Otto Von Bismark Günceli

ATG 281 - BÜYÜK RAHATSIZLIK

Eylül 14, 2016


ATG 281 - BÜYÜK RAHATSIZLIK

Yüzen Bulut Şehri, Xiao Klanının Arka Dağı, Yansıma Geçiti.

Avdan dönen Xiao Lie elinde sıska bir vahşi tavşan taşıyordu. Yüzünde hafif bir mutluluk vardı. Yakaladığı avı hazırlamak için otururken kızının kılıç pratiği sesini duydu.

Onların tutukluluklarının başlarında Xiao Klanı her gün onlara yemek gönderiyordu. O zaman zaman yemek getiren öğrenciden Xiao Klanının nasıl olduğu ile ilgili bilgiler alabiliyordu. Zaman geçtikçe yemek gönderme sıklığı azaldı ve 3 ay geçtiğinde sonunda kimse yemek göndermemeye başladı. Açıkca 20 yıl tutuklu kalacak olmaları ve güvenebilecekleri bir akrabalarının olmaması kimsenin onları önemsemedikleri anlamına geliyordu. Başlangıçta insanlar hala onlara acıyordu ama zamanla onları arka dağlarda ölümlerine terk ettiler.

Neyse ki arka dağlar tamamen verimsiz değildi. Onlara izin verilen bölgede onlar bazı sebzeleri elde edebiliyorlardı ve bazen de bir iki tane düşük seviyeli kaynak canavarı yakalayabiliyorlardı. Bu şekilde baba kız hayatta kaldı. Xiao Lie aynı zamanda Xiao Lingxi ile birlikte kaçmayı düşünüyordu. Sonuçta o kızının hayatının en güzel zamanlarını burada kalarak boşa gitmesine izin veremezdi. Ancak o kaçtıklarında Xiao Klanı tarafından avlanacaklarına hiç şüphe duymuyordu....Sonuçta onlar Xiao tarikatının 4. genç efendisinin emriyle hapsedilmişlerdi. O cezalandırılmaktan ve klanına ihanet eden bir hain olarak damgalanmaktan korkmuyordu. O Xiao Lingxi hakkında endişeleniyordu.

Tüm bu zaman boyunca Xiao Lingxi her gün zamanının çoğunu eğitime harcamıştı. Sonuçta burada yapabileceği başka bir şey yoktu. Dikkat dağıtıcı bir şey olmadığı için onun ilerleyişi oldukça hızlı olmuştu. O çoktan 9.seviye Temel Kaynak Alemine girmişti.

(Ç.N: Baya hızlı :D )

“AHHH!!!”

Aniden dışarıdan genç bir kızın çığlığı duyuldu. Xiao Lie hemen yaptığı şeyi bıraktı ve oraya koştu. Dışarıda o elleri göğsünde yerde oturan Xiao Lingxi'yi gördü. O paslanmış kılıcını çoktan kenara atmıştı.

"Xi'er ne odlu?" Xiao Lie hemen ileri koştu ve endişeyle sordu.

Her ne kadar Xiao Lingxi'nin elbiseleri temiz olsa da çoktan eskimekten solmuşlardı. Arka dağlarda sürekli esen rüzgarın altında onun cildi kuruyup sertleşmemişti. Bunun yerine o şimdi daha zarif ve güzel olmuştu. Onun giydiği eski kıyafetler bile özel bir aura veriyor gibiydi. Ancak önceki hali ile karşılaştırıldığında gözle görülür bir şekilde incelmişti. Güzel gözlerinin içinde gizlediği endişesini birisi görebilirdi. O yaralı bir peri gibi görünüyordu ve ona bakan birisinin ona acıdığı için kalbinin acımasına neden olabilirdi.

"Bilmiyorum...." Xiao Lingxi hala göğsünü tutarken nazikçe kafasını salladı. Kaşları kontrolsüzce titredi. "Göğsüm demin aniden çok çok acılı hissetti...Wuuuu....Gerçekten acıyor..."

(Ç.N: Kız nerelerden hissediyor. Heyt be. Gerçi onun yeri Yun Che'nin kalbinde ayrı.)

"Göğsün mü?" Kızının görüntüsü Xiao Lie'nin kalbini ağrıttı. O bir süre düşündü ve konuştu." Henüz kalkma. Belki de kılıç antrenmanı seni çok yormuştur. Biraz dinlen iyi olacaktır."

“Mn.” Xiao Lingxi itaatkar bir şekilde yanıtladı. Kaşları ruhundan geliyor gibi gözüken acı nedeniyle sıkıca örüldü. Acı kemik deliciydi ve bununla birlikte zihninde ve kalbinde Yun Che ile ilgili çok sayıda düşünce ortaya çıktı. O aniden yüksek sesle bağırdı. "Baba...ben bu acıdan korkmuyorum....ama....ben Küçük Che'yi özledim....O şimdi nerede...O gittiğinde onun çok parası yoktu. Ayrıca o çok zayıf başkaları tarafından zorbalığa uğruyor mudur? Yeterince yiyeceğe sahip midir? Uyumak için düzgün bir yere sahip midir? O....o.....Wuu....uu...Ben onu özledim.....Ben onun için endişeleniyorum."

Xiao Lingxi yüzünü kapadı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Küçüklüğünden beri o olay olana kadar o hep Yun Che ile birlikteydi. Onlar neredeyse ayrılmazlardı. O bir gün ondan ayrılacağını hiç düşünmemişti....Ancak kader acımasızdı. Onlar koşullar nedeniyle ayrıldılar ve bu arılık çok uzun süreliydi. Böyle uzun süreli bir ayrılık onun için büyük bir işkenceydi. Günden güne onun hakkındaki düşünceleri artıyordu ve dikkatini başka bir yöne çevirebilmek için ekstrem bir eğitim yapıyordu.

Ani kalp ağrısı umutsuzca zapt etmeye çalıştığı özlemini kontrolden çıkarmıştı. Bu kırık bir barajdan çıkan su gibi ani oldu ve onun duyguları üzerindeki tüm kontrolü şiddetle ortadan kaldırdı. Onun duyguları gözlerinden taşan gözyaşlarıyla birlikte döküldü.

Xiao Lie uzun bir iç çekti ve nazikçe onu teselli etti. "Xi’er, Che’er çoktan büyüdü. O gerçek bir adam oldu. Belki de Xiao Klanından ayrılmak onun için yararlı olmuştur. Dışarıda o zorluklara katlanacak ve gelişecek. Biraz acı çekip yaralansa bile buna değecek."

"“Xi’er, ağlama. O dışarıda daha güçlü olacak. Onun küçük halası olarak ondan daha güçlü olmalısın. O geri geldiğinde daha enerjik halini göstermen gerek. Bu hiç şüphesiz onu mutlu yapacaktır...Che'er daha önce 3 yıl içinde geri döneceğini söyledi. Bir erkek olarak onun bu sözünü yerine getireceğine ve söylediğini yapacağına inanıyorum."

Xiao Lingxi hala ağlamaya devam etti ama babasının sözlerini duyduktan sonra şiddetle başıyla onayladı ardından da yüzündeki yaşları sildi. Ancak ani özlem taşkınlığı ve kalp delici acı hala durmamıştı....

Küçük Che....Neredesin....Ben gerçekten seni özledim....Bizi görmek için 3 yıl içinde gelmene gerek yok...Ben sadece senin güvende olmanı istiyorum....Sen güvende olmak zorundasın....

Cennetsel Kılıç Villası, Kılıç Yönetim Terasının önü.

Xia Qingyue Cennetin Cezası Kılıcının önünde sessizce dururken tamamen beyaz giyinmişti. Kılıç Yönetim Terasının üstünde esen rüzgar sürekli olarak ona üflüyordu ve saçıyla elbisesinin kolunu durmaksızın yükseltiyordu. Ancak bu onun bakışlarını değiştiremiyordu. O uzun süre yalnız başına orada durdu ve tek yoldaşları gökyüzünde uçan kılıçlardı.

Alacakaranlık yavaşça gelirken gökyüzü kararmaya başladı. Kılıçlardan gelen rüzgarda soğukluk taşımaya başlamıştı. Ani bir bora uzun saçının yüzüne uçmasına neden oldu. Aniden biraz mesafeden ona yaklaşan kasıtlı yapılmış nazik adım sesleri geldi. Bu adımlar Xia Qingyue'nin sessiz düşüncelerini ürküttü.

Onun bakışları yumuşakça mırıldanıp ileri bakmaya devam ederken ürperdi. "Kocam....Qingyue'nin sonraki hayatında da senin karın olmasına izin ver....tamam mı....Bu Qingyue uygun bir eş olacak....tamam mı...?"

Onun yumuşak mırıldanmaları rüzgar sesinin içinde kayboldu. Onun söylediklerini duyabilen kimse yoktu. Arkasını döndü ve arkasında olduğu yerde duran atılgan bir genç adam vardı.

Xia Qingyue'nin tanrıca gibi görünüşünü görünce Ling yun'un aurası kaotikleşti. O hafifçe gülümsedi ve konuştu. "Peri Xia sende mi arkadaşını uğurluyorsun?"

"Hayır." Xia Qingyue kafasını salladı ve usulca cevap verdi. "Ben.....kocamı uğurlamak için buradayım."

O kafasını Xia Qingyue'ye bakmak için sarsarken tüm bedeni sallandı. Tam yanlış duyup duymadığını soracakken Xia Qingyue'nin sol koluna sarılmış siyah bir kumaş gördü.

(Ç.N: Tam hatırlayamasam da Çin'de ölüyü uğurlarken yakınlığa göre giydikleri renkler farklı oluyordu. En büyüğü siyah oluyordu. Kederlerinin herkesten fazla olduğunu anlatıyorlardı böylece. Çocukları gelinleri karısı kocası falan siyahtı.)

"Peri Xia az ön.....az önce ne dediniz? Koca mı? Ben mi yanlış duydum yoksa Peri Xia bana şaka mı yapıyor?" Ling Yun toplayabileceği en sakin sesiyle konuştu. Ancak elleri titriyordu ve içsel benliği karmaşa içindeydi.

Xia Qingyue ona cevap vermedi ve sadece saçını süpürmek için beyaz elini uzattı. Sol eliyle nazikçe süpürürken saçının bir parçası sessizce kesildi. Yeşim elini açtı ve saçını Kılıç Yönetimi Terasının merkezine doğru dağıttı. Bir anda saçı kılıç rüzgarları tarafında süpürülürken ve Cennetin Cezası Kılıcının etrafından dönerken sanki bir şeyin özlemini çekiyor ve ona eşlik etmek istiyor gibiydi.

(Ç.N: Bu saç kesmede cenaze olayı. )

Xia Qingyue güzel gözlerini kapadı ve bir süre sonra uçarak Ling Yun'un görüşünden kayboldu.

Ling Yun'un bedeni sertleşti. Gücünü kaybetti ve yere diz çöktü. Gözbebekleri aralıksız olarak genişledi. Bir zamanlar genç neslin en güçlüsü olarak görülen Cennetsel Kılıç Villasının Genç Villa Efendisi orada ruhunu kaybetmiş gibi görünüyordu.

"Onlar karı kocalar....Yun Che....onun kocasıymış....O çoktan...O çoktan evlenmiş....İmkansız....İmkansız...Bu bir yalan olmalı....İmkansız...."

Ling Yun kendi kendine mırıldanmaya devam etti. İfadesi sanki tüm inançları paramparça olmuş gibi cansızlaştı.

Aynı anda babası Ling Yuefeng'in de kafası karışmıştı. O Chu Yuechan'ın yaralarını merak ederken ve onun neden böyle büyük bir tepki verdiğini düşünürken Donmuş Bulut Asgard üyelerinin kaldığı avlunun önünde volta atıyordu. O asla kar gibi soğuk ve donmuş kaynak nilüferi gibi buzlu Chu Yuechan'ın duygularının kontrolünü kaybedeceğini ve kan kusacağını düşünmemişti.

Chu Yuechan'ın mizacını bildiğinden Donmuş Bulut Asgard'ın bir numaralı öğrencisi Xia Qİngyue ölseydi bile onun en uygun tepkisi bunaltıcı bir soğukluk olacaktı...Dünyada ona böyle bir tepki vermesine neden olacak birisi olmamalıydı.

Bu gerçekten düşmüş Yun Che yüzünden olabilir mi...Hayır! İmkansız! Kesinlikle imkansız! Başka bir sebebi olmalı.

O duygusal karışıklığın altındayken karısı Xuanyuan Yufeng'in çok uzakta olmadığını fark edemedi. Xuanyuan Yufeng onun tüm duygusal değişikliklerine soğukça bakıyordu. O gittikçe daha fazla hayal kırıklığına uğrarken bakışları daha fazla soğuklaşıyordu.

Tam o sırada Ling Yuefeng'in sabrı doruğuna ulaşmış gibi göründü ve daha fazla bekleyemedi. Dişlerini gıcırdattı ve avluya girdi. Ardından Chu Yuechan'ın odasını açtı ve içeri girdi.

Chu Yuechan hala yatakta yatıyordu ve yüzü hala bir kağıt gibi beyazdı. Chu Yueli de onun yatağının yanında duruyordu ve yüzünde huzursuzluk ile endişe vardı. Yaşlı ve zayıf görünen sıska yaşlı bir kadın nabzını okumak için parmağını Chu Yuechan'ın eline bastırdı.

Büyükanne Jiumu çoktan 190 yaşını geçmişti. Kıdem bakımından o Cennetsel Kılıç Villasının Efendisi Ling Yuefeng'i birkaç kat geçmişti. Tıbbi yetenekleri karşılaştırıldığında o Mavi Rüzgar İmparatorluğunun bir numaralı doktoru Gu Qiuhong'dan aşağı değildi. Ancak onun şöhret arzusu yoktu ve hayatı boyunca Cennetsel Kılıç Villasından çıkmamıştı. İmparatorlukta onun adını bilen çok kişi yoktu.

"Büyükanne Jiumu, Donmuş Güzelliğin Perisinin durumu nedir?" Büyükanne Jiumu'nun karşısında  Ling Yuefeng'in eylemleri açıkça daha saygılıydı.

Büyükanne Jiumu kuru parmağını Chu Yuechan'ın kar beyazı bileğinden çekti ve bastonunu aldı. Sürtünen zımpara gibi boğuk sesiyle konuşmadan önce birkaç adım ileri yürüdü. "O iyi. O sadece geçirdiği büyük duygusal travma nedeniyle bayılmış ve kalbine saldıran üzüntü kanının tersten akmasına neden olmuş. Bir süre sonra uyanacaktır."

"O zaman bu harika...." Ling Yuefeng başıyla onayladı. Ancak o hala duygusal karmaşanın içindeymiş gibi görünüyordu.

"Ancak o uzun yıllar boyunca buz öznitelikli kaynak sanatları çalışmış bu yüzden onun beş organı alışılmadık biçimde soğuk. Eğer bu devam ederse korkarım taşıdığı bebek için ölümcül olacak." Büyükanne Jiumu hafifçe söyledi.

(Ç.N: Bunu beklemiyordunuz dimi :D Bende beklemiyordum ilk okuduğumda oha lan demiştim :D )

Son cümle Chu Yueli ve Ling Yuefeng'in kulaklarının yanında tetiklenen mayın gibiydi. Chu Yueli aceleyle konuştu. "İmkansız! Büyükanne Jiumu yanılmış olmalısınız. Ablam daha önce hiçbir erkekle etkileşime girmedi. O nasıl bir bebeğe sahip olabilir!"

"Bu doğru. Büyükanne Jiumu yanılmış olmalısınız. Donmuş Bulut Asgard'ın perileri hayatları boyunca bekar kalırlar. Donmuş Güzelliğin Perisinin bir bebeğe sahip olması imkansız." Ling Yuefeng de hemen devam etti.

“Hmph!” iki kişinin sorgulamasının karşısında Büyükanne Jiumu'nun yüzü kızgınlaştı. Bastonunu şiddetle yere vurdu ve boğuk bir sesle konuştu. "ben son 189 senedir tıp pratiği yapıyorum ve her türlü garip rahatsızlık ile garip hastalık gördüm. Ben sizin hayatınızda gördüğünüz insan sayısından daha fazla hasta tedavi ettim. Siz gerçekten bir kadının hamile olup olmadığı gibi basit bir şeyde hata yapacağımı mı düşünüyorsunuz! HMPH!"

------ÇEVİRMEN NOTU-------

Bu baya beklenmedik bir şeydi :D Güzel devam ediyor bölümler Yun Che ne zaman gözükecek ya diyen vardır belki aranızda. Ama merak etmeyin az kaldı :D Yada belki de az kalmamıştır ^^


Bebek gerçek mi? Kız mı erkek mi? Bebek olayı nasıl tepkiler alacak? Xia Qİngyue'nin Yun Che'nin karısı olduğu öğrenecek mi? Mavi Rüzgar İmparatorluğunda Yun Che'nin ismi nasıl fırtına gibi yayılacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 281 - BÜYÜK RAHATSIZLIK"