Tankların Tarihi Günceli

ATG 6

Eylül 01, 2016


Eşsiz Güzellik
Çeviri için Avare, kontrol / düzenleme için Bora arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Xiao Ying hayattayken Xiao Lie’nin pozisyonu Xiao Klanında ikinciydi Xiao Klan lideri bile ona karşı saygılı oluyordu. Açık bir neden vardı ortada; o zamanki Xiao Ying’in yeteneği ona gelecekte Xiao Klanındaki en güçlü uzmanlardan birini olma potansiyelini veriyordu. Bu dünyada güç ile saygı duyulanlar, Xiao Ying’in babası gibi, Xiao Lie yüksek takdirde tutuluyordu. Ancak, Xiao Ying’in ölümünden sonra, Xiao Lie’nin tek torunu sakat bir Kaynak Damarı ile doğmuştu. Yüzen Bulut Şehrinde en güçlü kendisi olmasına rağmen kim ondan korkardı ki? Oğlu ölmüştü, torunu özürlüydü ve başka bir varisi yoktu. Xiao Klanındaki pozisyonu korkunç bir düşüş yaşıyordu.

Xiao Lie bu tür alaycı söz oyunları iğnelemesine çoktan alışık olduğu için sinirlenmedi. Kayıtsız bir gülümseme ile konuşuyordu: “Herkese bugün buraya şahsen geldikleri için teşekkürler ederim. Bu olayı kutlamak birkaç kadehten fazla içtiğinizden emin olun.”

“Buraya şahsen gelerek size çoktan yüz verdim o yüzden şaraba gerek yoktur. Torunum Xiao Chengzhi daha yeni İlk Kaynak Âlemi’nin 7. seviyesine geldi. Epey bir zamandan beri buradaydım, şahsen gidip onu istikrarlı hale getirmem lazım.” Üçüncü Elder ayağa kalkarken konuşuyordu. (ÇN: Yüz vermek = birisine saygı göstermek veya itibar etmek özellikle toplum içindeyken)

“Chengzhi çoktan İlk Kaynak Âleminin 7. seviyesine mi ulaştı? Sadece on yedi yaşında olmak ve böyle bir başarı elde etmek, geleceği gerçekten limitsiz. Bugün olumlu bir şekilde parlamanıza şaşmamalı!” Diğer dört Elder yüzlerinde şaşırmış bir ifade ile onu tebrik etmeye ayağa kalktılar.

İyi disipline olmasına rağmen, Xiao Lienin yüzünde yoğunlaşmış sinir görünümü vardı. Dört biraderi kendisine daima saygı gösterirlerdi ama Xiao Ying’in ölümü ve Xiao Che’nin hasarlı Kaynak Damarının teyidinden beri, tavırları daha da kötü olarak değişti.

Esasında, ona saygı göstermeye tenezzül etmiyorlar artık. Sıklıkla torunlarını önüne getirip onlardan övünerek konuşuyorlardı ama şimdi, kendi torununun düğün salonunda, hâlâ kendi torunlarının başarılarını korkusuzca sergiliyorlar. Biraderleri kalbindeki en derin yaraları deşmek için kendi torunlarının başarılarını kullandılar.

Bir anda, atmosfer ter damlaları döktürecek şekilde değişti. Törenci başı, Xiao De, aceleyle düğün merasimini hızlandırmaya çalıştı ve tiz yüksek bir sesle belirtti: “Gelin ve damat, gelin odasına(gerdek odasına) gidin… Saygıdeğer misafirler, lütfen ziyafete gidin.”

Çan sesleri ve neşeli davul sesleri arasında, birçok kişinin izlediği çift, tapınma ayinlerini bitirdiler ve Xiao Che’nin küçük avlusuna doğru yürüdüler. Gelin odası Xiao Che’nin genellikle yaşadığı odaydı. Tamamen kırmızı içerisinde dekore edilmişti. Yerdeki halıya bir ejderha ve anka kuşunun bulutların üzerinde uçtuğu, mutlu bir evliliğin uğurlu sembolü işlenmişti. Kırmızı ipek dolu oda ayrıca büyük bir “çifte mutluluk” işareti taşıyordu ve iki kırmızı mum altından bir lambanın arasında parlakça parlıyordu. Ejderha ve Anka kuşu işlemiş mumlar titrek ışıkta bir o yana bir bu yana sallanıyor gibi görünüyordu. Titrek mum altın vernikli perdenin üzerine dokundu ve odayı romantik bulanık bir renk ile dolduruyor gibiydi. Dışarı dünyadan izole edilmişti ve öyle parlıyordu ki birinin gözünü yumuşatırdı.

Xia Qingyue’nin hizmetçisi, Xia Dongling, Xia Qingyue’yi yatağına oturmasına eşlik etti ve sonrasında sessizce kapıyı kapatırken dışarı adım attı. Oda sessizleşti ve sadece nefes almalarının yumuşak sesini belli belirsiz duyabiliyorlardı.

Xia Qingyue orada sessizce oturdu, sessiz ve hareketsiz. Xiao Che onu yaklaşmadı ama onun yerine kapının yanında dikildi ve gözlerinde gölgeli bir bakış geçti.

“Dedene senin kendi düğününde saygısızlık edildi, gerçekten üzgün olmalısın, değil mi?”

Yumuşak net bir sesi Xiao Che’nin kulaklarına girdi ve yüz ifadesi değişti. Xia Qingyue’nin sözleri kulaklarına batmasına rağmen, onunla konuşmakta ilk adımı o attığı Xiao Che’yi hayranlık içinde bırakmıştı.

Xiao Che yan tarafına göz attı ve tereddütle konuştu: “O anka kuşu tacı çıkarabilirsin şimdi. O şey çok ağır ve onu çok uzun giyersen rahatsız etmeye başlar.”

Engin Gökyüzü Kıtasının düğün adetlerine göre, tacı gelin için damat çıkartmalı. Bir süre önce, at arabasına binmesine yardım ederken, elini gizemli soğuk aurası ile elini sokmuştu. Xiao Che onun tekrar olmasından korkması nedeniyle ona tekrar dokunmak için çok gururluydu. Üstelik soğuk Xia Qingyue’nin, eğer fiilen tacı çıkarmaya yardım etmeye çalışma teklifini istekli olarak kabul bile edeceğini düşünmüyordu.

Kısa bir aradan sonra, Xia Qingyue ellerini kaldırdı ve sessizce anka kuşu tacı çıkardı. Bu sırada, nefes kesici güzel bir yüz Xiao Che’nin görüş alanında belirdi. Büyüleyici gözlerini kaldırıp ve Xiao Che’nin gözleri ile temasa geçince, Xiao Che anında kaskatı kesildi… Bir çift tarif edilemez fevkalade göz kendisininkiyle buluştu. Dünya’nın özü gözlerinin derinliklerinde yatıyormuş gibiydi. Ne dünyanın en mükemmel resimcisi ne de en eşsiz kelimeleri onun güzelliğini doğru bir şekilde sergileyebilirdi. Yeşim taşı gibi cildi ve kremsi yüzü odadaki loş ışıklar altında kar kadar beyazdı. Dudakları dünyanın en narin çiçek yaprağı gibiydi ve burnu en güzel oyulmuş beyaz yeşim taşıydı, doğuştan gelen bir asillikle yüksek ve gururluydu.

“Ünün senden önde gidiyor.” Xiao Che mırıldandı, kırpmayan gözleriyle ölçerek. Bir çift güzel göz kendisine baktı. Sonsuz bir çekimsel abis bütün dikkatini içine çekti ve düşündü, gözlerini başka yere oynatmayı zor kılıyordu.

Doğduklarından beri kararlaştırılmış anlaşmalı evlilik olsa da, gençken ara sıra anlık bakışların dışında, on yaşından beri Xia Qingyue’nin yüzünü ilk kez görmüştü. Bu, Xia Qingyue’nin evini nadiren terk etmesinden dolayıydı ve özürlü Xiao Che’nin düşüklük kompleksine dönüşen düşük öz saygısındandı. Xia Qingyue’yi sadece başkalarının konuşmalarından duymuştu ve Xia Qingyue’nin eşsiz bir güzelliğe dönüşerek büyümesini duyduktan sonra, kalbinde onu resmediyordu.

Xia Qingyue’ye bakıp gerçek güzelliğin karşında olduğunu fark ettikçe hayallerindeki hayal meyal figür silindi. Xia Qingyue’nin baştan çıkarması, bu eşsiz güzelliği tasvir edemediği için hayallerinin uzağındaydı. Xiao Che, iki dünyanın net hatıralarıyla, böyle bir manzara ile karşılaştığı zaman düşüncelerini unutmaktan başka çaresi yoktu.

Xia Qingyue Yüzen Bulut Şehrinde bir numaralı güzellik olarak çağırılıyordu ama herhangi biri Mavi Rüzgâr İmparatorluğundaki bir numaralı güzellik olduğunu söylese, Xiao Che o iddia ile tartışamazdı. Gözlerinin önündeki bu güzel manzarayı geçebilecek herhangi bir şey düşünemiyordu. Gözlerinin önündeki kız daha sadece on altı yaşındaydı: o yaştaki kızlar daha tamamen serpilmemişlerdi, bir kaç yıl sonra Xia Qingyue’ye ne olacağını hayal etmek imkânsız… Belki yüce bir seviyeye ulaşacak o zaman kadar.

Her hareketi ve gülümsemesi dünyayı yerinden oynatabilecek bir kız küçük Yüzen Bulut Şehrinde doğru. Ve bu kız bugün onun karısı olmuştu… Xiao Che gerçekliğinin güvenilirliğini ister istemez sorguluyordu.

“Ve sen ne söylentilerin dediği ne de benim hayal ettiğim gibi birisin.”

Xia Qingyue ayağa kalktı ve Xiao Che’ye yaklaştıkça bedeninin etkili kavisleri ortaya çıktı. Dudaklarını hafifçe ayırdıkça gözleri su gibi parladı: “Dedikodular, damarının özürlü olduğunu o yüzden sadece İlk Kaynak Âleminin 1. seviyesinde kalabileceğini söylüyorlar. Bu yüzden, zayıf bir fiziğin ve sadece evde kaldığından düşük öz saygın var. Tek arkadaşın, küçük halan Xiao Lingxi ve küçük kardeşim Yuanba. Bedeninin bir avantaj olarak ele alınabileceği tek şey dış görünüşün.”

“Kaynak auran sadece zayıf ve bulanık değil ayrıca Kaynak Damarın gerçekten sakatlanmış. Ancak, kişiliğin söylentilerin iddia ettiği senden tamamen farklı.”

Xia Qingyue, güzel gözleriyle direk Xiao Che’ye dik dik bakarak Xiao Che’nin üç adımlık mesafede önünde durdu: “Kasten saklansan ve senin gerçek kişiliğinmiş gibi göstersen de, seni gözüme kestirdiğimden beri kibirliliğini sezdim. Söylentilerin dediğinin tam tersisin. Daha önce benim mekânımda, elini Kaynak gücüm ile dondurdum ama sakin tepkin beni gerçekten şaşırttı. Eğer elin o kadar sabit olmasaydı, gücümü kullanmakta başarısız olduğumdan şüphe duyardım. Düğün salonunda sen ve deden Xiao Lie böyle önemli bir durum sırasında dalga geçildiniz ama sadece bir saniyeliğine sinirliymiş gibi göründün ve sonrasında öfken yok oldu. İfaden ve kalp atış hızın hiç bir anormal dalgalanmalar göstermedi. O ruh haline, orta yaşlı bir Ruhsal Kaynak pratisyenin bile ulaşması zor!”

“Bana baktığın zaman, gözlerini şimdi bile silinmemiş takıntılı bir parıltı var.”

“Senin sakat Kaynak Damarın gerçek ama senin gerçek kişiliğin ve ruh halin herkesi kandırdı.” Xia Qingyue fısıldadı, sınırsız bir şekilde derin gözleri Xiao Che’ye dik dik bakarken.

Xiao Che şaşkınlık içinde sıçradı.

Xia Qingyue kendisine bu kadar yakın olmasıyla birlikte, birisi onun çiçekli parfüm kokusunun huzurunda olduğu zaman genellikle uyuşturulmuş gibi olurdu ama Xiao Che onun tarafından kımıldamaya tenezzül edemezdi. Onu korkuyla karışık şaşkınlık içinde tekrar gözünü dik baktıkça kalbi tamamen şoka girdi. Doğruydu, kendisi gerçekten kimin huzurunda olursa olsun gururlu bir kişiydi çünkü  Azure Bulut Kıtasında olduğu zaman, orada gururlu savaş beylerinden biriydi.  Şu anda Yüzen Bulut Kıtasında yaşayan hiç kimse kendi zamanındaki o efsanevi savaş beyleriyle eş değildi. Gücü aşırı derece bir düşüş yaşasa da, ruh hali aynı kaldı. Kasten o huyda ortaya çıkmaya kalkışmamıştı ama önceki hayatının doğal tavrıydı. Ancak, gururlu kişiliğini saklı tutmalıydı çünkü şimdiki güç yoksunluğu ve durumundan dolayı.

Xia Qingyue’nin dediği kişiliği tek seferde mükemmel bir şekilde tanımladı!

Xia Klanından Xiao Klanına olan yolda, Xiao Che, onun her zaman kendisini, kendisinin kutsal bir hazine olduğu için hor gören aldırmazlıkta ve insanların küçümsediği yerdeki çamur olarak tuttuğunu düşündü. Tipik genel düşünceydi. Ama o geri dönüş yolculuğundan kendisini izlediğinden haberi bile yokmuş. Xiao Che, Xia Qingyue’nin aşırı derecede güzel gözlerine baktıkça onu aniden yeni bir ışıkta gördü. O berrak gözler kendisinin aklının ve kalbinin direk içini titizlikle iyi detaylarla gören o berrak gözle onu şok içinde bırakmıştı.

Biliyorsun! Xiao Che iki deneyimde anılarıyla birlikte öyle bir kişiydi ki dünyanın bütün kahramanlarının yüzü önünde ve hatta ölümün yüzünde bile kımıldamayabilecek bir kişiydi! Yine de Xia Qingyue kendisini içini şimdiden gördü!

O, gerçekten de daha yeni on altı yaşına basmış bir kız mıydı?

Bu on altı yaşındaki kız nasıl olabilir de böyle canavarca bir keskin göze ve akla sahip olabilir!

Xiao Che’nin Xia Qingyue’nin de kendisi gibi bu dünyaya reenkarne olmuş bir kişi olması yönünde şüphesi vardı!

“Sabır mı ediyorsun?” Xia Qingyue bir müddet duraklamadan sonra sordu.

“Sabır mı ediyorsun?” Xiao Che, görünürde kendini küçümseyen bir kahkaha attı: “Belki. Özürlü Kaynak Damarımın gerçeği değişmeyecek. Engin Gökyüzü Kıtasında, özürlü bir Kaynak Damarı ile bir yaşam yaşamak sanki ben ayakkabılarının altındaki kir tabakasıymışım gibi bana tepeden bakmalarına neden oldu. Korkakça bir kendini suçlama ve sessiz bir sabır arasında bir fark var mı?”

Sabır mı ediyorsun? Daha çok onu hazmediyordu! Dünün Xiao Che’si tıpatıp söylentilerin olduğunu dediği kişiydi! Xia Qingyue her ne kadar zeki olsa da, bugünün Xiao Che’sinin başka bir ömür boyu değerinde hatırası olduğunu düşünemezdi. Tavrı ve ruh hali de onunla birlikte değişmişti.


Aniden yeşim taşı gibi olan elinin ayasını kaldırdığı gibi Xia Qingyue’nin güzel gözleri kısıldı ve Xiao Che’nin göğsüne dokunmak için iki parmağını uzattı. Aniden, soğuk ama tamamen soğuk olmayan bir aura Xia Che’yi göğsünden vurdu ve vücudu boyunca yayıldı. Xiao Che ne yaptığını soracaktı ki, soğuk his bir anda yok oldu ve Xia Qingyue bir çiçeğin yumuşak yaprakları gibi olan dudaklarını açtı: “Kaynak Damarın gerçekten de özürlü ama doğuştan gelen bir sakatlık değil. Çok küçükken büyük ihtimalle bir saldırıya uğradın ve birisi direk Kaynak Damarını yok etti!”

Yorum Yap "ATG 6"