Tankların Tarihi Günceli

CD2.21 – Proulx Galerisi

Eylül 18, 2016


Dört İmparatorluğun Altın Bankasını dört büyük imparatorluk birleşerek kurmuştu. Büyükristali kartı açabilen insanlar şüphesiz zengin insanlardi. Sadece kartın kendisi yüz altin tutuyordu, normal insanlar böyle bir meblağı harcamayı düşünemezdi.
                                                         
On bin altin para, eğer ele gelir büyüklüklerde ayrılırsa, yüz tane kesecik gerekir. Dev bir çuval bile yarıya kadar dolar ve aşırı da ağır olur.

“Yüz altın uçtu gitti.“ Dört İmparatorluğun Altin Bankasının yerel bir şubesinden Ernst Enstitüsüne dogru yürürken, Linley elinde olmadan ic çekiyordu. Simdi göğsünde kendi büyükristali kartı vardı.

Linley Ersnt Enstitüsünde yasarken, yurtta bir altın yığını saklamanın güvenli olmadığını biliyordu. En güvenli seçenek onu bir büyükristali kartına koymaktı.

Sunu bilmelisiniz ki bir kartın üretilme maliyeti kesinlikle düşük değildi. Usta kuyumcular tarafından yüzyıllarca çalışmayla üretiliyorlardı ve her kart sadece sahibinin parmak izine tepki veriyordu. Bu yüzden her kart sadece orijinal sahibi tarafından kullanılabiliyordu.

Büyükristali kartlarının yüz altın olmasının nedeni buydu.

“Bu on bin altınla beraber, Ernst Enstitüsündeki yasam maliyetlerim fazlasıyla kapandı, hatta bir dünya para arttı. Babama da yardim edebilirim.“ Linley çok mutlu hissediyordu.

Yale`nin kolu Linley`nin omuzundaydı ve neşeli bir ıslıkla, hoşnut bir sekilde yanlarındaki Rand ve arkadaşlarına bakıyordu.

Rand ve üç arkadaşı yasam giderleri için olan parayi vermişlerdi ve suan dördünde belkide bin altin filan kalmıştı. Fakat şanslarına, okul yılı bitmek üzereydi.

Reynolds ve George da sakince gülüyor ve Linley ile şakalaşıyorlardı.

Fakat gerçekte ne Reynolds ne de George geçmişte kötü, muhtaç günler geçirmemişti.

“İkinci kardeş, üçüncü kardeş, dördüncü kardeş, yarın, ayin son günü, babam gelecek. O zamana vagon ve korumalar ayarlayacağım. Nereye gidelim?“ Yale bir öneride bulundu.

“Kutsal Başkent?“

Reynolds, George ve Linley`nin gözleri parladı.

Kutsal Başkent, Fenlai Sehri, siradan bir sehir degildi.

“Kutsal Baskent harika bir fikir. O`Brien İmparatorluğundan gelirken Fenlai sehrinde iki gun kalmistim. Cok yeri gezme fırsatım olmamıştı.“ Reynolds aceleyle söyledi.

George ve Linley`de onaylar sekilde kafalarını salladi.

Yale gizemli bir tonla “Kutsal Baskent`te gezilecek pek cok yer var. Yarın, sizi disari çıkarıp biraz ufkunuzu

genişleteyim.“ dedi.

…………..

Ertesi gün safak vakti, Yale ve diğerleri beraber kahvaltı yapti ve direkt olarak Ernst Enstitüsünün ana kapısına gidip Yale`in yolcu vagonlarıyla, korumaları beklemeye koyuldular.

Iki saat beklemelerine rağmen, yolcu vagonları hala hic bir yerde görünmüyordu.

“Cyak cyak.“ Bebe hemen Linley`nin omuzuna tüneyip cıyaklamaya basladi.

“Bebe sabırsızlanıyor. Yale, sabahın köründe hepimizi diktin buraya, nerede bu vagonlar.“ Reynolds mutsuz bir sesle yandan Yale`e laf atıyordu. Yale ise üzgün bir sekilde “Ben de bilmiyorum, şimdiye kadar gelmiş olmaları gerekirdi.“ Linley Bebe`nin küçük kafasını okşuyordu bu arada.

“İşte, oradalar.“ Yale aniden bağırdı.

Neredeyse ayakta uyuyacak olan George, Reynolds ve Linley hemen dönüp baktilar. Uzaktan bakinca gerçekten de dört tane vagon ve yüzlerce atlı koruma toplu halde onlara doğru geliyordu. Kalabalığın üstünde ise yedi, sekiz tane Griffon vardi ve alttaki sürücülerin içinde de ondan fazla Vampirik Demir Boga veya Rüzgarkurdu vardi.

“Yale`in klan koruma birliği gerçekten çok güçlü görünüyor.“ Linley elinde olmadan şaşırıp kalmıştı. Reynolds Ve George`un gözlerinde ki hayranlıkta belli oluyordu.

Doehring Cowart`ta Linley`nin yanına oturmuş, güneşin tadini cikariyordu. Atli birliği görünce gözleri acildi. Kısa sure içinde dört vagon ve yüzlerce birlik ana kapiya vardi. Üç tane büyücü onları selamlamaya geldi.

Orta yaşlı bir adam vagonlardan ileri çıktı. Uc tane büyücüyle hic konuşmadan direk Yale`e doğru sürdü.

Yale mutsuz bir sesle “Amca, neden bu kadar gec kaldınız?“ dedi.

Orta yasli adam hemen gülmeye basladi ve “Haha, ne oldu, sabirsizlandi mi? Neyse, bütün vagonlarin hazir. Son vagon gerekli eşyalarla dolu. Sizin oturmanız için onu hazırlatayım. Kutsal başkente gideceksiniz, değil mi?“

“Cass, üç kişi daha al yanina. Genc efendi Yale`i siz koruyacaksınız.“ adam emretti.

Uzaktan, kel bir sürücü geldi ve hemen yere indi. Yale`in önüne yürüdü ve saygıyla eğildi. “Cass, genç efendi Yale`e saygılarını sunar.“

Linley`nin yaninda, Doehring Cowart dikkatle bakarak, “Linley, bu senin birader kesinlikle siradisi biri. Simdi gelen arkadaşın yere inişine ve gözlerine bakılırsa, bu Cass denen herifin senin Hillman amcandan bile daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Ek olarak, o omuzlarındaki sahin de yedinci seviye bir büyülü yaratik olmali. – “Mavi­gozlu Thunderhawk“

Cass Doehring Cowarttan bile övgü aldığına göre o da kesinlikle sıradişi olmalıydı.

“Linley, gidelim. Vagona girin. Kutsal başkente gidiyoruz.“ Yale diğerlerine el işareti yapiyordu.

Linley ve diğer ucu beraber vagona bindiler. İçerisi baya genişti ve dördüle rahat bir sekilde oturdu. Hemen, vagonun sürücüsü Kutsal Baskent Fenlai`ye doğru sürmeye basladi.

Cass ve diğer ücü arkadan takip ettiler.

Vagondaki çekmecelerde aslında meyveler, bal hatta şarap bile vardi. Dort kardeş yiyip içmeye basladilar. Ernst Enstitüsü Fenlai şehrinden yalnızca yirmi kilometre uzaktaydı, bu yüzden yarim saat gibi bir zamanda vardilar.

Vagondan disari çıktılar.

Cass ve diğer ücünün koruması altinda, Linley ve grubu Fenlai Şehrinde dolanmaya başladı.

“Hey, nereye gidiyoruz peki? Fenlai şehrinde sayısız eğlence mekânı var. Dogu Fenlai sehri güzel garsonlarla beraber para harcanacak pek cok lüks mekâna sahip, Bati Fenlai sehri ise sanat müzeleri, ünlü Proulx Galerisine sahip,“ Yale Fenlai şehrini cok iyi biliyordu.

“Güzel garsonlar? Tamam o zaman karar verdildi. Dogu Fenlai şehrine gidiyoruz.“ Reynolds`un sinsi bir

sekilde gözleri parlamaya basladi.

“Suan daha öğle. Bu yerler ancak aksam eğlenceli olur. Fakat yinede gidebiliriz?“ Yale gülerek cevap verdi.

Linley böyle yerlerden çekiniyordu ve bu yüzden, “Yale unut gitsin, biz cocuklarin böyle yerlerde ne isimiz var? Az önce Proulx Galerisi dedin, değil mi? Mademki galeri ismini Büyük Usta Proulx`dan aliyor epey olağanüstü olmali. Hadi gidip bir bakalim.“

Proulx, Yulan kıtasının tarihindeki bir numaralı heykeltrasti.

“Büyük Usta Proulx? Onu bende duymuştum. Eskiden heykellerinden biri bir kac milyona satılmıştı. Heykelin ismi `Umut` du. Milyonlarca altin, tanrim. Ne kadar zengin.“ Reynolds iç cekti.

George kendinden emin bir gülüş atti.“Heykeltıraşlık tarihinde, en başından bu yana sayısız heykel yapildi. Zirvedeki on heykelden herhangi biri bir milyon altın edebilirdi. Ve bu on heykelden, ücü Büyük Usta Proulx tarafından yapılmıştı. Gercekten de heykeltraslik tarihinde ki bir numarali adam olarak anılabilirdi!“

Linley derin bir nefes aldi.

Milyonlarca altin mi?

Ne kadar büyük bir meblağ. Linley`nin klanı atalarının yadigârını da satsa ancak yuz bin altin bulabilirlerdi.


“Hadi gidip bakalim.“ Linley hemen atıldı.

Yorum Yap "CD2.21 – Proulx Galerisi"