Tank Tarihi Günceli

CD18 – Kıvrılan Ejder Ruhu

Eylül 17, 2016


Dogu semalarinda, gri elbiseli adam hic kipirdamadan kivrilmis sekilde duran Siyah Ejderin kafasinda bekliyordu. Yüzünde kendinden emin bir gülüş, yeşil elbiseli adamın toprak devle olan savaşını izliyordu.

“Sschhhhwiing!”

Yeşil elbiseli adamın kilici direkt olarak toprak devin kafasına saplanınca kulaklari tırmalayan bir ses havada yankilandi. “RUmble!“ Toprak devin kafasi ikiye ayrildi fakat hala yıkılmadan orada duruyordu. Ardindan kaya gibi yumruklari yeşil adama sertçe carpti.

“Ah!“ Sonrasında yeşil elbiseli adam ağız dolusu kan kustu, tüm yüzü bembeyaz olmuştu.

Toprak devin kafasi ise yeniden oluşmaya, bir araya gelmeye basladi, sanki hic hasar almamıştı.

“Dillon, en iyisi sen bana teslim et onu. Çağırdığım Dunya Koruyucu senin yenebileceğin bir sey değil.“ gri elbiseli adam Siyah Ejderin üstünden sakince seslendi.

Yesilli adam soğukça ona bakti. Kizgin bir sesle “Rudi, eger benim sahip olamiyorsam, sen hic sahip olamazsın!“ yeşil elbiseli adamın elinde parlak yeşil bir isik parladi. Bunu görünce Siyah Ejderin üstünde sakince oturmakta olan gri elbiseli adam aniden telaşlandı.

“Dur!“

“Plap!“

Yeşilli adamın kolları aniden güneş gibi parladı. Patlayıcı bir ses cikti ve aniden kayboldu.

“Dillon, seni­!“ Gri elbiseli adam yeşilli adami şaret etti, tam birsey diyecekti ama vazgeçti.

Dillon gri giysili adama bakarken yüzü bembeyazdı, fakat artik grili adamin da yuzu renk degistirmeye baslamisti. “Simdi, kimse sahip değil. Rudi. Yaralandım, ama beni oldurmek istiyorsan bu epey zor olacak!“ Soğuk bir gülüşle gri elbiseli adam bir isik huzmesine donuştu ve uçabildiği kadar hizli bir sekilde kuzeydoğuya doğru uçtu.

Gri elbiseli adam ise sadece surati asilmiş bicimde ucmasini izledi, takip etmedi..

Toprak devde yavaşça kayboldu.

“Yildiz Kilic Azizi` Dillon? Yazık, şuan onu öldüremem.“ gri elbiseli adam alçak sesle dedi. Ve sonra altındaki Siyah Ejder ustasının düşüncelerini anlıyormuş güney doğuya doğru devasa kanatlarını çırpmaya başladı.

Fakat Wushan sehri hala perişan durumdaydı. Yaklaşık bin ev yıkılmıştı ve aci dolu cigliklar, küfürler, keder ve aci dolu ağlamalarla yer gok inliyordu. Kisa bir sure içinde az önceki huzur dolu Wushan sehri felaket alanına donmuştu.

…………….

Baruch malikânesinin on bahçesinde şuan yalnıza Hogg duruyordu.

Kaşları çatık bir şekilde bir masanın onunde oturuyordu. Wushan sehrinin yöneticisi olarak sehrin insanlarıyla nasil ilgileneceğini dikkatlice düşünmek zorundaydı.

Ayak sesleri. Hiri Amca oturma odasından geldi. “Lord“

“Linley nasıl?“ Hogg aninda kafasini dondurup sordu.

Hiri gülerek, “Lord içini ferah tut. Genç efendi Linley`nin yaralarini çoktan yikayip temizledim, sonrada güzelce bandajladım. Guzel bir yemek yedirip, ustunu değiştirdim ve yatağa yolladım. Uyandığında cok daha iyi olacaktır.“

Hogg bunları duyunca rahatlayıp, kafasını salladı fakat kaşları hala çatık durumdaydı.

“Lord, Wushan halki için mi endişelisiniz?“ Hiri sordu.

Hogg onaylayarak “Hiri amca, Wushan sehrinin cogu bizim gibi değil. Wushan`in erkekleri cok kotu olamaz, en kotu bir ya da ikinci savasci seviyesindeler ama kadinlar oylemi. Gokyuzunden o kadar cok kaya yagdi ki durdurabilmelerine imkân yok!“

Hiri de durumu anlamisti.

Wushan şehrinde savaş­qisi oluşturabilen kişilerin sayisi bir elin parmaklarını geçmiyordu. Simdiyse göklerden binlerce kaya inmişti. Eger güvenli sığınaklarına ulaşamamışlarsa ya da arkasına saklanacak sağlam bir kaya bulamadıysalar, o zaman taslar yağmaya başladığında…

“Şuan Hillman`in raporuna beklemekten başka yapabileceğimiz bir sey yok.“ Hogg aşırı tedirgin hissetti.

Uzun bir sure sonra malikâne de acele, koşar adim gelen ayak sesleri duyuldu.

Hogg`un gözleri parladı. Döndü ve Hillman`in hizla malikâneye doğru atını sürdüğünü gördü.

“Hillman şehrin durumu nedir?“ Hogg hemen sordu.

Hillman aci dolu bir nefes birakti. “Bazi hesaplar yaptık. Uc yüzden cok kişi olmuş ve binde yarali var.“ Butun Wushan`da zaten bes bin kişi vardi. Bu da demektir ki kaybın miktarı beste bir. Hemde bu tas evlerde yasayanlar için geçerli. Gerçekten tam bir felaket.

“Cok fazla kayip var.“ Hogg elinde olmadan endişelendi.

Bu kucuk sehirde de olduğu gibi yiyecek her milletin hayat kaynağıydı. Is gucu bu kadar azalmisken bir de yaralanmis ya da sakat kalmis kişilerin sayisi da uçtu…sehrin ekonomik durumu cok daha kötüye gidecekti.

“Ugh!” Hogg derin bir ic geçirdi.

Vergileri azaltmak isterdi ama Wushan şehrinin vergileri zaten çok düşüktü. Birde suan onun kendi klani hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Nasıl olurda halka yârdim edebilirdi? Diğer şehirlerde durum farklıydı, vergiler o kadar yüksekti ki halk yorgunluk ve sefaletten olüyordu.

“Lord Hogg, bütün Wushan halkı nezaket ve cömertliğinize minnettar. Bizler için neler yaptiginizi herkes biliyor. Cok canınızı sıkmayın lütfen.“ Hillman hemen yanından seslendi.

Hillman`in kendiside Wushan`da doğmuştu.

Altıncı seviye savasci olduğunu düşünürsek, başkentte asil bir ailenin korumalarinin kaptani bile olabilirdi. Fakat Baruch klanının nezaket ve cömertliğine karsı minnettar hissettiği için orduda olan kariyerinden emekli olduktan sonra direk yok olmakta olan bu eski ve asil Baruch Klaninin korumalarinin kaptani oldu.

“Hillman korumalarla birlikte bir kesif turu daha atin şehirde. Hiri Amca sende git biraz dinlen.“ Hogg direkt emirleri verdi.

Hillman hemen cevapladı. `Evet, Lord.“

….

Linley`nin yatak odasında…

Linley`nin kafasındaki yara yüzünden Hiri herkese Linley`i rahatsız etmemelerini ve biraz dinlenmesi gerektiği söyledi. Wushan şehri karmakarışıkken Linley`nin yatak odası huzurlu ve sessizdi. Linley çoktan rüyalar

âlemine dalmıştı.

“Ding!”

Linley`nin göğsünden ışık huzmeleri yayılırken çan sesine benzeyen bir ses duyuldu. Ve sonra ışıktan bir kafes, simsiyah olan Kivrilan Ejder yüzüğünü kapladı. Yavaşça Linley`nin pijamalarının altında uçmaya ve yaklasik 10cm havada süzülmeye başladı.

Çan sesleri daha güçlü hale gelmeye basladı ve yüzükten gelen isiklar daha da güçlendi.

Neyse ki Linley`nin odasinda suan da kimse yoktu. Odaya giren kim olursa olsun saskinliktan donup kalirdi.

Oysa Linley hala keyifli bir sekilde uyuyordu ve Kivrilan Ejder yüzüğünün uçtuğundan haberi bile yoktu.

“Ting!“ Aniden yüzükten cikan isiklar hizla azalmaya basladi en sonunda tek bir ışık huzmesi yuzukten fırladı. Direk Linley”nin yatağının yanına indi ve bir insan görüntüsü halini aldi.

Görüntü, ay ışığı gibi bembeyaz elbise giyen, beyaz sakallı sevimli bır yaşlı adamın görüntüsüydü.

Ayni anda havada dolanan yüzük tekrar tum gucunu kaybetip Linley`nin göğsüne düştü, Linley`nin göz kapakları oynadı ve yavaşça acildi. Daha önce hic görmediği yasli bir adamı yatağının yanında görünce elinde olmadan Linley şok oldu. “Sen… Kimsin?“

“Merhaba, ufaklık. Benim ismim Doehring Cowart. Ben Pouant İmparatorluğunun aziz seviye bir Grand Magus`uyum.“ Sevimli yaşlı adam gülerek söyledi,

Linley`nin gözleri döndü. “Se… sen Aziz­seviye bir magus musun?“

Yasli adam kendinden emin sekilde kafasıyla onayladı.


“Imkani yok. Buyukbaba, az once sen Pount Imparatorlugu mu dedin? Bes bin yil once yok edilen Pouant Imparaorlugu?“ Linley tarih konusunda epey bilgiliydi ve Pouant Imparatorlugunun kendi klani oluşmadan bile daha once yok olduğunu biliyordu. Modern cağda Pouant Imparatorlugu dünyada ki dört büyük imparatorluktan biri kesinlikle değildi.

Yorum Yap "CD18 – Kıvrılan Ejder Ruhu"