi kızartmayı bitirdikten sonra, Linley ve Bebe birer tane kaptı ve bu arada Linley diğer ikisini kızartmaya geçti.

“Wow. Ne kadar lezzetli! Bu vahşi domuz, çiftlikte yetiştirilenlerden cok daha lezzetli. Mis gibi kokuyor. Tabii senin pişirme yelteğinindi payi var, patron.“ Bebe o kadar mutluydu ki Linley`i bile biraz övdü.

Linley kahkaha atmaya başladı.

“Patron, daha fazla istiyorum.“ Bebe bacağı bitirince, acımakla bir ifadeyle Linley`e bakti.

Bebe`nin üzgün bakislarini görünce, Linley hic de üzgün hissetmedi. Kati bir sekilde, “Bu domuzun bacağı kızarmış ördekten cok daha büyüktü. Bir bacak senin için fazla bile. Diger ikisi aksam yemeğine kalacak.“ Konuştuktan sonra Linley Bebe`nin bakışlarını umursamaz bir sekilde diğer yöne döndü.

Bacakları kızartmayı bitirdikten sonra, Linley iki büyük yaprakla sardı ve onlari cantasina yerleştirdi. Sonra hızla Bebe ile beraber yolda ilerlemeye başladılar.


….

Yorum Yap "CD3.9 – Büyülü Yaratık Sıradağları"