Otto Von Bismark Günceli

ATG 298 - DAĞILAN RUH

Eylül 15, 2016


ATG 298 - DAĞILAN RUH

"Gel, kaynak kulpunu serbest bırakmayı dene. Kaynak Kulpun uyandığında doğal olarak nasıl kullanıldığını anlayacaksın." Yun Canghai sırıtarak konuştu.

Yun Che başıyla onayladı. Gerçekten de Kaynak Kulpu uyandığı an ruhunun iinde başka bir ruh bağlantısı ortaya çıktı....ve Kaynak Kulpunun getirdiği ruh bağlantısı ona hiç yabancılık hissettirmeyen bir güçtü. Aslında bu bedeninin içindeki yeni bir organ gibiydi. Onu hareket ettirmek istediğinde sol kolunun üzerinde kırmızı bir ışık yandı. Ardından koyu kırmızı ışık sessizce dışarı doğru uçtu ve bedeninin çevresinde süzüldü. İsteğinin ardından Ejderha Kusurunun şekline dönüştü...Renk farkı dışında onun dış görünüşü Ejderha Kusurunun aynısıydı.

Bedeninin yanında Kaynak Kulpunu görünce her ne kadar gücü dedesinden çok uzakta olsa da Yun Che'nin kalbinde tarif edilemeyecek bir şekilde heyecan duygusu ortaya çıktı. Onun ifadesini izleyen Yun Canghai memnun bir şekilde gülümsedi. "Duygularına inan. Bu sadece senin gücün değil ayrıca bedeninin ve ruhunun bir parçası. Her ne kadar bu Kaynak Kulpları arasında en düşük sınıfta olsa da kırmızı renginde kendine özel faydaları var. Benzer bir şekilde Kaynak Kulpunun gücü Kaynak Kulpunun sahibinin bedeninden ortaya çıkar yani serbest kaldığında kaynak enerjisi ve mental enerji tüketimi hızını arttırır. Kaynak Kulpu güçlü oldukça tüketim hızı da artar. Sonuç olarak kırmızı kaynak kulpu tüketim açısından en düşüğüdür."

(Ç.N: Teselli etmeye çalışan dede vol 1 :D )

Yun Canghai'nin sözleri doğal olarak sadece rahatlatıcı sözlerdi. En düşük seviye Kaynak Kulpunun sözde 'avantajı' sadece son derece gülünç olarak düşünülebilirdi. Kırmızı kaynak kulpu Yun Che'nin isteğinin altında sayısız şekle girdi.Yun Canghai devam etti. "Kaynak Kulpu sadece bir özel bir güç formu değil. O ayrıca saf ruh formu olabilir ve rakibinin ruhunu istila edebilir ya da ruhsal saldırılar yapabilir."

"Ruhsal saldırılar mı?" Yun Che şaşırdı. Ardından isteğini hızlı bir şekilde odakladı ve neredeyse anında Kaynak Kulpu tamamen izsiz ve biçimsiz saf bir ruh haline dönüşecek kadar değişti.

Bir kez daha Kaynak Kulpunun kudreti ve gizemliliği Yun Che'nin beklentilerini aşmıştı. Daha sonra sanki bir şey düşünmüş gibi kalbi titredi.

"Heheheheh..." Yun Che'nin yeni uyanmış olan Kaynak Kulpunu kullanırken yüzünde oluşan aralıksız heyecanı izlerken Yun Canghai kafasıyla aralıksız olarak onayladı ve küçüklüğünde kaynak kulpunu uyandırdığı zamanı düşündü. O gülümserken görüş alanı yavaş yavaş bulanıklaştı. O bir zamanlar çok güçlü ve gururluydu. O her şeye yukardan bakmaya kapasitesi olan biriydi. O 'İmparatordan' sonra gelen 'kraldı' yine de şu an böyle sefil ve kötü bir durumdaydı. Oğlu onu kurtarmaya çalışırken zarar görmüştü ve onun hala hayatta olup olmadığı hakkında bir fikri yoktu. Torununu istemeden böyle bir abise çekmişti. ..Torunu 19 yaşındaydı yine de bugüne kadar o dedelik sorumluluklarını yerine getirmemişti. Yapabildiği tek şey kendi kök gücünü harcamak ve onun Kaynak Kulpunun daha erken uyanmasına yardım etmekti.

Son yüz yıldır o yalnızlık ve zorluk çekmiş, sıkıntı ve aşağılamaya maruz kalmıştı yine de başlangıçtan beri asla ölmek istememişti. O İblis İmparatoru için bu kadar önemli olan bu eşyanın kaybolmasını istemiyordu ve dahası herhangi bir katkı sağlamada burada ölmek istemiyordu.

Yine de bugün önemli eşyayı torununa emanet etmişti. O sonunda sefil hayatını biraz değer ile sonlandırabilirdi...

(Ç.N: Dede sen hayırdır? )

"Che'er gel buraya."

Yun Che kaynak kulpunu geri çekti ve Yun Canghai'nin önüne yürüdü.

"Daha önce İblis İmparatoru aramak için Hayali İblis Ülkesinden ayrıldığımda ailenin büyük yükünü geçici olarak babana verdim ama ona muazzam büyüklükte bir sırrı söylemedim. Sadece İblis İmparatorun soyu ve benim Yun ailem bu sırrı biliyor. Ayrıca bu sır İblis İmparator ya da Yun ailesini lideri tarafından sözlü olarak gelece nesillere geçer ve kesinlikle başkası bilemez. Eğer İblis İmparator gerçekten öldüyse bu sırrı bilen bu dünyada sadece benim. Ben burada kaldığımdan dolayı bir kez daha asla gün ışığı göremeyeceğim. Sadece sen bunu başarabilirsin....Che'er kulağını bana yaklaştır."

(Ç.N: Geldi efsanevi büyüklükteki muazzam sır :D )

Burada sadece dede torun vardı ve başkasının onları konuşurken duyması imkansızdı. AMa Yun Canghai son derece dikkatliydi bu yüzden bu sırrın ne kadar önemli olduğu anlaşılabiliyordu. Yun Che daha fazla bir şey demedi ve dedesinin isteğini gerçekleştirip yaklaştı. Ardından Yun Canghai son derece yumuşak bir sesle onun kulaklarına bir şeyler söyledi.

"Ah? Bu gerçek mi?" Yun Canghai'nin sözlerini duyduktan sonra Yun Che son derece ürkmüş bir ifade ortaya çıkardı.

"Bu sorun tüm Hayali İblis Ülkesinin geleceğini ilgilendiriyor. Bunu kalbinde tutmalısın ve şu anda Hayali İblis Ülkesini yöneten Küçük İblis İmparatoriçesine haber vermelisin. Ayrıca bunu kesinlikle başkasının bilmesine izin vermemelisin."

(Ç.N: O kadar büyük bir sır ki bu size bile söylemedi :D Merak edin etmek iyidir :D :D :D )

Yun Che başıyla onayladı. "Ben büyükbabamın sözlerini kalbimde hatırlayacağım. Büyükbaba senin bu kadar karamsar olmana gerek yok. Biz kesinlikle buradan çıkmak için bir yol bulacağız. Ben dikkatli bir şekilde bu sırrı saklayacağım ama Küçük İblis İmparatoriçesine haber verme konusunda bunu benim yapmam gerekmiyor. Eğer büyükbabam bunu bizzat yaparsa bu en iyisi olur."

"Ha ha ha ha!" Yun Canghai memnuniyet ile birlikte güldü. "Bu sözleri duyduğum için çok mutluyum. Benim Yun ailem sana 19 yıl borçlu ve burada kapalı kalmana neden olan da Büyükbaban yine de sen biraz bile şikayet etmiyorsun. Sen sadece beni büyükbaban olarak kabul etmedin ayrıca benimle ilgilendin... Böyle bir toruna sahip olduğum için benim Yun ailem gerçekten şanslı ve bu ayrıca ben, Yun Canghai'nin bu yüz yıllık soğuklukta cennetten aldığım en büyük tazminat. Ben ayrıca eğer bir gün öz ailen ile karşılaşırsan onları seni iyi koruyamadıkları için kesinlikle suçlamayacağına inanıyorum. Her ne kadar bedenin kalın bir öldürme niyeti taşıyor olsa da iç yaradılışın nazik. Görünüşe göre seni büyüten Büyükbaban Xiao iyi huylu bir insanmış."

Yun Che hafifçe başıyla onayladı. "O.....çok asil bir büyükbaba."

Yun Canghai yukarı baktı ve kederli bir şekilde konuştu. "Ben gerçekten ona bizzat teşekkür etmek istiyorum. Yaşadığım yüzlerce yılda daha önce başka birisine asla bu kadar minnettar olmadım....Che'er daha önceki sözlerimi hatırla. Onun seni büyüterek gösterdiği iyiliği ödemek için ona senin öz büyükbabanmış gibi davranmalısın."

Yun Che tekrar tekrar başıyla onayladı.

"Pekala....ben yoruldum ve bir süre dinlenmem gerek. Bariyerin dışına git ve yeni uyanmış Kaynak Kulpuna bir süre çalış. Sadece çalışarak onun sonsuz inceliklerini kavrayabilirsin." Yun Canghai konuşurken gözlerini kapadı.

"Peki büyükbaba." Yun Che başıyla onayladı ve bariyerin dışına çıktı. Kaynak Kulpunu uyandırmak için görünüşe göre Yun Canghai son derece büyük miktarda enerji harcamıştı. O konuşurken tüm zaman boyunca nefes nefeseydi.

Bariyerin dışına çıktından sonra Yun Che oturdu. Gözlerini kapadı ama yine de Kaynak Kulpunu düşünmedi bunun yerine bu yerden nasıl çıkacağını düşündü.

Yun Canghai Cennetin Cezası Kılıcı ve Gök Taşı Zinciri ile bağlanmıştı. Bir kez Yun Che Gök Taşı Zincirine Ejderha Kusuru ile saldırmayı denemişti ama biraz bile hasara neden olamamıştı.

Jasmine daha önce ona Cennetin Cezası Kılıcının Yun Canghai'nin kalbi ve ruhuyla bağlanmış olan bastırıcı bir güç olduğunu söylemişti. Yun Canghai ölmediği sürece bu bastırıcı güç her zaman var olacaktı. Benzer bir şekilde o ölürse bu güç de kaybolacaktı. Bu yüzden daha önce Yun Canghai'yi öldürmek için çok kararlıydı. Ama şimdi onun büyükbabası öldürdüğünü biliyordu bu yüzden kesinlikle ona karşı bir şey yapamazdı. Bu durumda eğer kendi başına ayrılmak isterse...

…………

Yun Che gözlerini zorla açtı ve beyni sanki elektrik akımı tarafından delinmiş gibi hissetti.

Yun Canghai'nin buradan çıkmak için bir yönteminin olması imkansızdı aksi halde o burada yüz yıl kapalı kalmazdı. Yun Canghai'yi öldürmekten başka çıkma yolu yoktu...Anca onun Yun Canghai'ye saldıramayacağı gerçeği Yun Canghai'nin onu serbest bırakmak adına kendini öldürmeyeceği anlamına gelmiyordu!

(Ç.N: Dedeeeeeeee!!!)

Cennetin Kudretli Ruh Bastırma Formasyonu Yun Che'ye karşı etkisizdi. O zaman Yun Canghai neden onun Kaynak Kulpu ile çalışması için bariyerin dışına gitmesini istemişti?

Ve daha önceki sözlerinde....ona muazzam bir sır vermişti...

"Büyükbaba!!"

Yun Che kükredi. Aniden atladı ve bariyerin içine doğru koşarak anında bariyerin içine girdi ve olduğu yerde dondu.

Yun Canghai'nin kafası göğsünün önünde sallanıyordu. Onun korkmuş çığlıklarına bile cevap vermiyordu ve Yun Che artık onun varlığını hissedemiyordu.

"Büyükbaba.....BÜYÜKBABA!!"

Aniden zihninde ortaya çıkan kabus gibi düşünce aniden gerçekliğe yaklaştı. Yun Che'nin tüm bedeni titredi ve ileri doğru koşarken bir deli gibi Yun Canghai'nin bedeninin önüne atladı.

Yine de karşılaştığı şey Yun Canghai'nin sesi değil Gök Taşı Zincirlerinin düşüş sesiydi.

Yun Canghai'nin bedenini saran Gök Taşı Zincirleri aniden tamamen gevşedi ve güçsüzce yere düştü. Bunun nedeni Gök Taşı Zincirlerinin bağlandığı kişinin ölmesiydi.

Cennetin Cezası Kılıcının heybetli aurası da o anda hiç iz bırakmadan kayboldu. Hiç güçlü ve sınırsız bastırıcı güç kalmadı ve tek kalan sakin bir ölü kılıçtı.

Yun Canghai'nin yüz yıldır zincirlenmiş bedeni o an sonunda özgürlüğüne kavuştu ve yavaşça Yun Che'nin kucağına doğru düştü. Yun Che büyükbabasının bedenini tuttu ve yavaşça diz çöktü. Hiçbir ses çıkarmadan, hiç bir hareket yapmadan hatta hiç göz yaşı dökmeden ifadesizce ileri doğru baktı ve sanki ruhu bedenini terk etmiş gibiydi.

"O kendi kalp damarlarını kopardı...Onun bu seçimi yapmasıan hiç şaşırmadım." Jasmine hafifçe konuştu.

Yun Che: "…"

Yun Canghai ölmüştü ve Jasmine onun kendi kalp damarlarını kopararak öldüğünü söylemişti.

O çok sakin bir şekilde ölmüştü ve ifadesi huzurluydu. Yüzünün kenarında hafif bir gülümseme asılıydı ve bu gülümseme memnuniyet ve tatminlik içeren bir gülümsemeydi. Bu Yun Che'yi rahatlatabilen tek şeydi....bu gülümseyen ifadenin arkasında derin bir gönülsüzlük ve ilgi asılıydı.

O anda Yun Canghai'nin son sözleri Yun Che'nin kulaklarının yanında yankılandı....Ölmeden önce ruhundan gelen birkaç sözü geride bırakmıştı.

"Che'er bu zaman diliminde Büyükbaban, senin kalbinin içinde bir çok insanın bir çok meselenin olduğunu ve buradan tüm bu zaman boyunca ayrılmak istediği gördü....Seni buraya çeken Büyükbabandı ve bu Büyükbabanın senin için yapabileceği son şey. Üzgün hissetme. Büyükbaban ölse bile benim için bu gece gündüz istediğim rahatlık. Seninle tanıştım ve sana benim yapmaktan aciz olduğum bir şeyi emanet ettim. Büyükbabanın artık herhangi bir endişesi ve pişmanlığı yok. Ben rahatlıkla gidip İblis İmparatora memnun bir şekilde eşlik edebilirim...Ayrıca Büyükbabanın hayatının ve soyunun devamı olacak hala sen varsın."

(Ç.N: Dede :( )

"Che'er güzel çocuğum Büyükbaban bu hayatında seninle iyi ilgilenemedi. Dİğer dünyada Büyükbaban senin için tüm zamanı ve enerjisiyle dua edecek. Kaynak Gökyüzü Kıtası senin evin ama Hayali İblis Ülkesi senin gerçek memleketin. Büyükbaban bir gün senin Hayali İblis Ülkesine dönmeni Yun Ailemize dönmeni ve ebeveynlerine hala hayatta olduğunu göstermeni umuyor....Onları suçlama. Onlar kesinlikle senin hakkında endişelenirken akçiğerlerini yırtmış ve kalplerini sökmüşlerdir. Onlar seni 19 senedir özlüyordur...Büyükbabanın son arzusu ne intikam ne de İblis İmparatorun ırkı. Benim son isteğim.... bir aile olarak bir araya gelmeniz...."

(Ç.N: Mekanın cennet olsun dede :( Yun Che'nin benim ve nice okuyucuların kalbinde adam gibi adam olarak kalacaksın. Verdiğin can boşa gitmeyecek :( )

Yun Canghai'nin son sözleri soldu ve Yun Che'nin yüzünden aşağı sonunda iki göz yaşı çizgisi indi...Başının üstünde Cennetin Cezası Kılıcının bastırıcı gücü kaybolduğundan kum demetleri sallanmaya ve düşmeye başlamıştı. Ama Yun Che uzun süre hareket etmedi ve Yun Canghai'nin ölü bedenine sarıldı....yeni tanıştıktan sonra kaybettiği akrabasına sarıldı. O tamamen kederli bir heykele dönüşmüş gibiydi.

——————————————

Aynı anda, Cennetsel Kılıç Villası.

Yeni eğitimini bitirmiş olan Ling Jie ısı dolu bedeniyle birlikte avlusuna yürüdü. Tam odasına girecekken elbisesi kılıçlar ile süslenmiş bir Cennetsel Kılıç Villası öğrencisi aceleyle koştu. "İkinci Genç Villa Efendisi!"

Kıdemli Kardeş Yun Peng....Bu kadar acele olan mesele nedir?" Ling Jie yüzünü çevirdi ve ağırca havayı içine çekti.

"İkinci Genç Villa Efendisi yıldırım hızıyla Onuncu Seviye Ruhsal Kaynak Alemine geçtiğiniz için tebrikler. Siz Genç Villa Efendisinin eski günlerini geçtiniz." Cenentsel Kılıç Villasının öğrencisi gülümseyen bir yüzle konuştu. Ling Jie dün seviye atladığında tüm Cennetsel Kılıç Villası sallanmıştı çünkü Ling Yun 17 yaşındayken 9.Seviye Ruhsal Kaynak Alemindeydi. Bu süre zarfında Ling Jie'nin seviye atlaması doğuştan gelen yeteneğinin Ling Yun'u geçtiğini simgeliyordu. Öğrenci ateşli çizgiler ile süslenmiş bir davetiye çıkardı. "Bu Yanan Cennet Klanından gleen bir davetiye. Dört gün içinde Genç Yanan Cennet Klanı Lideri evlilik için Prenses Cang Yue'ye eşlik etmek adına Mavi Rüzgar İmparatorluk Sarayına gitmek için yola çıkacak. Yendi gün içinde Onlar Yanan Cennet Klanının Ateşli Güneş Salonunda evliliği tamamlayacaklar. Şans eseri Villa Efendisinin yedi gün sonra yapacağı bir şey var ve İkinci Genç Villa Efendisinin onu temsil ederek oraya gitmesini istiyor. O İkinci Genç Villa Efendisinin Villadan ayrılalı çoktan 2 yıl olduğunu  ve yeni seviye atladığınız gerçeğini dışarıda biraz seyahat ederek avantaja çevirmenizi söyledi."

"Fen Juecheng...ve Prenses Abla mı!?" Ling Jie titredi ve hızla öğrencinin elindeki davetiyeyi aldı. Hızlıca onu açtı ve kaşları battı. "Bu nasıl olabilir...bu doğru değil! Bu kesinlikle Prenses Ablanın gerçek niyeti değil. Prenses Abla Patron'un...."

O bir çok kez davetiyeye baktı. Sonunda gözleri bir süre tarihte kaldı. Kaşları çatıldı ve bir karar almış gibi gözüktü. Davetiyeyi kenara koydu ve ciddi bir ifade ile konuştu. "Kıdemli Kardeş Yun Peng, babama haber verin yedi gün sonra onun yerine Yanan Cennet Klanına gideceğim."

-------ÇEVİRMEN NOTU--------

Ve büyük toplu bitti. Bu bölüm de topluda çok sevdiğim 3. bölümdü. Dede gitse de bu bölüm önemli bir bölüm. Sonu böyle olmasa daha iyi olurdu ama yapacak bir şey yok. Yeni arc fazlasıyla uzun hatta en uzun 2. arc olur kendileri. En uzununa geldiğimizde ki ileride bir toplu daha hazırlayabilirsem o uzun arca geliriz yazın. Haftasonu kendime tatil veriyorum diğer atg pazartesi yada salı gelir. 300e geldik neredeyse umarım çeviri hoşunuza gitmiştir. 2 bölüm sonra uzun bir süre ATG'yi yeni çevirmen devam ettirecek ve ben ilerde olabilecek olan topluya yavaş yavaş hazırlık yapacağım. Bunun dışında GADW serisine bir çevirmen geldi onu da o yapacak böylece işim yüküm baya hafifleyecek. Geriye issth ve thief kaldı. Ağırlığı issth vereceğim ve atg de ilerde olabilecek topluya ara sıra bölüm çevireceğim. Kaç bölüm olur az mı olur çok mu olur hatta olur mu olmaz mı hiçbir fikrim yok. Yeni çevirmen haftada en az 3 bölüm atacak bana atg için bağış atarsanız geri gelene kadar toplu bölümlerine fazladan bölüm ekleyeceğim. Ve diğer topludaki bölümler bu bölümlerden çok daha iyi olacak :D Son bir şey daha söylemek istiyorum. Bunu aslında söylemeyecektim ama herkes bir novel yazıyor bende yazam dedim. Ama bunu kimse bilmeden 10k okunacak mı bilmek istedim. Ve cidden okundu. Amacıma ulaştığıma göre yazdığım serinin adını söylemekten bir zarar gelmez. Çoğunuz tahmin edememiştir çünkü konuşma tarzım çok farklıydı yorumları yanıtlarken vs :D Yazdığım serinin adı Nirvana ve geç gelmesinin sebebi hep çeviri :D :D :D hepinize iyi haftasonları diliyorum. Biliyorum haftasonu buraya kadar okursunuz siz :D  

Yun Che neler yapacak? Ling Jie neler yapacak? Yun Che ve Ling Jie karşılaşacak mı? Yun Che evliliği öğrenince ne tepki verecek? Cang Yue'nin asıl amacı ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin..


Yorum Yap "ATG 298 - DAĞILAN RUH"