Kilimanjaro Günceli

CD3.10 – Büyülü Yaratık Sıradağları (Part 2)

Eylül 19, 2016


Büyülü Yaratık Sıradağlarının sayısız zirvesinde, sinirsiz ulu ağaç vardı ve bunlar yolculuk etmeyi aşırı zorlaştırıyordu. Yolculuğu daha da zor hale getiren ise sürekli olarak bir zirveden diğerine geçmek, çukurlardan ilerlemek ya da etrafından dolanmak zorunda kalınmasıydı.

`Doehring Cowart deneyimlerini anlatmaya devam ediyordu. “Büyülü Yaratık Sıradağlarında dolanırken, eger dikenli, kapalı yerlere denk gelirsen yeni yol açmaya calisma, etrafından dolan.“

Linley ilerlerken dikkatle dinliyordu.

“Unutma, Büyülü Yaratık Sıradağlarında yapabileceğin en büyük hata sürekli ses cikarmak olur. Bu bütün sihirli yaratıkların sana odaklanmasına neden olur. Eger ses cikarmak zorunda kalirsan hemen bölge değiştir.“ Doehring Cowart konuşmaya devam etti. “Sürekli hatırla, eğer yaralanırsan, hemen kani durdurmak icjn elinden geleni yap. Kan kokusu yaratıkları üstüne çekecektir. Onların burunları insanlarınkinden cok daha keskindir.“

Linley kafa salladı.

Ağaçların sıkışık dalları bir semsiye gibi bütün gökyüzünü kaplıyordu. Linley onlara bakarken Ernst Enstitüsünde goz attığı bazi seyler aklına geldi. Günesin bile giremediği böyle yerlerde kuzeyle güneyi nasıl ayırt edeceği ile ilgili.

Bir maymun gibi çevik bir şekilde, dağınık ağaç köklerinden zıplayarak geçiyordu ki…

“Whaaaa.“ Linley bir anda irkilerek durdu. Az ilerde bir sey görmüştü.

Onlarca metre ilerde iki kadın ve üç adam ceseti vardi. Bes ceset henüz fazla çürümemişti. Üstlerindeki ısırık izleri hala netti. Cesetler parçalara ayrılmıştı. Erkek bir cesedin bacagi yenmişti, midesinde devasa bir delik vardi ve organlari etrafa dagilmis durumdaydı. Kadin cesetlerinin birinin ise yarısı yenmişti, tek gözü kalmıştı ve beyaz beyaz parlayan kafatasında bir kac tane sac kalmıştı.

Linley`nin yüzü sarardi ve nefesi tutulmuş bicimde, kalakalmıştı. Her an kusabilirdi.

“Üç yada dört gün önce olmuş olmalılar.“ Doehring Cowart Linley`nin yaninda ortaya cikarak, dikkatlice cesetleri inceledi. Yüzü hala sakindi. “Linley, iyi bak. Her birinin göğsünde, benzer küçük yaralar var. Eger tahminim doğruysa insanlar tarafından öldürüldüler. Hatta tek bir kişi tarafından.“

Linley sasirdi.

“Bunları bir insanın mı yaptığını söylüyorsun?“ Linley hayretler içinde Doehring Cowart`a bakti.

Doehring Cowart sakince güldü. “Linley, bu senin Büyülü Yaratık Sıradağlarına ilk gelişin. Burada biraz daha zaman geçirince, Büyülü Yaratık Sıradağlarına yerel yaratıkların yanında insanlardan gelecek saldırılara karşı da kendini koruman gerektiğini fark edeceksin.“

“İnsanlardan gelen saldirilar mi? Neden başka biri bana saldirsin ki?“ Linley kalbinde buna inanmak istemiyordu.


Büyülü Yaratık Sıradağlarında yaratıklar zaten sayıları sayesinde büyük avantaja sahiptiler. Böyle bir ortamda insanların birbirine yârdim etmek yerine saldırmasını hic beklemiyordu.

“Bu gayet normal. İnsanlar neden bu sıradağlara geliyor? Gelenlerin büyük çoğunluğu büyü özütü bulma umuduyla geliyor. Eğer bir büyülü yaratigi öldürürseler, yalnızca bir tane elde ediyorlar. Fakat ya başka birini öldürürsen ve cantasinda pek cok büyü özütü varsa?“ Doehring Cowart sakalını okşuyordu,

Linley simdi neler döndüğünü anlamisti.

Ac gözlülük!

Hepsi ac gözlülükten oluyordu. Bazi insanlar kolay yoldan cok sayida büyü­özütü almak istiyor ve bunun en kolay yolu diger insanları öldürmek.

“Linley, dikkatli olmalısın. Görünüşe bakılarsa bu besini öldüren kişi müthiş bir yeteneğe sahip. Eger dikkatli bakarsan, dört tanesinin savaşçı olduğunu göreceksin, bir tanesi ise büyücüymüş. Hepsi ayni anda kalplerine aldıkları temiz bir darbeyle öldüler. Hassaslık derecesi gerçekten korkunç! Yine de, bu beşlinin ne kadar güçlü olduğunu bilmediğimiz için, öldüreninin de gücünü tahmin etmek zor.“ Doehring Cowart somurttu. “Fakat bu besinin Büyülü Yaratık Siradaglarina girecek kadar cesaretli olduğunu düşünürsek cok zayıf olmamalari lazim. Sadece buna bakarak bunlari öldüren kişinin senden zayıf olmadığını söyleyebilirim.“

Linley ileri cikip yakından bir bakti ve sonra oda ayni fikirde olduğunu gösterircesine kafa salladı.

Oldurucu vuruşlar, temiz ve direkt yapilmisti.

“Burası sadece sıradağların diş kısmı. Hadi acele ette içlere gidelim.“ Doehring Cowart bir kahkaha atti.

Linley kafa salladı ve Büyülü Yaratık Siradaglarinin içlerine doğru ilerlemeye devam etti. Yolculuğu sirasinda gerek insanların gerekse yaratıkların cesetleri artık sıradan bir hal almaya baslamisti. Tabi pek cok pas tutmaya yuz tutmuş silah da vardı. Linley sıklıkla da zayif canavarlarla karşılaşıyordu.

Gece olmustu ve Linley butları çıkardı. Linley ve Bebe dinlenirken, bir yandan da domuz butlarını yiyorlardı. Linley yerde otururken küçük Gölgefare ise Linley`nin omuzlarındaydı.

“Geceleri, kimse Büyülü Yaratık Sıradağlarında ateş yakamaz.“ Doehring Cowart yine anlatiyordu.

“Anlaşıldı, Büyük Baba Doehring.“ Linley burada hayatta kalmanın temel kurallarını biliyordu. Burası sıradan bir orman değildi ve buradaki yaratıklar ateşten korkmuyordu.

Yerde otururken, Linley kendini sakinleştirdi ve gözlerini kapadı. Etrafındaki toprak ve ruzgar esansını hissedebiliyordu. Etrafında elemental esansı hissetmek ona sanki bir anne babanın kaçağındaymış sıcaklık verıyordu.

Olağanüstü elemental yatkınlığı sayesinde toprak ve ruzgar esansini cok net hissediyordu.

“Toprağın duzenlı kalp atışları. Rüzgârın sakin dalgalanması.“ Linley yüzünde bir gülücükle uykuya daldi. Kendine epey güveniyordu. Şayet herhangi bir sey toprakta titreşim yaradır ya da rüzgâr akimini bozan herhangi bir sey olursa uyanacağından kesinlikle emindi.

Bunlar hem toprak hem de rüzgâr büyücüsü olmanin getirdiği ayrıcalıklardı.

Gece yavaşça derinleşti. Linley`nin önünde sivrilmiş yatan Bebe`den de horultu sesleri geliyordu. Gece yavaşça soğuyordu ama Büyülü Yaratik Siradaglarinda şuan yazdi. Bu soğuk olmaktan ziyada serinletici bir rüzgârdı diyebiliriz. Gündüzleri ise boğucu bir sicak vardi.

Gecenin yarısı, karanlıktan başka bir sey yok…

Hışırtı sesleri! Otların arasından ilerleyen birseyin sesleri geliyordu.

Iki tane güçlü yapılı, parlayan mavi kürklü Ruzgarkurt`u ormanda dolaşıyordu. Güçlü ayaklarıyla ilerlerken, yeşil noktalı gözleri de dikkatlice etrafı inceliyordu.

Kara gecenin ortasında beyaz pençeleri soğuk bir ışıkla parlıyordu.

………………………

Yorum Yap "CD3.10 – Büyülü Yaratık Sıradağları (Part 2)"