Otto Von Bismark Günceli

ATG 290 - ALTIN BUDA

Eylül 15, 2016


ATG 290 - ALTIN BUDA

Yun Che sanki kendi bedeni uzay boşluğuna seyahat etmiş gibi hissetti. Çevresindeki her şey yok olurken o tüy gibi hafifçe süzülüyordu. Sadece 5 duyusu kendi varlığını hissedebiliyordu. Güçlü aura iplikleri apansız tüm gözeneklerine akın etti ve yaralarını iyileştirip bedenini arıttı....Bunlar doğanın en saf özüydü.

En güçlü yaratıkların bile içgüdüsel olarak doğaya karşı bir saygısı vardı. Çünkü onların güçleri zirvede olsa bile doğanın karşısında sadece küçük varlıklardı. Ancak Yun Che'nin bedenine giren doğanın özü hafif bir saygıya sahipti.....bu saygı Yun Che'ye karşıydı!

Kaynak gücü ve doğa gücünün arasındaki fark kaynak gücünün canlı varlıkların gücü olmasına karşın doğanın gücünün doğaya ait bir güç olmasıydı ve yüzeyde o doğal olarak kaynak gücünü ezerdi. Ancak bir canlı varlığın kaynak gücü yeterli bir aleme gelecek kadar güçlendiğinde o doğa gücünü belli bir miktar kullanabilirdi ama tabi ki doğal olarak doğanın gücünü kullanmak için gerekli olan kaynak gücü tüketimi muazzam olurdu.

Yun Che'nin şuan ki kaynak gücüyle doğanın gücünü kullanması hiç şüphesiz çılgın bir rüyaydı. Onun kaynak gücü doğa ile bağ kurabileceği aleme ulaşamamıştı ve sadece doğal gücün varlığını belli bir miktar hissedebiliyordu. Ancak o Buda'nın Büyük Yolunu kanalize ettiği sürece yeryüzü ve gökyüzünün arasındaki saf öz kendiliğinden ve rekabetçi bir şekilde herhangi bir doğa anlayışı olmadan veya en ufak bir gücünü tüketmeden Yun Che'nin bedenine taarruz ediyordu!

Bu Kaynak Gökyüzü Kıtasında kimsenin idrak edemeyeceği cennete karşı gelen bir güçtü!

Ama maalesef ki bu güç sadece iyileşmek ve bedeni arıtmak için kullanıyordu ama saldırmak için bunu kullanmak imkansızdı.

Yun Che'nin kafasının üzerindeki gümüş pagodanın aniden altına dönüşmesinden sonra Yun Che'nin bedenine akın eden doğa özü birdenbire birkaç kat yoğunlaştı. Yun Che 5 duyusunu genişletti ve bedeni mükemmel bir arıtılma hissi hissederken o açıkça yaralarının önceki iyileşme hızını çok fazla aşan akıl almaz bir hızla iyileştiğini hissetti.

Buda'nın Büyük Yolu her ne kadar bir kaynak sanatı olsa da kaynak gücünün varlığına dayanmıyordu ve bunun yerine ruh ve doğa gücüne dayanıyordu. O savaşarak değil onu daha iyi anlayarak gelişiyordu. Son yarım yıl boyunca Yun Che zorla ejderha kanı ve eti tükettiği için yüzlerce kez kendisini ağır yaralı bir duruma sokmuştu ve yüzden fazla kes ölümle yüz yüze gelmişti. Her seferinde o Alev Ejderhasının yok edemeyeceği kaynak damarlarına ve bedenini iyileştirmesi için Buda'nın Büyük Yoluna güveniyordu....Bu yarım yıllık süre boyunca Buda'nın Büyük Yolu limitlerine kadar aktive edilmiş bir durumdaydı ve Buda'nın Büyük Yolunu anlayışı da yavaş yavaş derinleşmişti. O Yeryüzü Kaynak Alemine girdiğinde ruhu evrim geçirmişti ve Buda'nın Büyük Yolu da sonunda yeni bir seviyeye ulaştı.

Buda'nın Büyük Yolu başarıyla 3. aleme ulaştı!

Buda'nın Büyük Yolunun 3. alemi saf çelik kadar güçlü bir beden, on binlerce kilogramlık bir kuvvet ve hiçbir sıradan insanın anlayamayacağı bir iyileştirme yeteneği bahşediyordu. Şuanda her ne kadar Yun Che tüm kaynak gücünü tüketmiş olsa da sadece bedeninin gücüne güvenerek Ruhsal Kaynak Alemindeki bir kaynak uygulayıcısına hala rakip olabilirdi!

"Çok iyi! Bu kısa sürede bu kadar baskıcı kendini geliştirmen gerçekten de Buda'nın Büyük Yolunun bu kadar kısa bir sürede 3. aleme girmesine izin verdi. Senin şuan ki gücün Gökyüzü Kaynak Alemindeki normal bir kaynak uygulayıcısına eşit olarak eşleşebilmeli!"

Jasmine kafasının içinde bilge bir yaşlı gibi sesiyle konuştu. "Mavi Rüzgar İmparatorluğunun sınırları içinde sen çoktan bir uzman olarak kabul edilirsin. Kaynak Gökyüzü Kıtasında sen zar zor orta-üst seviye biri olarak dikkate alınabilirsin. Bunun dışında Buda'nın Büyük Yolunda diğer seviyeye geçmek eskisi kadar kolay olmayacak. Çünkü Buda'nın Büyük Yolunun 3. aşaması bir ayrımdır. İlk 3 alem ilk aşamalar olarak düşünülebilir ama 4. alemden itibaren orta aşama haline gelir. Normal bir insanın bedeni ile 4. aşamasına ulaşmanın cennete adım atmak kadar zor olduğu söylenebilir! Eğer gerçekten senin 4. aşamaya geçeceğin bir gün gelirse....bu sana elli bin kilogramlık bedensel kuvvet kazandıracak!"

Yun Che: “…”

Altın renkli Buda Sanatları Yun Che'nin kafasına girene kadar 4 saatten daha uzun süre kanalize edildi. Yun Che de göz bebeklerinde açık altın ışık ışını parlayıp geçerken o anda gözlerini açtı.

O ayağa kalkıp elini uzattı ve bariyerin içine düşürdüğü Ejderha Kusuru onun eline doğru çekildi. Yeni eklenen 10 tonluk kol kuvvetiyle birlikte 3 ton kadar ağırlığı olan Ejderha Kusuru basitçe elinde hiçbir şey yokmuş gibi hafifti. Bedeni hiç değişmiş gibi görünmüyordu ve cildi 3.kez doğanın gücü tarafından arıtıldıktan sonra daha beyaz ve hassas gözüküyordu.

İblisin bakışları her zaman Yun Che'nin bedeninde sabitlenmişti. Yun Che ayağa kalktığında o zayıf olarak Yun Che'nin biraz değiştiğini hissetti ama tam olarak değişen şeyin ne olduğunu saptayamadı. En azından onun dış görünüşü ve kaynak gücünün aurası eskisiyle aynıydı.

"Kılıcımı tekrar karşılamayı dene!"

Bedeni onu hızlıca kullanmak isteyeceği kadar heyecanlandıran inanılmaz bir güç tarafından güçlendirilmişti. O kılıcıyla sıçrarken yüksek sesle bağırdı ve havadan iblise doğru devirdi.

Ona doğru gelen kılıcın gücü İblisin kaşlarını kırıştırdı....Yun Che'nin kaynak gücü hiç değişmemişti ama kılıcının getirdiği baskı öncekinin iki katına çıkmıştı!

Ve bu değişim sadece 4 saatte olmuştu!

Yun Che'nin kılıcını aşağı doğru devirmesiyle anka alevleri dans etmeye başladı ve fırtınalı rüzgarlar her yöne sıçramaya başladı. Bu sadece ağır bir kılıca ait bir kudret olabilirdi! İblis Ejderha Kusurunun ucunu ellerinin içinde sıkıca yakalamak için ellerini aniden uzatırken gözleri genişledi. Ama o anda kılıç gücü tamamen yok oldu. Ancak anka alevleri bu fırsatı kullanarak İblisin kolunun çevresini sarmak için ilerledi ve giydiği dağınık giysilerin yarısını yaktı.

"....Yani bu aslında anka alevleri!"

İblis sonunda neden Yun Che'nin kaynak alevlerinin çok zalimane olduğunu anladı. O kollarını sallayıp anka alevlerini dağıttı ama Yun Che'nin 2. darbesi çoktan oraya süpürülmüştü. İblis gelişigüzel elini salladı ve Ejderha Kusuruna doğru yakaladı aynı anda hiç yoktan başka bir büyük camgöbeği el ortaya çıktı ve Yun Che'nin sırtına doğru yakaladı. Orada "iki el" vardı. İlki Ejderha Kusurunu yakalarken diğeri Yun Che'nin sırtına doğru vurdu....ama ikisi de boş havanın içinden geçti.

(Ç.N: Bu ona doğru yakaladı falan hani bir şeyi yakalamaya çalışırsınız eliniz gider ona doğru işte o olay :D )

"Ssss…Yine o garip hareket yeteneği!" İblis hafifçe kükredi.

İblisin hareket edebileceği bir yolu yoktu ve Yun Che'nin Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesini sınırlayabileceği hiçbir yok kesinlikle yoktu. Onun avcu hiçliği yakaladıktan sonra Yun Che'nin ağır kılıcı doğrudan onun boynuna süpürüldü ve boynunda hafif bir göçük gözüktürdü. İblisin gözleri genişledi ve Göktaşı Zinciri tarafından mühürlenen bir camgöbeği ışık aniden sol kolunun üzerinde parladı. Aniden bir adam uzunluğundaki bir camgöbeği el açılarak yayıldı ve acımasızca Yun Che'ye doğru yakaladı.

Bang!!

Ejderha Kusuru ve büyük camgöbeği el çarpıştı ve sonucu birisi hayal edebilirdi. Yun Che sanki göğsüne büyük bir balyoz çakmış gibi hissederken havada takla attı ve dışarı doğru uçtu. Ardından hırpalanmış ve tükenmiş olarak bariyerin dışına indi. Ağır kılıcı zemine saplandı ve onun düşüşünü durdurdu. Ağzının köşesinde küstah bir gülümseme ortaya çıktı. "Hehe....ilk başta ben senin tek bir darbene bile dayanamıyordum ama 6 ay içinde senin 3 hamlene dayanabilecek bir hale geldim! Başlangıçta elinin keyfi bir sallanışı benim hayatımın büyük bölümünü alacaktı ama şimdi sen sadece bana ne ağır ne hafif olan bir yaralanma hissettirebilirsin...bana en fazla 2 sene ver ardından seni kesinlikle öldüreceğim!"

“Hahahaha!” İblis yüksek sesle gülmeye başladı. "Seni velet, sen gerçekten garip birisin! Ancak bana eşlik etmesi için küçük bir canavar çekebilmek yine de inanılmaz derecede ilginç! Şuanda ben gerçekten söylediğin 2 yıl içinde ne kadar olgunlaşacağını görmek istiyorum!"

"Ben kesinlikle....hayal kırıklığına....uğramana izin vermeyeceğim!"

O oturdu ve iki saatten daha kısa süre sonra İblisin garip elinden aldığı yaraları tamamen iyileşti. Bir şey yemeden bir gün daha geçti ve midesi açlık hissi iletmeye başladı. Yun Che'nin artık yemek için endişelenmesine gerek yoktu çünkü Alev Ejderhasının muazzam bedeni onun birkaç yıl boyunca yemesi için yeterliydi. Sol elini fiskeledi ve ellerinin içinde 5 kilogramlık ejderha eti yığını ortaya çıktı. O büyük bir kaşe çıkarıp ejderha kanını süzdü ardından bir alev ateşlendirip sabırla etin pişmesini bekledi.

Anka kanı uyandıktan sonra ejderha etinin pişme verimliliği çok artmıştı. Kısa süre sonra sadece ejderha etinin sahip olabileceği koku burun deliklerine hücum etti ve yavaş yavaş tüm yeraltı alanına yayıldı. Yun Che anka alevini geri çekti ve ağzının köşesini yaladı. Ejderha etini kaptı ve mutluca ondan bir ısırık aldı.

Ejderha etinin dörtte birini midesine indirene kadar içinden garip bir duygu aktarıldı ama bu duygu hızlı bir şekilde bastırıldı...Kaynak gücündeki artış, Buda'nın Büyük Yolundaki atılımı, anka alevlerinin uyanışı ve yüzlerce kez buna adapte olmasının ardından Yun Che'nin bedeni çoktan ejderha etini tükettikten sonraki tepkilere dayanabilecek noktaya ulaşmıştı. Her ne kadar o bunu tam olarak bastıramasada ve içi hala ona aralıksız keskin acılar veren sayısız güçlü aura tarafından dövülüyor olsa da orijinalde olanla karşılaştırıldığında bu hemen hemen küçük çiseleyen yağmur gibiydi.

Belki de yakın gelecekte Yun Che'nin kaynak gücündeki sürekli artışın ardından bu rahatsızlık hissi tamamen yok olacaktı.

O tüm açık kaynak girişleri ile birlikte ejderha etinin nefis tadından zevk aldı. Onun kaynak gücü ejderha etinin içinde bulunan tüm gücü arıtmak için bedeninde yer değiştirdi. O anda Yun Che'nin kulaklarının yanında aniden son derece zayıf bir yutkunma sesi yankılandı.

Bu bir salya yutma sesiydi.

Yun Che'nin ejderha etini tutmak için kullandığı el kısacık bir an için durgunlaştı ama ardından hemen onu tekrar yemeye başladı ve sanki hiçbir şey duymamış gibi davrandı.

(Ç.N: Yazık İblise 100 yıldır aç :D )

Ve o anda İblis neredeyse ölmek istiyordu.

O 100 yıldır aç olan biriydi yine de dünyanın en lezzetli şeylerinden biri olan ejderha eti karşısındaydı...Yun Che'nin onu deli gibi yediği her an onun için en zor anlardı. Ancak o haysiyetli İblis Kral olarak saygın konuma sahipti bu yüzden yemek için bir küçüğe yalvarmayacaktı ve onun önünde obur arzularını açığa çıkarmamalıydı. Bu nedenle Yun Che ne zaman ejderha eti yese o kafasını yana çeviriyordu yada hareketsiz kalıyordu. Onun izlemek istemiyormuş gibi bir tutumu vardı ama gerçekte her bir an dayanmak için acı verici şekilde zordu. O tüm yalım yıl boyunca hiç arzu belirtisi göstermedi.

Ama ne kadar güçlü olursa olsun ve ne kadar iyi saklamış olursa olsun onun asla hata yapmaması imkansızdı. Dikkatsiz bir anında o aslında bir salya yutma sesi çıkardı. Her ne kadar bu ses son derece hafif olsa da o bunun Yun Che'nin duyması için yeterli olduğuna emindi.

Aynı zamanda o sesin dışarı doğru aktarıldığında Yun Che'nin hareketlerinin kısa bir an için duraksadığını gördü...Ancak Yun Che onunla alay etmedi yada bakışlarını ona doğru kaydırmadı ve sanki hiçbir şey duymamış gibi ejderha etini ısırmaya devam etti.

İblis memnun olmuş bir ifade ortaya çıkarırken sakinleşti. Kaynak Gökyüzü Kıtasında kötü şöhrete sahip ve onu bu abise getiren İblisin karşısında Yun Che o zaman onunla alay etmemişti ve en ufak bir tereddüt etmeden onun haysiyetini korumasına izin vermişti.

-------ÇEVİRMEN NOTU-----

Çok az kaldı artık. Ama bitene kadar devam :D


İblis bu davranış sonrası neler yapacak? İblis ile Yun Che'nin arasındaki ilişki nasıl devam edecek? İblisin ismi ne? Sürekli çıkıp duran camgöbeği renkli avucun özelliği ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 290 - ALTIN BUDA"