Kilimanjaro Günceli

CD16 – Felaket

Eylül 17, 2016


Acik bir sekilde yeşil elbise giyen adamin ismi Dillon`du, gri elbiseli ise Rudi.

Siyah Ejderha agzindan dev gibi kara bir ateş topu firlatti, ateş duman gibi gri elbiseli adamin etrafını sardi. Aniden gri elbiseli adamın gözleri keskin yeşil bir ışıkla parladı ve tüm vücudu koruyucu yeşil bir aurayla kaplandı. Ateşlerin ona en küçük bir zarar vermesini bile engelledi. Ayni anda kılıçtan gelen çınlama sesleri duyuluyordu.

Cinlama sesleri ejderhanin kükremesinden bile daha gür ve netti, yeri göğü inletiyordu.

Yeşil giysili adam kilicini cikardi ve aniden kilicin ucu on metreye kadar uzadi, havada keskin bir şekilde gri elbiseli adama saldirdi. Gri elbiseli adam ışıktan oluşmuş kılıca bakıyordu. Hiç kıpırdamadan büyülü sözler söylemeye devam etti.

“Kilicin Ucu mu bu? Devasa kilicin ucu?“ Linley depoya doğru koşarken kafası hala gökyüzüne dönük izliyordu. “Gri elbiseli adam bunu nasil bloklayacak acaba? Siyah Ejderi mi kullanacak?“

“Pattt!”

Siyah Ejder engellemeyi denemedi bile ve devasa kilicin ucu gri elbiseli adama direkt olarak çarptı. Grili adamın elbisesi tüm yönlere doğru parçalanıp dağıldı ve altindan parlayan koruyucu savaş zirhi cikti. Savas zirhi asiri parlakti, sanki elmastan yapilmis gibi bakanlarin gözlerini kamastiriyordu.

Kilic ucu elmas zirha çarptığında hic hasar veremedi.

“Nasil olur?!“ Linley gerçekten korkmuştu.

Koşarken onune bakmadigi için bir tasa takilip yere kapaklandi. Fakat düşmesine rağmen yerde hala gokyuzunde yaşanan savasi izliyordu. “O nasil bir zirh oyle? Nasil olur da bu kadar sağlam olabilir?“

“Linley, cabuk! Birak bakinmayi!“ Linley`i gören Hogg elinden olmadan şiddetle bagirdi.

“Evet, baba!“ Linley kendine geldi ve hemen ayağa kalkıp depoya doğru koşmaya basladi.

“Rumble, rumble…” aniden gokyuzunden gelen korkunç bir gürleme duyuldu, pesindense bütün Wushan`i sallayan tiz bir ciglik. Linley elinde olmadan tekrar donup gökyüzüne bakti. O kucuk bakis yeniden onu dondurmaya yetti.

Doğuda gökyüzü aniden devasa ucan kayalarla dolmuştu, her biri bir ev büyüklüğündeydi.

“Swoosh, swoosh, swoosh!”

Butun kayalar sari toz renginde isik yayiyordu. Inanilmaz hizlarda gelip yeşil elbiseli adama carptilar. Her bir kaya on milyonlarca pound agirligindaydi.(1pound=453gr) Bu kayalar savaşlarda kullanilan mancınıklardan kat ve kat daha agirdi.

Boyle kayalara sehir duvarlari bile dayanamazdı.

Tek bir tanesi bile inanilmaz guc tasiyordu fakat suan tum gokyuzu onlarla doluydu. Hepsi de yeşil elbiseli adama doğru gidiyordu. Wushan sehrinde bu manzarayi gören herkes donup kaldi..

“Pat!”

Ilk kayanin yeşilli adama carpmasiyla beraber vücudunu saran isik önemli oranda artti ve sanki yesil bir gunesmis gibi her tarafa isik yaymaya basladi.

Yagmurda dusen damlalar gibi sayisiz kaya adamin ustune hücum etti.

Goz acip kapayincaya kadar adamin etrafi kayalarla doldu. Yesil isik suan sadece kayalarin catlaklarindan görülebiliyordu.

“Krak!“

Gurleyen bir kirilma sesiyle bir kaya ardindan diğeri asiri guclu savaş qisi yüzünden patlamaya ve kucuk parçalara ayrilmaya basladi. Normalde ev buyuklugunde olan her bir kaya cok daha kucuk parçalar halinde kursun gibi her yöne dagildi.

Zaten en basindan yüzlerce metre havdaydılar. Savas qisininde etkisiyle buyuk bir güçle inanilmaz uzak mesafelere firladilar.

“Oh hayir.“ Hogg`un yuzu bembeyaz oldu. Hala sokakta olan Hillman`de gokyuzunde olanlari gördü ve onunda yuzu ayni hale geldi. Ikiside anlamisti…

Bir afet Wushan`i vurmak üzereydi.

Boyutlari yaklasik insan boyutunda iki metreye yaklaşan çapta kayalar rastgele butun yönlere yagiyordu. Her kaya on, olmadı yuz parçaya ayrildi ve yüzde yirmisi Wushan sehrine doğru firladi.

“Cabuk, içeri girin hemen!“ Hogg tedirgin bir sekilde bagirdi.

Tam o anda Linley hala depodan onlarca metre uzaktaydı. Babasinin bağırmalarını duyan Linley herseyi birakip butun gücüyle depoya doğru koşmaya basladi. Kosarken ardi ardina patlamalar duyuyordu. Wuhan sehrine tas yağmuru baslamisti.

Sanki deprem oluyordu. Tam bir felaket.

“Whoosh!“ Agirligi yüzlerce pound olan bir tas Linley`nin hemen yanindan geçti ve Linley`e çokta uzak olmayan bir mesafede dev bir krater acti. Linley`nin basindan asagi soğuk terler bosaldi. Tasin rotasi azcik farkli olsaydı, onun bu küçük hayati çoktan bitmişti.

“Pat! Pat! Pat Pat!“

Evleri parçalayan taslarin sesleri duyulabiliyordu. Yere çarpan taslarin sesleri, agaclari parçalayan taslarin sesleri, aci içinde bagiran insanlar… butun sesler durmaksizin biribirine karisip bir felaket senfonisi oluşturdu.

“Swoosh!“ Baska bir buyuk kaya Linley`nin onune carpip onu geri ziplamaya zorladı.

Fakat eger böyle siyrilmaya devam ederse depoya nasil varacakti?

“Genc efendi Linley, çabuk!“ Bir adam depodan disari koşarak geldi. Bu Hiri Amca`ydi. Vucudu kirmizi bir savaş­qisi ile kaplanmis halde dümdüz Linley`e doğru koşuyordu.

“Abi, cabuk!“

Deponun kapisinda, dört yasinda ki Wharton ağlayarak abisi Linley`e bagirdi.

“Wharton hemen içeri gir!“ Linley de kızgın bir sekilde ona bagirdi.

“Whoosh!“ Yaklasik iki metrelik dev bir tas uzaklardan o tarafa doğru geliyordu, dümdüz depoya doğru. Linley eger o tas çarparsa Wharton`in ya agir yaralanacagini ya da olecegini hemen fark etti.

“Cabuk Wharton, içeri!“ Linley kipkirmizi olmuş gözlerini sonuna kadar açmıştı ve tum gücüyle koşarken sinirli bir sekilde sürekli bagiriyordu.

Artik Linley yağan taslardan ne kaçıyor ne de onlara dikkat ediyordu. Duz bir çizgide depoya koşuyordu.

Linley`e doğru bakan Hiri doğal olarak depoya doğru gelen kayayi göremiyordu. Fakat Linley`nin gözlerinde hersey cok netti. Eger o tas depoya carpip parçalara ayirirsa Wharton nasil kurtulacakti

“Genc efendi Linley?“ Linley`nin hareketlerini goren Hiri elinde olmadan sasirdi.

Uc kaya daha Linley`nin cevresine dusmusdu ama Linley bir panter gibi dumuz ileri koşuyordu. Gozleri Wharton`a odaklanmis sekilde depoya girdi. Hiri anca o zaman depoya inen iki metrelik kayanin farkında oldu. Yüzü anında bembeyaz oldu.

“Yat!“ Linley, yüzü sert bir bicimde bağırdı.

Wharton abisini hic bu kadar sinirli görmemişti ve korkutan hemen yere uzandi. Gozleri yaslarla dolmus sekilde abisine bakip mirildandi, “Abi…“ Fakat Linley ucan bir kucaklamayla Wharton`u yakalayıp kendi vücuduyla Wharton`un vücudunu kapladı.

Tam o anda…

“Pat!“

Depoya çarpan kayanın sesi. O devasa kaya inanilmaz bir güçle depoya carpti. Tastan yapilmis cati guclu olsada, böyle bir kaya carpinca yine de parçalara ayrildi. Carpismanin etkisiyle zemin bile catlamisti.

“Genc efendi­“ Kâhya Hiri`nin gözleri aninda kirmiziya dondu. Vucudundaki savaş­qisi patlayıp simsek gibi onlara doğru uçtu. Kendi vücudunu bir kalkan olarak kullandı. Ayrica iki eliyle parcalanan tavandan Linley`nin ustune düşmek uzere olan parcalari itti. Hiri ve parçalanıp dusen tavan Linley`nin yanina neredeyse ayni anda vardi.

“Rumble, rumble…”

Kasla göz arasında Wharton, Linley ve Hiri yıkılan molozun altında kısılıp kalmıştı.

Hogg ön bahçede elinde devasa bir kilic gelen taslari saptiriyordu. Fakat Linley`e donunce onun herseyini riske atarak Wharton`u korumaya çalıştığını ve Hirinin de onlari korumak için oraya uçtuğunu gordu. Bir anda beyninden vurulmuşa döndü.

Depo yıkılıp koca bir moloz halini almıştı.

“Linley!“ Hogg`un gözleri kirmiziya dondu.


Suanda Hogg`un, Hirinin zamaninda Linley`nin onunde pozisyonunu alip almadigini veya dusen kayalarin Linley`e daha once ulaşıp ulasmadigini bilme sansi yoktu.

Yorum Yap "CD16 – Felaket"