Kilimanjaro Günceli

CD3.16 – Zalim (Part 2)

Eylül 19, 2016


“Linley, bu sensin! Harika!“ Uzaktan mutlu bir ses geldi ve zayıf genç bir adam hızla yaklaşmaya başladı. Bu genc adam Linley`nin Buğulu Yaratık Siradaglari`na gelirken karşılaştığı üçlü gruptan biriydi. Diğer ikisi; sınıf arkadaşı Delsarte ve büyük olan Kava orada ölmüştü.

O zaman, rüzgâr­stili buyucu­okcuyla karşılaşırken, Linley `Toprak Mızrağı Dizilimi` kullanmıştı. Besinci seviye bir savaşçı olan Matt`de o karmaşada kaçmayı başarmıştı. Fakat Linley ne tarafa kaçtığını pek umursamamıştı. Sonucta herhangi bir bağları yoktu.

Dürüst olmak gerekirse o üçlü grupta Linley`nin tek ilgilendiği kisi, sinif arkadasi Dersalte`ydi. Güçlü bir yapiya sahip olan Kava da Linley üzerinde iyi bir izlenim bırakmıştı. Kısacası Matt hic umurunda degildi.

“Matt, sen misin? Bir ay geçtikten sonra ikimizin yine, Büyülü Yaratik Sıradağlarında karşılaşacağımızı hic ummuyordum.“ Linley epey sakindi.

Matt ise baya heyecanli görünüyordu. “Bu harika. Pek cok kavgadan sonra buradaki canavarların üstesinden gelmeyi başardım. Neyse ki sansim yaver gitti. Whoah­ oradaki Kanasusamis Savasdomuzu mu? Linley Savasdomuzu öldürebiliyor musun? Gerçekten güçlüsün!“

Linley güldü.

“Biraz acıktım. Kanasusamis Savasdomuzu ile Vampirik Boga`nin etinin cok lezzetli ve sakiz gibi yumuşak olduğunu duymuştum. Daha öğle yemeği yemedim. Benimle biraz paylasirsin degil mi?“ Matt saka yapiyordu.

Kanasusamis Savasdomuzu devasa bir yaratikti, cesedi yüzlerce kilo ederdi. On kisi bile bitiremezdi.

“Tabii ki.“ Linley hançerini çıkardı ve domuzu parcalarina ayirmaya basladi.

“Linley, sen yorulma. Zaten Savasdomuzunu sen öldürdün. Nasil olur da bir de hazırlamana izin veririm? Birak ben yapayim. Pisirme konusunda epey iyiyim.“ Matt hemen domuzun yanina gitti ve bicagini cikardi.

Bicagini hareket ettirirken, Matt gayet usta bir sekilde domuzu parcalamaya basladi. Bacaklarini, dilini ve kuyruğunu kesti. Sonra bunlari yakinda ki kaynakta yikamaya gitti.

“Patron, bu adam epey yetenekli görünüyor. Senden cok da zayif sayilmaz.“ Kucuk Golgefare Bebe Linley`nin omuzlarına sıçramış ve zihinsel olarak konuşuyordu.

Bebe`ye bir bakis atarak, minnettarlıkla dolu bir ic cekti. Disardan bakanlar bu kucuk siyah fareyi gördüğünde, belkide sadece zararsız, küçük, siradan bir Golgefare olarak görüyorlardı. Fakat gerçekte….

Linley hala Bebe`nin öfkelendiğinde o suikasticiyi veya sevimli kizi nasil parcaladigini hatırlıyordu.

“Kisileri görünüşüne gore değerlendirme! Bu büyülü yaratıklar icin de gercerli.“ Linley kendi kendine düşünüyordu.

Matt hemen kizartma icin ayarlamalara basladi ve ayrıca çantasından bazi kaya tuzu ile sezonluk baharatlar çıkardı. “Linley, bu Savasdomuzunun bacakları cok lezzettli olacak. Dili ise yumuşak olur ve mis gibi kokar. Kuyruğundan bahsetmiyorum bile. Parmaklarını yiyeceksin“

Konuşurken, Matt kuyrukla, dili pek cok parcaya ayirdi.. Linley Matt`i cakmaktasi ile ateş yakarken izledi, ates büyüsüne sahip olmasına rağmen yârdim teklif etmedi. Tek tek parçaları pisirmesini izledi.

Belli bir sure sonra…

“Oldu sayilir. Bir bak bakalalim.“ Matt hevesle Savasdomuzunun bacaklarindan büyük bir parca uzatti.

Fakat Linley eti cevirip Bebe`ye uzatti. Bebe hemen kabul etti ve ete yumuldu. Bacak Bebe`den üç veya dört kez daha büyüktü. Fakat her zamanki gibi Bebe zaman kaybetmeden bacağı yemişti bile.

Tabi bu manzara Matt`i şaşkına uğrattı.

“Gercekten de bir büyülü yaratik. Küçük bir Golgefare bile bu kadar yiyebiliyor.“

Matt dil parçalarından birini Linley`e uzatirken ic cekiyordu. “Linley, ustalığımın tadına bir bak.“

Linley gülerek reddetti. “Gerek yok. Dil yemeye alışık degilim. Bacaklardan biri isimi görür.“ Linley bacaklardan bir tanesini aldi ve herhangi bir çekincesi olmadan yemeye basladi. Matt güldü. “O zaman seni yemeye zorlamayacağım. Yemiyorsan ben yerim. Haha.“

Matt tadini cikarir gibi görünerek, Savas domuzunun dilini ve kuyruğunu pisirmeye ugrasiyordu.

Linley savas domuzunun bacağını bitirdiginde, Matt henüz bir isirik bile almamisti.

“Bitirdin mi yoksa? Haha. Ben de yari doydum sayilir. Bu bacagi sonraya saklayacagim.“ Matt çantasından bir muşamba tarzi örtü çıkarıp bacağı ona sardi ve tekrar çantasına koydu.

Linley Matt`a bir bakis atti.

Matt onunla beraber seyahat etmek istiyor gibiydi.

“Matt, burada, Büyülü Yaratik Siradaglarinda, kendi basima iyi idare ediyorum. Hadi burada yolları ayıralım.“ Linley lafi dolandırmadan dümdüz soyledi.

Matt hemen somurttu. “Linley, burası inanılmaz tehlikeli bir yer. Beraber yolculuk edersek cok daha güvenli olur. Dürüst olmak gerekirse bu son ay boyunca girdiğim her savasta ödüm b.kuma karisti. Uyuma bile uyuyamıyorum.“

“O zaman bildiğin gibi yap.“

Linley laf dalaşına girmedi. Hemen ormanların içine doğru ilerledi. Matt ise gülerek takip etti. Fakat gözleri Linley`nin çantasına düşünce, sinsi bir ışıkla parladı.

“Bu çanta Linley`nin bir ay önce taşıdığından cok farkli gibi. Cok da dolu görünüyor.“ Matt dışarıdan arkadaşça gülümserken, icinde hesaplar yapıyordu. Matt Linley gibi değildi. Bu dağlara girmeden once pek yerde daha eğitim yapmıştı.

Hemen hızını artırdı. Gülerek, “Linley, gercekten harika bir arkadassin. Senle seyahat ederken kendimi cok daha güvenli hissediyorum. Sonuçta beraber hareket eden iki kisi ayri duranlardan cok daha güçlüdür. Gece, sirayla uyuruz. İkimizin de nöbette durmasina gerek yok.“

Linley ses çıkarmıyordu. Sadece bakışlarıyla etrafı kolluyordu. Dikkatini dağdaki büyülü yaratıklara veriyordu.

….

Daha fazla doğuya gitmeye cesaret edemeyeceklerini anlayınca yavaşça kuzeye ilerlediler. Daha fazla doğuya gitselerdi Büyülü Yaratık Sıradağlarının tehlikeli bölgelerine gireceklerdi. Şuanda oldukları yerde, Linley sadece besinci ve altinci seviye yaratıklarla karşılaşıyordu.

Bütün bu zaman boyunca Linley`nin yanında yürüyen Matt, epey mutlu görünüyordu.

Iki gun sonra….

Gecenin ilerleyen saatleri…. Her yer karanlik. Linley ve Matt duz bir cizgide ilerlemeye devam ediyordu.

“Linley, sence geri dönme vaktimiz gelmedi mi? Dürüst olmak gerekirse Buyulu Yaratik Sıradağlarında yeterince zaman harcadik.“ Matt Linley`nin izinden giderken yumuşak bir sesle soyledi.

Linley hic ses çıkarmadan, sadece sakin bir şekilde kafasını salladı.

Matt biraz sinirliydi. “Her gece, bu Linley şerefsizi inanılmaz dikkatli. Daha bir firsat bulamadım.“ Matt Linley`i öldürebilmek icin kendine güvenmiyordu. Sonuçta Linley`nin bu kadar uzun sure hayatta kalmış olması bunun kanıtıydı,

“Hrm?“ Linley özel bir sey fark etmiş gibi ses çıkarttı. Dönüp cok da uzakta olmayan koruluğa bakti. Korulukta kendini saklayan, tam olarak görünmeyen bir gölge beklemedeydi.

Matt Linley`nin yanında dururken, ona arkasını döndüğünü görünce, gözünde ac gözlülüğün verdigi bir parlama oldu. O heyecanla, gayet alışık oldugu bir sekilde hemen hançerini cikardi ve tereddütsüz Linley`nin sırtına saldırdı…

Linley aninden arkasını dönüp Matt`i, bicagi tutan sag bileğinden yakaladi. Soğuk bir şekilde Matt`e bakarak sordu, “Ne halt yediğini sanıyorsun?“

“Seni!“ Matt sok olmustu. Sinsi saldırısı fark edilmeyle kalmayıp bir de durdurulmuştu.

Matt tam tersi gülüyordu. “Sen ne saniyorsun? Saygideger magus. Izin ver söyleyeyim… seni esek cennetine postalıyorum.“ Matt şuan kendine gerçekten güveniyordu. Bu kadar yakın mesafeden, nasil olurda besinci seviye bir savasci, besinci seviye bir buyucuyu öldüremezdi?

Matt aniden kolundaki gücü artırdı ve savas qi`si ile parlamaya başladı. Zorlamadan Linley`nin avucu titriyordu.

“Geber!“ Matt Linley`e bakarak, tekrar bıçaklamayı denedi.

“Rawr!!!“

Bir anda korkunç bir ses geldi! “Ne?“ Matt sesi duyunca ürperti. Ve sonra gercekten küçük, bir golgenin önünde belirdigini gördü.

“Bu… bu nedir?“ Matt bunun her gün Linley`nin omuzunda gördüğü küçük, siyah Golgefare olduğunu biliyordu. Küçük Golgefare ağzını sonuna kadar acti, korkunc dişlerini göstererek Matt`in yüzüne dogru bir isirik atti.

“Hayirrr­!“

Matt hemen kafasını kaçırarak, geri cekildi ve kacmaya calisti.

“Krakkk!“

Küçük Golgefare`nin hızı Matt`in tahmin ettiğinden cok daha fazlaydi. Nasil kaçabilirdi ki? Küçük Golgefare ileri uzanip, küçük, bıçak gibi sağ pencesini bir salladı. Tek bir darbeyle, Matt`in boğazının yarısı çoktan gitmişti. Heryerden kan fışkırıyordu.

“Urk… “ Boğazının kalan kısmını kavrarken, Matt`in gözleri kocaman olmustu. İnanamayan, korku dolu gözleri küçük Golgefare`ye sabitlenmişti. Hayretler içindeydi. “Golgefare? Bu gercekten o Golgefare mi?“

O hayal kırıklığı ve şaşkınlıkla, yavaşça gozlerini kapadı. Bu plani cok uzun zamandir hazırlıyordu ama küçük Golgefare`yi hic planlarina katmamıştı.

Siyah bir Golgefare, Golgefareler içinde en zayif olanıdır.

Fakat ölümün esiğinde, Matt bu küçük Golgefarenin ne kadar korkunc bir yaratık olduğunu anlamıştı.

“Pat!“

Matt`in elleri cansız bir sekilde boğazından düştü ve tamamen yere yığıldı. Akan kanı elbiselerini kıpkırmızı yaparak toprağa karisti.

Yorum Yap "CD3.16 – Zalim (Part 2)"