Tankların Tarihi Günceli

ATG 35

Eylül 01, 2016
Çeviri için Useless, düzenleme için Aoi Shuu, kontrol, edit için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


Revirde ve güney avlusundan çıkan yangının başlangıcı son derecede tuhaftı. Bu belli ki kötü niyetli bir kundaklamaydı ama çevredekiler tek bir şüpheli gölge bile görmemişti. Revirin kapısının dışında ki koruma bile giren yada çıkan kimseyi görmemişti.

Ama neyse ki yangın çok şiddetli değildi ve kolayca kontrol altına alındı. Xiao Yunhai hızlıca her şeyi sıraya koydu ve daha sonra Xiao Gu’ye bağırırken endişeden yanıyordu. Ardından bir kez daha apar topar Xiao Yulong’in küçük avlusuna döndü.

Xiao Yunhai kapıyı açar açmaz Xiao Yulong’in ismini bağıracaktı ama bunun yerine tüm bedeni sanki yıldırım çarpmış gibi hareketsiz kaldı. Şaşkın şaşkın ayakta dururken yüzünde aptalca bir ifade vardı.

Xiao Yulong artık yatağın üzerinde yatmıyordu bunun yerine yerde karnı üzerine yatarken ölü bir köpek gibi titriyordu. Tüm bedeni kanla kaplıydı. Elleri ve ayakları tamamen bükülmüşken el ve ayak bileklerinde aynı kalın yaralar vardı. Yüzü kulaklarından akan macun kıvamında kanla kaplanmıştı ve kulaklarının olduğu yerde sadece 2 et yığını kalmıştı. Burnu ve üst dudağı eksikmiş gibi tamamen kayboldu ve ağzında kan baloncukları köpürmüştü. Kapkara göz yuvalarının ortasından birbirine karışmış beyaz, kırmızı ve siyah sıvılar akıyordu… Alt bedeni daha da fazla kırmızıya boyanmıştı.

Xiao Gu’nin bedeni iki ayağıyla da gevşekçe yarım diz çökene kadar titredi. Tıp kariyeri boyunca sayısız büyük ve küçük yaralar görmüştü ama bu kadar acımasız, kanlı ve son derece acıklı sahneyi hiç görmemişti. Xiao Yulong’in cilt rengine baktığında onun ölmediğini… ve hayat süresinin biraz bile azalmadığını söyleyebiliyordu… Ama böyle korkunç bir durum ölmekten yüzlerce kez binlerce kez daha beterdi.

Xiao Yunhai’nin tüm bedeni sanki kalbi paramparça olmuş gibi titriyordu ve ve cilt rengi sanki bir ölü gibi bembeyazdı. Xiao Yulong birinin yaklaştığını hissettiğinde vücudu seğirdi ve kanlı baloncuklarla köpüren ağzından kaba ve umutsuz bir inilti çıkardı.

Xiao Yunhai’nin bedeni anında ileri atıldı. Sanki delirmiş gibi çılgınca bağırdı. “KİM!!! KİM!!! KİMMMMM!!!”

“Hemen o lanet olası kıçını buraya getir!!! Seni binlerce parçaya bölmek istiyorum!! Sana kesilerek öldürmenin acısını tattıracağım!!! Evladın olamadan öldüreceğim!!!”

Xiao Yuhai’nin haykırışları sonsuz miktarda kızgınlık ve aniden delirmiş gibi bir delilik içeriyordu. Sanki göğsünün neredeyse patladığını ve kan damarlarının yırtıldığını hissediyordu. Oğlunun tamamen sakat bırakılan ve artık insana benzemeyen vücudunun yerde yüz üstü yattığını gördüğünde artık daha fazla dayanamıyordu ve nefretini sonsuza yüksek sesle haykırmadı. Ayrıca nefreti onu tamamen deli yapmamıştı.

“KİM! BUNU KİM YAPTI! HEMEN KIÇINI KALDIRIP BURAYA GEL!! GE………AHHHHHHHHHH!!!!”

Xiao Yunhai alt üst olmuş bir şekilde hızlıca ileriye 2 adım attı ve yüksek ve kederli kükremesiyle arka camı tamamen parçaladı. O anda elinin yanında ki duvarda beklenmedik bir şekilde kanla yazılmış 2 satır yazı keşfetti…. bu yazılar oğlu Xiao Yulong’in kanıyla yazılmıştı.

“Yaşlı bok parçası Xiao! Bu senin götlek oğlunun Xiao Tarikatına yükselmesini kutlamak için özel bir hediyedir. Lütfen içtenlikle kabul et.” (Ç.N: haha 😀 oğlunu hediye paketi yaptı verdi babasının eline 😀 )

“UUAAAAAAH!!”

Xiao Yunhai vahşice kanlı yazıların yazıldığı duvarı yumrukladı ve duvarı yüksek bir patlama sesiyle kırdı.

Yüksek sesli kederli feryadı ağzından bir ok gibi kan fışkırmasını sağladı. Ardından da yere yığıldı.

—————————————–

Xiao Yulong’a acımasızca zulmettikten sonra Xiao Che odasına giderek Xiao Lingxi için hazırladığı elbiseleri ve tüm kişisel birikimlerini Gökyüzü Zehir Sedef’inin içine koydu. Birikimleri çok fazla değildi her şeyle beraber sadece 1.800 sarı derin sikkesi vardı. (Ç.N: para mevzusuna şimdi girmeyeceğim birkaç bölüme para sistemini açıklıyor yazar orada çevireceğim.)

Gitmeden önce aniden tereddüt etti ve Xia Qingyue ile beraber altında uyuduğu battaniyeyi de Gökyüzü Zehir Sedef’inin içine koydu.

“16 yıl buradan yaşadım…. gelecekte buraya bir daha dönmem belki imkansızdır.”

Xiao Che etrafına bakarken bir süre nostaljik hissetti…. Nostalji duygusu kesinlikle Xiao Klanı için değildi. Bunun yerine onun ve küçük halasının burada çok hatırası var diyeydi. 11 yaşına girmeden önce burası sadece onun odası değildi ayrıca Xiao Lingxi’nin de odasıydı. O günlerde sabah yada gece olsun onlar birbirinden ayrılmıyorlardı ve neredeyse her zaman birlikteydiler.

Geçici olarak orada kaldıktan sonra görünmezliğe yeniden girdi ve duvardan tırmanıp arka dağlara girdi.

Gizlenmiş Yıldız Hapının etkisinin bitmesine hala yarım saatten fazla vardı. Gizlenmiş Yıldız Hapını kullanmasının ana nedeni Xiao Lie ve Xiao Lingxi’yi görüp onların güvende olduklarından emin olmaktı. Tek başına Xiao Yulong Gizlenmiş Yıldız Hapını kullanmak için çok değersiz bir nedendi. Her ne kadar yeniden doğuşunun ilk günü 2 tane Gizlenmiş Yıldız Otu Sapı bulsa da Gizlenmiş Yıldız Otunun cennetsel nadir bir öğeydi ve tüm Gökyüzü Derin Kıtasında toplam 10 dan fazla olması kesin değildi.

Xiao Yulong’a işkence etmek sadece bir kolaylıktı. O sadece kendisinin ilgisiydi. Büyük babasının ve küçük halasının çektiği zorluklara karşılık olan sadece basit bir ilgiydi. (Ç.N: basit ilgi = 2 kulak, 2 göz, 4 tendon, 1 dil, birkaç diş ve bilmediğimiz birkaç yaraysa normal yada büyük ilgi nasıl olacak acaba 😀 )

Gerçekten öldürmek istediği kişi Xiao Kuangyun’du! Ancak Gizlenmiş Yıldız Otundan aldığı güç ile beraber bile Xiao Kuangyun’i öldürmesi mümkün değildi. Xiao Kuangyun’in bu kadar aptal olmasına ve onun kaynak gücünün seviyesini bilmemesine rağmen o yine de Xiao Tarikatındandı yani onun kaynak gücü Xiao Yulong’dan en az birkaç seviye yüksek olmalıydı.

Her ne kadar bugün yapamıyor olsa da bir gün yapabilirdi… bu borcun karşılığını binlerce kat fazla almaya yemin etmişti. O artık zayıf ve korkak Xiao Che değildi. Artık herkese tepeden bakan Yun Che’nin iradesinin büyük bir yüzdesini almış biriydi. Ustası öldükten sonra onun ölümüyle ilgili olan tüm klanları gömmek için yemin etmişti. Onun akrabalarına zarar verenlere gerince Xiao Klanı ve Xiao Kuangyun’e hayatlarının geri kalanında buna pişman olmalarını sağlamaya yemin etmişti.

Xiao Yulong’a işkence ediş şekli kıyaslanamayacak şekilde acımasızda. O kadar ki eğer buna şahitlik edenler olsaydı titreme nöbetine girer ve uyuduklarında sürekli olarak birçok kabus görürlerdi. Ama onun gözlerinde bu acımasızca değildi onun için bu sadece birinin ona karşı gelmesinin bedeliydi.

Şimdiye kadar Xiao Klanı kargaşa içindeydi ve kulak delici alarm sesleri aralıksız çalıyordu. Buda tam olarak Xiao Che’nin istediği şeydi… Xiao Yulong’a işkence etmek dışında Klanın iç avlularında yangın çıkarmasının nedeni Xiao Klanının klan toplanma emrini çıkarmasına zorlamaktı… Klan toplanma emri çıktığında arka dağları koruyan korumalarda dahil herkesin toplanması gerekiyordu.

Beklediği gibi arka dağları koruyanları çok geçmeden gördü. 4 klan üyesi sabırsızlıkla klana doğru ilerliyordu. Xiao Che’nin yanından rüzgar gibi geçip gittiler.

Xiao Che adımlarını hızlandırdı ve doğruca arka dağların yansıma geçidine doğru gitti.

Yansıma Geçidi Xiao Klanının suçluları cezalandırmak için gönderdiği kapalı bir alandı. İç bölgesi karanlık ve nemliydi. Yazları kavurucu sıcak ve kışları buz gibi soğuk oluyordu. Neyse ki girişin çok dar oluşu nedeniyle içerisini aşırı derecede vahşi bir kaynak canavarının rahatsız etmesinin olasılığı oldukça düşüktü.

On beş yıl…. bir insanın hayatında kaç tane 15 yıl olabilirdi ki? Şuan da Xiao Lingxi sadece 15 yaşındaydı. Eğer o burada kilitli kalırsa o zaman hayatının en güzel dönemi sadece karanlık ve soğuk yalnızlık ile geçecekti… bu aslında acımasızca bir işkenceydi. (Ç.N: Yulong’a olan işkence değil ilgi borcun karşılığı 15 yıl kilitli kalmak acımasızca işkence 😀 )

Görünmezlikten çıktı ve yansıma geçidinin girişine bakarken iki elini de tüm gücüyle sıktı… Nasıl büyükbabasının ve küçük halasının burada sürekli kilitli kalmalarına izin vermesi mümkün olabilirdi? Ama şuan ki halinin onları kurtarmak için yeterli gücü yoktu. Çaresizce, sabrederek ve nefret ederek bakmasından başka şansı yoktu.

Derin bir nefes aldıktan sonra Xiao Che ileri yürümeye başladı. Görünmezliği olmadan doğal olarak ayak sesleri duyuluyordu. Ayak sesleri yansıma geçidi içinde ki Xiao Lie’yi alarma geçirerek dışarı bakmasını sağladı. Xiao Che’yi gördüğü an ürktü ve istemsizce bağırdı “Che’er…”

“Ah!”

Bir genç kızın ürkek sesini hızlı ve telaş içindeki ayak sesleri takip etti. Xiao Lingxi’nin silüeti yakında Xiao Che’nin yanında ortaya çıktı. İfadesi biraz bitkin ve saçı biraz dağınıktı. Xiao Che’yi gördükten sonra dudaklarını parmaklarıyla kapadı ve olduğu yerde durdu. Bir saniye sonra büyük miktarda göz yaşı gözlerinden akmaya başladı…

“Küçük Che!!!” Bağırdı ve vahşice ileri gidip kendini Xiao Che’nin göğsüne attı. Iki kolunuda kullanarak ona sıkıca sarıldı ve yüksek sesle ağladı. O 15 yıllık hapis cezası ve Xiao Che’nin klandan atılması yüzünden onu 15 yıl boyunca göremeyecek olmanın etkisi altındaydı. Sanki sadece bir illüzyonmuş gibi aniden onu görebileceğini düşünmemişti.

Xiao Lie oraya yürüdü ve tüm yüzünü duygusal bir ifade kapladı. “Che’er….nasıl…….nasıl buradasın? Xiao Klanı senin geri dönmene izin mi verdi?”

Xiao Che kafasını salladı ve Xiao Lingxi’nin sırtını sıvazladı. “Gizlice geldim… ama için rahat olsun büyükbaba Xiao Klanında büyük bir olay oldu ve herkes geri çağırıldı. Kimse beni fark etmedi.”

“…….” Xiao Lie başıyla onayladı. Xiao Klanında ne olduğunu sorma zahmetine bile girmedi. O tamamen Xiao Klanından vazgeçmişti yani klan tamamen yok olsaydı bile ifadesinde büyük bir değişiklik olmazdı.

Yansıma geçidinin içinde bir çok derin ve sığ mağara vardı. İçerisinin dekorasyonu da oldukça basitti ve bir bakışta sadece birkaç tane soğuk taş masalar gözüküyordu. Xiao Lingxi’nin ağlamaları kıyameti koparacak bir duruma gelse de Xiao Che onun aralıksız ağlamalarını durdurmuyordu. Onun tüm korkularını, tereddütlerini, endişelerini ve dertlerini serbest bırakmasını istiyordu aksi taktirde burada uzun süre kalacağı için muhtemelen bunalıma girebilirdi…. Sonuçta o hala 15 yaşında ki küçük bir kızdı.

Xiao Lingxi bayılmanın eşiğine gelecek kadar ağladıktan sonra sonunda durdu.

Xiao Che taş masada Xiao Lie ile karşılıklı oturdu. Yanında küçük kafasını omzuna yaslayan koluna sarılan ve ellerini sıkıca tutan Xiao Lingxi vardı. Xiao Lie’nin de yanlarında olmasını umursamıyordu ve sanki Xiao Che’yi bırakırsa bir daha dünyasında yok olacakmış gibi kavramasını gevşetmek istemiyordu.

“Hapsedildikten sonra onlar size bir şey yaptı mı?” Xiao Che endişeyle sordu.

Xiao Lie başını salladı ve rahat bir şekilde gülerek “rahat ol. Donmuş Bulut Asgard’dan peri Chu ayrılmadan önce bizi Xiao Tarikatından koruyacağını ima etti. Arkamızda böyle güçlü bir kuvvet varken Xi’er ya da beni nasıl incitebilirler? Xiao Tarikatı ayrıldıktan sonra hiç cesaret edemezler sonuçta Uçan Bulut Şehrinin 1 numaralı uzmanı ününe sahip biri burada heh hehe.” Dedi.

“Güzel.” Xiao Che kafasıyla onaylarken kalbinde Xia Qingyue’nin ustasına biraz daha fazla minnettarlık hissetti.

“Xia Qingyue güzel bir eş. Sonuna kadar evlilik belgesini parçalamadı.” Xiao Lie biraz melankolik bir ifadeyle konuştu.

“….” Xiao Che sessizce başıyla onayladı.

Üçünün arasında bir süre sessizlik yaşandı. Bugünkü felaketlerden sonra hiç şüphesiz onların kaderleri ters dönmüştü. Her ne kadar kalplerinde söylemek istedikleri binlerce söz olsa da nereden başlayacaklarını bilmiyorlardı…

“Büyükbaba ben bilmek istiyorum……”

“Öz babanın kim olduğunu sormak istiyorsun değil mi?” Xiao Lie konuştu ve cümlesine devam ederken yüzünde sakin bir ifade vardı.

Xiao Che kafasıyla onaylarken gözleri iyice Xiao Lie’ye odaklanmıştı. “İyi bir neden olmadan rastgele bir yerden alınmadığıma inanıyorum… Büyükbaba bir şey biliyorsun değil mi?”

Xiao Lingxi de gözlerini yükseltip şaşkınlıkla Xiao Lie’ye bakıyordu.

Xiao Lie uzun süre sonra iç çekene kadar sessizce Xiao Che’yi izledi ve yavaşça gözlerini kapadı.

“Ben aslında bu sırrın ömrüm boyunca kalbimde kalacağını ve asla ikinci bir kişinin öğrenmeyeceğini düşünüyordum… Şimdi Xiao Klanı sana tahammül etmeyecek ve sende çoktan büyüdün. Orijinal kökenini bulmak güzel bir şey olarak düşünülebilir. Sonuçta buda çocukların görevi.”

“Senin öz babanın soyadı……..Yun.”

————————–ÇEVİRMEN NOTU—————————

Xiao Che oldu size Yun Che 😀 beyler buraya kadar atacaktım ama Kongas Mastas kardeşimiz sağ olsun bağış yaptı yine 😀 hal böyle olunca onun için bende bölüm çevirmezsem ayıp olur dedim bunu çevirirken cumartesi gece 2 pazar meşgul olacağım o yüzden pazartesi başlarım onun bölümlerine 3 4 bölüm onun için atarım bittiğinde neyse imzama geçelim 😀

He bide 36. Bolumu fatih.d çevirecek haberiniz olsun

Yun Che? Eski hayatında da adı Yun Che idi yoksa bu bir tesadüf mü? Yoksa gizli büyük bir olay mı var? Xia Qingyue’yi bekleyen büyük sürpriz ne? Yun Che şimdi ne yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm



Yorum Yap "ATG 35"