Tankların Tarihi Günceli

CD3.23 – İsmi Alice’ti

Eylül 19, 2016


Linley`nin geri dönüş yolculuğunda, büyülü yaratıklar git gide daha da zayıf bir hal almaya başlamıştı. Linley iç kısımdan dış kısma adim attığında ise karşılaştığı bütün yaratıklar üç ya da dördüncü seviyeydi. Hiç tehdit oluşturmuyorlardı. Fakat buna rağmen Linley gardını indirmeye bir an olsun cesaret edemedi.

Doehring Cowart`ta Linley`nin yanında seyahat ediyordu, aklında ise bir endişe vardı. Şuanda yanında yürüyen Linley gayet stabil ve kararlıydı fakat saldırıya geçti mi her şey değişiyordu. Hic merhamet göstermeyen birine dönüşüyordu ve etrafında soğuk, tehditkâr bir aura oluşuyordu.

Doehring Cowart hala onun Büyülü Yaratık Sıradağlarına ilk girdiğinde gözlerinde olan cana yakinliği hatırlıyordu. İnsanlara güvenen biriydi.

Bir sure tereddüt ettikten sonra Doehring Cowart zihinsel yolla Linley`e seslendi. “Linley.“

Ormanların içinde ilerlerken, soru sorarcasına kafasını döndürüp baktı. “Büyükbaba Doehring, ne oldu?“

Doehring Cowart ciddi bir tonda konuştu. “Linley, Büyülü Yaratık Sıradağlarına girmeden önce, insanların çok güvenilir olmadığı konusunda seni uyarmıştım. Niyetlerinin çok kolay anlaşılmadığını söylemiştim. Diğerlerine dikkat etmeni, tetikte olmanı tavsiye etmiştim.“

Linley kafa salladi. “Büyükbaba Doehring, sözlerin gerçekten cok isabetliydi. Bir kisi gerçekten diğerlerine kolayca güvenmemeli. Eger seni zamaninda dinlemiş olsaydim, göğsümdeki bu bıçak yarası simdi olmayacaktı.“

Doehring Cowart kafasini saga sola salladi. “Diğerlerine güvenmemekte hakli olabilirsin, fakat çok asiri dikkatli olmakta doğru değil. Şuan olduğun ruh haliyle gelecekte insanlarla nasıl iletişim kuracaksın? Unutma, çok güvenmesen bile insanlara karşı çok soğuk ve duygusuz olamazsın. Güven cok uzun surede kazanılan bir seydir. İnsanların sözlerine cok kolay güvenme.“

Linley çok zeki biriydi. Gerek evde gerek Ernst Enstitüsünde pek cok kitap okumuştu. Doehring Cowart`i dinleyince bir şekilde anlam vermişti. Fakat şu son iki ayda yaşadığı merhametsiz hayat, şahit olduğu ve tecrübe ettiği insanların zalimliği, cok açık ve netti. Onun icin insanlara yeniden güvenmek cok zor olacaktı.

“Büyükbaba Doehring, anlaşılmıştır.“ Linley kafa salladı.

Doehring Cowart gizlice bir ic cekti, fakat yine de az da olsa mutluydu. “Linley bu küçük Golgefare Bebe`ye, arkadaş olarak sahip olmasi cok iyi birsey. Ayrıca enstitüdeki arkadaşları da var. Çok aşırı duygusuz bir insana dönüşmemesi lazım.“

Doehring Cowart hala hatırlayabiliyordu. Beş bin yıl önce, Pouant İmparatorluğu hala ayaktayken, imparatorluğun bir aziz­seviye savaşçısı olarak dolanıyordu. Yine beyaz elbiselerinin içinde, Kılıç Azizi olarak un salmıştı ve o da inanılmaz gururlu, ayni zamanda toplumdan uzaklaşmış biriydi.

“Büyükbaba Doehring, babam bütün bu buyu özütlerini görünce tepkisi sence ne olur?“ Linley aniden Doehring Cowart`a bakti ve gülerek sordu. Linleynin gözlerinde, babasının övgüsünü bekleyen hevesi net görülüyordu.

Az önce sınavdan yıldızlı pekiyi almış bir cocuk gibi babasından gelecek övgüleri bekliyordu.

“Linley, bütün bu parayı babana mı vermeyi planlıyorsun?“ Doehring Cowart yüzünde bir gülücükle sordu.

Linley kafa salladı. “Tabii ki. Bu büyü özütleri 70.000 civarı ediyor. Benimse bütün ihtiyacım kendimi beslemek. Her yıl bir kaç düzine altın para yeterde artar. Fakat babam klanın bütün isleriyle ilgilenmeli ve üstüne Wharton`a eğitimi için ücret yollamalı. Tabii ki ona vereceğim.“

Linley kendisi bizzat bu büyü özütlerini satmak istemiyordu. Sonuçta alis­veris konusunda hiç tecrübesi yoktu. Dolandırılsa, muhtemelen farkına bile varmazdı.

“Haha, eminim ki babam heyecandan havalara zıplayacaktır.“ Doehring Cowart bir kahkahayla cevap verdi.

Linley de elinde olmadan kıkırdadı. Hemen hızını artırdı.

Şuanda tenezzül edip üçüncü veya dördüncü seviye büyülü yaratıkları öldürmüyordu bile. Hızlıca dağlar boyunca ilerledi. Küçük bir dereye varınca, insanlarla savaşan büyülü yaratıkların gelen bağrış ve kükremeleri tarafından durduruldu.

“Hrm? Eğer Büyülü Yaratık Sıradağlarına gelmişseler en az besinci seviye dövüşçü olmalılar. Fakat çevredeki yaratıklar üç veya en cok dördüncü seviye. Nasil bu savas bu kadar uzun ve şiddetli bir hal aldı. Linley yine de biraz temkinliydi.

Büyülü Yaratık Sıradağlarının ic kısımlarında, yaratıklar besinci, altıncı ve hatta bazen yedinci seviye olabiliyordu ve sıklıkla şiddetli savaşlar çıkıyordu. Fakat dış kısımlarda bu epey nadirdi. Dövüş genelde aşırı hızlı biterdi.

Bir sıçramayla, Linley 7­8 metre yukarı cikti. Bir ağaca konarak, savaş konumuna doğru ağaçtan ağaca ilerledi.

Varınca, bir ağacin üzerinden olan biteni inceledi.

İki tane genç erkekle iki tane genç kadın bir Kanasusamis Savasdomuzuna karsi kanlı bir dövüşün içindeydi. Gençlerden biri, beyaz bir zırh giymiş, bağırarak savaşı yönetiyordu. “İkinci kardeş, o kadar başı buyruk koşma etrafta! Alice`i koru! Bu aptal domuzun dikkatini ben çekerim. Niya, panikleme, oklarını can alıcı noktalara hedef al!“

Bu dört kişi çok açık bir şekilde deneyimsizdi. Tehlikeyle karşılaştıkları an darmadağın olmuşlardı. Sadece beyaz zırh giymiş lider biraz daha iyi durumdaydı.“

“Bu dördü gerçekten cesaretli. O beyazlı, besinci seviye savaşçı olmalı, diger ücü de en cok dördüncü seviye.“ Linley kafasını salladı. Bu ücü besinci seviyeye bile çıkmadan buraya gelmekle cüretkâr bir tavır sergilemişlerdi.

Kırmızı saclı bir genç telaş içinde bağırmaya başladı, “Büyük kardeş Kalan, dış kısımların sadece üçüncü ve dördüncü seviye büyülü yaratıklara sahip olduğunu söylememişiydin? Bu besinci seviye bir yaratık!“

Grubun lideri, besinci seviye Kalan`da çaresiz durumdaydı. Besinci seviye bir savasci olarak, arkadaşlarını Büyülü Yaratık Sıradağlarının dis kısımlarına getirmiş olması tehlikeli bir olaydı. Fakat besinci seviye bir büyülü yaratıkla karşılaşacağını hiç ummamıştı.

Aniden 10`dan fazla toprak mızrağı Savasdomuzunun altından dışarı fırladı ve üç tanesi vücuduna saplandı ama hepsi Savasdomuzunun kalın derisi karsısında parçalandı.

Savasdomuzu kükredi.

Hemen kafasını döndürüp, dikkatini gruptaki tek magusa verdi ve sonra tam gaz üstüne yardırdı. Savasdomuzunun koşuşu gerçekten korku vericiydi ve dahası, burun deliklerinden çıkan ateşler görülebiliyordu. Bu geriye kalan gençleri tam bir kaosa sürükledi.

“Kaç! Alice, çabuk, kaç oradan!“ Kalan, bütün gücüyle bağırıyordu.

Alice isimli kızın puslu gözleri ve uzun sarı saçları vardı. Tehlikeyi görünce, Alice korku içinde kaçmaya calisti, fakat Kanasusamis Savasdomuzu sonucta besinci seviye bir büyülü yaratıktı. Cok zeki olmasa da normal bir hayvandan daha akilliydi. Dolayısıyla Alice`i takip etmeye karar vermişti.

Savasdomuzunun üstüne geldiğini görünce, Alice hemen kaçmayı denedi. Fakat harekete geçtiği anda kaydı ve bir sarmaşığa takılıp yüz ustu yere kapaklandı. Yüzünü döndürünce, Savasdomuzunun öfkeli gözlerinin git gide yaklaştığını gördü. Alice`in zayıf vücudunu düşünürsek Savasdomuzu onu tek bir tepinmede öldürebilirdi.

Alice korku içinde kıpırdayamayan bir aptala dönmüştü.

Diğer gençlerde korkudan aval aval bakıyorlardı ve hiçbiri ne yapacağını bilmiyordu. Onu kurtarmalarına imkân yoktu.

“Alice!“ Kalan isimli genç acı içinde avazı çıktığı kadar bağırdı. Besinci seviye savaşçı olsa da yeterince tecrübeye sahip değildi.

Bir anda yer sarsıldı ve yedi sekiz tane toprak mızrağı topraktan fırladı. Kanasusamis Savasdomuzu besinci seviye bir büyülü yaratık olarak kalın bir kürke sahip olsa da, mızraklardan iki tanesi deriyi delip, ete varmayı başardı. Taze kan hemen yaralardan akmaya başladı.

Fakat ne yazık ki…

Toprak mızraklar sadece eti delebilmişti. Hayati organlarından hiç birine zarar verememişti.

“Grrrrrrr!“ Savasdomuzu aci içinde böğürürken, kafasını kaldırıp yukarı baktı.

Tam bu esnada siyah bir hançer aniden yukarıdan indi ve gözünden içeri cakan bir simsek gibi girdi. Savasdomuzunun gözü patladı ve siyah hançer direk beyne doğru ilerledi. Acı içinde Savasdomuzunun bütün vücudu sallandı, sonra da yere yığıldı. Kısa bir sure sonra da bütün hareketi durdu.

Kalan, Niya ve Alice`in korkudan kalpleri ağzına gelmişti.


Maviler içinde güçlü bir savaşçının Savasdomuzunun içinden gayet pratik bir sekilde büyü özütünü alisini ve sonra dönüp ayrılışını izlediler. Fakat kendini ilk toparlayan Kalan oldu ve hemen bağırdı “Arkadas, lütfen kal!“

Yorum Yap "CD3.23 – İsmi Alice’ti "