Tankların Tarihi Günceli

ATG 331 - KATLİAM

Eylül 17, 2016


ATG 331 - KATLİAM

Büyük ve Köşk Efendisi seviyeli insanların hepsi Büyük Toplantı Salonunun yakınındaydı ve Yun Che’nin Fen Duanhun ile Fen Moji’ye saldırmaya devam etmesini önlemeye gelen yakınlardaki öğrencilerin hepsi Ruhsal Kaynak Aleminde ve yeryüzü Kaynak Alemindeydi. Ama bu seviyedeki düşmanlar Yun Che için biraz bile tehdit oluşturmuyordu. Yun Che Kar Ankasını geri koydu ve hiç önemsemeden bedeninin Yanan Cennet’in alevlerine batmasına izin verdi. Tüm bedeni dik bir şekilde aşağı düştü ve altına bakmadan Ejderha Kusurunu çıldırmış bir haykırışla şiddetli bir şekilde aşağı doğru çarptı.

BOOM!!!

Tüm Yanan Cennet Klanının zemini belirgin bir şekilde titremeye başladı.

Gökleri sallayan sefil çığlık patlamasının eşliğinde otuz metrelik alanın içindeki Yanan Cennet Klanı öğrencileri dışarı doğru uçarken yüzlerce metre uzaklaştılar. Onlar yere indiklerinde ya ayağa kalkamayacak kadar yaralanmışlardı ya da oracıkta ölmüşlerdi. Yun Che yere indiğinde figürü akan bir ışığın izine dönüştü ve keskin bir çıkan gibi Yanan Cennet Klanının ordusuna daldı. Alçalan bir kasırganın uluma sesini taşıyan Ejderha Kusuru aşağı çarptı.

BOOM!!!!

Başka bir büyük patlama yankılanırken Yanan Cennet Klanının zemini bir kez daha sallandı. Bu tek kılıç darbesinin altında yüzden fazla öğrenci anında ölümün ruhları haline gelmişti.

İki kılıç darbesi, sadece iki kılıç darbesi, orada olan neredeyse herkesin psikolojik savunmalarını çoktan parçalamıştı.

Eğer bizzat görmeselerdi, yerin böyle geniş çaplı bir şekilde sallanmasının aslında bu genç adamın saldırıları yüzünden olduğuna kesinlikle inanmazlardı ve bunun doğal bir deprem olduğunu düşünürlerdi. Tarikatın içindeki büyük seviyeli kişilerin arasındaki savaşta bile böyle bir güç olmuyordu. Yanan Cennet Klanının içinde sıradan bir insan yoktu. Buradaki ortalama bir öğrenci bile dış dünyada eğitmen olarak düşünülürdü. Ama yine de Yun Che’nin önünde onlar, tek bir saldırıyla birlikte ceset yığını haline gelmişlerdi.

“Ölmek isteyenler, gelmeye çekinmeyin!”

Öfkeli bir kükremeyle birlikte Yun Che ağır kılıcını ileri geri savurdu. Her bir savuruşuyla birlikte, en azından otuzdan fazla Yanan Cennet Klanı öğrencisi her zaman uçuruluyordu. Bırakın saldırısını engellemeyi, Ruhsal Kaynak Alemi ve Yeryüzü Kaynak Alemindeki bu kişiler, saldırının kalan enerji dalgasına bile dayanamıyorlardı. Bir an için, Yanan Cennet Klanının içindeki herkes yerin sarsıntısını, fırtınanın uluyan sert rüzgarını, ve çarpan gök gürültüsünün gürlemesini… Aynı zamanda gökyüzünü gizleyen havada dans eden kemik parçalarını, organları ve kanı da hissedebiliyorlardı.

Çok uzakta olmayan Büyük Toplantı Salonunun içindeki Büyükler ve Köşk Efendileri aynı anda ortaya çıktı. Yun Che’den gelen korkutucu kudretin taştığını hisseden, normalde yücelikleri gökyüzüne yükselen bu süper güçlü kişiler ellerinin ve ayaklarının buz gibi soğuduğunu hissederken kafa derileri yoğun bir uyuşukluk hissetti.

“Yani… yani bu, o Yun Che mi?” Bir büyük titreyen bir sesle konuştu.

“Nasıl… nasıl böyle korkutucu bir genç olabilir?! Ulu Büyüğü öldürebildiğine şaşmamalı.”

Ama yine de kaynak enerjisi aurası açıkça sadece Altıncı Seviye Yeryüzü Kaynak Aleminde!”

Sadece Altıncı Seviye Yeryüzü Kaynak Alemindeyken böyle korkutucu bir güç açığa çıkarabilmek, basitçe dehşet vericiydi!

Çınlama, Çınlama, Çınlama, Çınlama!

Kaosun içinde, kaynak ateşi ile yanan dört bıçak aynı anda Yun Che’nin sırtına doğru devrildi. Ama yine de yayılan ses metalin metale çarptığında oluşan sesti. Dördünün, tüm güçlerini içine koyarak yaptığı bıçak saldırılarının aslında inanılmayacak derecede sert demir levhayı kestiğini ve oluşan şok nedeniyle bileklerinin neredeyse yerlerinden çıktığını açıkça hissettiler. Ve Yun Che’nin kesilerek açılan elbiselerinden bakıldığında, elbisesinin içindeki cildinde aslında sadece çok üstünkörü kırmızı birkaç sıra olduğu ortaya çıkmıştı. Bırakın bir yaralanmayı, tek bir damla kan bile yoktu.

Dördünün yüzü korkudan ölü gibi solgun hale geldi ve şoktan dolayı göz topları neredeyse yuvalarından çıkıyordu. Yun Che’nin karşı saldırısı bir tsunami gibi geldi ve büyük bir sesle birlikte dördünün bedeni oracıkta birkaç düzine parçaya ayrıldı. Ağır kılıcın kalan gücü ilerlemeye devam etti ve oraya doğru koşan bir düzineden fazla Yanan Cennet Klanı öğrencisini anında yok etti.

(Ç.N: Fena katliam gelecek gibi 😀 )

Yun Che’nin bedeni Buda’nın Büyük Yolunun korumasına, aynı zamanda Ejderha Tanrı’sının Kanı ile Anka’nın Kanının geliştirmesine sahipti. Kısa süre önce Ejderha Tanrısının kendisinden saf ilik de elde etmiş ve bir kez daha yeniden doğmuştu… Yun Che kendini korumak için kaynak enerjisini kullanmasa bile bedeninin sertliği herkesin algılamasını ve hayal gücünü fazlasıyla aşmıştı. Son derece ezici saldırı gücü ile kıyaslandığında bedeninin savunması çok daha eziciydi. Hatta şu anki Yun Che ölmek istese bile bunun kolay olmayacağı bile söylenebilirdi.

(Ç.N: 145 Yaşına gelip tek isteğim ölmek diyen adam aklıma geldi 😀 )

Eğer birisi saldırıya odaklanırsa, savunmaları kesinlikle biraz eksik oluyordu. Ağır kılıç tarzı silahlar alışılmadık şekilde şiddetliydi ama oluşturdukları açıklıklar da büyük olduğundan düşmanlar bu açıklığı kullanarak kolayca ölümcül saldırılar yapabiliyordu. Birisinin yüz kat daha fazla yıkıcı gücü olsa bile kendini koruma yeteneği yeterli değilse, bu yine de işe yaramaz olacaktı. Yun Che’nin saldırı gücü zaten korkutucu bir şekilde anormalken savunma gücü düşünülemeyecek dereceye ulaşacak kadar yüksekti. Olduğu yerde dursa bile hep beraber saldıran Yanan Cennet Klanı öğrencilerinin ona zarar vermesi yine de zor olacaktı…

Bu tür bir Yun Che, Yanan Cennet Klanının öğrencilerinin saldırı akınının altında durdurulamayan bir katliam makinesi haline gelmişti!

Bir uzman ne kadar güçlü olursa olsun yine de sayıca ezilmekten korkardı. Ayrıca burası onların bölgesiydi. Yanan Cennet Klanının birinden korkmasına asla gerek olmamıştı. Herkesin gözünde, Yun Che gelmeye cüret etse bile bu sadece kendi hayatını heba etmesine neden olacaktı. Ama yine de bu kural Yun Che’yi kapsamıyor gibiydi. Ona her taraftan akın etmek ve saldırmak Yun Che’yi biraz bile bastırmamış hatta bunun yerine, katletmesi için kendi hayatlarını gönüllü bir şekilde teslim ediyorlarmış gibiydi…

“Küçük, geber!!”

Yun Che’nin arka tarafından, aynı anda iki güçlü Gökyüzü Kaynak Alemi aurası ona saldırdı. Kenardan izleyen Büyükler ve Köşk Efendilerinden iki tanesi sonunda çıkmıştı. Yun Che’nin sarılmasının oluşturduğu açıklıktan faydalanan ikisinin bıçak ucu koyu mor bıçak ışını sütunu ortaya çıkarırken bıçakları birleşti ve doğrudan Yun Che’nin sırtının merkezine doğru saplandı.

(Ç.N: Deldi yerine ne yazılır kaç zamandır hala bulamıyorum. Şu delme hareketine ne denir ya? )

Boom!!

Yun Che yıldırım hızıyla arkasını döndü ve dört bin kilogramdan ağır olan İmparator Kaynak Ejderha Kusurunu sanki ağırlığı olmayan bir tüy gibi savurdu. Büyük bir patlama sesiyle birlikte iki gökyüzü Kaynak Alemi uzmanı tarafından oluşturulan mor renkli bıçak ışını aynı anda doğrudan toz haline gelerek hiçliğe dönüşürken ağır kılıcın şiddetli fırtınası ağır bir şekilde ikisinin göğsüne çarptı.

Bir anda, Yun Che’nin her kılıç savurmasında yeryüzünün neden titrediğini sonunda anladılar… Bu hayali ya da asılsız bir şey değildi çünkü o anda sanki göğüsleri gökyüzünden Yıldırım Tanrı’sının çekici tarafından vurulmuş gibi hissetmişlerdi!

İkisi aynı yöne doğru uçtu ve üç yüz metreden daha uzaktaki bir dağın dik yüzüne çarptılar. Dağın dik yüzü sallandı ve Gökyüzü Kaynak Alemindeki iki uzmanın kayalardan bile daha sert olan bedenleri aynı anda birkaç düzine parçaya ayrıldı ve, kırılıp düşme sürecinin içinde birbirlerine karıştılar. Onların ebeveynleri gelse bile hangi parçanın kime ait olduğunu yine de söyleyemezdi.

“On dördüncü Büyük!!”

“Köşk Efendisi Duanchi!!”

Yanan Cenent Klanının içinde dalga dalga korkutucu kederli haykırışlar duyuldu ve Büyükler ile Köşk Efendilerinin ifadesi bir tekrar ve tekrar değişti. Onlar, bu ikisinin gücünü çok iyi biliyordu ancak Yun Che’nin önünde, onlar beklenmedik bir şekilde kırılganlardı.

Yirmi yedi büyük ve otuz üç köşk efendisi, Yanan Cennet Klanının gücünün omurgasıydı. Büyük ya da köşk efendisi olan insanlara gelince, onların gücünün Gökyüzü Kaynak Alemine ulaşması gerekiyordu! Bu da demek oluyor ki, Yanan Cennet Klanı içinde, dış dünyada efsaneler gibi olan Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanlarından Klan Lideri Fen Duanhun dışında tam altmış kişi vardı! Xiao Tarikatı ya da Donmuş Bulut Asgard’a ait olan Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanlarının sayısı kesinlikle bundan az değilken Cennetsel Kılıç Villasına ait olanların sayısı üç haneler ile sayıldığı söylenebilirdi.

Bu açık olarak Dört Büyük Tarikatın kuvvetliliğiydi. Muazzam sayıdaki öğrencilerinin haricinde, sadece bu omurgalarının Gökyüzü Kaynak Alemindeki gücünü serbest bıraksalar bile bu, Dört Büyük Tarikat hariç diğer tüm tarikatları yok etmek için yeterli olurdu.

Yanan Cennet Klanının bu Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanlarının arasında, Fen Duanhun dahil toplam yedi kişi Gökyüzü Kaynak Aleminin son seviyelerindeydi. Diğerlerinin hepsi başlangıç ya da orta seviyelerindeydi. En güçlüleri Fen Moli ise İmparator Kaynak Alemine yarım adım atmıştı.

Mavi Rüzgar İmparatorluğundaki kaynak uygulayıcılarının sağduyularında Gökyüzü Kaynak Alemindeki altmış uzman tartışmasız bir şekilde son derece korkutucuydu. Ama Her bir Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanının arkasında, Yanan Cennet Klanının devasa miktarda ki çabası ve kaynağı vardı. Her bir Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanının düşüşü hiç şüphesiz son derece büyük bir kayıp olacaktı. Ancak Yanan Cennet Klanının bu Gökyüzü Kaynak Alemi uzmanlarının yedi tanesi bir defada Yun Che tarafından öldürülmüştü… Onların üç tanesi olan Fen Moli, Fen Duancang ve Fen Moran, Yanan Cennet Klanının sahip olduğu yedi tane Gökyüzü Kaynak Aleminin son seviyelerindeki uzmanlardan üçüydü!!

Şimdiki iki kişi de eklendiğinde atmış Gökyüzü Kaynak uygulayıcısının dokuz tanesi çoktan yalnız Yun Che tarafından yok edilmişti!

Bu Yanan Cennet Klanının daha önce ne daha önce düşündüğü ne de rüyalarında bile düşünmeye cüret etmediği büyük bir kayıptı.

(Ç.N: Yazar kardeş. Gerçekten edebiyattan anlamıyorum. Ama hem ‘Güçlü’ diye hem de ‘öldü’ diye kelimeler var. Bunları doğrudan ya da değiştirerek kullan biz anlarız. Yani milletin öldüğünü ve bunun büyük bir kayıp olduğunu anlatmak için tam 327 kelime kullanmana gerçekten gerek yok 😀 )

Toplanan Büyüklerin ve Köşk Efendilerin hepsi kalplerinin ürperdiğini hissetti. Bir an için kimse ilerlemeye cüret edemedi. Yun Che geldiğinde onlar başlangıçta bunun kavanozdaki bir kaplumbağayı yakalamak kadar kolay olacağını düşünmüşlerdi ama tarikatlarının onurunu lekeleyerek yem olarak insanları kullanmanın, katletmek için bir koyunu çekmek yerine hayal bile edilemeyecek kadar güçlü, vahşi ve kontrol edilemeyecek derecede kana susamış yırtıcı bir kurdu çekeceğini beklememişlerdi! Onlar rakiplerinin saçının tek bir teline zarar veremeden önce çoktan bir büyük, bir köşk efendisi ve yüzlerce klan öğrencisi kaybetmişlerdi… Ve onların arasındakilerin çoğu kendi soyları ve yakınlarıydı!

Ölümlü Ayıran Cennetsel Köşk’ün dağının dik tarafının yarı yolunda duran Fen Juecheng’in tüm yüzü şiddetle sarsıldı. Genişlemiş gözleriyle birlikte başarıyla içeri çektiği Yun Che’ye baktı ama ardından gördüğü şey saldırıya uğraması ve bastırılması değil, onun tarafından gerçekleştirilen büyük bir katliamdı! Yanan Cennet Klanının on binlerce öğrencisinin kuşatması ve bastırması, sadece Yun Che tarafından kasvetli haykırışlar ve çığlıkların arasında ceset alanı haline gelmişti… Yanan Cennet Klanı, kendi bölgesinde gerçekte, doğrudan Yun Che’nin ayrım yapmadan katletmesi için mezbahaya dönmüştü!

O, İmparatorluk Şehrindeki gelin eskortunu bastığında Fen Duanchang’ın dengi değildi. O zamandan bu yana bir ay bile geçmemişti ama yine de gücü aslında bu kadar korkutucu bir ölçüde artmıştı… Fen Juecheng, Ulu Büyüğün ve diğerlerinin ölümünün Yun Che’nin kirli ve kurnaz yöntemleri yüzünden olmadığını sadece şimdi gerçekten fark etti. Onlar gerçek ve hakiki bir güç tarafından vurulmuşlardı.

Hayır! Yun Che’nin şu an sergilediği korkutucu kuvvet ile birlikte bir Fen Moli şöyle dursun… Ondan on tane bile olsa yine de öldürüleceklerdi!

“Neden… neden bu şekilde!” Fen Juecheng’in gözleri genişçe bakarken dişleri sıkmaktan gıcırdama sesi yapmayı sürdürüyordu.

Ölümlü Ayıran Cennetsel Köşkünde, Fen Juechen’in yüzü de benzer bir şekilde şiddetle sarsılmıştı. Yun Che’ye bakarken kalbi şoktan birkaç kere neredeyse patlayacaktı.

“Klan Lideri, şimdi ne yapmalıyız?” Fen Moji yaralarını bastırmak için tüm kaynak enerjisini yoğunlaştırdı. Konuştuğunda sesi açıkça titriyordu. “Bu Yun Che… O basitçe bir iblis tanrının vücut bulmuş hali! O yirmi yaşında bile değil yani nasıl böyle bir güce sahip olabilir… Klan Lideri, şeyi yapsak…”

“Şu an tüm Büyüklere ve Köşk Efendilerine ses ilet…” Fen Duanhun göğsünü eliyle kapladı, ağır bir şekilde nefes aldı. “Dokuz Kaynak Kepçe Oluşumunu’ hazırlamaya başlayın! Ne olursa olsun, onu bugün öldürmeliyiz!”

‘Dokuz Kaynak Kepçe Oluşumunu’ ismini duyduğunda Fen Moji’nin göz bebekleri büyük ölçüde daraldı. Yun Che’den gelen korkutucu kudreti hissederken, o aslında bu kararın abartılı olduğunu düşünmedi. Kuvvetli bir şekilde başıyla onayladı. “Pekala! Eğer ‘Dokuz Kaynak Kepçe Oluşumu’ kullanılırsa, Yun Che on kat daha güçlü olsa bile yine de kesinlikle ölecektir!”

———-ÇEVİRMEN NOTU—————

Dokuz Kaynak Kepçe Oluşumunu ne? Dokuz Tane Kaynak Kepçesi kazı mı yapacak? Yol çalışması mı var? Bu kepçeler hangi belediyeye ait? Yanan Cennet Klanı aslında bir belediye mi? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin, okuyun ve öğrenin…

Yorum Yap "ATG 331 - KATLİAM"