Otto Von Bismark Günceli

CD2.20 – Bir Numara Kim? (Part 2)

Eylül 18, 2016


Şuanda Linley, bir savaşçı olarak neredeyse ikinci seviyenin sonunda gelmişti. Birinci seviye bir savaşçınin yüz poundu kolayca kaldırabileceğini düşünürsek, ikinci seviye bir savaşçının yüzlerce poundluk nesneleri rahat bir şekilde fırlatması zor değildi. (1 pound = 453 gram)

“Seni… öhö… öhö…“ Boğazını tutarak Rand bir kac kez öksürdü ve sonra kızgın bir şekilde Linley`e baktı. “Sen… sen aslinda…“

“Iste bu!“ Yale aniden yüksek sesle bagirdi, yüzü heyecanla doluydu. “Üçüncü kardeş, bak bu baya hissettirdi. Senin bu kadar güçlü olacagini beklemiyordum!“

“O çocuk çok küçük görünüyor ama epey güçlü…“

İzlemekte olan besinci ve altinci seviye büyücülerin hepsi şaşırmıştı. Otelde bazi büyücü eğitmenleri de vardi ve hepsi şaşkınlıkla Linley`e bakıyordu.

On iki, on uc yaslarında görünen bir çocuk, 90 poundluk birini gayet siradan birseymis gibi firlatip atmisti.

Ve bu çocuk bir magustu.

“Hey, Rand, az once nasil birinci siniflar arasinda bir numaralı öğrenci olduğun hakkında laf yapmıyor muydun?“ Yale dalga geçmeye başlamıştı.

Rand`in yüzü kipkirmizi olmuştu. Kalbi ise ofke ve utançla dolmuştu. Linley`e bakarak bagirdi, “Sen, sen gerceken magus musun? Yeteneğin varsa benimle büyücülükte yaris. Bu yaptiklarin ne oluyor? Asil bir magus aşağılık bir savascinin hareketlerini kullaniyor.“ Rand asiri sinirli bir sekilde utançla bagiriyordu. Daha yeni birinci sınıfların turnuvasını kazanmıştı fakat suan Linley onu bogazindan tutup fırlatınca, sanki kendi hayatinin baskasinin ellerinde olduğunu hissetmişti.

“Dogru, eğer yapabiliyorsan büyü kulanda görelim! Sen gerçekten Ernst Enstitüsünün öğrencisi misin?“ Rand`in arkadaslari ona destek vermek için bagirmaya basladi.

Fakat yine de Linley`e karsi kalplerinde bir korku vardi. Linley`nin az once gösterdiği güç onlari sok etmişti.

“Büyü?“

Reynolds hemen sağlam bir kahkaha atti ve hepsini küçük görerek, “Rand, gerçekten turnuvayi kazandin diye birinci siniflar arasinda en guclu olduğuna mı inanıyorsun? Hayal etmeye devam et. Bir numaralı birinci sinif ogrencisi bizim üçüncü kardeşimiz. Sen mi? Şöyle bir kenarda dur.“

“Üçüncü kardeş, onlara güç neymiş göster.“ Yale de yandan dürtüyordu.

Rand az once George`a da bagirmisti, bu yüzden o da olanlari durdurma niyetinde değildi. “Rand, izin ver sana bir nasihat vereyim. Sınırlarını bil. Okuldaki pek cok uzman lütfedip turnuvaya bile katilmiyor. Kendini bulunmaz hint kumaşı sanma.“

Rand`in yüzü git gide daha da cirkin bir hal aliyordu.

“Bunu düelloda anlarsınız. Rand, kapışın gitsin.“ Besinci ve altinci seviye öğrenciler yandan bağırıyordu. Onlar için bu eğlenceden başka birsey değildi.

Rand sadece on yaşındaydı ve küçüklüğünden beri hep dahi olarak çağrılmıştı.

Ernst Enstitüsünde bile, en ust grupta yer aliyordu. Ne zaman böyle bi aşağılanma yasamisti ki?

“Bir numara?“ Rand kendini kaptirmisti bile. “Bir numara öyle basitçe kendin ilan edeceğin bir sey değil. Onu gidip yarışarak kendi ellerinle almalısın. Gel ve düello yapalim.“ Rand kendi büyü yeteneklerine cok güveniyordu. Sonuçta yıllık turnuvayı kazanmıştı.

“Hey, neden otel müdürü gelip ortaligi sakinleştir miyor?“ İzleyenlerden bazilari bunu tuhaf bulmuştu.

Aslında Huadeli otelinin müdürü uzakta bir yerde duruyordu ama hic bulaşmak istemiyordu.

Çünkü öğrencileri uzaktan tanımıştı.

Ernst Enstitüsünün öğrencileri olmaları bir yana, sadece statülerinden dolayi bile onlari kizdirmak istemiyordu. Ozellikle de … Yale`i.

“Genc efendi Yale burada mı? Ugh. Unut gitsin. Istedigini yapsin. Bütün oteli yiksada, umrumda değil.“ Otel yöneticisi çaresizce kafasını tutmuş, sallıyordu. Yale`i gücendirmek kesinlikle istemiyordu.

Ve Ernst Enstitüsünü girdikten sonra Yale`in ailedeki yeri daha da yükselmişti.

“Doğru söyledin, bir numara lafla alınmaz. Kazanılır.“ Linley de bunu destekledi. Rand`a bakarken yüzü buz gibiydi. “Rand, eğer büyü düellosu yapacaksak hadi bunu biraz daha heyecanli bir hale getirelim. Eger sen kazanirsan, gelecekte karsilastigimizda ben uzun yolu tercih edip etrafından dolanacağım. Youlundan çekileceğim. Eger ben kazanirsam sen de aynisini yapacaksin.“

Rand alay edercesine, “Sen buna heyecan mı diyorsun? Kaybeden kazananla karşılaştığında uzun yolu seçmekle kalmayacak, ayni zamanda da 100 altin verecek. Buna ne dersin?“

Linley somurttu.

Yüz altin para?

“Haha! Rand, sadece yüz altin mi? Boyle bir sayıyı telaffuz etmeye utanmıyor musun? Şöyle yapalim. Kaybeden on bin altin para versin. Anlaştık mı?“ Yale yandan bağırıyordu.

“On bin altın?“

Sözleri duyunca oteldeki öğrencilerden soğuk terler akmaya basladi. On bin altin hic de küçük bir miktar değildi. Otelde muhtemelen bir kac tane öğrenci böyle bir miktari rahatça ortaya koyabilirdi.

“On bin altın?“ Rand elinde olmadan kalbinin sıkıştığını hissetti.

Klani cok buyuk olsada, her yil, yillik harcamalari için yalnızca uc bin altin aliyordu. Huadeli oteli her gün para harcamaya geldiği bir yer değildi. Bu gün sadece kendisinin birinci ve Rickson`in üçüncü oluşunu kutlamaya gelmişti.

“Haha, bunu yapacak t.şak yok dimi?“ Yale büyükart`ini disari çıkarmış, konuşurken etrafta sallıyordu.

Rickson yandan seslendi.“Rand, kabul et gitsin. Biz dördümüz birleşip on bin altin cikartiriz. Bu aniden ortaya çıkan veledin senin dengin olabileceğine inanmayı reddediyorum.“

Rand ve üç oda arkadasi bakıştılar,

“Pekâlâ! On bin altin!“

Rand Linley`e ters bir bakis atarak bağırdı, “Gidelim. Burası cok küçük. Duelloyu arenada yapacagiz. Cesaretin varsa izle beni!“ Konuştuktan sonra Rand kibirli bir sekilde oteli terketti, üç arkadaşı da onu takip etti.

“Gidelim.“ Yale`in gözleri parlıyordu.

Reynolds ve George da heyecanlıydı. Linley de kafa salladı ve sakince kıkırdadı. “Biri bize on bin altin vermek mi istiyor? Niye reddedelim ki?“

Linley, Yale, Reynolds ve George otelden çıkıp, direk arenaya yöneldiler.

Otelde tam bir curcuna vardı. On bin altın bahisli bir düello altıncı derece öğrenciler arasinda bile cok nadir görülürdü. Dahası düello daha yeni birinci sınıfların yıllık turnuvasını kazanmis olan Rand ile bir anda ortaya cikan ve kimsenin tanimadigi gizemli bir çocuk arasinda olacakti.

Hemen bir suru kişi hesaplarını ödeyip arenanın yolunu tuttular.

….

Arenanın zemini kalkerden yapilmisti ve asiri saglamdi.

Şuanda Linley ve Rand düello arenasının iki ucunda durmuş birbirine bakıyordu.

Yükseltilmiş düello alanının altında geniş bir insan kitlesi vardi. Sonucta aksam yemeği saatiydi, arena yolunda bir kişi oldu on kişi, on kişi oldu yüz kişi. Kisa bir sure içinde cok yüksek miktarda insan toplanmisti. Bu on bin altınlık düello insanlarin ilgisini çekmeye yettide artti bile.

Gelen insan sayisini ve kopan gurultuyu görünce, Rand`in yüzü kendine güvenir bir hal aldı.

“Bugun, bu Linley isimli çocukla düello yapacağız, kaybeden on bin altin verecek ve gelecekte rakibinin yolunda bile durmayacak. Buradaki herkes şahidimdir.“ Rand konuşurken, kalabalık insan kitlesi tarafından izlenmenin keyfini çıkartıyordu. Icinde hic korku kalmamisti.

Aninda pek cok tezahürat gelmeye başladı. Yıllık turnuvada Rand pek cok seyirci kazanmisti, Linley`nin ise cok az destekçisi vardi.

Fakat Linley sessizce arenada bekliyordu.

“Konuşman bitti mi?“ Linley sakince söyledi.

Rand küstahça güldü. “Hadi başlayalım.“

Rand ve Linley ayni anda büyülü kelimeleri söylemeye başladı. İkisi de ikinci seviye buyucuydu ve kullandıkları birinci, ikinci seviye büyüleri, bir­iki kelime gerektiren kolay büyülerdi.

“Whoosh!“

Aniden yedi tane rüzgâr kilici ortaya cikti ve Rand`a doğru uçmaya başladı.

“İkinci seviye bir büyücü?“ Bakan deneyimli seyirciler hemen fark etmişti.

Fakat bunu Rand`da fark etmişti ve bes tane donuk kirmizi ates topuda Linley`e doğru firladi. Lakin rüzgâr kılıçları ateş toplarindan çok daha hizliydi ve Rand acinasi bir sekilde yana fırlamak zorunda kaldi. Linley ise sıradan fakat etkili bir sekide yana kaydi. Ve bunu yaparken dudaklari ikinci büyü için kıpırdamaya devam ediyordu.

Toprak stili büyü –Toprak Sarsıntısı!

“Rumble….”

Rand ayaginin altindaki kalker tasinin hizla sallandığını hissetti. Bu koşullar altinda Rand yaptigi büyüye odaklanamıyordu. Hemen ardından Linley üçüncü büyüsünü serbest bıraktı ve bes tane toprak renkli tastan yumruk hızla yerden disari firladi.

Rand sarsıntıdan ayaklarını bile sabitleyemiyordu. Ucu ucuna taslarin ikisini atlatti.

“Pat.“

Taslarin bir tanesi Rand`in midesine geldi, anında kan kusmasına neden oldu. Hemen göğsünü korumak için kollarını kapattı. Iki tane daha çarpma sesi geldi ve Rand direk arenadan disari firladi, bütün vücudu toz içindeydi.

Büyü düellosunun galibi, Linley!

Linley sakince Rand`a bir bakis atti. Linley az önce yaptığı saldırıyı cok iyi kontrol etmişti. Bir aylık bir iyileşme suresinden sonra, Rand tekrar iyi olacaktı. Eğer Linley merhametsiz olmaya karar verseydi, taşları kafasına çevirir ve muhtemelen de isini bitirirdi.

“İkinci seviye dual­element bir büyücü. Birinci siniflar arasinda böyle güçlü biri var mıydı?“

İzleyen birinci siniflar kendi aralarında sasırmış bir sekilde konuşuyordu. Birinci siniflar arasinda ikinci seviye bir buyucunun ortaya çıkması nadir olan bir olaydı, onu zirveye yerleştirecek dual­elementten bahsetmeye bile gerek yok.

“ Bu çocuk büyü gücünü cok kusursuz kullandı ve beden hareketleri cok çevikti.“

Bazi besinci ve altinci seviyeler de sasirmisti. Az once Linley ates toplarından kaçarken bile büyü yapmaya devam edebilmişti. Sadece bu bile Linley`nin ne kadar çevik olduğunu göstermeye yeterdi.

“Haha, Rand, gerçekten bir numara olduğunu mu duşundun? Bizim yurdun üçüncü kardeşi, sadece büyü kullanarak da seni kolayca silkeleyebilir.“ Yale yüksek sesle gülüyordu.

“Öhö, öhö.“ Rand yumruğunu sıkarak ayağa kalktı.

Rand da kalbinde az once Linley`nin ona merhamet gösterdiğini biliyordu.

“Yale, yarın, Linley`i getir. Sizle Dort İmparatorluğun Altin Bankasının yerel subesine para transferi için gideceğiz. On bin altın. Sözümü tutacağım.“ Rand uzakta duran Linley`e uzun bir bakis atti. Linley`nin elinden gelen bu yenilgi Rand`in gözlerindeki dahi olmanin getirdiği kibirli buğuyu kaldırmıştı.

Eger biri yetenekliyse fakat yeterince gücü yoksa, baskalari tarafından yinede yenilebilir.

“Linley, teşekkürler!“ Rand eğilerek teşekkür etti ve Yale ile diğerlerini sasirti. Sonra Linley`e kararli bir sekilde bakarak, “Fakat seni yeneceğim gün gelecek.“

Ve sonra göğsünü tutarak, arkadaşlarının yardımıyla, kendi yurtlarına doğru yöneldiler.

“Linley, harikasin. Kardeşlerini gururlandırdın.“ Yale hemen koştu ve aşağı inen Linley`i övdü.

Linley etrafa bakindi.

Pek cok kişi şuan ona bakıyor ve aralarında tartışıyordu. Ernst Enstitümün yetenekli öğrencileri çoktan taninmişti. Hic kimse birden birinci sınıflar arasından böyle birinin cikip turnuva şampiyonu Rand`i kolayca yeneceğini ummuyordu.

Altin sacli, uzun, fidan gibi bir kiz hemen gelip, gülerek “Merhaba Linley, benim ismim Danni, birinci seviye bir su büyücüsüyüm. Tanıştığımıza memnun oldum.“ dedi.

“Merhaba, ben de Linley.“ Linley yabancılarla konuşma alışkanlığına pek sahip değildi. “Üzgünüm, simdi eğitime gidip meditasyon yapmam lazim.“


Konustuktan sonra, manali bir sekilde kardeşlerine bakti. Yale ve diğerleri ne düşündüğünü anlamıştı ve hemen dört birader etraftaki herkesi yok sayarak ayrıldı. Genc hanimefendi Danni arkada kalmış mutsuzca somurtuyordu.

Yorum Yap "CD2.20 – Bir Numara Kim? (Part 2)"