Tankların Tarihi Günceli

ATG 3

Eylül 01, 2016


Evlen Benimle
Çeviri için Avare, kontrol / düzenleme için Bora arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

“Ahh!!”

Xiao Lingxi haykırdı ve korkmuş bir tavşan gibi geriye sıçradı. Gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açılırken parmakları uyuşmuş dudaklarına dokundu ve yüzünden ense köküne kadar bir kırmızılık yayıldı: “Sen… Sen… Beni yine öptün!!”

“Her zamanki gibi aynı tepkin var.” Masum Xiao Che, yüzünden kalbi kırılmış olduğu anlaşılıyordu: “Biz küçükken, her zaman senin gözde Öp Öp oyununu oynardık. Bu günlerde, seni ne zaman öpmeye çalışsam şoka giriyorsun.”

“Sen-sen-sen… Onun biz çocukken olduğunu biliyorsun!” Xiao Linxi’nin yüzü kırmızı bir gülün rengine boyandı: “Biz, şimdi yetişkiniz ve amaçsızca takılmayı göze alamayız! Senin… Senin yakında bir karın olacak! Gelecekte sadece karını öpebilirsin!”

“Neden…”

“Çünkü ben senin halanım!” Xiao Lingxi, nefesi bittiği gibi ayağını yere vurdu.

“Öyleyse… Seni öpmek istiyorsam ne yapmalıyım?” Haylaz bir şekilde gülerken, Xiao Che elini çenesinin altına koydu.

“O zaman… Benimle evlenmelisin!” Xiao Lingxi, sinir içinde burnunu kıvırdı.

“Hey! Sen benim halamsın, seninle nasıl evlenebilirim…” Xiao Che gözlerini irileştirdiği gibi sesi kısık bir şekilde söyledi.

“Sen bile bunu biliyorsun!” Eğer başka bir öpücük çalmaya cüret edersen, karının haberi olmasını sağlarım ve seni onun ele almasına izin veririm. Hmph hmph! Xiao Lingxi, burnu havada, muzaffer bir şekilde baktı.

Xiao Hong’un sesi bir kez daha dışarıdan geldi: “Genç efendi, hazır mısın? Gelini gidip almanın zamanı yaklaştı.”

“Evet, şimdi dışarı geliyorum.” Xiao Che şu anki dış görünüşüne baktı ve çıkmaya hazırlandı. İki adım sonra, Xiao Lingxi elini yakaladı ve ciddi bir ifade ile: “Xiao Che! Ayrılmadan önce, dünkü yaptığımız sözü tekrarla, kelime kelime ya da gitmene izin veremem.”

Dünkü söz? Xiao Che bir süre düşündü ve demeden duramadı: “Tamamdır… Xiao Qingyue ile evliliğe girdikten sonra, karım olduğu için küçük halayı unutmayacağım. Küçük hala ile aynı zamanı harcayacağım, küçük halanın çağrılarını dinleyeceğim ve önceki gibi çağrıldığımda yanına varacağım… Bir kelime unuttuğumu sanmıyorum.”

“Huehue, ne iyi bir çocuk.” Xiao Lingxi nazikçe gülümsedi ama Xiao Che’nin elini bırakmadı: “Fakat bugün başka bir tane daha ekliyoruz, dünkü unuttuğumu… Xia Qingyue karın olmak üzere olsa da, kalbinde benden ağır basamaz! Tekrarla bunu şimdi, acele acele acele!”

Xiao Che, onun güzel gözlerine baktı ve: “Eğer beni öpersen, bu sözü vereceğim.” dedi.

“O zaman… Evlen benimle?”

“……” Xiao Che yenilmişti.

“Genç efendi, daha hazır değil misin? Hayırlı zamanı geçirmek yasaktır.” Xiao Hong’un ivedi sesi dışarıdan yine geldi.

Xiao Che elini kapıya koydu ama açmak için itmemişti daha. Fısıldadı: “Benim kalbimde, çoktan bir numara olduğundan o sözü veremem. Eğer yüz tane Xia Qingyue olsa bile, sana yetişemez. Sen, yeri doldurulamazsın.”

Sesi soldukça, kapıyı itip açtı ve oradan ayrıldı.

Xiao Lingxi hareketsiz durdu, bir süre yerinde donmuştu. Dudaklarının kenarında bir yay oluştu ve ardından neşeli bir şekilde, sanki gözde şekerlemesi kendisine verilen bir kız gibi, tüydü.

Xiao Che odadan çıktığında, görkemli düğün takımı kendisini bekliyordu. Xiao Hong nazikçe gülümsedi ona: “Genç efendi, lütfen ata bin. Yolda, seni sahip olduğum her şey ile koruyor olacağım… Ama tabi ki, bugün genç efendinin büyük günü. Sadece iyi şeyler bekliyor olacağı için o kadar fazla endişelenmemeliyim.”

“Teşekkürler, Hong Dede.” Xiao Che Xiao Hong’a gülümsedi ve ata bindi. Solundan aniden kibar bir ses geldi:

“Görünüşe göre tam vaktinde geldim. Xiao Che kardeş gelini almaya şimdi mi gidiyor? Selamlar.”

“Xiao Che’nin kaşları o sese karşı hafifçe çattı ve yanında yavaşça yürüyen iki genç adam gördü.”
Konuşan kişi, orta kalıpta, yirmi yaşında bir genç adamdı. Şık olduğu gibi yakışıklı biriydi. Ferahlatıcı yüzünün yanı sıra gözleri billur gibiydi ve parlak bir gülümseme takınmıştı. Arkasında daha zayıf bir adam vardı. Ayak sesi konuşanın hemen arkasından aceleyle takip ediyordu.

Onları izleyerek, Xiao Che gülümsedi: “Oh Yulong kardeş ve Xiao Yang kardeş değil mi, bu yolculuğu özellikle beni yolcu etmek için mi yaptınız?”

Xiao Yulong Xiao klanının liderinin oğlu. Yirmi yaşında, görünüşünden ayrı olarak, yeteneği, konuşma biçimi ve bilgeliği Xiao klanı içerisindeki genç nesilde zirvedeydi. Kaynak gücü şu anda üçüncü seviyeye ulaştı. Babası, Xiao Yunhai’nin gururu ve neşesi ve ayrıca Xiao klanının gelecek umudu. Eğer hiçbir kaza olmazsa bir sonraki lider o olacağı için klanın onun üzerinde büyük beklentileri var. Birçok iyi özelliği var ama hiçbir zaman ukala olmamıştı. O, herkese nazik ve kibar olan biriydi. Herkesin gözünde özürlü olan Xiao Che’ye karşı bile. Xiao Che ile asla dalga geçmemişti dahası nazik olduğu gibi kibardı da. Sadece o da değil, Xiao Che’nin hasarlı Kaynak Damar sorunu ile ne zaman yüzleşse sık sık kaygı belirtileri ifade ediyordu.

Xiao Che her zaman Yulong’u seviyordu. Ona hayran oluyordu ve Yulong’un nazikliğini takdir ediyordu… Tabi ki, bu hisler önceki Xiao Che’den geliyordu.

Xiao Yulong’un arkasında kişinin kimliği de ayrıca o kadar basit değildi. O, sadece basit bir Xiao klanı öğrencisi değildi; 2. Elder’in en genç torunu, Xiao Yang idi. On dokuz yaşında, İlk Kaynak Âleminin 9. seviyesinde. Küçük bir çocuk olduğu zamandan beri, her zaman etrafta Xiao Yulong’u takip etti ve onun her sözünü dinledi. Fakat o, Xiao Che’ye Xiao Yulong’a olduğu kadar nazik değildi. Her ikisi de Elderlerin torunları olmasına rağmen, o asla Xiao Che’yi umursamadı. Ne zaman Xiao Che konuşma başlatmaya çalışsa, ya görmezlikten gelir ya da burnu havada bir şekilde karşılık verirdi.

Xiao klan Elder’inin torunu olarak, sadece kendi evinin olması yetmezmiş gibi ayrıca ayrı küçük bir bahçesi de vardı. Xiao Lie’nin torunu olması bir yana, halası Xiao Lingxi ve en iyi arkadaşı dışında sadece birkaç kişi ziyarete gelmişti aslında. Bu arada, Xiao Yulong, Xiao Yang ile beraber kendisinin evlenme yolculuğuna gitmesini izleme amacıyla gelmişti.

“Haha, tabi ki de.” Xiao Yulong candan bir kahkaha ile yaklaştı ve dedi ki: “Bugün evlendiğin kişi, bizim Yüzen Bulut Şehri’mizin bir numaralı en parlak cevheri. Bu sadece bizin Xiao klanımızın büyük olayı değil ayrıca bizim Yüzen Bulut Şehri’mizin büyük olayı. Bu hazine ile evlenme şansın olduğundan, buradaki kardeşin senin için çok mutlu. Tabi ki, ben de ayrıca gıpta eden ve utanmış biriyim. Hahahaha.”

Diğer bir yandan Xiao Che de kahkaha attı: “Yulong kardeş böyle bir komik şaka söylüyor. Yulong kardeşin hüneri ile Yüzen Bulut Şehri’nin kadın nüfusunun hepsi senin seçmen için.”

“Genç efendi, gitmemiz lazım.” Xiao Hong uyardı.

“Xiao Che kardeş, acele et. Yüzen Bulut Şehri’nin en parlak cevherini nefes keser bir biçimde Xiao klanına getirmeni istekle bekliyoruz.” Xiao Yulong yüzünde gülümsemeyle konuşuyordu.

Xiao Che kafasını salladı ve hemen sıkı bir biçimde oturdu. Düğün refakatçi takımı dövülen davullar ve çan sesleri eşliğinde bahçeden direk Xia klanının evine doğru at bindiler.

Xiao Che görüş alanından çıkar çıkmaz, Xiao Yulong’un gülümsemesi dondu ve karanlıklaştı. Aniden çevresinde döndü ve Xiao Yan’ı yüzünden şiddetlice tokatladı. Kısık bir seste tısladı: “İçler acısı!”

Xiao Yulong’un tokatı tam isabetti ve Xiao Yang’ın sol yanağı şişmeye başladı. Xiao Yulong’un ayağının dibinde sürünerek ilerlemeye çalıştı ve ürkekçe konuştu: “Ben… Ben kesinlikle Katleden Kalp Tozunu içine attım ve yığıldığının onay mesajını aldım… Ben… Ben de burada ne döndüğünü bilmiyorum…”

“Hmph!” Xiao Yulong’un kaşları çattı ve yüzü çarpıklaştı. “Dr. Seto’nun bile tedavisinin olmadığı zehri elde etmek için o kadar fazla para harcadım ama sen hepsinin içine ettin! Söyleme sakın, Xia Qingyue’nin o defolu mal, Xiao Che ile evlenmesini şahsen görmek mi istiyorsun?”

“Patron, o çocuk daha demin ayrıldı. Düğün yolunda bir şansımız daha olacaktır… Görülme korkusundan dolayı bunu şahsen halledemeyiz olmamıza rağmen, Yuwen klanı ve diğerlerinden bir direniş ordusunu teşvik edebiliriz. Xia Qingyue’i çok isteyen başka asil erkekler var. Sadece insanların Xia Qingyue ile Xiao Che ile evliliğini konuşmalarını dinlemek bile dişlerini gıcırdatmaya yetiyor. Onları birazcık cesaretlendirirsek ve birlik çıkarsak, belki halledebiliriz…”

“Eğer o kadar basit olsaydı, neden Katleden Kalp Tozunu almak için o kadar zaman harcadım ben!” Xiao Yulong soğukça Xiao Yang’ın sözünü kesti ve devam etti: “Xiao beş para etmezsin teki ama dedesi Ruhsal Kaynak Âleminin onuncu seviyesinde. Kim onu gücendirmeye cüret edebilir ki? Ayrıca, Xia Qingyue’nin babası bu evliliğe hiçbir suretle karşı çıkmadı. Kim Xia klanını ve Xiao Che’yi açıkça gücendirmeye cesaret edebilir? Hatta Yuwen klanının erkekleri Şehir Başı’nın erkekleri ile grup olsalar bile, aileleri kesinlikle onların herhangi bir şey yapmasına engel olur… Ve o yaşlı piç Xiao Hong’un ona bizzat eşlik ettiğini görmedin mi? O etraftayken, herhangi bir sorun nasıl başlayabilir?”

Konuşurken, Xiao Yulong ellerini sıktı. Ansızın havada kemiklerin yerinden çıkma sesleri duyuldu. Xia Qingyue’yi ilk gördüğü zaman, bir meleğe denk geldiğini düşünmüştü ve çoktan kaybetmişti. O zamandan sonra, bu ömür boyunca Xia Qingyue’yi kendi kadını yapmaya ant içmişti.

Ama Xia Qingyue fiilen, Xiao klanının en hakir görüleni Xiao Che ile evlenecekti! Nasıl olurda gönül hoşluğu ile bunu kabul edebilir!

“Patron, aslında… Aslında o kadar endişelenmene gerek yoktur.” Xiao Yang Xiao Yulong’un yüz ifadesine göz attı ve dikkatlice konuştu: “Bunu bir düşün, Yüzen Bulut Şehri’ndeki herhangi bir yetenekliye bir göz atmaya bile zahmet etmeyen Xia Qingyue’nin mizacı ile o Xiao Che çocuğunu hiç sever mi sence? Xiao Che ile evlenmesinin tek nedeni on altı yıl önce yapılmış olan bir anlaşma yüzünden. Eğer aileye evlenirse, Xiao Che için ona parmağını dokundurması bile kesinlikle imkânsız… Bizim Xiao klanımıza girdikten sonra, patronun onunla buluşma olasılığı büyük oranda artacaktır. Beş para etmez Xiao Che, Patronun doğal yakışıklılığı ve yeteneği ile kıyaslanamaz. Bir süre sonra, nasıl olur da o Xia Qingyue etkilenmez? O zamana kadar…”

Xiao Yang’ın sözlerini dinleyerek, ince gözleri kısılırken Xiao Yulong’un kasvetli kaş çatması gerinmeye başladı. Parmağı ile burnunun ucuna dokundu ve fısıldadı: “Oldukça mantıklı bir noktaya değindin… Görünüşe göre o defolu malı ölümüne zehirleyememek, diğer bir yandan iyi bir şey olabilir.”

Yorum Yap "ATG 3"