Otto Von Bismark Günceli

ATG 325 - BİR TEKME İLE GİRMEK

Eylül 16, 2016
Çeviren : Useless – Düzenleyen : Thelostanonking – Bağışcı : İSİMSİZ


ATG 325 - BİR TEKME İLE GİRMEK

Yüzen Bulut Şehrinin en zengin ailesi olarak, onların iki ya da üç yüz tane hizmetçisi ve görevlisi vardı, ve onlar girip çıkarken, atmosfer normalde coşkulu ve gürültülü olurdu. Ama Yun Che içeri girdiğinde, boş avlunun içinde nazikçe yeri süpüren yeşil elbiseli erkek görevliden başkası yoktu. Yüzlerce evin ve salonun kapıları sıkıca kapatılarak cansız ve durgun bir atmosfer oluşturulmuştu. Sadece nadir ve değerli bitkiler hala yaşam belirtisi göstererek açıyordu.

Yun Che’nin kalbi biraz endişeli hissetti.

Neler oluyor? Neden burası bu kadar sessiz ve durgun? Xia Ailesinin insanları nerede? Xia Amca ve diğerleri nerede?

Yun Che, aslında Xia Hongyi’yi doğrudan bulup ona Xia Yuanba’nın buraya dönüp dönmediğini sormak için buraya gizlice girmişti ama böyle ıssız bir manzara ile karşılaşacağını beklememişti. O şaşkınken, figürünü kasten saklamadı. Yeri süpüren grevli döndüğü an onu gördü ve aniden korkuyla bağırdı. “Kim…Kimsin sen? Sen ne zaman içeri…”

O bağırışının yarısındayken, Yun Che’nin yüzünü tanıdı ve aniden bir anlığına dondu, ve tereddütle konuştu. “Sen.. Xiao Ailesinin… um…”

Her ne kadar üç sene geçmiş olsa da Yun Che’nin kaşları arasına eklenen biraz soğukluğun dışında görünüşünde gerçekten çok değişiklik olmamıştı. Sonuçta daha yüksek kaynak alemlerine ulaştıkça yaşlılık daha yavaş insan bedeni üzerinde yaralar bırakıyordu. O birkaç büyük ilahı sanat, ve Ejderha Tanrı’sı ile Anka’nın kanı sayesinde, en azından bin yılın üzerinde bir ömre sahipti.

Yun Che ileri doğru birkaç adım attı ve çevresindeki çimleri ezmeden konuştu. “Ben üç sene önce Xiao Klanından atılan Yun Che’yim! Bana, Xia Ailesine ne olduğunu söyle? Lordunuz nerede? Genç Efendiniz bu iki senede geri geldi mi? Xia Ailesi neden bu hale geldi?”

Görevli bir süre sabit bir şekilde Yun Che’ye baktı ve ifadesi bir anda somurtkanlaştı. “Lo… Lordum bir… Bir yıl önce gitti…”

“Gitti mi?” Yun Che kaşlarını çattı. “Nereye gitti? Neden gitti?”

Görevlinin sesi ağlamaklı bir ton taşımaya başladı. “Lordum da gitmek istemiyordu ama gerçekten çok şey yaşadı… Ben Lorduma yirmi yıldan fazla süredir eşlik ediyorum. O nazik ve kibar birisi, ayrıca yüzeyde asla gamlı olmamıştı ama onun içindeki acıyı her zaman biliyordum. Yaklaşık on sene önce Hanımım vefat etti, bunun ardından Lordum, yalnız kaldığında yüzünü sık sık kendi göz yaşları ile yıkadı. Tüm bu yıllar boyunca asla evlenmedi. Daha sonra… Daha sonra Genç Hanımım, Donmuş Bulut Asgard’a girdi ve yarı dünyalı bir insan haline geldi. Ama Lordum, en azından hala Genç Efendiye sahipti… Ama Genç Efendi bile kayboldu ve eğer yaşıyorsa kimse onun bedenini hala göremedi, eğer öldüyse de kimse cesedini bulamadı. Kimse onun nereye gittiğini ve yaşayıp yaşamadığını bilmiyor… Hanımım gitti, Genç Hanımım, Donmuş Bulut Asgard’ın insanlarından biri oldu ve şimdi de Lordumun tek oğlu kayıp, hayat gerçekten belirsiz. Lordum hayatının yarısında zorluklar yaşasa da bununla yine de başa çıkmadı!”

“… Peki nereye gitti? Genç Efendinizi aramaya gittiğini söyleme!” Yun Che’nin kalbi sıkışırken konuştu.

“Evet.” Görevli kafasıyla onayladı. “Lordum, eğer Genç Efendi gerçekten gittiyse o zaman ailenin on kat daha zengin olmasının ne öneminin olduğunu söyledi! Bir yıl önce Lordum ailenin varlıklarını sattı, görevlileri dağıttı ve kendi başına giderken, bu büyük ve boş avluya göz kulak olmamız için geriye beni ve Yaşlı Liu’yu bıraktı.”

“Peki nereye gittiğini söyledi mi?” Yun Che endişeyle sordu. Xia Hongyi’nin tek oğlu Xia Yuanba’ydı. Onun hakkında hiç haber olmaması ve yaşayıp yaşamadığı kesin olmaması gerçekten de dayanılmaz bir darbeydi.

Görevli uzun süre düşündü ve konuştu. “Lordum giderken ben de nereye gittiğini sordum ama bana söylemedi. Ancak Lorduma eşyalarını toplamasında yardım ederken, Lordumun abanoz ahşap bir tableti tuttuğunu ve onu uzun süre hissettiğini hatırlıyorum. Bu tabletin üzerinde hiç yazı yoktu ama oymalarında… siyah renkli hilal bir ay bulunuyordu.”

Siyah renkli… hilal ay…

Siyah ay?

Kara Ay Tüccar Loncası!

Kanyak Gökyüzü Kıtasının en büyük tüccar loncası olan Kara Ay Tüccar Loncasının, kıtadaki her bir şehir ve kasabada yer alıyordu ve her tarakta bezi olduğu söylenebilirdi. Ayrıca onun güçlü noktası sadece en büyük ticaret imparatorluğu olması değil, kıtanın içindeki en karmaşık bilgi ağını kontrol etmesiydi. Kara Ay Tüccar Loncasının her yıl sattığı bilgilerden gelen kazancı, hayal etmesi bile zor olacak kadar şaşırtıcı bir miktardaydı.

Kara Ay Tüccar Loncasının tabletine sahip olduğuna göre Xia Hongyi’nin muhtemelen Kara Ay Tüccar Loncası ile bir tür ilişkisi vardı. Ve eğer Xia Yuanba’yı, Kara Ay Tüccar Loncasının bilgi ağından destek alarak ararsa bu hiç şüphesiz en güvenilir yok olacaktı.

(Ç.N: Acaba bizim F5 Tarikatının yerini de biliyor mu? Bizde Kara Güneş Tüccar Loncası falan mı kursak bilgi sağlar gizliden…)

Ancak, Xia Aİlesi, Yüzen Bulut Şehrinin en zengini olsa da Kara Ay Tüccar Loncasının, ya da belki de Şube Tüccarın şubesinin gözünde bile bahsetmeye bile değmezdi. Yani o nasıl olurda Kara Ay Tüccar Loncası ile bir ilişkiye sahip olabilirdi? Kara Ay Tüccar Loncası içinde bir takım arkadaşlara sahip ya da bir şekilde onlara yardım etmiş olabilir miydi?”

“Merak etme, Genç Efendiniz iyi olacak. Xia Amca ihtiyatlı birisi ve ona da bir şey olamayacaktır. Onlar çok yakında yeniden bir araya geleceklerdir.” Yun Che kendini rahatlattığı söylenebilecek şekilde rahatlattı. O, Xia Yuanba’nın nereye gittiğini bilmiyordu. Cang Yue, İmparatorluk Ailesinin gücünü kullanarak uzun süre arasa da onunla ilgili hala bir haber yoktu.

(Ç.N: Rahat ol Yun Che, Xia Yuanba, F5 Tarikatında eğitim yapıyor. Aldım yanıma özel olarak eğitiyorum onu.)

“Lordum her zaman nazik oldu ve hatta bize bile kendi ailesi gibi davrandı. O neden çocukları ve karısından ayrıldığı böyle bir kadere sahip oldu? İç çekme, cennet gerçekten adaletsiz. Lordumun ne zaman geri geleceğini merak ediyorum.” Görevli gözlerindeki göz yaşları ile birlikte konuştu.

Yun Che daha fazla konuşmadı ve nispeten ağır kalbiyle Xia Köşkünden ayrıldı.

“Yuanba, nereye gittin? Eğer hala hayatta olduğumun haberlerini alırsan çabuk geri gel… Ben, seni kurtardığım için ölmedim. Bunun yerine ilk kan bağlı akrabam ile buluştum ve hatta büyük bir fırsat kazandım. Kendini daha fazla suçlamana gerek yok.” Yun Che sokaklarda yürürken kendi kendine alçak sesle mırıldandı.

Çok geçmeden Xiao Klanının kapısı gözleri önüne geldi. Gösterişli şekilde yazılmış ‘Xiao Klanı’ bile tam olarak anılarındaki gibiydi ve biraz bile değişmemişti. Görünüşe göre Xiao Tarikatının üç yıl önceki ‘lütfundan’ sonra içsel bir değişiklik olmamıştı.

Görüşünün uzağında, Xiao Klanının arka dağının dış sırası belli belirsiz görülebiliyordu. Üç yıl önce Xiao Lie ve Xiao Lingxi burada hapsedilmişti ve bunun nedeni de ‘Xiao Tarikatının büyük hediyesini’ çalma suçuydu. Onlar tam on beş yıl boyunca hapsedileceklerdi. Ayrıca mesele Xiao Tarikatı ile ilgili olduğundan Xiao Klanı kesinlikle onları erken bırakmayacaktı. Ve tüm bunlar aşağılık Xiao Yungai, Xiao Yulong ve diğerlerinin Xiao Kuangyun ile ortaklaşa yaptığı oyun yüzündendi. Eğer Xia  Qingyue’nin ustası Chu Yueli o zaman olmasaydı, Xiao Lingxi’nin kaderi, sadece hapsedilmekten çok daha sefil olacaktı. Yun Che o zaman daha öfkeli ve içerlemiş olsa bile bunu önleyecek gücü olmayacaktı.

Bu nedenle bu üç yıl içinde eşsiz bir çılgınlıkla güce karşı bir açlık hissetmişti.

Kendi menfaatleri için kendi aileleri ve klan üyelerine komplo kurmaya ve zulüm etmeye tereddüt etmeyen Xiao Yunhai ve diğerlerine gelince… Affedilemezdi! Xiao Klanından atıldığı zaman bedeninin ve kalbinin derinliklerine gizlenen bu içerleme asla hafiflememişti.

Bakışları arka dağın olduğu yere doğru bakarken Yun Che bir kez daha alçak sesle mırıldandı. “Büyük baba, Küçük Hala, geri döndüm… Geri döndüm…”

O, en hızlı hızıyla doğrudan arka dağa gitmeyi ve üç senedir ayrı olduğu, rüyalarında bile düşünüp özlediği iki kişiye sarılmayı kıyaslanamayacak derecede istiyordu ama daha önce Xiao Klanını, onların arka dağdan ayrılması için dizleri üzerinde yalvaracaklarını söylediği zaman yaptığı yemini düşününce kalbindeki heyecanı bastırdı ve Xiao Klanının kapısının önüne geldi ve onu tekmeledi.

Kapı sıkıca kapanmamıştı ve Yun Che’nin tekmesinin altında ses duyulduğu an açıldı…

Xiao Klanı bugün çok canlıydı. Çünkü bugün Xiao Klanının genç neslinin yıllık yarışma günüydü! Yarışma yapılan bölge, tam olarak Xiao Klanının merkezindeki meydandı. Meydanın merkezinde birçok öğrenci yoğun bir şekilde savaşıyordu. Birçok sıra koltuk iki tarafa yerleştirilmişti ve Klan Lideri Xiao Yunhai, Ulu Büyük Xİao Li, İkinci Büyük Xiao Bo, Üçüncü Büyük Xiao Ze ve Dördüncü Büyük Xiao Cheng oradaydı.

Kapı tekmelenerek açıldığında herkesin bakışları anında soğudu ve kapının olduğu yine doğru yoğunlaştı.

“Küstah! Benim Xiao Klanımı kışkırtmaya cüret eden de kim?!” Ulu Büyük Xiao Li anında ayağa kalktı ve öfkeli bir şekilde kükredi.

Yun Che’nin bakışları etrafı süpürdü. O, bu insanların sanki kendisini karşılıyormuş gibi burada olacağını beklemiyordu. Gündelik adımlarla ilerlerken yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu ve bulutlu bir tonla konuştu. “Xiao Klanının yaşlı köpekleri, sadece üç yıl oldu, bu genç efendiyi çok hızlı unutmuşsunuz!”

Xiao Yunhai, Xiao Li, Xiao Bo, Xiao Ze, Xiao Cheng… Tüm bu insanlar eksiksiz olarak görüşündeydi! Onlar, daha önce klanın en güçlüsü Xiao Lie’yi bastırmak için birlikte hareket etmişlerdi. Üç yıl önce Xiao Kuangyun’a yalakalık yapmak ve onun Xiao Lingxi’yi alması için aşağılık bir komplo kuranlar bunlardı! Yun Che onların yanlış suçlamalarını ortaya çıkardığında bile, onlar hala utanmadan ve alçakça günahlarını sürdürmüştü…

Geri ödenmesi gereken borçlardan hiç biri kaçamayacaktı!

“Xiao Che?” Xiao Li bir anlığına boş boş baktı, ardından yüksek sesle güldü. “Ben böyle şahlandığına göre önemli biri olacağını düşünmüştüm, yani bu aslında üç sene önce atılan piçmiş! Tsk tsk…  Xiao Klanından defolunun ayrıldıktan sonra bir dilenci olacağını ya da birisinin iki, üç darbesiyle öleceğini düşünmüştüm. Beklenmedik bir şekilde canlı bir şekilde geri dönmüşsün… Ve bizi kışkırtacak kadar cesaretlenmişsin!”

(Ç.N: Hislerim birazdan ağzının yamulacağını söylüyor 😀 )

Xiao Klanının içinde en güçlü kaynak gücü sadece Ruhsal Kaynak Alemindeydi. Kaynak gücü seviyesi açısından Yun Che zaten tüm Xiao kolunun kaynak gücünün, onları aştığını düşünmemişlerdi ve sadece sakat kaynak damarlarıyla herhangi bir kaynak gücü aurasına sahip olmadığını düşünmüşlerdi.

“Xiao Che, üç sene önce, senin Xiao Klanından atıldığını ve tüm hayatın boyunca bir daha buraya adım atamayacağını zaten söyledim!” Xiao Yunhai ayağa kalktı. Defolu birisi tarafından ‘yaşlı köpek’ olarak çağırıldığı için doğal olarak memnun bir ruh halinde değildi. “Sen sadece benim Xiao Klanıma girmedin, sen benim Xiao Klanımın insanlarını da aşağıladın… Dışarıda çaresizlik içinde olduğundan buraya ölmeye mi geldin?”

“Hayır!” Yun Che soğukkanlılıkla sırıttı. “Ben buraya siz yaşlı köpeklerden borcumu toplamak için geldim! Yaşlı köpek Xiao, senin kör, sağır, dilsiz, sakat ve hatta hadım edilmiş oğlun Xiao Yulong son yıllarda nasıl… Ah hayır hayır hayır, bunun yerine, üç yıl önce çürümüş et yığını haline gelen oğlun nasıl mı demeliydim?”

Yun Che’nin sözleri, Xiao Yunhai’nin en acı sinirlerine, zehirli bir iğne saplanmış gibi hissettirdi. Tüm bedeni sallandı ve öfkeden uçarken konuştu.



Xiao Yang, yakala şunu… Tüm kemiklerini kır!!”

“Baş üstüne, Klan Lideri!!”

Xiao Yang’ın şu anki kaynak gücü Dördüncü Seviye Başlangıç Kaynak Alemindeydi ve bugünkü yarışmada ilk otuz arasında yer almıştı. O, kaynak damarları sakat ve hiç kaynak gücü olmayan bir defolu ile ilgileneceğini bildiği için memnun hissetmişti. Bu basitçe etrafta oynamak gibiydi.

“Hehe…” Xiao Yang küçümserken Yun Che’ye yaklaştı ve hatta bileğini lakayt bir şekilde büktü. “Xiao Che, ben aniden sana biraz saygı duydum. Senin gibi bir defolunun dışarıda üç sene yalnız ve aslında hala hayattasın. Hayatta kalmanı kenara bırakırsak cesaretin de besilileşmiş ve aslında Xiao Klanımıza geri gelip bizi kışkırtmaya bile cüret ettin. Bu büyükbabacağın sana güzel bir ders vermesine izin ver! Geçen sefer Xiao Klanından yürüyerek çıkmıştın. Bu sefer seni sefil bir kurbağa gibi süründürerek çıkaracağım!”

Xiao Yang konuşmayı bitirdiğinde, çok büyük olmayan kaynak enerjisi avcunun içinde dönerken, sağ eli çok normal bir şekilde Yun Che’nin boynuna doğru kavradı.

——–ÇEVİRMEN NOTU———-

Bahisleri alalım. Tek mi yer? Yun Che dalga geçerek oynar mı? Yoksa vuramadan işi mi biter? 😀

Yun Che ne yapacak? Büyükbaba ve küçük hala neler yapıyor? Xiao Klanı, Yun Che karşısında neler yapacak? Dizleri üzerinde yalvaracaklar mı? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin, okuyun ve öğrenin…

Yorum Yap "ATG 325 - BİR TEKME İLE GİRMEK"