Tankların Tarihi Günceli

CD3.2 – Taş Heykeltıraşlığı (Part 2)

Eylül 18, 2016


Huadeli otelinde…

Yale o anki sevinçle hemen, “Mademki bu gün üçüncü kardeşin usta bir heykeltıraş olduğunu öğrendik, o zaman derhal bunu kutlamalıyız. Hadi Huadeli Oteline gidelim.“ dedi. Ve bu şekilde dördü Hueadeli oteline gelmiş oldular. İçeri adim atmaz içerideki pek öğrenci dönüp onlara baktı.

Doğal olarak öğrencilerin çoğunun gözü Linley`nin üzerindeydi.

Dixie, Linley!

Ernst Enstitüsünün en one cikan, göze çarpan dâhileriydi onlar. Nereye gitseler ilginin odağı haline geliyorlardı. Uzaktan pek cok öğrenci dedikodu etmeye başlamıştı bile.

Dördü oturmuştu ve yemekler de geliyordu.

“Cyak, cyak“ bütün bu sure boyunca uyumakta olan Bebe, kafasini Linley`nin giysilerinden disari cikardi. O küçük parlayan gözleriyle masadaki kızarmış tavuğa bakıyordu. Reynolds hemen tavuğu aldı ve Bebe`ye uzattı. “Bebe, gel bakalim.“

“Patron, ben dalıyorum.“ Bebe hemen Linley`e söyledi.

Ama Linley cevaplamaya fırsat bulamadan, Bebe masaya zıpladı ve tavuğa yumuldu. On saniye sonra kendisinden iki kat büyük olan tavuktan eser yoktu.

“Üçüncü kardeş, ne zaman Bebe`yi yerken görsem, kalbim tekliyor.“ Yale bir kahkaha atti.

Bebe yedikten sonra Linley`e doğru döndü. Linley yağlı patilerini görünce somurttu.

“Cyak, cyak“

Bebe bilerek Linley`e karsı iki kez cıyakladı ve kendinden memnun bir sekilde gözlerini yariya kadar kapattı. Ayni anda bütün vücudu siyah bir isik yaymaya basladi. Siyah aura genişledi ve göz acip kapayıncaya kadar kayboldu. Fakat şuan Bebe`nin patileri tertemizdi.

Küçük yüzünü ovalarken, Bebe Linley`e bakarak bir kez cyakladi. Zihinsel yolla “Patron, yeterince temiz mi?“

Linley elinde olmadan güldü.

Bir anlık titremeliyle, Bebe yine Linley`nin elbiselerinin içine dönmüştü.

Sonrasında dört birader koyu bir sohbete daldılar.

“Doğru, üçüncü kardeş. Eğer heykellerini Proulx Galerisini götürmek istiyorsan, bilmen gerken bir kac sey var.“ Yale Linley`i uyarıyordu.

“Neymiş onlar?“

Linley Proulx galerisinin heykel kabul etme kurallari hakkında hiçbir sey bilmiyordu.

Yale gülerek, “Sol kösedeki heykellerin cogu için, sanatçılar eserin kendilerine ait olduğunu gosteren ismini ya da rumuzunu bırakmak zorunda. Bu birincisi. Ikincisi heykel Proulx`a teslim edildiğinde tamamen kapali, paketlenmiş olmali. Bu teslimat sirasinda oluşacak hasarlari önlemek için. Heykel galeriye teslim edildiğinde, orada bir yetkili onu teslim alacak, durumunu kontrol edecek ve kayıtları yapacak. Genellikle üç günde, eser stardart salonda sergilenecek hale geliyor.“

Linley dikkatle dinliyordu.

İsmini doğal olarak bırakmak zorundaydın, yoksa baskasi heykeli sahiplenebilirdi.

Paketlenme kismi da mantikli “Bazi heykeller aşırı narin olur. Taşıma asamasinda, hasar alma olasiligi cok yüksek. Tamamen pamuklarla ve kagitlarla sararsan hic değilse güvenle galeriye varir.“

“Peki ya fiyatlandırma ve bahisler? Proulx bu isi nasil hallediyor.?“ Linley sordu.

Sonucta heykeli galeriye götürmenin en bastaki amacı zaten para kazanmaktı, belki bu sayede de ailesinin ekonomik durumunu biraz düzeltebilirdi.

Yale keyifli bir şekilde, “Standart salondaki heykellere isteyen satıcı istediği fiyati verebilir. Bir ay sonra en yüksek fiyatı veren heykeli alir, sende parani alirsin. Doğal olarak Proulx Galerisi de %1 komisyon aliyor, ama ust sinir on altın. Heykellerin bin altını gecse bile, galeri yine on altin alacak.“

Linley artik temel kurallari biliyordu.

“Üçüncü kardeş endişelenme. Her şeyle ilgilenmeleri için Fenlai şehrinden birilerini ayarlarim. Herseyin istediğin gibi olacagina garanti edebilirim. Eger üçüncü kardeşin Proulx`a yolladigi heykeller satarsa, bende asiri ün kazanirim.“

Yanda duran George övgülü bir sekilde, “Üçüncü kardes, suan besinci seviye bir ogrencisin. Gelecekte usta bir heykeltıraş olacağına da şüphe yok. Gelecegin o kadar parlak ki, yaninda sönük kaliyoruz.“

“Usta bir heykeltıraş mı? Daha yolun başındayım.“ Linley de gülmeye basladi.

Dört kardes bir yandan yiyip, icerken, bir yandan da sohbet etmeye devam ettiler.

“Ernst Enstitüsünde yasamak gerçekten de cok rahat.“ Yale aniden bir ic cekti, şarap kadehini yere birakti. “Küçükken ailemle yasarken evin kuralları ne kadar sertti.“

Reynolds da dudaklarını kıvırarak. “Biz hepimiz Ernst Enstitüsünün öğrencileriyiz. Büyük Baba Lomu`nun söylediklerine bakilirsa, şuanda dis dünyaya karmasa hâkim. Sürekli devam eden savaşlar ve katliamlar var. Ernst Enstitüsü ise Işığın Kilisesi tarafından destekleniyor, bu yüzden kimse dokunamıyor. Hayatlarımızın bu kadar rahat olmasinin nedeni bu. Gelecekte dis dünyaya, eğitime çıktığımızda, biz de dünyanın ne kadar zalim olduğunu göreceğiz.“

“Kesinlikle doğru.“

Linley`de kafa sallayarak bir ic cekti, “Suan besinci sevideyim. Pek cok sinif arkadasim cotkan dis dünyaya, eğitime gitti. Dediklerine göre disari çıkanların cogu ya sakat kaldi ya da sakatlandi. Herhangi bir savaş tecrübesi olmadan, gelişmemiz cok zor olacak.“

“Asil ailelerin ev hayvanlari gibiyiz. Hayatlarımız kolay olabilir, ama dışarıdaki heyecanın yerini hiçbir sey dolduramaz. Yüksek seviyeli öğrencilerin yasadığı yasamla ölüm arasindaki kavgalara bende girmek istiyorum. Bende insanın kanını kaynatan o hayatin içine atılmak istiyorum.“ George da ic çekiyordu.

George, Yale, Reynolds ve Linley, şuan hepsi on beş yaşını geçmişti. Kalplerinde dis dünyada yaşanan heyecanlı olaylar için bir açlık vardı.

Fakat Yale ve diğerleri şuan cok zayıftı. Eger simdi o çizgide yürümeye başlarlarsa, en kisa surede öteki dünyaya geçeceklerinden şüphe yoktu.

“Linley, sen besinci seviyedeydin, değil mi?“ Reynolds aniden sordu.

Yale ve George`da parlayan gözlerle Linley`e bakmaya basladi.

Linley derin bir nefes aldi ve kafa salladı. “Doğru. Besinci seviye bir büyücüyüm. Yüksek seviye bir büyücü sayılabilirim. Haziranda, Büyülü Yaratık Sıradağlarına iki aylığına gitmeyi planlıyorum, Ağustosta dönerim.“

Linley buna cok önce karar vermişti.

“Büyülü Yaratık Sıradağları?“

Yale, George ve Reynolds`un yüzü bir anda ciddi bir hal aldi.

Büyülü Yaratik Siradaglari, Yulan kıtasının en büyük sıradağlarıydı ve Ernst Enstitüsünün doğusunda, yüz kilometre mesafedeydi. Pek cok yüksek seviyeli öğrenci gerecekten de eğitimin ikinci, üçüncü aşamasında bu dağlara giderdi. Fakat cogu öğrenci, ilk gorevlerinde daha siradan yerler seçerlerdi.

Örneğin, az riskli karavan koruma veya eşlik etme görevleri gibi görevler alırlardı.

“Linley, ilk eğitim turunda direk Büyülü Yaratik Sıradağlarına mi gideceksin?“ Reynolds çaresiz bir şekilde sordu. George ve Yale de endişelenmişti.

“Sakin, kendime güveniyorum ben.“

Linley kendine gerçekten de güveniyordu. Besinci seviye bir büyücü ve dördüncü seviye savaşçıydı. Savaşçının inanılmaz hızına sahip olmakla kalmıyor bir de “Supersonic“ rüzgâr büyüsüyle daha hızlanabiliyordu. Şuan ki hızını, rüzgâr büyüsüyle artırınca altıncı seviye bir savaşçının hızına erişebiliyordu.

Ve daha önemlisi…

Linley yüksek seviye rüzgâr büyüsü yapabiliyordu.


“Havada Süzülme Tekniği.“

Yorum Yap "CD3.2 – Taş Heykeltıraşlığı (Part 2)"