Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 295 - ##En Çok Gizli Bölüm İsmi##

Eylül 15, 2016


ATG Bölüm 295 - ##En Çok Gizli Bölüm İsmi##

Yun Canghai'nin ani kükremesi Yun Che'yi korkuttu ve atlamasına neden oldu. O arkasına döndü ve şaşırtıcı bir şekilde Yun Canghai'nin tüm yüzünün bozulduğunu ve gözlerinin içlerini koyu kırmızı tabaka kaplayacak kadar çok heyecanlı olduğunu gördü. Sağ kolu ileri doğru uzanmıştı ve tüm bedeni umutsuzca mücadele ederken beraberinde zincir sesleri getiriyordu.

Bu abartılı tepki Yun Che'nin aniden soru sormasına neden oldu." Bu şeyi daha önce gördün mü?"

O konuşurken hızlıca kolyeyi Yun Canghai'nin gözlerinin önünde tuttu ve ardından içini açarak içinde ki son derece sıradan küçük aynayı ortaya çıkardı.

Yun Canghai son derece sert bir şekilde aynaya odaklandı. Gözleri titredi ve sanki göz yuvalarından çıkacaklarmış gibiydi. Kısa bir sessizliğin ardından mücadelesi daha sertleşirken şiddetle kükredi.
"Onu nereden aldın! O şey neden seninle birlikte....Konuş! O şey neden seninle birlikte! Neden!!"

Yun Canghai'nin tepkisi açıkça elindeki şeyi bildiğini gösteriyordu. Sadece bilmiyordu ayrıca onun için çok önemliymiş gibi duruyordu. Bu nedenle Yun Che'nin kalbi heyecanlandı ve kolyeyi boynuna astıktan sonra cevap vermek için en sakin sesini kullandı. "Ben doğduğumda o benimle birlikteydi. Bu benim hiç görmediğim beni doğuran ebeveynlerimin benim için bıraktıkları tek şey...Bunu biliyorsan bana tam olarak ne olduğunu söyleyebilir misin? Bunun asıl sahipleri kim? Bunu bana verenler....büyük ihtimalle beni doğuran ebeveynlerim!"

Hava anında pıhtılaştı.

İkisi de birbirine geniş gözlerle bakarken heyecanlılardı...Yun Che onun cevabını çok istiyordu. Bu kolye onun geçmişini ve ebeveynlerini öğrenmek için tek umuduydu. Bugün sonunda onun ne olduğunu bilen birini bulmuştu ve önündeki Yun Canghai'nin bakışları yoğunluktan donukluğa geçmişti ve giderek donuklaşmıştı.

"Bu senin....ailenin sana....bıraktığı bir şey mi?" O Yun Che'ye baktı ve konuşmakta zorluk çekerken yavaş ve boğuk bir sesle konuştu.

"Evet!" Yun Che başıyla onayladı ve kolyeyi kaldırdı. Derin bir nefes aldı ardından konuştu. "Ben doğduktan kısa bir süre sonra ailemin peşine düşülmüş ve ailemin samimi bir arkadaşı olan üvey babam benim hayatımı korumak için kendi oğlu ile benim yerimi gizlice değiştirmiş...Ailem gittiğinde geride bıraktıkları bir mesaj yoktu benimle beraber tek şey bu kolyeydi! Ben küçüklüğümden beri onu hep taktım çünkü o benim ailemi bulmak için tek kanıtım! Madem sen onu biliyorsun o zaman onu bana kim bıraktı.....Beni dünyaya getiren ebeveynlerim kim?"

Acilen cevabı bilmek isteyen Yun Che bildiği her şeyi söyledi. Yun Canghai'nin ağzından gelecek olan cevabı beklerken gözleri umutla genişledi. O bildiklerini anlatırken Yun Canghai'nin gözlerindeki ifade gittikçe şiddetli bir şekilde titredi. G-O kadar çok ki giderek daha çok gözyaşı parlıyordu...

Yun Canghai'nin havadaki sağ eli sertleşti ve onu aşağı indirmeden bir süre kasıldı. Yada belki de....aşırı heyecanının altında bedenini nasıl kontrol edeceğini unutmuştu. O Yun Che'ye baktı ve tüm bu zaman içinde gözlerini hiç kırpmadı. Yun Che konuşmayı bitirince dudakları açıldı ama bir ses çıkaramadı. Uzun bir süre sonra titreyen sesiyle akıl almaz bir şekilde konuştu.
 "Çocuk....sen....sen....bu sene....kaç yaşındasın?"

"On dokuz." Yun Che cevapladı. Onun doğum günü geçen aydı. O klandan sürüldüğünde 16 yaşındaydı ve büyükbabası ile küçük halasından ayrı kalalı neredeyse 3 ay olmuştu.

"On dokuz....On dokuz....On dokuz..." Yun Canghai mırıldandı ve her seferinde gözlerindeki ifade daha belirsiz oldu. Havadaki sert kolu hareket etti ve parmakları nispeten yumuşak bir duruş yaptı. "Sen...buraya gel....bana sol elini göster....korkma....sana zarar vermeyeceğim ve senin eşyanı almayacağım....sadece bana sol elini göster..."

Yun Canghai'nin ifadesinin kıyaslanamayacak biçimde garipleşmesi Yun Che'yi biraz şaşırttı. Ama onun ifadesinde bir kötü niyet yada soğukluk bulamıyordu. Biraz tereddüt etti ardından ileri iki adım atıp sol elini uzattı.

Yun Canghai ellerini uzattı ve Yun Che'nin sol bileğini yakaladı. Aniden sol bileğinden yukarı doğru çıkan ve tüm bedenini saran tuhaf ve nazik bir güç belirtisi hissetti. Tam bunun ne olduğunu soracakken o sol elinin arkasının üstünde küçük parmak boyutunda ve parlak beyaz kılıç şeklinde bir işaretin yavaşça belirdiğini gördü.

"Buda.... ne?" Bedeninde aniden bir işaretin ortaya çıktığını görünce Yun Che şaşkınlıkla sordu.

 Yun Canghai o işareti gördüğü an aniden gözleri doldu. O gözyaşı dolu buğulu gözler ile Yun Che'ye baktı. Dudaklarından bir  “om" sesi çıktı....O kontrolden çıkan duyguları tarafından neden olunan bir tür ağlama sesiydi. "Bu benim Yun Ailemin.....uyanmamış Kaynak Kulpu işareti! Bu....Bu senin benim Yun Ailemin soyundan olduğunu kanıtlıyor....Bu senin benim....Yun Canghai'nin....biyolojik torunu olduğunu kanıtlıyor!!"

(Ç.N: Sürpriz :D )

Son birkaç kelime kulaklarının yanında gürleyip patladı ve kalbinin çarpılmasına neden oldu. "N....N....Ne dedin sen?"

"Bu beyaz Kaynak Kulpu damgası Yun Ailesinin soyunun kanıtıdır...Çocukluğundan beri taktığın şey bizim Yun Ailemizin İblis İmparatorunun Ailesi için koruduğu bir hazine! Ben normalde onu üzerimde taşırdım ve asla bedenimden ayırmazdım. Biz İblis İmparatoruna bakmak için Kaynak Gökyüzü Kıtasına giderken ben onu oğluma emanet ettim...Ve oğlumda sana emanet etti...Sen benim oğlumun oğlusun....Ben senin....biyolojik büyükbabanım!"

Yun Che'nin ağzı açıldı, gözleri genişledi ve gökten gelen bu mesaj onu şoka uğrattı. O sallanırken geriye iki adım attı ardından ruhsuzca kafasını salladı. "İmkânsız....imkansız....Sen nasıl benim büyükbabam olabilirsin....Nasıl böyle bir tesadüf olabilir...İmkansız....İmkansız..."

Kafası karışmış durumunun altında bilinçsizce "İmkansız" dedi. Xiao Lie'nin onun biyolojik büyük babası olmadığını öğrendikten sonra "Kan Bağı" onun için kıyaslanamayacak şekilde uzak ve ruhani bir kavram olmuştu. Her zaman boynunda asılı duran kolye onun ve kan bağlı akrabalarının arasındaki tek bağlantı olmuştu.

Ve şimdi bu korumasız durumun altında onu bu abisin içine getiren, onunla bir yıldan fazladır burada bulunan, onun öldürmek zorunda olduğu Yun Canghai....aniden ona onun ailesi olduğunu ve hatta biyolojik büyük babası olduğunu söylemişti. Beyni bilinç altında bunu kabul edemedi ve zihninin neredeyse düşünme yeteneğini kaybedeceği bir kaotik durumun içine düşmesine neden oldu.

"Evet...bu dünyada böyle tesadüfler beklenmedik bir şekilde olabilir!" Yun Canghai'nin yüzü gözyaşları ile dolarken heyecanlı sesi tamamen belirsizleşti. "Senin Kaynak Kulpu izin ve kolyen tartışılmaz bir kanıt....Hatırlıyor musun seni buraya getirdiğim gün Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgesinden bir küçük 20 yıl önce beni bulmak için oğlumun ve karısının Kaynak Gökyüzü Kıtasına girdiklerini ve en sonunda buraya yakın bir yerde bulunduklarını söylemişti....Ardından onlar Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgesi tarafından kovalandılar....zaman, deneyim ve bölge tamamen örtüşüyor! Sen benim 2-3 sene Kaynak Gökyüzü Kıtasında kalan oğlumun soyundansın!"

Yun Che: “!!!!”

"Eğer....gerçekten bana inanmıyorsan o zaman aile bağlarımızı kanıtlamak için kan soy bağı testi yaparak bunu kanıtlayabiliriz....Bu sorusuz ve problemsiz bir şekilde bunu kanıtlamanın en kısa yolu!"

Yun Canghai heyecanla konuştu. Ardından sağ elini ters çevirdi ve işaret parmağının ucundan taze kan damlaları düştü.

kan soy bağı testi aile ilişkilerini kanıtlamanın en güvenilir yoluydu. İki kan en temel kaynak enerjisi ile birlikte birbirine karışırdı. Eğer soydan gelen bir kan bağı varsa onlar tamamen birleşirdi ve eğer soydan gelen bir kan bağı yoksa onlar anında ayrılırdı....Bu yöntemde tek bir istisna bile yoktu!"

O gün Ling Kun tarafından söylenen şeyler Yun Che tarafından açık ve net bir şekilde duyulmuştu. O zamanı düşününce zamanlama şaşırtıcı şekilde denkti.

Sakın bana söyleme... 

Sakın bana söyleme...
 
Bunun gerçek olduğunu söyleme...

Yun Cangha'nin parmağından damlayan kanı gördüğünde Yun Che neredeyse boğulacak kadar gergindi. O çenesini sıkıca sıktı ve zihninin mümkün olduğu kadar sakinleşmesine izin verdi. O konuşmadan ilerleyip elini uzattı ve kaynak gücünü kabartarak parmak ucunu kesti. Yavaşça bir kan damlası toplandı ve aşağı düşerek Yun Canghai'nin kan damlasına dokundu.

Yun Che nefesini tutarken çömeldi avcunu iki kan damlasının dokunduğu yere doğru uzattı...Avcu çok yavaş hareket ediyordu ve bir anda geçebileceği bir mesafe ona bir sır gibi geliyordu. Sonunda en temel kaynak gücü ipliği avcundan serbest bırakıldı ve aşağı doğru kapladı...

İki kan damlası aynı anda titredi ve hemen hemen aynı anda tamamen birleştiler...

Yun Che'nin beyni bir baş dönmesi dalgası hissetti...

Yun Canghai'nin bedeni titrerken kalbine sonsuz keder ve mutluluk dolarak onun ağlasa mı yoksa kahkaha içinde şımarsa mı bilememesine yol açtı. O tek hareket ettirebildiği kolunu salladı ve net olarak duyulamayacak kadar boğuk sesiyle bağırdı. "Ahhh...Benim torunum....Sen benim torunumsun....Benim biyolojik torunum....biyolojik torunum..."

İki tamamen birleşmiş kan damlası Yun Che'nin gözünde ve ruhunda damgalandı. O kafasını kaldırıp Yun Canghai'ya baktı ve dalgın bir şekilde fısıldadı. "Sen gerçekten benim....büyük babamsın.....benim büyük babamsın...."

"Evet....Evet öyleyim!" Yun Canghai ellerini gökyüzüne doğru uzattı ve ağlasa mı gülse mi bilemezken uludu. "Gökler bana karşı insafsız değil. Onlar sadece bir toruna sahip olmama izin vermediler üstüne onu benim yanıma gönderdiler ve o çok göze çarpan biri...Hayatım boyunca en çok taktir ettiğim genç aslında benim biyolojik torunum....… haha… hahahaha! Gökler bana karşı insafsız değil Gökler gerçekten bana karşı insafsız değil!!"

ATG Bölüm 295 – Kan Bağı (1)

---ÇEVİRMEN NOTU-----

Akraba bulundu sonunda :D Devam hadi devam :D


Yun Che ve büyükbabası neler konuşacak? Yun Canghai'nin emanet etmeyi düşündüğü şey ne? Yun Canghai Xiao Lie hakkında neler diyecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 295 - ##En Çok Gizli Bölüm İsmi##"