Dünyanın Oluşumu Günceli

CD3.1 Taş Heykeltıraşlığı

Eylül 18, 2016


Bahar güneşinin sıcak ışıkları altında, dört birader arka bahçede dinleniyordu.

Yale, George ve Reynolds bos bos dedikodu yapmaktaydılar. Şuanda Yale ve George 16 yaşına gelmişti. Reynolds ise 14 yaşındaydı. En kısaları Reynolds bile suan 1.6m boyundaydı. En uzunlari Yale 1.9m olmuştu bile.

“George, numara yapmayı kes. Dördüncü kardeş bile bakirliğini kaybetti. Neden sen ve üçüncü kardeş hala kaçıyorsunuz? Bak, harika bir fikrim var, sen ve üçüncü kardeş neden bu ay sonu Fenlai şehrindeki `Yeşim Su Cenneti`ne gitmiyorsunuz. Harcamalarla ben ilgilenirim. İkinizinde son derece rahat edeceğinizi garanti ediyorum ve ayrıca kızlarında hic bozulmamış olacağına da söz veriyorum. Anlaştık mı?“ Yale elinde iki küçük tas ağırlık, göğüs geliştirme eğitimi yapıyor, bir yandan da gülerek konuşuyordu.

Bu iki tas en cok 10­15 kilo civarindaydi. Linley böyle agirliklar kullanmaya tenezzül bile etmezdi.

George da güldü. “Patron Yale, bırak bizi zorlamayı. Neden siz Yeşim Su Cenneti`ne gitmiyorsunuz. Biz de üçüncü kardeşle beraber içmeye gideriz. Bu fikir daha iyi değil mi?“

Reynolds da yandan dalga geçiyordu. “George, hala bir erkek değilsin.“

George çaresizce güldü.

Aniden ic bahçeden ayak sesleri duyulmaya başlandı. Yale ağırlıkları bırakarak, bahçenin çıkısına doğru yürüdü. “Bahse girerim üçüncü kardeştir. Hadi, yemek zamanı…“ Sözlerini bitirmeden Yale bir anda durakladı.

Linley`nin omuzlarında en az bir metre uzunluğunda, yaklaşık yüz pound ağırlığında devasa bir kayayla geldiğini gördü.

Fakat acik bir sekilde Linley sanki tas hiç yokmuş gibi yürüyordu. Yale, George ve George çeneleri düşmüş şekilde bakıyordu. Linley gayet olağan bir sekilde tasi bahçenin kösesine bıraktı. Bırakırken tasin çıkardığı ses hepsinin kalbini titretti.

“Oha! Üçüncü kardeş, güçlü olduğunu biliyordum da, bu kadar güçlü müydün?“ Yale kayaya bakakalmıştı. “ Ici mi bos o kayanin?“ Konuşurken Yale gidip, kollarini açarak kayaya bir asildi.

“Hrrrrrngh!”

Tum gücüyle çabalıyordu. Yüzü koyu kirmizi bir hal aldi. Ama kaya sanki kok salmış gibi hic kıpırdamıyordu.

“Patron Yale, enerjini boşa harcamayı birak. Senin kipirtatmana imkân yok.“ Linley gülüyordu.

Yale`in fiziksel gücü birinci seviye savcıdan bile daha azdi. Nasil bu kayayi kaldırabilirdi ki?

Reynolds gözleri fal taşı gibi kayaya bakti. Sasirmisligini atmak için bir iki nefes aldi. Sonrada kafasinda soru işareti Linley`e bakmaya basladi. “Üçüncü kardeş, bu kayayı neden bizim yurda getirdin?“

Linley üç biraderine bakti ve ağzından iki kelime cikti. “Tas heykeltıraşlığı!“

Doehring Cowart`in dediğine gore şuan heykelleri standart salona konabilecek derecedeydi. Ama her bir parçayı oymak aşırı zaman aliyordu ve genelde bir gun yetmiyordu. Geçmişte, arkadaki dağlarda hic bir hata yapma endişesi olmadan olağan bir sekilde oymasini yapardı fakat suan isler değişti.

“Tas heykeltıraşlığı?“

Reynolds, George ve Yale gözlerinde saskinlik, Linley`e bakiyorlardi.

“Ne, bu gerçekten o kadar şaşırtıcı mı?“

Reynolds aceleyele, “Sasirtici değil, hayir. Bu… inanilmaz şaşırtıcı! Alti yedi yildir beraber yasiyoruz, seni bir kere olsun oyarken görmedim. Bu gün mü başlıyorsun?“

Linley bir kahkaha atti, “Hic eğitim yapmadığımı kim dedi? Bes yildir arkadaki dağlarda kendimi geliştiriyorum, fakat bu sefer bu parçayı bitirdikten sonra, Proulx`a götürüp sergilemeyi planlıyorum. Belki bir şeyler kazanırım.“

Wharton`in Kâhya Hiri ile O`Brien İmparatorluğuna gidip eğitim görebilmesi için Baruch klanı neredeyse her şeyini satmıştı.

Fakat buna rağmen Hogg yinede cok mutluydu.

Ailesi iflas etse ne olur? Büyük oğlu Ernst Enstitüsünde ve mezun olunca saygıdeğer bir magus olacak. Küçük oğlu ise büyük ihtimalle Ejderkan Savascisi olacak.

Hogg çoktan Baruch klanının gelen görkemli günlerini ufukta görmüştü.

“Proulx Galerisi?“ Yale ve diğerleri ikinci bir sok daha yasamıştı.



Linley, yurt 1987`nin gururuydu. Sadece on bes yaşında olmasina rağmen Ernst Enstitusunde besinci seviyedeydi ve Dixie`nin yaninda `Ernst Enstitusunun Iki Super Dahisi` olarak anılıyorlardı. Yale ve diğerleri zaten Linley`i dahi olarak kabul etmişlerdi ama….

Heykeltıraşlık sanatın cok derin bir daliydi.

Pek cok kişi dişini tırnağına takarak yıllarca çalışmalarına rağmen, siradan bir heykeltıraş olmaktan kurtulamamıştı. İnanılmaz uzun sure yaşamış, antik bir sanat dali olan heykeltaslik nasil olurdu da kolay olabilirdi? Nasıl olurda Linley eserlerini en saygıdeğer sanat galerisi olan Proulx`da sergilenmesini düşleyebiliyordu?

“Üçüncü kardeş, senin burnun biraz fazla büyümüş olmasin.“ George dalga geçiyordu.

“Linley, korkarim ki… heykelini kimse almayabilir.“ Reynolds`unda gözlerinde inanmayan bir hal vardi.

Yale yüksek sesle gülerek. “Neden hepiniz böyle davranıyorsunuz? Üçüncü kardeş, devam et ve eserini sergile. Sen sergilediğin surece, ben on bin altın verip alırım ve ünün yayılır.“

“Ben doğruyu söylüyorum.“ Linley düz keskiyi elbiselerinin içinden çıkardı.

“Düz keski? “Reynolds sasırmış bir ifadeyle, “Linley, sanirim bazi hazirliklar yaptın. Fakat geçmişte bende heykeltraslik eğitimi almıştım, bu yüzden pek cok aletin gerektiğini biliyorum; düz keski de dahil, kelebek keski, üçgen keski, yeşim tas bıçağı, testereler… Sen sadece tek bir alet mi getirdin?“

George, Yale ve Reynolds heykeltıraşlık hakkında en azından bazı temel bilgilere sahipti.

Linley fazla üstelemedi.

Linley yine elinde düz keski dans ederken, sakin, huzur dolu ruhsal duruma geçiş yaptı. Önündeki taşın içinde dolanan toprak esansını hissedebiliyordu ve hatta taşın damarlarını bile az da olsa görebiliyordu. Gülerek, keskiyi oynatmaya devam etti.

Hareket eden keskiden güneş ışıkları yansıyor, yanda izleyen Reynolds ve diğerlerinin gözlerini kamaştırıyordu. Ama hic biri izlemeyi bırakmak istemiyordu.

Düz keskinin gölgesi nereye gitse, oradan geniş parçalar halinde taşlar düşüyordu.

“Bu nasıl mümkün olabilir?“ Yale sasırmış izliyordu. “Öyle büyük bir parcayi koparmak için, bir testere gerekir. Bu manyak sadece düz keskiyle oymaya devam ediyor. Bilek gücü ne kadar fazla acaba?“ Üç birader hic ses çıkarmıyordu.

Bilek gücü?

Linley`nin yaptigi gibi olağan bir tavırla birbirine eşit kesimler yapmak, sadece bilek gücüyle başarılabilecek birsey değildi.

Linley durgun bir deniz kadar sakindi. Sol elindeki düz keski taşın bütün kısımlarına ilerliyor ve nereye gitse ekstra tas parçaları havada uçuşuyordu. Bu esnada Linley`nin yaptığı hareketler öyle doğal ve zarif bir şekildeydi ki, gerçekten izlenmeye değerdi.

“Üçüncü kardeş, o…“

Yale, George, Reynolds birbirine bakıştılar. Şuan kalplerinde Linley`nin belkide gerçekten heykeltıraş olabileceğini düşünmeye başlamışlardı.

Sakin. Dogal. Huzur dolu.

Linley heykeltıraşlık yaparken hissettiği duygulardan cok hoslaniyordu. Suanki seviyesinde, heykelin neresinde ne kadar güç kullanması gerektiği hakkında fazla düşünmesine gerek yoktu. Bilinçaltı kendiliğinden çalışıyor, sanki düz keski nerede ne yapacağını kendisi biliyormuş gibi hareket ediyordu.

Düz Keski Okuluna gore diğerleri mi?

Diger okulların hic biri bu kadar az emekle hareket edemezdi. Hepsindeki uzmanlar hangi aletin hangi kısımda kullanacağına dair bir dünya kafa patlatmalıydı. Sadece bu bile tek basina yeterince zahmetliydi.

Bu doğal, insani tüm sınırlardan arındıran tarz, yağmurda yeşeren otlar gibi Linley`nin ruhsal esansının hizla gelişmesini sağlıyordu. Doğal büyümenin verdiği his mükemmeldi ve Linley bunun verdiği rahatlığı tum benliğinde hissediyordu.

Linley`nin sag eli aniden durdu.

Uçuşan toz kümesi hala dağılmamıştı ama kayada canlanan yaratığın dis hatlari görünüyordu.

“Neden hepiniz öyle bakıyorsunuz? Siz de mi heykel oldunuz?“ Linley gülerek sasırmış kardeşlerini uyandırdı. “Sadece basit dis hatlarını yaptım. Daha cok zaman ve emek istiyor. Hadi gidip öğle yemeği yiyelim.“

Yale ve diğerleri biraz bakıştılar.

Linley`nin bu küçük gösterisinden sonra hepsinin aklından ayni sey geçiyordu.

“Dahi.“ Yale gururlu bir bicimde söyledi.

“Kesinlikle ustaların arasında bile bir dahi.“ George Yale`i izledi.


Tas heykeltıraşları arasında bile birinin Linley`nin ulastigi seviyeye bes alti yilda ulasmasi, yüzyılda bir görünen nadir bir olaydı.

Yorum Yap "CD3.1 Taş Heykeltıraşlığı"