Tankların Tarihi Günceli

ATG 315 - ANKA'NIN RUHU?

Eylül 16, 2016


ATG 315 - ANKA'NIN RUHU?

Gök Mavisi Ejderha silüetinin, gök kubbe gibi devasa ağzı aşağı doğru kapladı. Anında, çevredeki yıldızlar hiçbir iz bırakmadan tamamen kayboldu ve yerlerini sonsuz bir karanlık aldı.

Boom...

Yun Che'nin zihninde gümbürtü yankılandı. Tüm zihinsel dünyası etkiden dolayı bir anda çökmüş gibi gözüküyordu. Her ne kadar o yeterli zihinsel hazırlık yapsa da bu zihinsel etkinin aslında bu kadar korkutucu olacağını beklemiyordu. Yüksek sesle kükreyerek tüm bilincini topladı ve sahip olduğu tüm irade gücünü uyardı... Ancak bunu boyunduruk altına almak şöyle dursun, ona karşı savunmak bile temelde imkansızdı... Yun Che basitçe buna direnemiyordu.

O, iki hayatında sayısız yaralanma geçirmişti. Ancak ruhu daha önce asla çökmemişti ve irade gücü bir çelik kadar sağlamdı. Ama Ejderha Tanrı'sının Ruhunun etkisi altında sadece birkaç nefeslik kısa zaman içinde çökmenin eşiğine gelmişti. O, fırtınalı bir denizin içindeki, ince odundan yapılmış bir bot gibi hissediyordu ve bir sonraki an dalgalar tarafından tamamen yutulabilirdi.

Yun Che başlangıçta İlkel Gök Mavisi Ejderha, onun, Ejderha Tanrı'sının Ruhu ile birleşmeye çalışmasına izin verdiği için bunu yapabileceğini ve bunun zorluğunun sadece biraz yüksek olacağını düşünmüştü. Ancak şimdi tamamen yanıldığını fark etmişti. Bu Tanrı'nın ruhunun gücü beklediğinden sayısız kat daha güçlüydü... Bu mutlak bastırmanın altında korkusunu yenmek için son derece güçlü irade gücünü kullansa bile, temelde onunla rekabet etmek için güçsüzdü. Bu tıpkı genç bir tavşan her ne kadar korkusuz olsa da, bir kartalı yenmesinin mümkün olmayışına benziyordu.

Çatlama!

Yun Che'nin tüm üst bedeni titremeye başladı ve göğsünün olduğu bölümde çatırdama sesi duyulabiliyordu... Maneviyatı, Ejderha Tanrı'sının Ruhu tarafından tamamen bastırılmıştı ve hatta üzereydi. Onun, Ejderha Tanrı'sının İliği ile birleşmek için  maneviyatını bölmesi imkansız hale gelmişti. Ejderha Tanrı'sının İliği anında tüm bastırmasından kurtuldu ve Yun Che'nin kemiklerinin içinde yüksek hızda hareket etmeye başladı... Yun Che'nin ten rengi gittikçe solgunlaşmaya başladı ve alnındaki terler yağmur gibi düşüyordu. Sıkıca sıktığı dişleri bile güçsüzleşmeye başlamıştı.

"İç çekme..."

İlkel Gök Mavisi Ejderha çok uzun bir iç çekti ve kendi kendine mırıldandı. "Yanlış algılamış olabilir miyim? Onun bedeninde Kötülük Tanrı'sının kaynak damarları, Öfke Tanrı'sının kaynak sanatları, Gökyüzü Kurdunun gücü ve Anka'nın kanı var... ama herhangi bir ilahi ruha sahip değil mi? Ama o zaman ben neden her zaman onun bedeninden ilahi bir ruhun varlığını belli belirsiz hissediyordum..."


"Sadece bir insanın ruhunun, artık bir ruhun parçası bile olsa bir Tanrı'nın ruhu ile birleşmesi tamamen imkansız. On nefes zamanı boyunca sadece ruhunu kullanarak dayanması ve hala tamamen çökmemesi bile mucize olarak adlandırılabilir. Görünüşe göre ruhunun gücünün uygunluğu, kaynak gücünden düşük değil. Madem durum bu, o zaman tüm bunlardan sonra ona, bu konuda yardım etmeliyim..."

İlkel Gök Mavisi Ejderha mırıldarken gök mavisi renkli ışık kütlesi yavaşça yukarıdan indi. Bu mavi ışık tam Yun Che'nin bedenini saracakken aniden olduğu yerde dondu. Havada, İlkel Gök Mavisi Ejderhadan yumuşak bir "Oh" sesi duyulabildi.

Yun Che'nin alnının üstünde Anka'nın soyuna ait olan alev damgası aniden ortaya çıktı... Bu altın renkli bir alev damgasıydı ve altın alevlerin kümelenmesi aslında yanıyordu!! Her ne kadar bu sadece bir damga olsa da birinin gözünü kavurabilecek altın renkli alevlerle sallanıyordu.

"Bu... Olabilir mi?" İlahi canavarların başı olan İlkel Gök Mavisi Ejderhanın sesi o anda açıkça şaşkınlık belirtisi taşıyordu.

Yun Che'nin şu anda içinde bulunduğu, çökmenin eşiğine gelen bilinç denizi de aniden sonsuz alevlerle birlikte ateşlendi. Gök Mavisi Ejderhanın gölgesinin biraz önce yuttuğu 'yıldızlı gökyüzü' bir kez daha ortaya çıktı. Yun Che'nin yakınında geniş ve engin, altın alev denizi ortaya çıktı, ve alev denizinin üzerindeki hava da kızıl-altın renkli devasa büyüklükte bir kuş kanatlarını çırpıp uzun bir haykırış attı. Onun figürü on binlerce kilometre uzunluğundaydı ve Gök Mavisi Ejderhanın silüetinden küçük gözükmüyordu. Tüm bedeni altın alevler ile yanıyordu ve gökyüzüne doğru yaptığı uzun haykırış ile birlikte çevredeki düzinelerce yıldız da aynı anda yanarak göz açıp kapanıncaya kadar çevreye yayılan küller haline geldi.

Rooar!!

Screeech!!

Gök Mavisi Ejderhanın silüeti ve devasa altın renkli kuş aynı anda kükreyip haykırırken devasa altın renkli kuşun sesi, Gök Mavisi Ejderhanın silüetinin sesinden hafifçe daha ürkütücüydü. Kızıl-altın renkli ışık dışarı doğru püskürdü ve korkutucu alevler gökyüzüne doğru yükseldi. Alevler çılgınca coşup, tüm yıldızlı gökyüzünü dolduran, devasa bir güneşin çevresindeki gaz kütlesinin her biri, bir yıldızı yutabilecek olan sayısız görünür uzantısının, hareketlerini oluşturmuştu... Kızıl-altın kanatlar çırpılırken gaz kütlesinin tüm görünür uzantıları, Gök Mavisi Ejderhanın silüetine doğru uçtu. Onlar, ona yaklaşmak üzereyken hepsi birleşti ve yoğunlaşarak, bir ruhu bile delebilecek kadar gör edici ve nihai bir kavurucu sıcaklığa sahip küçük boyutlu bir 'Güneş' haline geldi ve Gök Mavisi Ejderhanın silüetinin devasa bedenini tamamen yuttu...

Roooo….aaarrr!!

Gök Mavisi Ejderhanın silüeti direndi ve misilleme yaptı ama yine de bu küçük boyutlu Güneş gerçekten çok dehşet vericiydi ve bir Ejderha Tanrı'sın dan gelen ruh parçasını bile tamamen bastırmıştı. Onun direnişi otuz nefes zamanından daha kısa sürdü ve kükremeleri kesilirken aniden yok olmadan önce yıldızlı gökyüzünde dalgalanan mavi renkli yıldızlar haline geldi...

Yun Che'nin bedeni şiddetle sallandı ve bilinci sessizliğe gömülürken tüm bedeni yere düştü.

Yun Che bayıldıktan sonra uzun süre uyanmadı ve alındaki Anka damgası da yavaşça soldu. Uzun bir sessizliğine ardından yukarıdaki havadan İlkel Gök Mavisi Ejderhanın sesi yeniden yankılandı. "Yani aslında algılamam yanlış değilmiş... Sadece, ben, Anka'nın ruhunun, ona bu büyük hediyeyi bahşedeceğini beklemiyordum. Görünüşe göre, aynı bende olduğu senin kalbini ve uygunluğunu taktir etmişti... Ya da belki de aynı bende olduğu gibi o korkutucu şeyi görmüştür..."
(UYARI!!!
Bu serideki mavi ejderha artık Ghost of the Blue Dragon mührüne maruz kalmıştır. Sahiplenmeyi düşünen herkese savaş açmaya hazır olduğumu, tüm okurlarımızın dikkatine sunuyorum!!!) Yeri ve zamanı önemli değil, kem gözle bakanın ruhunu şey ederim… anladınız siz :))

——————————————

"Onun hızı, bizimkinden hızlı olamaz. Bu iki gün içinde tüm batı tarafını aradık. Görünüş göre kendini doğuya gizlemiş... Onun tarafından yine oyuna getirildik!"

"Eğer onun cesedini bizzat sayısız parçaya parçalamazsam tüm hayatım boyunca kızgınlığımı rahatlatmak benim için zor olacak!" Fen Moli dişlerini sıkarken konuştu. Yun Che ile karşılaşmadan önce, sadece bir küçük için ciğerlerinin sayısız kez patlamış gibi hissedeceği bir günün geleceğine asla inanmazdı.

O, İmparator Kaynak Alemine yarım adım atmış bir uygulayıcı olarak Mavi Rüzgarı boyunduruğu altına almış zirvedeki bir kişiyken bir küçük tarafından sürekli oyuna getirilmişti! Ve bu son seferde, daha fark etmeden önce tam iki gün boyunca aptal yerine konuşmuştu... Eğer Yun Che'yi yakalayabilirse onu et ezmesi haline getirecek kadar ezse bile kalbindeki nefret geçmeyebilirdi.

"Burada neler oluyor?"

Yedisinin önlerine çıkan şey düz bir araziydi. Ölümün Çölünde uzaklara gittikçe arazi daha karmaşık olurdu ve kaynak canavarları da daha güçlenirdi. Ancak önlerindeki bu arazi garip bir şekilde boştu. Çevreye bakıldığında bir kaynak canavarının gölgesinin yarısı bile görülmüyordu ve hiçbir kaynak canavarı kükremesi duyulmuyordu.

Bu boş alanın üstünde küçük bir dağ ve onun altında, bilhassa göz alıcı bir mağara bulunuyordu.

"Bu yerde açıkça bir savaş yapılmış ve iki tarafında güçleri en azından Gökyüzü Kaynak Aleminin zirvesindeymiş." Fen Moli çevreye baktı. "Ama bu savaş bir, iki sene önce olmuş olmalı. Görünüşe göre bir, iki sene önce birisi buraya gelmiş ve kudretli bir kaynak canavarı ile savaşmış."

Fen Moli'nin bakışları o anda göz alıcı mağaraya düştü. Aniden gözleri kısıldı ve ifadesi anında karanlıklaştı. Diğer altı kişinin yüzlerinde de açıkça soğuk gülümsemeler ortaya çıktı.

"Yun Che, sen gerçekten kendine güzel bir mezar seçmişsin... Bu sefer nereye kaçabileceğini görelim!"

——————————

Yun Che'nin bilincinin geri döndüğü an ürperdi ve ayağa kalktı. Ardından hemen ruh denizini inceledi.

Bu incelemeyi yaparken tam anlamıyla sessizleşecek kadar şok oldu.

Bu hiç şüphesiz tarif edilemeyecek derecede aşina olduğu ve aynı zamanda tarif edilemeyecek derecede yabancı hissettiren kendi ruhuydu . Çünkü ruh denizi, bir okyanustan gerçek bir yıldızlı gökyüzüne dönüşmüş gibiydi! Bu, onun bile sınırlarını tahmin edemeyeceği kadar büyük bir enginliğe sahipti. Ondan elde edebileceği ruhani güç, var olan tüm ruhani bedenleri içine çekse bile zarar görmeyecek gibi görünüyordu.

Bu... bu onun kendi ruhuydu!

Böyle bir ruh, temelde ve tamamen insanların uç sınırlarını aşan bir şeydi ve bir insanda ortaya çıkmamalıydı.

Başka bir garip his bedeninden geldi. İçsel görüşü ile hızlıca iskeletine baktı ve onların içinde akan iliğinin altın rengine döndüğünü keşfetti! Bu kemiklerinin yüzeyinin bile hafif bir altın parlaklığı yaymasını sağlamıştı! Buda'nın Büyük Yolu ve Ejderha Kanının yardımıyla zapt edilemez kaleler gibi sağlam olan, orijinalde kırılgan olan iliği şimdi birkaç kat daha güçlenmişti! O kadar güçlenmişti ki, Yun Che ağır kılıç kullanarak tüm gücüyle koluna vursa bile tek bir kemiğini kırmasının bile mümkün olmayacağına sıkıca inanıyordu!

"Uyanık mısın? Görünüşe göre çok şaşırdın."

Yun Che'nin kulaklarında İlkel Gök Mavisi Ejderhanın sesi yankılandı. Yun Che kafasını kaldırdı ve sordu. "Başardım mı? Ama ben açıkça hatırlıyorum... açıkça hatırlıyorum..."

Yun Che'nin son ruh hatırası, bilinç denizinin içinde devasa bir ateş kuşunun aniden ortaya çıktığını ve ardından korkunç derecede büyük alevlerin Gk Mavisi Ejderhanın silüetini içine aldığını görmesiydi...

O devasa ateş kuşu neydi? Neden onun ruh denizindeydi?

"Aynen öyle, sen başardın. Ejderha Tanrı'sının İliği ve Ejderha Tanrı'sının Ruhu tamamen seninle birleşti. Tüm bu süreç tahmin ettiğimden çok daha kısa sürdü." İlkel Gk Mavisi Ejderha yavaşça konuştu. "Ve tüm bunlar bedeninin içinde yatan Anka'nın ruh gücü sayesinde oldu."

"Anka'nın... ruh gücü mü?" Yun Che şok oldu. Kaşlarını hafifçe çattı ve konuştu. "Ama benim bedenimde neden Anka'nın ruh gücü var?"

Daha önce Anka'nın test alanında ona üç damla Anka kanı, İlahi Anka Hapı ve okuması için Anka Kuşunun Dünya Şiiri parçaları bahşedilmişti. Ancak bunların Anka'nın ruhuyla hiçbir alakaları yoktu... Yani neden bedeninde Anka'nın ruhu vardı? Ve eğer gerçekten varsa neden daha önce hiç fark etmemişti?

"Anka'nın ruh gücü her zaman bedeninde mevcuttu ancak ruhunla birleşmemişti. Her ne kadar ruh denizinde var olsa da bağımsız bir varlıktı. İki yıl önce seninle ilk kez karşılaştığımda ben bunu zaten fark etmiştim ama bedenindeki Anka'nın ruhunun belirtisinin aslında Anka'nın en değerli ruh demeti olduğunu tahmin edemedim... Senin tepkin, Anka'nın ruhunun varlığını aslında bilmediğini söylüyor. Görünüşe göre Anka Ruhu sana gizlice büyük bir armağan bahşetmiş."

Yun Che kafasını hafifçe kaldırdı ve o anda gözleri sanki bir şeyi hatırlamış gibi hareket etti. Anka'nın test alanından ayrılmadan önce Anka Ruhu, ona altın bir ışık ışını fırlatmıştı. Bunun ardından alnındaki damganın rengi altın rengine dönmüştü...

"...Belki de sana özel bir hediye vermeliyim... Bu hayatım boyunca sadece bir kere kullanabileceğim bir güç ama ben asla bunu kullanacağım günün geleceğini düşünmemiştim. Ancak Kötülük Tanrısının gücünü taşıyan biri olarak geleceğinin olağanüstü olması kaderinde var ve bu gücü senin üzerinde kullanmak daha uygun olacaktır. Bunun ne tür bir güç olduğuna gelirsek, kullanacağın gün geldiğinde doğal olarak bileceksin..."

"Onun bahsettiği hediye... ruh denizimin içinde gizlenmiş Anka'nın ruhunun demeti olabilir mi?" Yun Che kendi kendine usulca mırıldandı.

"Hayır!" İlkel Gök Mavisi Ejderha konuştu. "Bu gerçekten de Anka'nın ruhunun demetiydi ancak bu, Anka'nın ruhu kadar basit bir şey değil. Bu Anka Kuşlarına özel olan bir tür yetenektir ve ben bile, o gücünü kullanmadan önce, onun varlığını gerçekten fark edemedim. Onun kudreti sadece ruhu korumaktan çok çok daha fazlası."

"O zaman onun gücü tam olarak ne?" Yun Che sorguladı.

"Haha..." İlkel Gök Mavisi Ejderha çok hafifçe güldü." Kullanacağın zaman geldiğinde doğal olacak bileceksin."

(Ç.N: İŞTE BU SERİNİN SORUNU ŞU UYUZ LAF! BİR KERE DE ZAMANI GELMEDEN SÖYLE ULAN!)
(Ejderime laf atanın dilini keserim :P bu f5 tarikatının yüce kıdemlisi olsa bile gözümde ufak bir değer ifade bile edemez.. :P Çünkü benim asil kanımda Sapıklık üstadının engin DNA’sından zerreler dolaşmakta. Dikkat et eyyyy f5 lideri!!! hayvanım uyanırsa eğer, onun sapıklığından kurtuluşun olmaz… ( Sapıklık üstadı: Nuri alço))

İlkel Gök Mavisi Ejderhanın bu sözleri, Anka'nın Ruhunun o zaman söylediği sözlerin tam olarak aynısıydı.

---------ÇEVİRMEN NOTU---------

Ejderha Tanrı'sı başka bir şey verecek mi? Ejderha Tanrı'sı "Kullanacağın zaman geldiğinde doğal olacak bileceksin" diyerek yeni bir güç verecek mi? Fen Moli ve saz arkadaşları Yun Che'yi bulacak mı? Bulacaklarsa ne olacak? Yun Che ne kadar güçlendi? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin, okuyun ve öğrenin...

Dipnot:
Useeless’in yıl dönümünde yorum atmayan atg severlerin hepsinin AMK :P
Müsait olmayanlar müstesna!!


Yorum Yap "ATG 315 - ANKA'NIN RUHU?"