Kilimanjaro Günceli

CD3.8 – Yolculuk (Part 2)

Eylül 18, 2016


“Rüzgâr elementi büyüleri kullanan bir okçu. `Supersonic` ve `Hassaslik` büyülerini ayni anda kullandığına göre bu okçu en azından besinci seviye büyücü olmalı.“ Doehring Cowart Linley`i uyarıyordu. “Gücüne bakılırsa, eger elli metre mesafeye gelirse, kaçmayı basarsan bile agir şekilde yaralanacaksın. Kaç hemen!“

Linley`nin kalbinde bir ürperti oluştu.

“Bütün değerli eşyalarınızdan vazgeçin ve bizde hayatinizi bağışlayalım.“ Soğuk bir ses havada yankılandı ve 10`dan fazla adam ormandan dışarı cikti. Hepsinin elinde oklar ve belinde kisa kılıçlar vardi. Adamların yüzlerinde soğuk bir ifade Linley ve diger ikisine bakarken, yavaş yavaş yaklaşıyorlardı.

Fakat konuşan kişi ortaya cikmadi.

Linley ve diğerleri birbirlerine bir bakış attılar. Hic bir seyi vermek istemiyorlardı. Sadece okçuların yaklaşmasını izlediler.

“Ates!“ O soğuk ses tekrar yankılandı. Arkalarindaki rüzgâr elementi büyücüsü epey kararlıydı. Linley ve diğerlerinin teslim olmadığını görünce aninda olüm emrini verdi.

Bir anda butun okçular, oklarını fırlattılar. Linley ve grubu üstlerine yağmur gibi gelen oklardan kaçmaya çalışıyordu. Kava kaçarken bir yandan da kılıcıyla bazi okları durduruyordu.

Linley kendisine `Supersonic` buyusunu yapti, bu sayede hem kaçabiliyor, hem de diger ikisini izleyebiliyordu. Matt sürekli başarıyla kıvrılıyor, bir yandan da elindeki kisa kilicla gelen oklari geri serptiriyordu.

Fakat Kava o kadar cevik değildi. Devasa kilici savururken şüphesiz iyi hareket edemiyordu. İlk önceliği kılıçla kendini savunmakti ve ince bir tabaka da savaş­qi`si kullaniyordu. Gercekten bu oklar fazla tehdit oluşturmuyordu. Besinci seviye bir savasci buna dayanabilirdi.

“Geberin!“ Kava öfkeli bir sekilde bağırdı, elinde kılıcıyla okçulara doğru atıldı.

Ormanda bekleyen büyücü bunu görünce yüzünde sinsi bir gülücük oluştu. Bir kez daha yayını gerdi ve `Supersonic` ve `Hassaslik` büyülerinin sözlerini söylemeye basladi. Yayi, altın ve mavi renkli ışıklarla parlamaya başladı.

Kava hala daha bagirarak koşuyordu, fakat yolun yarısında, önünde mavi bir şey hissetti. Tepki verene kadar, ok çoktan varmisti bile. Önünde oku görünce hemen kılıcıyla bloklamaya calisti. Ama…

“Aaahh!“

Ok kafatasını delip geçti.

Kava olayin sokuyla yerine çakılı kalmıştı. Olanlara inanamıyordu. Cok açık bloklamayi başarmıştı. Nasil öldü? Gözleri hala olanlari anlamaya çalışıyordu. Bir anda gözlerindeki isik karardi ve yere yığıldı.

Uzaktan olaylari izleyen Linley`ninde kalbi sizladi.

“Rüzgar stili destek büyüsü `Hassaslik` kesinlikle o!“ Bir rüzgâr buyucusu olarak Linley`de bunu cok iyi

biliyordu. `Hassaslik` büyüsü bir okçuyu desteklemek için kullanılırsa, okçunun oklarini hedefe ulaştıracak şekilde rotalarını yeniden çizer.

Örneğin, Kava, orada kılıcıyla gerçekten de oku bloklayacak sekilde durdu, ama minik bir yeniden ayarlamayla ok Kava`nin kafasına döndü.

“Rüzgâr­stili büyüler okçu olarak kullanıldığında gerçekten cok korkunç oluyorlar.“ Linley hic bu derece tehlikeli olabileceğini düşünmemişti. Hemen o da büyülü sözler söylemeye başladı.

“İkiniz, uysalca teslim olsanız, iyi edersiniz.“ Ormandan gelen soğuk ses tekrar yankilandi ve okçular küstahça gülmeye başladılar. Rüzgâr stili bir okçu­büyücü hem yeterince büyü gücüne hem de yayı düzgün kullanmak için fiziksel güce ihtiyaç duyardı.

Doğal olarak ruzgar stili bir büyücü­okçu uzak mesafelerde inanılmaz tehlikeli bir düşman haline geliyor.

Linley`nin gözlerinde önündeki adamlara saki cesetmiş gibi bakan, öldürücü bir bakis belirdi.

“Krak!“ “Krak!“ Krak!“ “Krak!“

Aniden toprak sarsilmaya basladi ve her yerden hizla toprak mızrakları fışkırtı. Uclari parlayan bicak gibi keskin tastan mızraklar birbiri ardına yerden okçulara fırladı. Bacaklarını, göğüslerini delip geçtiler. Hava çığlıklarla ve yeni akan kanın taze kokusuyla doldu.

Toprak stili besinci seviye büyü – Toprak Mizragi Dizilişi!

“Ahhh!“ Çaresiz çığlıklar havayı delip geçti.

Düzinelerce toprak mızrağı yerden çıkmaya devam etti ve her mızrak bir metreden biraz uzundu. Göz açıp kapayıncaya kadar, okçu birliği yoğun mizrak saldirisi altinda delik deşik oldu. Aniden gelen saldırıya hazırlıksız yakalanmışlardı. Hepsi aci içinde ciglik atmaya devam ediyordu.

“Patron, kurtar bizi, yârdim et!“ Midesini mızrak delmiş birisi sefil bir sekilde bagirdi.

“Ah, ah!“ Kalçalarından mizrak geçmiş olan biriside yandan aciyla bağırıyordu.

Okcu birliğinden, dört kişi ilk saldırıda hemen ölmüştü ve yaklasik on tanesi agir sekilde yaralanmisti. Dövüş kabiliyetlerini tamamen kaybetmişlerdi.

“Toprak stili bir büyücü!“

Ormanda saklanan okçu sok olmuştu. O ve adamlari burada, Büyülü Yaratık Siradaglarinin hemen dışında saklanmıştı ve pusu kurup yolcuları öldürerek uzun zamandir epey bir hazine biriktirmişlerdi.

Genelde ilk saldırıya kalktıklarında yolcuların büyücülerini öldürürlerdi!

Sonuçta düşman büyücüler uzun mesafeli saldırılar gerçekleştirebilir. Bu yüzden ciddi tehlike arz ediyorlar. Bir buyucuyu öldürdükten sonra ikincisinin ortaya cikacagini hic tahmin etmemişti.

“Kacma vakti.“

Düşmanının dikkat dağınıklığını firsat bilen Linley, hemen `Supersonic` buyusunu yapti ve hizini son limitine kadar artirdi. Aceleyle geriye doğru kaçtı ve ufukta kayboldu. Linley ormandaki okçuya saldırma imkaninin olmadigini cok iyi biliyordu.

Aralarindaki mesafe cok fazlaydı ve büyülerinde bir limiti vardi. Fakat eger okçu­büyücü ile arayi kapatabilirse belki saldırılarını engelleyebilirdi.

Tüm hızıyla koşarken, Linley otuz kilometre civarında bir mesafe kaçtı.

“Patron, niye kaçıyorsun? O okçu­büyücü sana biraz tehdit oluşuyor olabilir ama eğer ben saldırırsam o küçük g.tune koymam cok zor olmaz. Izin ver surdan ona bir ucayım?“ küçük Bebe zihinsel olarak, sinirli bir şekilde Linley`le konuşuyordu.

Linley küçük Golgefare Bebe`nin ne kadar güçlendiğini gayet iyi biliyordu.

Linley sekiz yaşındayken, küçük Gölgefare zaten altıncı seviye bir savascidan daha hizliydi. Fakat yedi yil sonra, artik Linley on bes yasindayken, Bebe`nin dis görünüşü hic değişmemiş olsa da, hizi neredeyse dokuzuncu seviye bir savaşçıyla eşitti.

Bebe`nin hızına bakilirsa, okçu­büyücü ‘nün onu hedef almasına imkân yoktu.

“Bu benim eğitim yolculuğum. Kendi yeteneklerimle çözmem lazim.“

Linley`nin omuzunda zıplarken bir yandan da tırmalıyordu. Kizgin ciyaklama sesleri cikariyordu. Belli ki Linley`e bağırıyordu. “Patron, cok zalimsin. Benim de eğitime, savaşmaya ihtiyacim var!“

Küçük Golgefareye bakarken Linley kendini gülmekten alamadı. “Peki. Büyülü Yaratık Sıradağlarına vardığımızda, eger karşımıza güçlü canavarlar çıkarsa dövüşmene izin vereceğim. Anlaştık mi?“

“Hah, şöyle iste.“ Küçük Gölgefare oturdu ve küçük pençelerini göğsünün üstünde bağladı. Küçük burnu seğirirken, gözleri mutlu bir sekilde parlıyordu.

Şuanda gökyüzü kapkara olmus, uzaklarda simsekler çakıyordu. Ardindan bunu gok gürlemeleri izledi.

“Yakında sağlam bir firtina cikacak gibi.“ Linley somurttu.

Hemen hızını artırdı, aceleyle Büyülü Yaratık Sıradağlarına ilerledi. Linley dağlardan on kilometre filan uzaktayken ilk damla düştü ve pesinden yağmurun toprakta oluşturduğu küçük dereler bunu izledi.

Gök gürlemeleri tekar ve tekrar yankilandi. Siddetli yağmur toprağı suyla kapladı. Sanki bütün dünya sele kapılacak gibiydi.

Fakat hizla ileriye atilmis Linley`e düsen pek bir yağmur yoktu. Çünkü Linley kafasinin on santim ustune `ruzgar­kalkani` oluşturmuştu. Kalkan yaklasik bir metre capindaydi. Ruzgar kalkaninin defansi gayet iyiydi. Linley sadece cok az bir büyü gücüyle, yağmuru tutmasi için onu oluşturmuştu.

Rüzgârın kendisi şekilsiz olduğunda, ruzgar­kalkanida saydam, soluk mavi çizgiler varmış gibi görünüyordu.

Uzaktan bakan biri, orada ruzgar­kalkani olduğunu kesinlikle söyleyemezdi. Kafasının üstünde ruzgar­ kalkaniyla Linley hızlı ilerleyişini sürdürdü. Belli bir sure sonra, Linley uzun, dalgalı dağ sırasını gördü. Kuzeyden güneye ucu görünmeyen bir sekilde uzaniyordu. Bu dag sirasi adeta Yulan kitasini iki parçaya ayırıyordu. Dünyadaki bir numaralı sıradağlar. Büyülü Yaratik Siradaglari.

Uzaktaki haşmetli daglari görünce, Linley nefesini tuttu.

“Ne kadar büyük bir dağ sirasi…“

Gerçekten devasa bir dag sirasiydi. Gözle bakilinca, ucu bucağı yoktu. Kuzey veya güney, dağlarla doluydu. Sanki dağlara değil de sinirsiz bir denize bakılıyordu.

Sonsuza doğru uzanıyordu.

“Burası Büyülü Yaratik Sirdaglari, kitadaki bir numarali siradaglar. Acaba ne kadar büyülü yaratik barındırıyor? Kac tanesi aziz seviye yaratik?“ Suanda Doehring Cowart Linley`nin yaninda ortaya cikmisti. Uzaklara doğru bir bakti, “Büyülü Yaratik Siradaglarina gelmeyeli ne kadar uzun zaman oldu.“

Linley`nin gözleri heyecanla parladi.

“Hadi gidelim!“

İçi coşkuyla dolu, fırtınayla kaplı dağlara doğru koştu. Küçük Gölgefare Bebe`de heyecanla omuzunda ciyaklıyordu. Sağanağın altında Linley hızlıca dağlara girdi.


…….

Yorum Yap "CD3.8 – Yolculuk (Part 2)"