Tankların Tarihi Günceli

CD3.15 – Zalim

Eylül 19, 2016


Büyülü Yaratık Sıradağlarında, bir kaynağın yanında, Linley bir yandan yaralarını temizliyor, bir yandan da iyileştirmek için toprak elementi özümsüyordu. Yardımsever toprak ana her zaman nazik ve cömertti. Toprağın üzerinde Linley`nin yaraları yavaşça iyileşirken, kalbi huzurla doldu.

Şuanda Linley çantaları çoktan değiştirmişti. Kendi çantası hem deri kalitesi olarak hem de isçilik olarak suikastçının çantasından daha kotuydu. Ek olarak ici özel bicimde tasarlanmıştı. Kilit bir kez kitlendi mi içindekiler sıkıca bağlanıyordu ve canta insanin hareketlerini hic engellemiyordu. Ve suikastçının siyah hançeri gerçekten keskindi. Kullanılması ise kolay.

Bir dalgalanma oldu ve bir anda Linley ormanlarınin icinden kayboldu. Birinci ve ikinci seviye büyülü yaratıklara hiç aldırış etmiyordu. En cok görülenleri isi üçüncü ve dördüncü seviyedeydi. Fakat eğer olurda besinci seviye bir büyülü yaratıkla karşılaşırsa, iyice bir kapisma niyetindeydi.

Linley sıradağların derinlerine doğru ilerlerken, kanlı savaşlar da birbirini izledi. Pek cok pusuya düştü ve suikastçılarla karşılaştı. Vücudundaki yaraların sayısı her gecen gun artti. Linley gün geçtikçe daha da azimli bir insan haline gelmeye basladi.

Yaşadığı sinirsiz yasamla olum arasındaki kavga, Linley`nin zihnini cok daha kararli bir hale getirirken, hareketleri git gide merhametten yoksun olmaya basladi.

Göz açıp kapayıncaya kadar bir ay olmuştu bile.

……..

Bir ay sonra, kaynağın yanındaki geniş bir ağacın tepesinde…

Yüzünün sol tarafından uzun bir yara vardi. Sırtını egmis, bir panter gibi yaprakların arasinda avını bekliyordu.

Şuanda Linley yaprakların arasında gizlenirken, dümdüz yere doğru bakıyordu. Linley`nin saklandığı ağaçtan on, onlarca metre ilerde, güçlü yapılı bir Kanasusamis Savas­domuzu pınardan su içmekteydi. Burnunun üstünden bir tane kan gibi kırmızı boynuz uzaniyordu ve ağaçların boğumlu kökleri gibi kaslar bütün vücudundan dışarı fırlıyordu.

Kanasusamis Savas­domuzu, besinci seviye ates­elementi büyülü yaratigiydi.

“ Kanasusamis Savas­domuzunun derisi gerçekten cok sert ve saglam. Defansi gerçekten guclu. Muhtemelen toprak mızrağı dizilimi derisini bile delemez.“

Linley nasıl hareket edeceğinin planini yapıyordu. Aniden, sessiz bir sekilde dudaklari kıpırdamaya basladi. Birden rüzgârlar Linley`nin etrafından dönmeye başladı ve mavimsi, şeffaf bir mizrak oluştu. Mızrağın ucunda rüzgâr hala dolaniyordu.

Besinci seviye rüzgâr büyüsü –Ruzgar­ulumasi!

Müthiş bir hiz ve kulaklari tırmalayan bir sesle Ruzgar­ulumasi domuza doğru firladi. Ayni anda Linley`de mızrağın hızından cok geri kalmayan bir hizla ağaçtan asagi atladı.

Sesi duyan domuz su içmeyi birakip, hemen yukari bakti fakat Ruzgar­ulumasi gerçekten cok hizliydi. Goz acip kapayınca kadar aradaki mesafeyi kapatmış ve suanda savaş domuzundan bir kac metre ilerdeydi. Ucunda dönen rüzgârlar hala belli oluyordu.

“Grrrr!” Kanasusamis Savas Domuzu kizgin bir sekilde hirladi ve kafasındaki boynuzla gelen mızrağa saldırdı.

“Pat!“

Ruzgar­ulumasi ve Savas domuzunun boynuzu dümdüz birbirine carpti. Ruzgar­ulumasi aninda dagildi ve ayni zamanda savaş domuzu karşıladığı besinci seviye büyünün etkisiyle yere diz çöktü. Kafasinda kanayan bir yara oluşmuştu.

Rüzgar mızrağının tam arkasında tabii ki Linley vardı ve Savas Domuzunun tepki vermesine firsat bile vermeden, yeni siyah hançerini Savas Domuzunun kafasinin tam ortasina sapladi. Siyah hançer domuzun kafatasını direk deldi ve ayni anda Linley hemen geri sicradi.

Hayati bir noktadan bicaklanmis olan Savas Domuzu öfkeli bir sekilde kükredi. Vücudundan ateşler yükselmeye başladı ve artik hiçbir seyi umursamayarak Linley`e doğru atildi. Fakat yirmi metre civarı gittikten sonra yere yığıldı. Dört ayağı bir kac kez titredi ve durdu. Vücudundaki ateşlerde sönmeye basladi.

“Besinci seviye büyülü yaratiklar arasinda, Vampirik Boğa gibi, Kanasusamis Savas­domuzu da az zekali yaratıklar arasında sayilir.“ Linley savaş domuzunun yanina gitti ve hançeri kafasından çıkardı ve sonra buyu­ ozutunu keserek cesetten aldi.

Linley Büyülü Yaratık Sıradağlarında geçirdiği günleri duşundu, kendisi hala besinci seviye bir magus ve dördüncü seviye buyucuydu. Ama gerçek savaş yetenekleri, sıradağlara ilk girdiği güne göre inanilmaz artmisti.

Bu kadar çok olum kalim savasindan sonra aldığı yaralar, bu aylık öğrendiği derslerin nişanı gibiydi.

Özellikle…

Göğsündeki inanılmaz korkunç yara. O gün gercektende ölümün esiğindeydi. Sonunda gunu kurtaran da bir kez daha küçük Gölgefare olmuştu.

Bu yarayı Linley`e hediye eden aslında bir büyülü yaratik değildi. İnanılmaz sevimli küçük bir hanımefendi tarafından verilmişti.

“O zaman, gerçekten ona güvenmiştim. Gerçekten bütün arkadaşlarının öldürüldüğüne ve sadece yaralı bir sekilde onun kurtulduğuna inanmıştım.“ Iki hafta once olan olaylari düşünürken Linley yine bıçaklanmanın korkusunu yaşadı. O kız gerçekten cok nazik ve saf görünüyordu.

Linley diğer üç adamın ve bir kızın öldükten sonra sadece geri bu kızın kaldığını öğrendiğinde, ona acımıştı.

Elinde olmadan onu avutmak istedi, ona yârdim etmek, ilgilenmek. Ağır bir zihinsel yara almis gibiydi. Her gece Linley`nin onu tutmasında israr etti. Sadece Linley`nin kolunu hissetince güvendi olduğunu soyluyordu. Her gece yüzündeki huzurlu ifadeyi görünce Linley kalbinde sevinç hissetti. Böylece üç gün geçirdiler. Dördüncü gece yine sessizce Linley`nin kucağında uyudu.

Ama aniden, bu sevimli kiz bir hançer cikarip, dümdüz Linley`nin göğsüne sapladi. Linley tamamen hazırlıksız yakalanmıştı.

Ve tam o an Bebe öfkeden kudurup, bir anda iki kat büyüdü. Devasa çenesiyle kizin kafasından bir isirik alip, oracıkta öldürdü. Ve sonra tekrar eski boyutuna döndü.

Fakat Linley göğsündeki derin yaradan akan kani durduramıyordu. Sonunda da küçük Golgefare Bebe, özel bir karanlık­stili büyü tekniğiyle yarayi kapatmak zorunda kalmisti.

“O zaman Büyükbaba Doehring`in tavsiyesini dinlemeliydim. Deneyimsizdim.“ Linley kendi kendine düşünüp bir ic çekti. Aslında Doehring Cowart Linley`i kızla alakalı pek cok kez uyarmisti. Fakat sonunda Linley`nin inatçı bir şekilde `aciz` kıza yârdim etmeye devam ettiğini gördü. Ona yârdim etmek istiyorsa hiç değilse uzakta durması gerektiği konusunda israr etti.

Fakat o zamanlar kiz inanılmaz `korkmuştu` ve Linley olmadan uyuyamıyordu. Sonunda da Linley ona sarılarak uyumuştu.

“Onun bu kadar iyi rol yapabileceğini tahmin edemedim. Ona ne kadar iyi davrandım, oysa bana hic merhamet göstermedi.“ Linley tekrar bir ic cekti. Kiz onu bicaklarken onun gözlerindeki kalbini soğutan o korkunç bakisi görmüştü.

Kızın bu kadar kalpsiz ve merhametsiz olmasına ne neden olmuştu?

Yoksa onla üç gün boyunca sürekli ilgilenmesine rağmen, zerre değer kazanamamış mıydı?

“Neyse ki Büyükbaba Doehring beni sürekli uyardı da Bebe`nin yeteneklerini sakladım.“ Linley hayatını Doehring Cowart ve Bebe`ye borçlu olduğunu biliyordu.

“Linley, ne düşünüyorsun? Yine o kızı mı?“ Doehring Cowart Linley`nin yanında ortaya cikmisti.

Yüzündeki ifadeyi görünce, neye kafa yorduğunu hemen anladi. O bıçak darbesi Linley`nin sadece vücudunu değil ayni zamanda kalbini de yaralamıştı. O günden beri Linley kimseye kolay kolay güvenmiyordu.

En başından beri Doehring Cowart kızda bir problem olduğunu anlamıştı. Nasil olurda Büyülü Yaratık Sıradağlarına girecek cesarette biri, ölümün görüntüsünden bu kadar etkilenmiş olabilirdi.

Maalesef ki Linley kızın acımakla haline tamamen kanmisti.

“Linley, o kızın rol yapma yeteneği hic birsey değil. Benim zamanımda, Pouant İmparatorluğunda, düşman ülkelerinin yüzyıllar boyunca sürdürdüğü, ortaya bile çıkmayan bir suru dalavere ve yalan gördüm. Rol yetenekleri inanılmaz iyiydi.“ Doehring Cowart hafifçe gülerek, “ Unutma, bir yabancıyla muhatap olurken gardını kolay indirmeyeceksin.“

Linley yavaşça kafa salladı.

“Cyak, cyak!“ küçük Gölgefare yandan Linley`e seslenmeye basladi.

Linley bir göz atti.

Bebe, savaş domuzunun cesetinin yanında yukari asagi zipliyordu.

“Patron, Büyülü Yaratık Sıradağlarının merkezine doğru ne zaman gidiyoruz?“ Bebe mutsuz bir tonla, aralarındaki bağla konuşuyordu. “Bu civarda karşılaşabileceğimiz en güçlü yaratik altinci seviye. Hic de zorlu değiller. Yedinci seviye yaratıklara meydan okumak istiyorum. Yedinci seviye!“

Linley küçük fareye bakarak. “Yeter. Hemen havalara girme. Altıncı seviye yaratıkların cok kolay olduğundan mı bahsediyorsun? Dun ki Mavi­ruzgar Sahini`ni unuttun mu? Yapabilecegin bir sey varmiydi orada?“

“O benim hatam değildi!“ Bebe, küçük patileriyle kafasını ovaladı ve mutsuz bir sekilde, “Patron, sende gördün. Gokyuzunde uçtu da durdu. Insan arada bir asagi gelir. Sanki su yakiyormus gibi rüzgâr bıçaklarıyla saldirip durdu. Bende orada durup mal mal bakamazdım ya, değil mi?“

Linley bir kahkaha patlattı.

Geçtiğimiz ay boyunca Linley iyice Bebe`nin yeteneklerine alismisti. Hız olarak Bebe gerçekten cok korkunç bir seviyeye ulaşmıştı. Fakat fiziksel olarak küçüktü ve saldırmak için küçük pençeleriyle, çenesini kullanıyordu. Altıncı seviye yaratıklarla mücadele edebiliyor olsa bile. Yedinci seviyedekiler muhtemelen onun epey canını sıkardı.

Tam o an, Linley aniden somurttu. Dikkatli bir şekilde kafasını döndürüp, kırlarda bir insan figürü gördü.


…….

Yorum Yap "CD3.15 – Zalim"