Otto Von Bismark Günceli

ATG 30

Eylül 01, 2016

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


Kargaşa (9)
Çeviri için Useless, düzenleme için Aoi Shuu, kontrol, edit için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Xiao Yulong’nin sözleri Xiao Lie’nin tüm bedeninin titremesine yol açmıştı.

Xiao Yulong’nin uğursuz gülüşüne bakınca nasıl o gün oğlunun mezarının önünde ki mırıldandığı şeyleri duyduğunu fark etmemiş olsun.

Xiao Yulong’nin söylediği sözler yüzünden çevrede ki kalabalık anında kargaşa çıkmıştı. Herkesin ağızları sonuna kadar açılmıştı ve Xiao Lie’nin ifadesine baktıklarında kalplerinde ki şaşkınlık birkaç kez artmıştı. Ayrıca tartışma sesleri de artmıştı.

Xiao Che büyükbabasının verdiği tepkiye bakınca olduğu yerde şaşkına döndü. Xiao Lingxi de donuk bir ifadeyle babasına boş boş bakıyordu.

“Yulong! Ne demek istiyorsun?” Xiao Yunhai ciddiyetle sorarken kaşlarını çattı.

Xiao Yulong yana döndü ve saygılı bir şekilde yanıtladı. “birkaç gün önce atalarıma saygılarımı sunmak için mezarlığa gittiğimde tesadüfen beşinci büyükle karşılaştım. O anda beşinci büyük oğlu Xiao Ying’nin mezarının önünde kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu… Ama ben açıkça dediklerini duydum. O Xiao Che’nin Xiao Ying’nin biyolojik oğlu olmadığını söyledi.”

Xiao Yulong’nun sözleri ve Xiao Lie’nin tepkisine bakınca kalabalık gerçeği tahmin edebiliyordu ama şimdi açıkça duyurduğu için bu sanki ani bir yıldırım çarpması duymak gibi olmuştu. Xiao Klanında ki herkes şaşkındı. Xiao Lie’ye daha yakın olanların gözleri daha fazla geniş ve yüzleri güvensizlikle doluydu.

“Bu…” Xiao Yunhai’nin de yüzü tamamen şoka girmiş gibiydi. Ciddiyetle “Yulong! Bu soyumuzu ilgilendiren büyük bir mesele bu konuda kesinlikle dikkatsizce konuşamazsın.” Dedi.

Xiao Yulong düz bir şekilde cevapladı. ” Tabi ki. Böyle büyük bir meselede yalan söylemeye cesaret edemem. Gerçeğe gelince beşinci büyüğe sormamız yeterli değil mi? Beşinci büyük ne dediğimi açıkça duydunuz. Vicdanınız rahatsa ve Xiao Che’de gerçekten sizin biyolojik torununuzsa o zaman oğlunuzun namusu ve şerefi üzerine yemin etmeye cesaret edebilir misiniz?

Herkesin bakışı Xiao Lie üzerinde yoğunlaşmıştı. O hiç bir şey yapmadan yüzündeki acı ifade ile kaskatı dikiliyordu. Uzunca bir süre açıklama yapmak için tek bir kelime bile etmedi… Oğlu Xiao Ying onun hayatının en büyük gurur kaynağıydı ve ölse bile onun şerefini lekeleyecek bir şeye yemin edemezdi.

Xiao Che ağzını açtı ama bir şey diyemedi. Göğsünde ki ağır ve boğucu bir duygu tüm vücuduna yayılıyordu.

“Baba nasıl küçük Che senin biyolojik torunun olmaz… Baba hızlıca bir şey söyle. Hızlıca onlara bir şey söyle.” Xiao Lingxi çok korkmuş bir ses tonuyla bağırarak şiddetli bir şekilde Xiao Lie’nin bedenini salladı.

Ama Xiao Lie sanki bir heykele dönmüş gibi uzun süre bir şey demedi. İfadesi dermansız gibiydi ve sanki göz açıp kapayıncaya kadar onlarca yaş yaşlanmıştı.

“Beşinci büyük bunlar ne demek? Yulong’un söyledikleri doğru mu?” Xiao Yunhai tedirgin bir şekilde sordu.

Xiao Lie yavaşça başını kaldırdı ve derin bir nefes aldı. Xiao Yulong onu oğlu üzerine yemin ettirmeye zorluyordu… ama bu ne olursa olsun yapamayacağı bir şeydi. Bu nedenle 16 yıldır gizli kalmış konu artık daha fazla gizli kalmayacaktı. Aslında o bunun ölene kadar yayılmayacağını düşünüyordu ama bu sır tahmin bile edilemez bir zamanda bu kadar kişinin önünde acımasızca ortaya çıkmıştı.

Xiao Lie ifadesiyle bunu üstü kapalı olarak çoktan kabul etmişti. Öyle olmasaydı tereddüt etmeden çoktan yemin eder ve Yulong’un çenesini kapatırdı. Xiao klanında ki herkes hayrete düşmüştü. Xia Qingyue bile serseme dönmüştü. Sessizce etrafta duran Xia Hongyi şoka girmiş gibiydi. Xiao Che Xiao Ying’nin oğlu değil miydi? Bu nasıl olabilirdi?

“Büyükbaba…”

Xiao Che Xiao Lie’nin önüne yürüdü ve her attığı adım kıyaslanamayacak bir şekilde ağırdı. Onun yaşlı yüzüne baktığında Xiao Che kalbinde acı bir patlama hissetti. Sakin kalmak için elinden geleni yaparak usulca “Büyükbaba… Bu… Doğru mu?” Dedi.

Xiao Lie kafasını indirip Xiao Che’ye baktı. Acı bir şekilde gülümsedi ve “Her ne kadar biyolojik torunum olmasan da bunca yıl seni hep öz torunum gibi büyüttüm.” Dedi.

Önceki sessizliği ve şimdiki cümlesi her şeyi onaylamıştı.

Tüm Xiao Klanı anında bir kargaşaya girmişti. Bu haber daha önce duydukları her şeyden daha şok ediciydi.

Xiao Che sanki ruhunu kaybetmiş gibi bir şey demeden uzun bir süre ifadesiz bir şekilde durdu. Xiao Lingxi de şaşkındı. Kafasını öfkeyle sallayarak babasının yanına gitti ve tedirgin bir şekilde “Baba ne diyorsun… Küçük Che küçüklüğünden beri benimle büyüdü ve o abim Xiao Ying’nin biyolojik oğlu. Nasıl o senin öz torunun olmaz. Şaka yapıyor olmalısın değil mi?” Dedi.

Birisi elini uzatıp Xiao Lingxi’nin elini tuttu. Xiao Che’nin ifadesi normale dönmüştü. Xiao Lingxi’ye baktı ve hafifçe başını salladı daha sonrada basit bir gülümsemeyle “Sorun yok küçük hala. Büyükbabam her zaman benim büyükbabam olacak ve sende her zaman benim küçük halam. Biz her zaman en yakın olacağız yani kan bağımız olup olmaması önemli değil duygularımız asla değişmeyecek. Yani öz oğul olmam gerçekten önemli mi?” Dedi.

“Küçük Che” Xiao Lingxi’nin gözleri anında puslandı.

Diğer tarafta ise Xiao Che’nin büyük “zayıflığını” bulan birkaç tane kızgın köpek çılgınca havlamaya başlamıştı. (Ç.N: en son gülen iyi güler ve ilk havlayan kötü havlar ajksfasfas )

“Sadece gülünç. Gülünç! 16 yıl boyunca klanımız tarafından büyütülen bir genç aslında klanımıza ait biri değilmiş ve yabancı bir kan taşıyan bir piçmiş… Bu Klanımızın tarihi boyunca ki en büyük şaka…” Birinci büyük Xiao Li yüzü tamamen öfkeyle dolmuş gibi kükredi.

“Xiao Lie! Sen bir piçi klanımıza getirdin ve klanımızın onu 16 yıl boyunca büyütmesine izin verdin. Seni nasıl…. Azarlamamızı istiyorsun? Argh!” Üçüncü büyük Xiao Ze ağırca iç çekti.

“Sen onun açıkça bir piç olduğunu biliyordun ve onu yine de klanımızda tutarak bir büyüğün torunu olmanın ayrıcalıklarıyla yaşamasına izin verdin. Xiao Lie sen 16 yıl boyunca klanımıza yalan söyledin. Eğer Yulong şans eseri öğrenmeseydi büyük ihtimal sonsuza kadar senin tarafından aldatılacaktık. Bu zamana kadar aramızda yabancıların kanını taşıyan biri varmış… Xiao Lie bunun ne kadar büyük bir suç olduğunu biliyor musun?” Dördüncü büyük Xiao Cheng gerginlikten dolayı kızaran yüzüyle Xiao Lie’ye baktı ve onu göstererek konuştu.

İkinci büyük Xiao Bo yüksek sesle azarladı. “Xiao Klanının soyundan gelen her gencin ortalamanın üstünde bir yeteneğe sahip olmasına rağmen aniden bir deforme olmuş kaynak damarlı çöpün ortaya çıkmasına şaşmamalı. Meğer 16 yıldır klanımızın büyüttüğü çöp bir piçmiş. Eğer bu yayılırsa klanımız Yüzen Bulut Şehrinin maskarası olmaz mı?”

Sadece 4 büyük değil onlara bağlı orta yaşlı insanlarda Xiao Lie’yi eleştirmeye başlamıştı. Bir an için Xiao Lie çok sayıda sözlü okunun hedefi olmuştu.

“Beşinci büyük… Bu…. Bu… Argh!” Xiao Yunhai’nin yüzü bir dizi renk değiştirdi ve uzun bir süre iç çekti.

“Hehe siz beni gerçekten son derecede eğlenceli bir gösteriye tanık ettiniz. Bu kadar büyük zorluklarla buralara kadar gelmiş Xiao klanının içinde beklenmedik bir şekilde bir piç varmış. Ben bile sizin için utanıyorum.” Xiao Kuangyun ağzını açtı ve sesinde her zaman ki gibi tatsızlık vardı. Xiao Che’ye baktı ve hevesle konuşmaya devam etti. “Bugün Xiao Klanının özel günü klanın üyeleri ve klan tarafından davet edilenler haricinde ki yabancıların burada yeri yok. Xiao klanının lideri ne bekliyorsunuz? Hemen bu piçi dışarı atın ve bir daha da klanın içine bir adım dahi attırmayın.”

“Ahh. Bu…” Xiao Yunhai’nin ifadesi “buna tahammül edemeyiz.” Gibi olsa da biraz tereddütten sonra dişlerini gıcırdatarak Xiao Che’ye baktı ve “Xiao Che beşinci büyük senin onun öz torunu olmadığını itiraf etti. Damarlarında bizim klanımızın kanı yok… Her ne kadar klanımız seni 16 yıl boyunca boşuna büyütse de bu 16 yıl boyunca sen her zaman karanlıktaydın ve senin peşinden bir şey için gelirsek bu bizim küçüklüğümüzü gösterir… Sadece git… hızlıca klanımızı terk et. Bugünden itibaren senin klanımızla ilgin yok ve buraya yeniden bir adım dahi atmaya iznin yok.” Dedi. (Ç.N: Bu dediklerine pişman olacaksınız ama çok geç olcak sonra orkun demedi demeyin sakın.)

Tüm bakışlar yeniden Xiao Che’ye odaklanmıştı ve birçok insan sessizce iç çekmişti. Ancak Xiao Che yalvarmadı ya da kederli bir ifade takınmadı. Xiao Yunhai’nin sözlerini duyduktan sonra yalnızca biraz alaycı bir şekilde gülümsedi ve “Klan lideri ve büyükler rahatsız olmanıza gerek yok. Klanınıza ait olmadığım için ayrılacağım. Hatta şimdi gidiyorum.” Dedi.

Xiao Lie’nin önünde durup gözleri bir süre titredikten sonra sordu.”Büyükbaba eğer senin öz torunun değilsem o zaman benim biyolojik ailem kim?”

Xiao Lie bu soruyu soracağını biliyordu. Gözlerini kapayıp kafasını sallayarak “Bilmiyorum. Xiao Ying seni dışardan almış. O bile senin biyolojik aileni bilmiyordu.” Dedi.

“……” Xiao Lie’nin sallanmasından ve karmaşık ifadesinden Xiao Che bunun samimi bir cevap olmadığını anladı. O doğuşu hakkında ki gerçeği biliyordu ama bu kadar insanın önünde söyleyemiyordu.

*plop* sesiyle birlikte ağırca Xiao Lie’nin önünde diz çöktü ve samimi bir şekilde “Büyükbaba. Her ne kadar senin öz torunun olmasam da sen bana 16 yıl boyunca öz torunundan daha iyi davrandın. Beni büyüttün, eğittin, korudun, benim için sayısız kan ve ter harcadın ve ben bu 16 yılık sevginin karşılığını asla geri ödeyemem. Ben her zaman senin gibi bir büyükbabam olduğu için son derecede şekilde mutluydum. Her ne kadar bugün Xiao Klanının kanını taşımadığımı öğrensem de bundan ne çıkar? Sen benim büyükbabamsın ve bende senin torunun. Her ne kadar kan bağımız olmasa da sevgim daima kalbimde kalacak. Büyükbabam istediği sürece ben her zaman senin torunun olacağım.” Dedi.

Bu sözler herkesin kalbinde bir titreme hissetmesine neden oldu. Xiao Lie’nin gözleri nemlendi ve başıyla onaylarken “güzel.” Dedi. Ardından ellerini Xiao Che’yi kaldırmak için uzattı. (Ç.N: Diz çökmüştü ya )

Ancak Xiao Che ellerinden kaçarak eğildi ve Xiao Lie’ye doğru 3 kez secde etti. (Ç.N: Çinlilerin olayını biliyorsunuz ondan yaptı işte 😀 )

Xiao Che kalktığından alnı küçük yaralarla kaplıydı. Ancak gülüşü sonbahar rüzgarı gibi nazik ve sakinleştiriciydi. Vücudunu döndürüp kapıya doğru yürüdü. Gitmek istemiyordu… büyükbabası ve halası burada olduğundan hala kendi hayatını kullanarak onları korumak istiyordu… ama gitmeliydi yoksa halası ve büyükbabası büyük bir pisliğe sürüklenecekti. Ne kadar kalmak istese de ayrılmaya zorlanıyordu.

“Küçük Che…”

Xiao Lingxi’nin hıçkırarak ağlaması arkadan duyulduğunda Xiao Che’nin adımları biraz duraksadı ama sonradan yürümeye devam etti. Arkasına bakmadı ve tereddüt etmeden kapıya doğru yürüdü. Kimse onun sessiz ve sakin ifadesinin altına gizlenmiş kızgınlık, öfke ve öldürme arzusu olduğunu bilmiyordu.

O son derece de akıllı ve kurnazdı ama gücü yoktu… Gücü olmadan mücadele edemezdi halasını ve büyükbabasını koruyamazdı. Ayrılmaktan başka bir şansı yoktu.

Yeniden doğduğu günden beri güç kazanmak istemişti ve güçte insanların her zaman içgüdüsel olarak peşinde olduğu şeydi. Şuan da eski günlere göre muazzam bir güce olan susuzluğu yüz kat daha fazlaydı ve bin kat daha yoğun olduğu söylenebilirdi.

O çok büyük bir güç kazanıp büyükbabası ve küçük halasının tüm utancını silmek ve onları korumak istiyordu. Ayrıca bugün çirkin yüzlerini ortaya çıkaran insanları pişman etmek istiyordu. Xiao Kuangyun’nin cesedi bile bulunamayacak şekilde ölmesini istiyordu. Ve ayrıca tüm Xiao Klanının inanılmaz bir bedel ödemesini istiyordu.

“Lütfen büyükbabam ve küçük halamı güvende tut. Sana yalvarıyorum…”

Xia Qingyue’nin yanından geçerken Xiao Che sadece onun duyabileceği bir sesle konuştu.

Gizem ve kibirle taşan bu adam bunu söylediğinde gözlerinde umutsuz bir yardım yakarışı vardı. Belki de tüm hayatı boyunca başka kimseye yalvarmamıştı. Onun bu yaptığı şey tamamen kalp burkuyordu. Xia Qingyue’nin kalbi ağırca titredi ve beklenmedik bir şekilde boğulma duygusu hissetti. İstemsiz ve yavaşça kafasıyla onaylamasına engel olamadı.

—————————ÇEVİRMEN NOTU———————-

Devam beyler 😀 daha yeni başladık biliyorsunuz 😀


Xia Qingyue onları koruyacak mı? Xiao Che’ye ne olacak? Xiao Che xiao klanından değilse evliliklerine ne olacak? Xia Qingyue’nin babası ne yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "ATG 30"