Tankların Tarihi Günceli

ATG 301 - GÖKYÜZÜNDEN DÜŞMEK

Eylül 15, 2016


ATG 301 - GÖKYÜZÜNDEN DÜŞMEK

 Fen Juecheng konuşurken yüzünde hala hafif bir gülümseme vardı. "Ben tüm bu değerli hazineleri ve iksirleri Yanan Cennet Klanımızın samimiyetini göstermek için sunuyorum. Tabii ki de sizin gibi onurlu bir statüye sahip ve dahası duygusuz bir ruh ve buz gibi bir kalbe sahip birisi için bu iksirlere ilgi göstermek doğal olarak imkansız olacaktır. Ama buradaki şeylerin Ekselanslarının lütfunu kazanmak için yeterli olup olmadığını merak ediyorum."

Fen Juecheng konuşuken elini uzattı ve boyutsal yüzüğünü okşadı. Elinde aniden, içinde garip dokuz yapraklı bir çiçek olan şeffaf yeşim bir sandık ortaya çıktı. Bu çiçeğin tüm yaprakları diğerlerinden farklı şekildeydi ama istisnasız bir şekilde hepsi yanan aleve benziyordu. Her ne kadar yeşim sandığın içinde olsa da çiçek yine de yaşam ile yanıyor gibi gözüküyordu.

"Yani bu....Yanan Ruh Çiçeği." Yeşim sandığın içindeki yanan çiçeğe bakan Cang Yue'nin gözleri bir anlığına puslandı.

"Aynen öyle. Bu Yanan Cennet Klanımın en değerli hazinelerinden biri. Ancak eğer prenses bunu istiyorsa bırakın Yanan Ruh Çiçeğini, hayatımın yarısını bile vermekten çekinmem."

"...O çiçeği bana ver ve ardından seninle gideceğim." Hafif bir nefes aldıktan sonra Cang Yue elini uzattı ve hemen Yanan Ruh Çiçeğinin olduğu sandığı aldı. Tüm bu süre boyunca Fen Juecheng onu durdurmak için bir hareket yapmadı ya da elini çekmedi ve onun yeşim sandığı almasına izin verdi.

Cang Yue hızlıca döndü ve soyadı Mu olan adamın önüne geldi. O daha ağzını açmadan yaşlı adam anlamış bir şekilde başıyla onayladı ve son derece alçak bir sesle konuştu. "Bana göstermenize gerek yok. Ben daha önce Yanan Ruh Çiçeğini görme şansına nail olmuştum bu yüzden elinizdekinin hiç şüphesiz bir Yana Ruh Çiçeği olduğunu söyleyebilirim. Ama Yanan Ruh Çiçeğinin "Ruh Ayırma" yeteneğini uygulayabilmek için kendime çok güvenmiyorum. Elimden geleni yapacağım ama başarısızlıkla sonuçlanırsa....iç çekme...."

"Kıdemli Mu her şeyi size bırakıyorum. Ben hala Kıdemli Mu'dan babamın bedenindeki paraziti bu çiçeği kullanarak yok etmesini istiyorum. Başarılı olsun ya da olmasın Cang Yue hayatının geri kalanında size minnettar olacaktır." Cang Yue minnettar ve yalvaran bir ses ile cevapladı. Ardından dönüp Cang Wanhe'nin imparatorluk savaş atının önüne geldi. Perdeyi kaldırdı ve yeşim sandığı onun dizine koydu. "Baba, bu kutu ile dikkatlice ilgilenmen gerek ve Siyah Ay Tüccar Loncasından Kıdemli Mu hariç onu başkasına teslim etmemelisin....Yue'er daha fazla yanında kalıp sana eşlik edemeyebilir yani kendin ile iyi bir şekilde ilgilenmelisin....Dongfang Amca, bedeli ne olursa olsun babamı koru."

Konuşmayı bitirdikten sonra babasının cevabını beklemeden perdeyi indirdi ve doğrudan gelin eskortluğu için kullanılan görkemli tahtırevana doğru gitti. O arkasından sadece acı dolu öksürük sesleri ile birlikte gelen "Yue'er" sesini duyabilmişti.

Cang Yue yavaşça gözlerini kapadı ve onları bir daha açtığında gözlerinde sükunetten başka bir şey yoktu. Kendi başına görkemli tahtırevana bindi ve kırmızı perdeyi indirdikten sonra ilgisizce konuştu. "Gidelim."

"Hahahaha!" Cang Shuo memnuniyet içeren bir kahkaha attı. "Her ne kadar görkemli bir tören yapmamış olsak da birisi onun Yanan Cennet Klanının üyesi olmak için ne kadar istekli olduğunu görebilir. Genç Klan Lideri Fen bu günden sonra kardeşimin mutluluğunu size emanet ediyorum. Onun zorbalık görmesine izin vermeyin.

"Hehe, babamdan ve üçüncü prensten bu konuda rahat olmasını istiyorum. Prenses ile evlenebilmek benim için üç hayat boyu devam edecek bir lütuftur. Bu yüzden doğal olarak ona iyi davranacağım." Fen Juecheng gülerek konuştu. Cang Wanhe'den bahsederken sanki Cang Wanhe'nin daha önceki sözlerini hiç duymamış ya da basitçe onları önemsememiş gibi hala açıkça "baba" diyordu.

Fen Juecheng aniden atlayıp atın sırtına bindi. Ardından eli ile insanlara sinyal verdi ve Yanan Cennet Klanının eskort grubu yeniden görkemli bir şekilde hareket etmeye başlayarak Ay Kucaklayan Saraydan muazzam bir şekilde ayrıldı.

Prenses ile evlenmek normalde günlerce kutlanacak kadar büyük bir olaydı ama yine de bu sefer gerçekten garip bir şekilde bu kadar sadelik ile yapılmıştı. Ne sayısız davetli vardı, ne organize edilip şarkı söylenilen ve dans edilen devasa bir festival vardı. İmparatorluğun her yerinden böyle bir olay için gelen izleyenler ve birbirlerini tebrik etmeleri gereken kişiler içinde aynısı geçerliydi. Aslan dansı yapan kişileri bile Yanan Cennet Klanının kendisi getirmişti. Ay Kucaklayan Saraya gelince, o sadece cansız fenerler ile renkli flamalar dekore etmiş ve yüzlerinde endişeli ifadeler olan saray hizmetçileri ve haremağaları ile doldurulmuştu. Tüm etkinlik boyunca iki taraf arasında sadece birkaç kelime konuşulmuştu ve durumun son derece içler acısı olduğu söylenebilirdi.

Yanan Cennet Klanının büyük bir baskılayıcı güç getiren alayı sonunda Ay Kucaklayan Saray'dan ayrıldığında Cang Wanhe'nin imparatorluk savaş arabası hala hareketsiz bir şekilde olduğu yerde duruyordu. Qin Wuyou nefes aldı ve iç çekerek konuştu.  "Kim olayların bu şekilde olacağını düşünebilirdi? Prenses, Fen Juecheng ile evlenmeyi kesinlikle istemiyordu ve Majesteleri de onu bunun için zorlamıyordu. Nasıl böyle olabildi...İç çekme."

"Aynen öyle. Gerçekten de kimse prensesi doğrudan zorlamadı. Ama bu sadece doğrudan bir baskı olmadığı anlamına geliyor. Bu ona dolaylı yoldan baskı yapan bir şeylerin olmadığı anlamına gelmiyor. Bunları yaparak Prenses Cang Yue'nin kazanacağı bir şey yok...Ben sadece Fen Juecheng'in en azından ona kötü davranmayacağını umuyorum....İç çekme..." Qin Wushang gözlerini endişeyle birlikte kapadı. Daha önce Cennetsel Kılıç Villasındayken çaresizce Yun Che ve Cang Yue'nin arasındaki duyguların her gün güçlenmesini izliyordu. Turnuva alanında Cang Yue'nin kalbi her geçen saniye Yun Che'ye daha çok bağlanıyordu...Yun Che'nin sıradan bir arka planı olsa da onun doğuştan gelen yeteneği ve başarıları düşünüldüğünde Cang Yue'ye yeterince layıktı. Ancak "Tanrının sevdikleri erken ölür." Sözünün bir başka örneği daha gerçekleştiği için bu konuda yapılabilecek bir şey yoktu.

Yanan Cennet Klanının alayı Ay Kucaklayan Saraydan ayrıldığında saat sabah ondu. İmparatorduk Kapısının önündeki tüm ana sokaklar, gürültülü ve heyecanlı sesler çıkarıp atmosferi seremoniden öncekinden birkaç kat daha canlı hale getiren insanlar ile tamamen dolmuştu. Onların çoğu sadece tüm koşuşturmaları izlemekten zevk aldıkları için buradaydı ama yine de yeni evlenecek iki çifti tebrik ederek Yanan Cennet Klanına iyi bir izlenim göstermek için imparatorluğun her yerinden gelen önemli miktarda insan da vardı. 

"Tebrikler Genç Klan Lideri Fen! Genç Klan Lideri Fen ve Prenses Cang Yue kesinlikle cennet tarafından eşleştirilen bir altın çift. Bu dünyadaki tüm insanları kıskançlık ile dolduracak kadar güzel bir kader."

"Ben daha önce Genç Klan Lideri Fen'in seçkin ismini duymuştum ama bugün kendi gözlerimle görünce sizin namınızdan çok daha fazlası olduğunuzu fark ettim. Bu küçük Altın Bıçak Klanından Feng Zhiyi'nin bizzat Genç Klan Lideri Fen ve Prenses Cang Yue'nin evliliklerine şahit olması gerçekten büyük bir şans."

"Ah, Yanan Cennet Klanı bir prensesi klanlarına gelin aldıkları için çok şanslı. Ve tabii ki İmparatorluk Ailesi de prenseslerini Yanan Cennet Klanına gelin verdikleri için çok daha şanslı."

………………

İmparatorluğun merkezine doğru ilerleyen kalabalığın içinde Yanan Cennet Klanını tebrik etmek için her türlü yağcılığı yapan çok sayıda prestijli kişi vardı. Onlar küçük tarikatların liderleri, çok güçlü memurlar, valiler ve hatta etkileyici derecede ünlü yalnız uygulayıcılardı. Ancak bu kişilerin hiç biri üç gün sonra düzenlenecek düğün törenine davet edilecek kadar nitelikli değillerdi. Bu yüzden bu Yanan Cennet Klanına yakınlaşmak için tek şanslarıydı. Eğer Yanan Cennet Klanının üzerinde biraz bile iyi bir izlenim bırakabilirlerse bu on yıl boyunca övünmeleri için yeterli bir şey olacaktı

"Bu efsanevi... Kaynak Süzülme Tekniği mi? Aman tanrım! Onlardan sekiz tane var... Bu gerçek mi?"

”Tabii ki gerçek. Sonuçta bu Yanan Cennet Klanı!!"
Alayı gören heyecanlı insanlardan neredeyse hepsi gökyüzünde uçan kişiler nedeniyle paniğe kapılmış ve hayrete düşmüştü. Mavi Rüzgar İmparatorluğundaki her büyük şehirde Yeryüzü Kaynak Alemine çıkmış birisi bir Usta yada üst düzey seviyedeki bir birey olarak kabul edilirdi. Ama Gökyüzü Kaynak Alemi onlar için temelde efsanevi bir seviyeydi ve insanların çoğu hayatlarında Gökyüzü Kaynak Aleminde olan birisini asla göremiyorlardı. Ama bugün onlardan sekiz tanesini görmek hem onlara büyük bir şok getirmişti hem de Dört Büyük Tarikatın gücünü bir kez daha anlamalarını sağlamıştı.

"Şuraya bakın. O bizim Mavi Rüzgar İmparatorluğumuzun....bir numaralı dahi doktoru....Tıbbi Aziz Gu Qiuhong!!"

Birkaç kişi korku içinde bağırır bağırmaz saygıyla dolu birçok bakış ona eskort eden ondan (10) fazla kişinin ortasında duran beyaz elbiseli nazik görünüşlü yaşlı adama doğru yöneldi. Fen Juecheng'in yüzünde bile bu adamın varlığını sezince saygılı bir bakış oluştu. O hemen "Büyük Usta Gu." Diye seslendi ve onu karşılamak için atından inmeye hazırlandı.

"Buna gerek yok!" Gu Qiuhong ileri doğru adım atarken hızlıca onu durdurdu ve gülerek konuştu. "Bugün gerçekten de gelinini klanına götürdüğün büyük bir gün bu yüzden umursamadan atından inmemelisin...Haha, ben ve büyükbaban yıllardır arkadaşız ve sonunda her zaman umut ettiğimiz senin düğün günün geldi. Ah, bunun için gerçekten çok mutluyum."

Fen Juecheng ellerini kenetledi ve konuştu. "Büyük Usta Gu, Bu Juecheng, onun gelin almasına bizzat geldiğiniz için yeterince teşekkür edemez...Büyük Usta Gu'dan üç gün sonra yapılacak büyük festivale gelerek bizi şereflendirmenizi istiyorum."

"Hoho,  bu doğal bir şey. Sizin klanınıza gelmek için bu öğlen yola çıkacağım." Gu Qiuhong konuştu ve güldü. Fen Juecheng herkesin içinde ona nazik ve saygılı davrandığı için yüzü daha da aydınlandı.

Beyinleri, Yanan Cennet Klanına yakınlaşma fikirleri ile dolu olan kişiler, Yanan Cennet Klanının Gu Qiuhong'u davet ettiğini duyduklarında ona kıskanç ifadeler ile baktılar...Ancak herkes Gu Qiuhong'un ne kadar yüksek seviyeli biri olduğunu biliyordu. Mavi Rüzgar İmparatorluğunun bir numaralı dahi doktorunu onurlu bir misafir olarak davet etmek oldukça normal bir şeydi.

Yanan Cennet Klanının alayı İmparatorluk Şehrinin içinde acelesiz bir tempo ile ileredi ve on beş dakikalık yürüyüşün ardından sadece bir buçuk kilometre ilerledi. İnsan kalabalığı da onlarla birlikte ilerliyordu ve gittikçe daha fazla kişi onlara katılıyordu. Sonuçta bu onların hayatlarında sadece bir kez görebilecekleri kadar büyük bir fırsattı.

O anda gökyüzünün güneydoğusundan aniden belli belirsiz uzun bir kuş haykırışı sesi geldi.

"Bu...Bu da ne? Gökyüzüne bakın!!"

Mavi gökyüzünde siyah bir nokta son derece hızlı bir şekilde onlara doğru ilerliyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar siyah nokta bir yumruk kadar büyüdü ve hemen ardından büyük kuşun silüeti belirginleşti.

"O çok hızlı uçuyor! Dev Kar Kaz'ı olabilir mi....? Hayır! Bu Şiddetli Fırtına Şahini....hayır.....bir Şiddetli Esinti Kuşu!!"

"Bir yüksek seviyeli Yeryüzü Kaynak Canavarı olan...Şiddetli Esinti Kuşu mu!?"

Uçarak seyahat etmek için eğitilen farklı türlerde Kaynak Canavarları arasında bir Dev Kar Kazı'na sahip olmak, abartılı bir şey olsa da bu sıklıkla görülebilen bir şeydi. Şiddetli Fırtına Şahinine sahip olmak nadir olarak düşünülebilirdi. Şiddetli Esinti Kuşuna gelince, o bir göksel kaynak canavarıydı ve tüm Mavi Rüzgar İmparatorluğunda ondan bir taneye sahip olan çok az kişi vardı. Şiddetli Esinti Kuşu, Şiddetli Fırtına Şahini kadar hızlıydı ve bunun dışında ondan çok daha dayanıklıydı. Ancak o bir Yeryüzü Kaynak Canavarı olduğu için bırakın onu eğitip sözleşme yapmayı onu canlı yakalamak bile çok zor bir şeydi.

Muhtemelen sadece çok güçlü büyük tarikatlar Şiddetli Esinti Kuşuna sahip olabilirdi.

Genellikle, kaynak canavarları insan ırkının bölgesine girmezdi. Ama bugün bir Şiddetli Esinti Kuşu gerekten Mavi Rüzgar İmparatorluğunun gökyüzünde uçuyordu ve açıkça bir kişi tarafından kontrol ediliyordu. Herkes teker teker kafasını kaldırdı ve şaşkınlıkla son derece nadir kaynak canavarını izledi...ve izleyenlere Yanan Cennet Klanından gelen insanlar da dahildi.

Şiddetli Esinti Kuşu uçarak giderek onlara yaklaştı ve büyük kalabalığın tam üzerine anında geldi. Onun üzerinden zifiri karanlık bir insan figirü düşünce insanlar şaşkınlıktan bağırdı...Daha sonra Şiddetli Esinti Kuşu uzun bir haykırış attı ve yönünü değiştirerek Cennetsel Kılıç Villasına doğru yöneldi.

"Bi....Birisi düşüyor!!"

"Bu düşmek değil. Birisi canavardan atladı! Bu kadar yükseklikten atladı....o ölmekten korkmuyor mu?!"

"Saçmalık! Şiddetli Esinti Kuşunu kontrol edebilen biri nasıl normal birisi olabilir? Bu kadar yüksekten atlamak onun için hiçbir şeydir."

"Çabuk....hadi yoldan çekilin!"

Siyah figür son derece hızlı bir şekilde aşağı doğru düştü ve yolun yarısındayken elinde ışık ışınları parladı. Anında şaşırtıcı derecede büyük bir kılıç ellerinde belirdi ve ardından bir dağ kadar ağır olan baskılayıcı bir kuvvet gökyüzünden aşağı dökülerek tüm alanı sardı. Büyük kılıç ortaya çıktığında düşen figürün düşüş hızı da arttı ve ardından Yanan Cennet Klanının alayının önüne sert bir şekilde indi.

Boom!!!

(Ç.N: Bu bir kuş, bu bir uçak, bu bir füze....hayır bu Uçan Adam Sabri!! Yok yanlış oldu...Bu Uçan Yun Che!!!" )(bence o bir under dog)

Hiç şüphesiz gökyüzünden düşen sadece tek bir kişiydi ama yine de kulak delici bir patlama sesi oluşmuştu. Yüksek sesin ortasında geniş bir alan anında parçalandı ve kırık taşlar ile toz gökyüzünü doldurdu. Daha sonra zemin aniden titredi ve en uzunu onlarca metre olan sayısız çatlak çevreye doğru yayıldı.

Tüm bu olayın aksine düşen kişi....açıkça gökyüzünden yeryüzüne atılmış devasa bir kayayı andırıyordu!!

-------------ÇEVİRMEN NOTU------------

Geldi bizim başrol. Gazamız mübarek olsun :D

Yun Che neler yapacak? Tepkiler nasıl olacak? Kim neler yapacak? Cang Yue, Yun Che'yi görünce ne diyecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin..


Yorum Yap "ATG 301 - GÖKYÜZÜNDEN DÜŞMEK"