Tankların Tarihi Günceli

CD3.4 – Değer

Eylül 18, 2016


Proulx Galerisinde. Her zamanki şık müziği eşliğinde, ziyaretçiler heykelleri birer birer inceleyerek ilerliyorlardı.

Galeri üç salondan oluşuyordu; ana salon, uzmanların salonu ve ustaların salonu.

Ana salon aşırı büyüktü ve eserlerin çoğu buradaydı. Salonun kuzeydoğusuna doğru, emsalsiz bir auraya sahip üç tane eser vardı. Heykeltıraşlık sanatına çalışan herhangi biri bu aurayı hemen fark edebilirdi.

Fakat galeride on binden çok eser vardı ve bu heykeller samanlıkta saklanmış iğne gibiydi. Birinin direk onlara ilgi göstermesi aşırı zordu.

“Buradaki heykellerin çoğunun ici bos. Şekilleri var, tamam, ama ruhları yok.“

180 yaşındaki Kont Juneau yavaşça ana salonda ilerliyordu. Gözleri bir eserden diğerine geçti. Kontun başka bir hobisi yoktu, hayattan aldığı tek zevk heykellerdi. Her gün, Proulx Galerisinde sabah yürüyüşü yapıyordu.

Fakat ana salonda Kont Juneau`nun ilgisini çeken cok az heykel vardi.

“Milord Kont, ilginizi çeken bir heykel oldu mu?“ yandan güzel bir görevli seslendi. Kont Juenau her gün buraya geldiği için Proulx Galerisinin çalışanları onu tanıyordu.

Kont kafasını salladı ve gülerek. “Henüz bir şey bulamadım.`

(Not: Milord = Asilzade)

“Milord Kont, buradaki heykeller, uzmanlar veya ustaların salonundan cok daha asagida. Neden her sabah zamanınızı burada harcıyorsunuz?“ kadın görevli merakla sordu.

Kont bilinçli şekilde bir kahkaha atti. “Anlamıyorsun. Bu salonda sayisiz heykel var. Belkide içlerinde saklı yetenekler vardır. Çamurun içinden altını bulup çıkarmak ne kadar harika bir duygu olduğunu biliyor musun?“

Görevli hala gözlerinde soru işareti konta bakıyordu.

Kont daha açıklama yapmadı. Durmadan, heykelleri bir biri ardına değerlendirmeye devam etti, fakat Linley`nin yaptığı üç heykele varınca, bir anda gözleri acildi. Yüz yıldan uzun suredir heykellerle ilgilenen biri olarak, bu uc heykelin diğerlerinden farklı olduğunu hemen söyleyebilirdi.

“Sakin, doğal, gururlu ve kendi halinde…“

Kont elinden olmadan heykelleri övdü.

Aranan kelime `esans` di. Bir sanat eserinin `iyi` olarak adlandırılabilmesi için, belli özel bir esansı olması lazımdı. Kont Juneau tek bir bakışta bu üç eserin, sakin, doğal, gururlu ve kendi halinde bir aurasi olduğunu söyleyebilirdi. Bu, kontun ilerleyişini durduran kendine has, özel bir auraydi.

“Bana su heykellere fiyat koymamda yârdim eder misin? Her birine yüz altın teklif vermek istiyorum.“ Kont, kadın görevliye hemen seslendi.

Görevli bir bakis attıktan sonra hemen kayit defterini çıkardı. Her heykelin kayıt numaralarını yazdıktan sonra, uc tane üzerinde fiyat yazan kâğıt çıkarıp heykellerin yanına yerleştirdi. Her kâğıdın üzerinde yüz altin yaziyordu.

Gorevli kendi islerini yaparken, kont bu üç heykelin tadını çıkarmaya devam etti.

“Bekle bir saniye!“ Velocidragon`a bakarken Juneau`nun karanlık gözleri yeniden acildi. “Bu nasıl olur, arkasındaki pullu zirhi bacaklarındakiyle ayni hatlara sahip, sanki tek seferde yapıldılar? Mantıklı olursak pullu kabuk kelebek keskiyle oyulur, bacaklar ise düz keskiyle. Ne kadar mükemmel yaparsa yapsin, birinin çizgilerin beraber %100 pürüzsüzlükle süzülmesini sağlamasına imkân yok.“

Kont Juneau`un yuz yildan uzun suredir heykeller üzerinde calisiyordu.

Orijinalde, zengin bir asil değildi, fakat keskin görüşleri sayesinde, düşük fiyattan pek cok heykel topladi ve sonralari pahaliya satti. Bu sayede Fenlai`de zengin bir asile dönüştü.

“Tek bir aletle yapılmış olabilir mi? İmkânsız, kelebek disinda bir aletle bu pullari bu kadar mükemmel yapmasına imkân yok?“ Kont bir yandan somurtuyor, bir yandan da dikkatle inceliyordu. Hiç bu kadar şüpheli bir sey görmemişti.

“Milord Kont?“ afallamış halini görünce, kadin görevli yumuşak bir sesle seslendi.

Kont gözlerini bir kez kirpti ve “Proulx galerisinin standart salonunda böyle emsalsiz bir heykelle karşılaşacağımı hic düşünmemiştim. Eğer yüz altin teklif edersem, baskalarida bu heykelleri fark edebilir, buna izin veremem. Yoksa fiyatları uçar.“

Kont hemen karar verdi.

Heykelleri şimdilik bırakacaktı ve sonra, son iki gün kala gelip teklif verecekti.

“Teklifleri geri almama yârdim eder misin?“ Kont Juneau hemen kadından rica etti.

“İptal?“ kadin görevli şaşırmıştı. Normal kurallara gore, teklif verildimi geri alınamazdı. Fakat kont cok eski, uzun sureli bir müşteriydi, görevli onu kırmak istemiyordu. Kurallara rağmen etiketleri kaldırdı.

“ Milord Kont, neden geri aldiginizi öğrenebilir miyim?“

Kont gizemli bir şekilde, “Bilmene gerek yok. Ah, doğru, seyi öğrenmek istiyorum, bu heykeller sergide kac gün kalacak?“

Kadın görevleri kayıtları karıştırdı ve sonra güldü. “Bu heykeller otuz hazirana kadar burada olacak. Daha dun buraya getirildiler.“

Kont Juneau kafasini kademeli olarak salladı.

“Pekala, ben biraz etrafta dolanacağım. Isine devam edebilirsin.“

Kalbinde Kont Juneau gizlice seviniyordu. Onun biçtiği değere göre, bu heykeller uc bin altin ederdi. Bir uzman tarafından yapılan siradan bir heykel ortalama bin altın civarındaydı. Ve bu üç heykelin oyma isçiliği çok emsalsizdi. Sadece bu, tek başına değerlerini ikiye katlıyordu.

……

Kont Juneau galerideki turuna devam etti. Gercekten de onun tahmin ettiği gibi Proulx Galerisinin sayısız heykeli arasında bu heykelleri kimse fark etmiyordu. Eger biri fark etse dahi geçek değerlerini göremez sadece bu heykellerin güzel göründüğünü düşünürdü.

10 Haziran…

Kont Juneau yine Proulx Galerisine gelmişti. Olağan bir sekilde etrafta dolaniyordu, heykelleri gözden geçiriyordu. Fakat üç heykelin yanına gelince yüz ifadesi bir anda değişti. Heykellerin yaninda teklif kâğıtları duruyordu.

Üç heykelin her birine üç yüz altin verilmişti.

Teklifleri görünce, kendi içinde bir öfke patlaması yaşadı. “Salak! Degerlerini görsen bile, en bastan bu kadar yüksek teklif verip mallik yapmanin ne anlami var? Bu cok daha fazla dikkat çekecek.“ Kont öfkeden kuduruyordu, fakat yapabileceği hiçbir sey yoktu. Baska birinin teklifini geri çekme gücü yoktu.

Korktugu gibi hersey gözler onune serilmişti. 12 Haziran…
Kont Juneau yine uc heykelin yanina geldi. Fiyatlar yine degismisti.

“Bes yüz altin?“ Kont gözlerini kisarak, “Görünüşe bakilirsa, etrafta görünce değerini anlayan epey kişi var.“

…….

Yorum Yap "CD3.4 – Değer"