Kilimanjaro Günceli

ATG 277 - "İBLİS" (2)

Eylül 14, 2016


ATG 277 - "İBLİS" (2)

 "Ama ben endişeleniyorum....Onlar hala Yanan Cennet Klanı...İmparatorluk.....İmparatorluk sarayında saklanmaya ne dersin? Orada olduğunu bilseler bile orada sorun çıkarmaya cüret etmeyeceklerdir." Cang Yue onun elini sıkıca kavrarken panik içinde konuştu.

Yun Che hafif bir gülümseme ile kafasını salladı. "Her ne kadar bunu başlatan Fen Juecheng olsa da bunu dikkatlice düşünürsen ben asla bu çakışmalardan kaçınmadım ve bunun yerine Fen Juebi'yi öldürerek bunları şiddetlendirdim....Belki de bilinçsizce ben Yanan Cennet Klanının beni takip etmesini planlamışımdır. Sonuçta avlanmak...." Yun Che küçük bir soluk verdi. O hayatının peşinde olunmasına çok alışkın ve aşina idi.

"Kıdemli Kız Kardeş." Her ne kadar sesindeki ton değişse de yine de nazikti. "Tüm bu fitne bittiğinde seni eve götüreceğim tamam mı?"

"Eve....götürmek....mi?"

“Mn!” Yun Che başıyla onayladı ve sanki geleceğe bakıyormuş gibi kafasını yükseltti. "Her ne kadar ben klanımdan atılsam da orası hala benim büyüdüğüm yer. En önemli şey büyük babam ve küçük halam. Onlar nerede olursa olsun benim evim orası. Ben ayrılalı çok oldu ama dönmek istemediğim bir zaman olmadı...Ben eve Kıdemli Kız Kardeşimi götürmek istiyorum. Eğer onlar eşim olarak bir prenses getirdiğimi bilselerdi muhtemelen çok korkacaklardır."

Bu olası sahne Yun Che'yi kıkırdattı. Büyük babasının ve küçük halasının figürleri de önünde parladı...Büyükbaba, küçük hala iyi misiniz...Farkında olmadan çok uzun zaman geçmiş....Siz orada zorbalığa uğruyor musunuz.....O ıssız dağda kapatıldığınızdan bu yana daha da inceldiniz mi....Biliyor musunuz ben her gün sizi düşünüyorum...

Şuan ki ben sonunda geri dönecek güce sahibim. Şuan Xiao Klanından herkesi yenebilirim. Ben siz ikinizin yaşadığı kesintisiz sefaleti 100 misli ile geri ödeteceğim!!!

Cang Yue uzun süre boş boş baktı. Gözleri neredeyse eriyecek noktada yumuşadı. Kalp atış hızı da birkaç kat arttı. Sakin tuttuğu kalbi aniden ürkeklik ve sevinç ile doldu. Başını alçalttı ve son derece yumuşak bir sesle cevapladı. "Mn."

Kılıç Yönetim Terası şimdi hemen ilerideydi.

Cennetsel Kılıç Villasının Kılıç Yönetim Terası turnuvanın yapıldığı Kılıç Söylev Arenasından birkaç kat büyüktü. Gözün görebileceği kadar yükseklikte on binlerce kılıç uçuyordu. Oraya yürürken zaman zaman kılıç enerjileri uçuşuyordu. Keskin enerji sanki yüzlerini bir bıçak kesmiş gibi solukça acıtıyordu.

Kılıç Yönetim Terasının yüzeyini de çeşitli silahlar kaplamıştı ve bunların arasına ağır silahlarda dahildi. Her ne kadar onlar sayıca son derece az olsa da kaliteleri kesinlikle sıradan değildi. Oradaki en kalitesiz silah bile Ruhsal Kaynak Eşyası idi.

Kılıç Yönetim Terasının ortasında gökyüzünün yarısına ulaşan ve yeryüzünün yarısına girecek kadar büyük zifiri karanlık bir kılıç vardı. Bu kıyaslanamayacak kadar muazzam kılıcın bedeni antik ve ağır bir aura yayıyordu ve ona bakanların kalplerini sessizleştiriyordu.

Ling Kun en önde yürüdü ve bu muazzam kılıcın önünde durdu. Ardından arkasını döndü ve konuştu "Bu kılıca 'Cennet'in Cezası' denir ve bu iblisin kılıcını bastırmıştır. Birkaç yüz yıl önce yakalanan iblis tam olarak bu kılıcın altında mühürlenmiştir."

"Bu İblis inanılmaz derecede güçlüdür ama mühürleme oluşumunun içinde gücü büyük ölçüde bastırılmıştır bu yüzdende kaçmayı düşünmemesi gerekir. Ancak bu bir mühürleme oluşumu olduğundan zaman içinde gücü zayıflar. Bu yüzden Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgesi her 20 yılda bir mührü kuvvetlendirmek için birini gönderir."

"Bu İblisin varlığı orijinalde bir sır. Çünkü onunla ilgili şeyler tüm Gökyüzü Kaynak Kıtasının ölümü ve yaşamını etkileyebilir. Bizim onun gerçek görünüşüne tanıklık etmenize izin vermemizin nedeni en son mührün güçlendirilmesinden kısa bir süre sonra akrabalarının özel bir yöntem kullanarak 4 Büyük Kutsal Bölge'nin ablukasından kaçması ve Gökyüzü Kaynak Kıtasına girmeleri. Onlar bu İblisi kurtarmak niyetiyle onun yerini aradılar. En sonunda Mavi Rüzgar İmparatorluğunu buldular. Eğer bizim Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgemizin tespiti olmasaydı sonuçları düşünülemez olacaktı."

"Oh! Onun söylediği şeyi dinleyine bu iblis Gökyüzü Kaynak Kıtasının dışından gelmiş gibi duruyor. O efsanelerdeki insan olmayan şeylerden olabilir mi?" Xia Yuanba genişlemiş gözleri ile sordu.

"Çok büyük ihtimalle." Yun Che dikkatlice başıyla onayladı aynı anda kendi kendine sessizce düşündü:  4 Büyük Kutsal Bölge sık sık Gökyüzü Kaynak Kıtasının dışındaki kişiler ile temasa geçiyor olmalı o zaman bunun anlamı....onlar Masmavi Bulut Kıtasından insanlar ile de temasa geçtikleri mi? Masmavi Bulut Kıtasının varlığını biliyor olabilirler mi?

Ling Kun etrafı bakışları ile süpürdü ve konuştu. "Bugün hepiniz gözlerinizi açıp dikkatlice bu iblisin görünümüne bakmalı. Eğer gelecekte birileri size buna benzeyen biri hakkında bir şeyler sorarsa bunu Cennetsel Kılıç Villasına bildirin. Hiçbir şekilde tembel ve ihmalkâr olmayın! Çünkü o muhtemelen başka bir iblistir! On yıldan daha uzun süre önceki olay onların 4 Büyük Kutsal Bölgenin farkına varmadan Gökyüzü Kaynak Kıtasına girmek için bir yol bulduğunu kanıtlıyor! Eğer bu iblis tesadüfen kurtarılırsa ve gücünü geri kazanırsa bizim Gökyüzü Kaynak Kıtamıza büyük bir felaket getirecektir."

"Gökyüzü Kaynak Kıtamıza büyük bir felaket getirecektir"....Bu sözler herkesin kalbini sarsmıştı. Bu kadar korkunç olan iblis aslında nasıl bir varlıktı?

Gümb...Gümbürtü...

Ling Kun'un tuhaf el hareketiyle beraber kılıcın altında muazzam kaynak oluşumu parladı. Bu kaynak oluşumunun dönüşüyle gökyüzü kadar büyük kılıç yavaşça yükseldi. Platformun altında 20 yıldır gece ve gündüz görmeyen kılıcın alt bedeni vardı.

Kılıcın bedeni gittikçe yükseldi ve yavaş yavaş birkaç yüz metre yüksekliğine ulaştı. Ve tam o anda aşağıdan bir kötü ruhtan geliyormuş gibi bir ses geldi:

"GRR… AAHH!!!! Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgesi sizi yaşlı köpekler!! Bu dedeciği yeniden ziyarete gelmişsiniz...HAHAHAHAHAHA… Sizi utanmaz, rezil ve hain köpek sürüsü!! Eğer cesaretiniz varsa acele edin ve beni öldürün! Ben kötücül bir ruh haline gelmek sizin etinizden cildinizi sökmek, sizin kanınızı içmek, kemiklerinizi ısırarak lapa haline getirmek, organlarınızı toz haline getirmek....ve sizi cehennemin 18. katına sürüklemek, sonsuza kadar on binlerce bıçağı nüfuz ettirerek size acı çektirmek ve cehennem ateşinde yanmayı size hissettirmek istiyorum!!!"

(Ç.N: Adam ne konuştu be :D )

Bu onların hayatlarında duyduğu en alınmış sözler ve en kötücül lanetlerdi. Bu cehennemdeki kötü ruhların iniltilerinden bile daha korkunçtu....Herkesin bedenindeki tüm tüyler diken diken olmuştu ve omurgalarına kadar durmaksızın titriyorlardı. Onların böyle bir yeryüzünü ürkütebilecek ve gökyüzünü korkutabilecek bir şikayet salabilen dargınlığın ne kadar büyük olduğunu hayal etmelerinin hiç bir yolu yoktu.

Muazzam kılıç sonunda durana kadar biraz daha yükselmeye devam etti. Kılıcın ucu daha önce gözüken boş alanın yüzeyine benzer büyüklükte hareket etti.

İnsanların gözünün önünde görünen şey bir büyük açık sarı yarı küre bariyerdi. Bariyerin içinde büyük Cennet'in Cezası kılıcı ve birkaç on tane zincirin ucuyla mühürlenmiş tamamen beyaz saçlı birisi vardı. Saçı uzun zaman önce yere ulaşmıştı ve yüzüyle bedeninin yarısını kapamıştı. Bedeni bir kibrit kadar ince ve yüzü bir kötücül ruh kadar kırışıktı ama gözleri dünyadaki en keskin bıçaklar kadar korkutucu ve cehennemin abisi gibi dargınlık yayıyordu.

"Bu.....bir İblis mi?"

"Bu kaynak oluşumunun içinde yüz yılı aşkın süredir yemeden, içmeden ve ölmeden mühürlü. Bu pratik olarak yaşlı bir iblis! Sssss....Ne korkunç bir iblis demin bana bir an için baktı ama bedenim anında soğudu."

"Çok....çok korkunç." Cang Yue gergin biçimde yaklaştı ve vücudunun yarısını Yun Che'nin arkasına sakladı.

Bu 'İblisin' ifadesi oldukça dehşet vericiydi ve öfkesi de muazzamdı. Bunun Yun Che'nin hayatı boyunca gördüğü en büyük olduğu söylenebilirdi. Ona bakınca Cang Yue söyle dursun kendi bile biraz korkmuştu.

"Jasmine bu iblis nasıl biri? Söyleyebilir misin?" Yun Che sordu.

Jasmine aşırı küçümseme ile konuştu. "İblis? Bu sadece normal bir insandan daha güçlü biri. Hmph, ne şaka ama. İblis ırkının gerçek iblisleri hayal edebileceğinden daha korkutucudur."

Yun Che: “…”

Bu 'İblisin' inanılmaz derece kötücül lanetleri ve bakışları karşısında Ling Kun sakince ve birikmiş olarak konuşurken ifadesini hiç bozmadı. "Sen lanetlemek mi istiyorsun o zaman istediğin gibi lanetle. Heh, seni öldürmeye cüret edemeyeceğimi mi düşünüyorsun? Eğer bazı gerekebilecek anlarda değiş tokuş için kullanılabilecek bir pazarlık kozu olarak faydan olmasa şuana kadar birkaç yüz kere ölecektin! Biz neden seni yüz yıl hayatta tutarak boşa zahmete gireceğiz?"

“Fooey!” İblis dudak büktü. "Aşağılık yaşlı köpekler siz rüya görüyorsunuz. Beni bir şey için değiş tokuş yapabileceğinizi düşünmeyin! Ben asla ölmek istemedim çünkü ben büyük İblis İmparatorunun sizin ailenizi katletmesini bizzat görmek istedim! O günün gelmesi çok uzun sürmez....hahahaha!"

“Hahahaha!” Ling Kun da deli gibi güldü. "Görünüşe göre sen kimin gerçekten rüya gördüğü hakkında net değilsin. Sana yeniden sizin İblis İmparatorunuzun çoktan uzun zaman önce öldüğünü söylememin bir zararı olmaz. O bizim Kudretli Cennetsel Kılıç Bölgemizin Kılıç Efendisinin ve Güneş Ay İlahi Salonunun Cennetsel Hükümdarının ellerinden öldü. Sizin daha tahta yeni çıkmış zavallı İblis İmparatorunuz kendi yeteneklerini gözünde büyüttü ve babasının intikamını almak istedi. Tsk tsk…onun ölürken ki haykırışları çok acınasıydı. Şuanda Hayali İblis Ülkesi küçük iblis imparatoriçesi tarafından destekleniyor. Maalesef sizin zavallı küçük iblis imparatoriçenizin imparatorluk kanına sahip olmasına rağmen sizin Hayali İblis Ülkeniz bir kadının imparator olmasına izin vermeye istekli değilmiş gibi görünüyor. Onun kendine bakmaya bile zamanı yok....bizim ailemizi mi katledecek? Hahaha, bu sadece muazzam bir şaka."

"Sapına kadar saçmalık!" İblis öfkeyle deli gibi kükredi. Ling Kun'un sözleri onu açıkça tahrik etmişti ve şiddetle mücadele ederken tüm duygularının kontrolünü tamamen kaybetmesine neden oldu. O feryat ederken zincirleri hareket ettirdi. "Nasıl sizin gibi bir avuç aşağılık yaşlı köpek bizim Hayali İblis Ülkemizin büyük İblis İmparatoru ile karşılaştırılabilir! Büyük İblis İmparatoru asla ölemez....ASLA!! Onun bizzat her şeyi katledeceği bir gün olacak!!"

Hayali İblis Ülkesi....Büyük İblis İmparatoru....

Onların konuşmalarında sürekli tekrar eden bu kelimeler Yun Che'yi daha çok şaşırtmıştı. O etrafına baktı ve herkesin yüzünde yazılı olan şaşkınlığı gördü. Tek istisna hala sakin kabul edilebilecek bir görünümü olan Ling Yuefeng idi.

Görünüşe göre "Hayali İblis Ülkesi" ve "Büyük İblis İmparatoru" sadece Kutsal Bölge seviyesindeki güçlerin dokunmaya nitelikli olduğu bir şeydi. Ve onlar ve "Hayali İblis Ülkesinin" arasında muazzam bir düşmanlığın olduğu çok açıktı.

"Hahahahaha, sadece rüya görmeye devam et!"

Bu kahkahasının sırasında elindeki uzaysal yüzüğü sildi ve birkaç on tane açık sarı kristal bedeninin önünde havada durdu. Her kristalin üstünden insanı korkudan sallayacak kadar yoğun bir güç serbest kaldı. Ling Kun'un kolunu sallayışı ile birlikte bu kristaller ayrı ayrı iblisin tutuklu olduğu açık sarı bariyerin köşelerine uçtu ve bariyere girip onun gücünün bir parçası haline geldiler.

Aniden bariyerin rengi derinleşti ve renk tonu cıvıltılı oldu. O sanki tamamı sarı ışık ile dolmuş gibi görünüyordu. O sarı kristalin hepsi inanılmaz derecede güçlü mühürleme kuvveti içeren nesnelerdi. Onların bariyer ile birleşmesi ile birlikte bariyerin her 20 yılda bir yapılan kuvvetlendirilmesi de tamamlanmıştı.

-----ÇEVİRMEN NOTU------

Yeni bir yerde görüldü. Devam bakalım :D


İblis'e ne olacak? Xia Qingyue ustası ile bir şey konuşacak mı? Yun Che'ye ne olacak? Yanan Cennet Klanı ne yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve okuyun :D

Yorum Yap "ATG 277 - "İBLİS" (2)"