Tankların Tarihi Günceli

ATG 40

Eylül 01, 2016


BÖLÜM 40 – KANA BULANMIŞ JASMİNE ( 2 )



Cam Göbeği Ormanı Kasabasında her ne kadar az sayıda dükkan olsa da tüm temel ihtiyaçlara sahiplerdi. Kaşlarını çatarak Yun Che adımlarını hızlandırdı ve kısa süre sonra sağ taraftaki eczaneye girdi.

"Satıcı hiç Mor Fener Çiçeği ve Demir Kum Asması var mı?" Yun Che içeri girer girmez hemen sordu ve aynı anda hızlıca eczanenin içini gözleriyle taradı.

Bir bakışta eczacının ilgisiz ve canı sıkılmış bir orta yaşlı adama benzediği görünüyordu. Yun Che'nin istediği şifalı otlar en yaygın olanlarıydı. Mor Fener Çiçeği soğuk algınlığını gidermek için ve Demir Kum Asması da rafine edilerek her yerde bulunabilecek ve de çok ucuz olan en düşük sınıf Kaynak Kurtarma Topu yapmak için kullanılıyordu. Eczacı kuvvetsizce "Varlar. Ne kadar istiyorsun?" Dedi.

"İkisinden de çeyrek kilo." Yun Che aceleyle konuştu.

Eczacı kolaylıkla otları paketledi ve ona attıktan sonra "Toplam 20 Sarı Kaynak sikkesi." Dedi.

Yazar Notu : Kaynak Gökyüzü Kıtasında para birimi 3 e ayrılıyor. Bunlar Sarı Kaynak Sikke, Camgöbeği Kaynak Sikke ve Mor Kaynak Sikkedir. 1 Mor Kaynak Sikke = 100 Camgöbeği Kaynak Sikke = 10.000 Sarı Kaynak Sikke. Kaynak Sikkelerin referans değeri : Kaynak Gökyüzü Kıtasındaki ortalama bir hanenin yıllık geliri yaklaşık 30.000 Sarı Kaynak Sikkesi yada 3 Mor Kaynak Sikkesidir. (Ç.N: Camgöbeği bir renk bu arada - http://dekortasarim.org/wp-content/uploads/2014/06/cam-g%C3%B6be%C4%9Fi-boya-renkleri.jpg )

Yun Che parayı tezgaha koyduktan sonra aceleyle dışarı çıktı ve hiç durmadan kasabanın güney çıkışına doğru yöneldi.

Onu fark eden Xiao Ba saldırmak için acele etmedi bunun yerine yüzünde bir ifade olmadan onu izledi.

Cam Göbeği Ormanı Kasabasının çıkışı çok geçmeden önlerine çıkmıştı. Kasabanın güneyinde Kızıl Ejderha Sıra Dağları diye adlandırılan dağlar vardı. Bu dağlarda çeşitli kaynak canavarları yaşadığı için bu bölge çok tehlikeliydi. Cam Göbeği Ormanı Kasabasının askeri gücü ve güçleriyle bilinen kaynak gücü uygulayıcılar bile sadece dağın en dış bölümünden gitmeye cesaret edebiliyorlardı. Birisi dağın iç bölgelerine gittiğinde yüksek seviyeli kaynak canavarlarıyla karşılaşıyor ve bu karşılaşma sık sık kıy payı kurtulmayla sonuçlanıyordu. Bu dağların Kızıl Ejderha Sıra Dağları olarak adlandırılmasının sebebi onların merkezinde muazzam ateş soluyan Büyük Alev Ejderhasının olmasıydı.

Ancak bu sadece bir efsaneydi ve aslında onu daha önce kimse görmemişti. Ejderhalar kaynak canavarlarının en üt noktasıydılar yani en düşük seviyeli ejderha bile korkunç bir şekilde güçlüydü. Eğer gerçekten olsalar bile birisini gördükten sonra hayatta kalma olasılığın yoktu.

 Kızıl Ejderha Sıra Dağlarına girdikten sonra Yun Che yavaşça nefes alarak sağ eliyle aldığı 2 çanta şifalı ota göğsünde sarıldı ve sol elinde ki parlak bir şekilde ışık yayan Gökyüzü Zehir Sedef'iyle onların üstünü örtüyordu.... Aniden çok sayıda pul ellerinden aşağı doğru düştü. Yun Che sol elini kaldırdığında elinde sadece küçük bir yığın mor-siyah toz kalmıştı.

Mor Fener Çiçeği ya da Demir Kum Asmasının zehirli özellikleri yoktu yani ikisi birlikte tüketilseydi bile bir zehirli tepki olmayacaktı. Eğer zehirli olsaydı bile normal bir zehrin Ruhsal Kaynak Aleminin gücünü elde etmiş güçlü kişiler karşısında sadece minicik bir etkisi olacaktı yada belki de hiç etki etmeyecekti.

Ancak Mor Fener Çiçeği ve Demir Kum Asmasının belirli birleşenlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan tozun gözleri olağanüstü düzeyde tahriş etme özelliği vardı. Eğer birinin gözüne temas ederse temas edenin ne kadar güçlü kaynak gücü olursa olsun geçici bir süreliğine görme yeteneğini kaybetmesine yol açardı.

Bir avuç dolusu tozu kavrayan Yun Che yavaşça döndü ve sanki varlığı olmayan bir hayalet gibi ortaya çıkıp 10 adım bile uzaklıkta olmayan Xiao Ba'ya baktı.

Xiao Ba Yun Che'nin onu fark edebilmesine biraz şaşırmıştı. Yun Che'ye küçümseyerek bakıp soğukça "Sen Xiao Che denilen kişisin değil mi? Xiao Klanından kovulan işe yaramayan adam!" Dedi.

"Hayır benim adım Yun Che." Yun Che acele etmeden ona dik dik baktı. Yüzünde en ufak bir korku belirtisi bile yoktu.

"Hmph!" Xiao Ba aslında onun ismiyle yada yaptığı hareketlerle ilgilenmiyordu. Damarları hasarlı defolu bir kişi onun düşünmesine gerek olmayan bir şeydi. Seni yaratıcına teslim etmem için genç efendiden emir aldım. Bir daha ki hayatında gücendirmeye gücün yetmeyeceğin kişileri tahrik etmemeyi unutma."

Konuştuktan sonra çoktan Xiao Ba'nın elinde kısa bir bıçak ortaya çıkmıştı. Sağ elini salladı ve bıçak Yun Che'ye doğru kulak delici bir sesle uçmaya başladı.... Xiao Kuangyun onun yüzünü dağıtmasını ve dilini kesmesini istemişti ama o tamamen çöp biri için zaman ve enerji harcamak istemiyordu. Yun Che'ye dokunmayacak kadar tembel olduğundan sadece boğazını hedefleyerek bir bıçak atmıştı.

Xiao Ba bıçağı çıkardığında Yun Che'nin kaşları şiddetle sallandı ve sağ elini salladığında ise kalbi sonunda düşmüştü... O Xiao Ba'nın ileri çıkıp ona vurmasını için hazırlanmıştı ama Xiao Tarikatından Ruhsal Kaynak Aleminde ki birinin kendi gibi değersiz biri için silah kullanmasını beklemiyordu. Ve hatta onu öldürmek için bıçak fırlatmıştı...

Vücudunda ki acınacak derece önemsiz kaynak gücüyle nasıl Ruhsal Kaynak Aleminde ki birinin attığı bıçaktan kaçınabilirdi?

Xiao Ba'nın kişiliği bükülmüş müydü? Normal birisinin yapacağından çok farklı bir şekilde davranmıştı. Hiç kaynak gücüne sahip olmayan benim gibi birini öldürmek için silah kullandığını başkaları duyarsa utanmayacak mıydı? Yun Che güçsüzce kalbinden lanetledi. Bıçak git gide yaklaşıyordu ve bilinci de bıçaktan kaçınmayı istiyordu ama yavaş bedeniyle kaçınmasının hiç yolu yoktu......

Bıçak Yun Che'nin boğazına gireceği sırada Yun Che'nin bedeninden bir yıldırım gibi kırmızı bir gölge çıktı ve Xiao Ba'ya doğru fırladı.

Hissssss~~~~~~~

Bıçak Yun Che'nin boğazına girmemişti ve basit bir şekilde onun görüşünden kaybolmuştu. Ama şimdi öncesinden farklı olarak Xiao Ba'nın arkasında minyon bir kız silueti vardı. O sırtı Yn Che'ye dönüktü ve çıplak baldırlarını sergileyen beyaz tek parça bir elbise giyerken Yun Che'ye doğru geri geliyordu ayrıca ayakları da bir yeşim taşı kadar güzeldi. Dağınık kırmızı saçı beline kadar uzamıştı ve bu büyüleyici cazibe benzersizdi.

Ve sağ elinde açıkça Xiao Ba'nın ona attığı bıçağı tutuyordu.

Bu kız....Kıyafetleri ve saçı.....Sakın söyleme.... (Ç.N: neler oldu bir anda :D )

Xiao Ba'nın tüm vücudu eskisi gibi donmuştu ve bıçağı fırlattığı duruşa hala devam ediyordu. Korkunç bir sessizliğin içinde sanki onun için zaman geçici olarak durmuş gibi ne arkasını döndü ne de ifadesiyle hareketleri değişti. Tek değişiklik sanki o anda dünyanın en korkunç sahnesini görmüş gibi gözbebeklerinin bir iğne deliği boyutuna gelmeleriydi...

Hafifçe dokunan rahatlatıcı bir rüzgarla beraber Xiao Ba'nın dik vücudu aniden dağıldı... Aynen öyle! Sanki oyuncak binaların aynı anda çöküşü gibi onun bedeni dağılıp kan havuzu ve çok küçük uzuv parçaları haline geldi.

Yun Che'nin yüzüne çarpan rüzgar beraberinde keskin bir kan kokusunu da getirdi. Tüm vücudu taşlaşmış gibiydi. Kızın sırtına baktığında gözbebekleri büzülüp nefes bile alamıyordu. Kalp atışları bile neredeyse tamamen durmuştu.

Giysisi ve saçı onun o gece arka dağlarda karşılaştığı ve Gökyüzü Zehir Sedef'inin içine koyduğu kız olduğunu açıkça ortaya çıkarıyordu. Ancak Gökyüzü Zehir Sedef'ine girdikten sonra her zaman bilinçsizce uyumuştu... Ama şimdi uyanıp kendi başına Gökyüzü Zehir Sedef'inde çıkmış ve ona Kaynak Gökyüzü Kıtasında tanık olduğu en korkunç sahneyi göstermişti.

Sadece bir anda bu kız kuşkusuz ki boğazına girecek olan bıçağı tutup Xiao Ba'ya doğru gitmiş ve onu öldürmüştü... Tüm bu süreç sadece önemsiz bir zaman aralığında kırmızı bir ışığın ilerlemesi olarak görülmüştü. Xiao Ba'nın tüm bedeni tamamen doğranmış ve böyle bir duruma getirilmişti. Bunun için yüzlerce darbe gerekmekteydi...

Başka bir deyişle bu kız sadece demin neredeyse hayatını alacak olan bıçağı yakalamamış aynı zamanda aynı bıçağı kullanarak en az birkaç yüz kere Xiao Ba'yı kesmişti!!

Bu.... Bu küçük bir kızın sahip olabileceği bir yetenek miydi?

Hayır! "insanların" ulaşabileceği bir alem miydi?

Dong!

“Uuuuu….”

Yun Che son derece şoka girmiş vaziyetteyken kızın tuttuğu kısa bıçak yere düştü ve kız genelde küçük hayvanlardan duyulan acı bir inilti yaydı. Bundan hemen sonra vücudu yerin üzerinde yavaşça çömelme pozisyonuna girdi ve minyon vücudu sanki dondurucu soğuk bir rüzgarda banyo yapıyormuş gibi titremeye başladı.

"Bu iğrenç Mutlak Tanrı Öldüren Zehir.....Nasıl ben, prenses.....sadece bu kadar bir güç kullanırken.....böyle bir...geri tepme deneyimleyebilirim....Uuuuu" Yun Che dikkatlice iki adım atarken bakışları ne zaman kan birikintisine gelse kalbinde bir ürperti hissediyordu... Bu kırmızı saçlı kız kimdi!!! Xiao Ba, Xiao Tarikatındaydı yani onun gücü en azından Ruhsal Kaynak Aleminin düşük seviyelerinde olmalıydı. Uçan Bulut Şehrinde birinin onla boy ölçüşebilmesi olası değildi. Ancak bu kız onu ışık hızında bu hale getirmişti. (Ç.N: Ben, Prenses birinin kendisini birisine önemli biriymiş gibi tanıtırken kullandığı kibirli bir konuşma tarzıymış. Söyleyen kişinin illa prenses olması gerekmiyormuş. Japoncada ki "ore" gibiymiş falan :D )

Bu kız hiç şüphesiz sadece 12 yada 13 yaşındaydı! O yaşta temel kaynak alemine ulaşmak bile nadirdi. 16 yaşında 10.seviye temel kaynak alemine ulaşan Xia Qingyue bile şehrin bir numaralı dâhisi olarak biliniyorken bu kız.....bu kız....

Bu Yun Che'nin Kaynak Gökyüzü Kıtasına geldiğinden beri ilk kez gerçekten şok olmasıydı. Önünde ki sahneye baktığında bile bu tamamen onun endişelerini aşıyordu... iki hayat boyunca kazandığı endişelerini... (Ç.N: 12-13 de böyle olan 16-20de ne olur :D )

Yun Che derin bir nefes aldı. Sakinleşmek için büyük bir çaba harcayıp dişlerini sıktı. Ve sonunda konuştu. "Küçük kız... uyandın mı?" (Ç.N: böyle bir şey olsa o kıza küçük kız diyemem ben başka bir şeyde diyemem büyük ihtimal diyemeden ölmüş olurum :D :D )

Yun Che'nin sesini duyduğunda kızın bedeninin titremesi durdu. Yavaşça ayağa kalkıp arkasını döndü ve sanki oyuncak bir bebekmiş gibi olan narin yüzünü gösterdi. Her ne kadar olgunlaşmamış ve hassas yüzü inanılmaz güzel olsa da şuan yüzünde acı çeken bir ifade vardı. Yun Che'ye baktı ve hassas ama buz gibi soğuk bir sesle "Ne kadar inanılmaz. Gökyüzü Zehir Sedef'i ustası olarak işe yaramaz normal birini seçmiş. Bana bu Cennetsel Kaynak Hazinesinin ruhaniliğinin bozulduğunu söyleme..." Dedi.

Doğrusunu söylemek gerekirse bu Yun Che'nin onun ilk kez yüz yüze görüşüydü. Her ne kadar her gün onu Gökyüzü Zehir Sedef'in de birkaç kere ziyaret ediyor olsa da şuan ona bakarken Yun Che bakışlarını uzaklara çevirmekten hala acizdi. Bunun nedeni kızın güzelliğinin birinin ruhunu çalabilecek kapasitede olmasıydı. Kara benzeyen yüzünde ki her özellik zarif, narin ve kıyaslama yapılamayacak mükemmeldi. Ayrıca bu mükemmellik tarif edilemeyen şeylerin doruk noktasına ulaşmıştı.

Gözleri ışıl ışıl ve yarı saydam siyah değerli taşlar gibiydi ama aynı zamanda gece göğü gibi derindi. Onun gözlerinde Yun Che bir tür yücelik görüyordu.... Yine de bu yücelik kesinlikle Xiao Kuangyun'un yetkisinden aldığı kibirli ve anlamsız şekilde değildi daha çok ruhtan gelen asil bir mesafe koyma gibiydi. Sanki onun gözlerinin önünde dünyada yaşayan her canlı önemsiz tozlara benziyorken dünyada ki her ruh istisnasız bir şekilde sadece büyük karıncalar gibiydi.

............................................................

Cam Göbeği Ormanı Kasabasında hanın içinde...

Tüm başlangıç yemekleri ve mezeler servis edilse de Xiao Ba hala dönmemişti. (Ç.N: Hazır ordayken bir helva yaptırın bide soğuk su güzel gider :D )

Xiao Kuangyun tedirgin hissetmeye başladı ve soğukça homurdandı. "Bir çöp parçasına karşı gerçekten bu kadar zaman harcadı. Hmph. Belki de bu yabancı yerde kaybolmuştur. Xiao Jiu gidip bir bak."

"Peki genç efendi." Xiao Jiu emri kabul etti ve hemen kalkıp handan çıktı. Daha sonra da Xiao Ba'nın önceden gittiği yöne doğru ilerledi.

-----------------------ÇEVİRMEN NOTU---------------------

Canavar geliyor dedim :D Yun Che karısı falan neymiş bu varken :D Bugün isimsiz bağışçıya yaptığı şeyden dolayı teşekkür için birkaç bölüm atacağım normalden fazla bölüm olduğundan biraz geç geldiyse bölümler kusuruma bakmayın.

Bu kız kim? Xiao Jiu onları bulacak mı? Kız Yun Che'ye ne yapacak? Kız gerçekten prenses mi? Prenses ise nerenin prensesi? Kız hangi alemde? Kızın adı ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin gelen bölümü hemen okuyun ve öğrenin...


Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


Yorum Yap "ATG 40"