Tankların Tarihi Günceli

CD3.14 – Tehlike (Part 2)

Eylül 19, 2016


“Aa..aaah!!!“ Adamın bileği tamamen gitmişti. O kadar fazla acı duyuyordu ki, çığlıklar içinde kalmıştı.

Simsek gibi, bir anda Bebe, adamın önünde belirdi. Gizemli adam, gözlerinde dehşetle, şuan bir evcil hayvan büyüklüğünde olan Bebe`ye bakiyordu. “Sen… sen.. sen hangi cehennemden ciktin?“ Adam bunun bir Golgefare olduguna inanamıyordu. Fareyi daha önce görmüştü ama suan önündekiyle alakası yoktu.

Kendisini aciyi bastırarak etrafında koruyucu siyah bir savaş qi`si oluşturmaya zorladı. Bir yandan da kaçmaya calisiyordu.

Kucuk Gölgefare`ye bakarken onunde bir anda bulanıklaştığını gördü ve aninda, tarif edlilemez bir aci duydu. Küçük Golgefare boynuna saldırmıştı. Savas qi`si bile Bebe tarafından çiğnenmişti.

“Krak!“

Havada yankilanan çiğlik aniden son buldu. Boynunun yarısı artık yerinde yoktu. Kafasi sadece ince bir et parçasıyla vücuduna bagliydi. Gözlerindeki isik yavasca söndü ve yere yığıldı.

Bu esnada, Linley`de yere inmişti. Hemen göğsündeki bıçağı çıkardı. Kanlar zaten çoktan akmaya başlamıştı ve elbiseleri kıpkırmızı olmuştu bile. Yarayı görünce Linley`nin kalbi titredi. Bıçak bir santim daha ileri gitse kalbini delecekti.

“Çok yakındı. Azcık daha ilerlese, tahtalıköyü boylamıştım.“

Ölümün ucundan döndükten sonra, Linley elinde olmadan dönüp Bebe`ye bakti. Bebe telaşla, “Patron, durum nedir?“

“Çok kotu degil. Hala yaşıyorum.“ Linley Bebe`ye gülümsedi. Eger o olmasaydi çoktan bu dünyadan ayrılmıştı.

Sözleri duyunca, az once çılgına dönmüş olan Bebe biraz olsun sakinleşti. Ayni anda da kendini beğenmiş bir tavır takındı. Sırtındaki tüyler dimdik olmuş, Linley`nin önünde yürüyordu. Bir iki tur attıktan sonra, memnun bir sekilde, “Patron cok zayıfsın. Kendini eğitmek istediğini söyleyip duruyorsun, ama duruma bak. Nerdeyse eşek cennetini boylamıştın.“ Küçük Bebe`nin eline gecen bu dalga gecme firsatini tepmesine imkan yoktu.

Linley kıkırdayarak.

“Bebe, teşekkürler. Hayatimi kurtardin.“ Önündeki iki büyük yaraya bakarak Linley derin bir ic cekti. “Ve bu sadece ilk gündü!“

Doehring Cowart`ta ortaya cıkmıs oda bir yandan şaşırmış bir sekilde “Bu suikastçının manevraları gerçekten dehşet vericiydi. Bu sefer küçük Golgefare gerçekten de günü kurtardı. Eger o olmasaydı, Linley, işin bitmişti. Bana gelirsek, işe yaramaz yaşlı bir ruhtan başka bir şey değilim. Seni kurtarmama imkân yoktu.“

Linley de durumu biliyordu. Doehring Cowart aziz seviye olsada, yine de sadece bir ruhtu.

“Büyük Baba Doehring, nasıl o assassin bu kadar hızlı hareket ediyordu? Rüzgâr büyüsüyle bile atlatamadım onu.“ Linley anlam verememişti.

Doehring Cowart açıklamaya basladi, “O assassin altıncı seviye bir savaşçı olmalı, fakat karanlık­elementi savas­qi`sinin gizli yöntemlerinde uzmanlaşmıştı. Ayrica manevra ve kendini gizleme konusunda özel eğitim almış olmalı. Özel eğitim almış bir savasci normal bir altinci seviye savaşçıdan dogal olarak daha iyidir. Karanlık­elementi gerçekten garip ve pek cok sırlara sahip bir element. Büyük ihtimalle karanlık­elementinin hızı artıran bir teknigi üstünde uzmanlasmistir.

Linley dinlerken hafifce kafa salliyordu.

Karanlik­element büyüsü veya savas qi`si Kutsal Birlik`de yasaktı. Bununla birlikte Dört Büyük İmparatorlukta ve Karanlık İttifakta kullanılmasında sorun yoktu. Benzer olarak Karanlık İttifak’ta da ışık­stili büyüleri veya savas qi`sini kullanmak yasaktı.

“Patron, çabuk buraya gel!“ küçük Golgefare, Bebe, cesedin yanında yukarı aşağı zıplamaya başlamıştı.

Linley sorgular bicimde Bebe`ye bir bakış attı. “Ne oldu, Bebe?`

Bebe heyecanla “Bu assassinin arkasında bir çanta var.“ dedi. Linley asassinin cesedinin yanına yürüdü. Üstündeki siyah kıyafetler paramparca durumdaydi. Acikca bunu yapan Bebe`ydi.

Parçalanmış kıyafetlerin altında, suikastçının sırtına sıkıca bağlanmış bir canta vardi.

“Linley, bahse girerim, önceden gördüğümüz bes kişiyi öldüren de budur. Yeteneklerine bakılırsa kim bilir kaç kişiyi öldürdü? Çantasında epey büyü­özütü olmali.“ Doehring Cowart gülerek konuşuyordu.

Linley elinde olmadan heyecanlanmaya başlamıştı. Assassinin yeteneklerini bakılırsa, belki de normal altıncı seviye savaşçıları bile öldürebilirdi. Epey şeyler kazanmis olmalıydı.

“Cyak, cyak!“ Küçük Golgefare dişleriyle çantayı kavradı ve Linley`nin omuzlarına fırladı.

Bunu görünce Linley biraz sasirdi. “Bebe`nin hızı gerçekten cok fazla. O suikastçı benden biraz daha hızlıydı. Fakat Bebe o kadar hızlı ki tepki vermeye fırsat bile bulamıyorum. O suikastçının saldırmaya bile fırsat bulamadan ölümüne çiğnenmesine şaşmamalı.“

“Cyak! Cyak!“ Sirt çantasını ağzında tutarken, küçük Bebe bir kaç kez salladı. “Patron, acele et ve açıp bak, ne varmış!“ Telaşlı bir şekilde Linley`e aralarındaki bağ ile söyledi.

Bebe çantanın içindekileri gerçekten merak ediyordu.

Gülerek Linley çantayı aldı. Deriden yapılmış, simsiyah bir çantaydı, fakat açık bir şekilde Linley`nin çantasından çok daha kaliteliydi. Büyük ihtimalle yüksek seviye bir büyülü yaratığın derisinden yapılmıştı.

Çantayı açtı…

İçindekileri görünce Linley`nin gözleri bir anda acildi. Çantanın içinde elbise setleri, biraz kurumuş tayın ve bir kese altın gördü. Fakat geri kalan ve çantanın çoğunu oluşturan kısmını başka keseler kaplıyordu. Keseleri acınca, Linley için bir anlığına dünya durdu.

“Bu assassin kac tane büyülü yaratık öldürdü, kac kişiyi avladı?“ Linley hayretler içindeydi. Keselerin içi parıl parıl parlıyordu. Gökkuşağı renkli büyü­özütleri, hatta aralarında büyük olanlar bile vardi.

“Ne kadar cok! Burada en az bir kaç düzine olmalı.“ Linley heyecanla dolup taşmıştı.

Hemen büyü­ozutlerini saymaya basladi ve ayrıca değerlerine göre ayırıyordu. Büyücüler için hangisinin ne kadar enerji barındırdığını anlamak zor değildi. Kisa bir sure içinde Linley hepsini ayirdi.

“Toplamda 102 tane büyü­özütü ve 7 tane büyü cevheri! Büyü özütlerinde; bes tane altıncı seviye, 26 tane besinci seviye ve 71 tane dördüncü seviye vardi. Üçüncü seviye hic yoktu. Büyü cevherlerinde; altı tane orta­ kalite büyü cevheri ve bir tane yüksek kalite büyü cevheri vari.

Linley`nin kalp atışları hızlanmıştı. Linley`nin bilmediği sey ise, bu suikastçı aslında üçüncü seviye büyü özütleri de bulmuştu ama onları elinde tutmaya bile tenezzül etmemişti.

Büyü cevherlerine gelirsek?

Büyü cevherleri genelde büyücülerin asalarına, kaybettikleri büyü­güclerini hizlica geri kazansınlar diye takılırdı. Hepsi assassin tarafından öldürülen büyücülerin asalarından çıkarılmıştı.

“102 tane büyü özütünün muhtemel ederi 13.000­ 14.000 altın para civarında Yedi büyü cevheri ise en az

1600 altin para eder. Hepsinin toplam değeri 15.000 altin para civarinda olmali.“ Linley hemen bir hesap yapti. Mutluluktan uçuyordu. Tek bir suikastçının çantasından bir servet kazanmisti.

Klanın durumu?

Klanın Wharton`i O`Brien Akademisine yollayabilecek parayı bulabilmek için neredeyse her şeyini tükettiğini biliyoruz. Baruch klanından on bin altin bile isteseniz, şuan bu neredeyse imkânsızdı.

“Bu benim Büyülü Yaratık Sıradağlarında sadece ilk günüm ve çoktan bu kadar kazandım. Iki ayda acaba ne kadar kazanacağım?“ Linley`nin kalbi beklentiyle dolmuştu.

Fakat öldürmek için böyle ensesi kalın kişilerle karşılaşma ihtimalinin az olduğunu Linley`de biliyordu. Ayrıca böyle kişilerin çoğu güçlü oluyordu. Az önce Linley neredeyse ölüyordu. Olanları düşünürken Linley istemsiz bir şekilde göğsündeki yaralara ve düz keskinin yüzünde açtığı izlere dokundu.

Ve aniden dönüp ölü on Rüzgâr­kurtlarına baktı.


“On, belkide daha fazla dördüncü seviye büyü özütü. Bunlar da toplamda bir kac yüz altin eder. Boşa gitmelerine izin veremem.“ Elinde assassinin bıçağını tutarken, kurtların yanına gitti ve büyü özütlerini bir bir çıkarmaya başladı. Bıçağı kullanmaya başladığı an, bu bıçağın kendi kullandığından cok daha keskin olduğunu fark etti.

Yorum Yap "CD3.14 – Tehlike (Part 2)"