Tankların Tarihi Günceli

ATG 272 - RÜYADAN UYANMA ZAMANI

Eylül 14, 2016


ATG 272 - RÜYADAN UYANMA ZAMANI

 Ling’er döndü ve kafasını Yun Che'nin omuzunda dinlendirdi. Puslu gözleri bambu ağaçlarının boşlukları arasından onlara parlayan ay ışınına bakıyordu. Uzun bir aradan sonra nazikçe konuştu. "Eğer ay ışığının altındayken bambu ormanında uyuyabilseydim bu çok güzel bir şey olurdu."

Yun Che yukarı baktı ardından doğal ve nazik bir gülümseme verdi. Avucunu dışarı itti ve bir "bang" sesiyle birlikte bambu tavanda büyük bir delik açıldı. Dolunay tamamen Ling’er’in görüşünün içine girdi. Bu fırsatı kullanan büyük miktarda ay ışığı içeri döküldü ve bambu evin her bir köşesini aydınlattı.

“Wa!” Su Ling’er hassas bir çığlık attı. Gökyüzündeki dolunaya bakınca ve yanındaki adamdan gelen atmosferi hissedince hayatında ilk defa kalbinin bile sarhoş olduğu bir tür duygu deneyimledi.

"Büyük Kardeş Yun Che ben gerçekten güzel abla gibi senin karın olup seninle sonsuza kadar birlikte olabilir miyim?" Su Ling’er şeytanca sordu. Şuan ki hali bir erkekle bir kadının arasındaki ilişkiyi hala tam olarak anlamıyordu. Ancak Su Ling’er gerçekten safça ve gerçekten şiddetle onu sevmiş ve onunla birlikte olmayı dilemişti.

Yun Che onun küçük elini tuttu ve nazikçe konuştu. "Tabi ki! Baban bir çok kişinin önünde zaten seni benimle nişanladı. Benim geri döndüğüm ve Ling’er'in büyüdüğü gün geldiğinde biz evlenebileceğiz ve ardından sonsuza dek birlikte olacağız..."

Su Ling’er ilk başta hafifçe güldü ardından bir şeye tepki vermiş gibi hemen Yun Che'nin kolunu yakaladı. "Geri....döndüğünde mi? Büyük Kardeş Yun Che sen.... sen gidecek misin?"

Bu Kötülük Tanrısı tarafından yaratılan hayali bir bölgeydi. Yun Che hayali bölge gibi şeylere yabancı değildi. Anka Kuşunun ve Ejderha Tanrısının test alanlarında olduğu yerler hayali bölgelerdi. Hayali bölgelerin içinde gözüken kişiler de bunun bir hayali bölge olduğunu bilmiyordu. Ancak hayali bölgeler her şeye karşın hayali bölgelerdi. Burada sadece 24 saat kalabilirdi ve ayrıldıktan sonra buradaki her şey de hiçliğe dönüşecekti.

Su Ling’er'in sesindeki paniği hissedince konuştu. "Ling’er ben buraya ait biri değilim. Benim evim çok çok uzaklarda. Her ne kadar ben gitmek istemesem de yine de geri dönmem gerek ve yarın ayrılmalıyım....Ama Ling’er merak etme sen büyüdüğünde ben kesinlikle geri döneceğim...Seninle evlenmek için döneceğim ardından seni alıp götüreceğim ve sonsuza kadar seninle kalacağım....tamam mı?"

Bunlar asla yerine getirebilemeyeceği yalanlardı. Çünkü 24 saat sonra burada bulunan her şey yok olacaktı. Geçmişteki Su Ling’er yada şimdi ki Su Ling’er bir daha asla bu dünyada ortaya çıkmayacaktı. Ancak bu söz aslında onun ruhundan geliyordu ve herhangi bir yalancılığa sahip değildi. Eğer Su Ling’er hala bu hayatta olsaydı o zaman bedel ne kadar ağır olursa olsun o kesinlikle bunu yerine getirecekti ve bir daha acı verici bir şekilde onu beklemesine izin vermeyecekti.

Gece anında çok sessiz oldu. Ay ışığı artık parlamıyordu ve hatta sarhoş edici rüzgar görünüşe göre iz bırakmadan yok olmuştu. Yun Che'nin yarın gideceği ve uzun süre boyunca olmayacağı bilgisi Su Ling'er'in zihnine girdiğinde zevk aldığı tüm duyguların üzüntü ve isteksizliğe dönüştüğünü fark etti.....O babası ile birlikte bir çok kez bu bambu ormana gelmişti ve her seferinde mutlu hissederdi. Ancak hiçbir sefer kesinlikle bu geceki gibi kutsanmış hissetmemişti. En çok sevdiği şey bambu ormanı değildi bambu ormanını beraber izlerken ona eşlik eden kişiydi...

(Ç.N: Hayal falan ama sevdik seni Ling'er)

Su Ling’er kendini Yun Che'nin bedeninin üzerine attı. O ağlamadı sadece gözlerini sıkıca kapadı ve sanki uykuda konuşuyormuş gibi nazikçe konuştu. "Büyük Kardeş Yun Che....sen geri gelmelisin. Ben düzgün ve itaatkar bir şekilde büyüyeceğim. Ben senin geri dönüp benimle evlenmeni bekleyeceğim. Ne kadar uzun zaman sürerse sürsün bekleyeceğim...Ben senin geri gelip benimle evleneceğin zamana kadar bekleyeceğim..."

Her ne kadar bu delicesine aşık olma sözleri masumluk ile dolu 10 yaşındaki bir kızdan gelse de olgun bir kadının duygusal sözlerinden daha canlandırıcıydı. Çünkü 10 yaşındaki bu kızdan gelen bu sözler herhangi bir yalancılık, amaçlılık ve tedbirlilik taşımıyordu onlar sadece en basit ve en saf duygular, hisler ve arzulardı.

————————————

İkinci günde Yun Che, Su Ling’er'i taşıyarak Büyük Uyanış Klanına geri döndüğünde çoktan öğlen olmuştu. Kötülük Tanrısının ruhu tarafından belirtilmiş olan 24 saatten geriye 1 saatten daha az süre kalmıştı.

Dün gece onlar birbirlerini kucaklayarak uyumuşlardı ve sabah gökyüzü hala karanlıkken Yun Che onu taşıyarak beraber Büyük Uyanış Dağından gelen yabani meyveleri yedikleri ve birlikte güneşin doğuşunu izledikleri Büyük Uyanış Dağına tırmanmıştı. Onlar Büyük Uyanış Dağına bir çok ayak izi ve ses bırakmışlardı.... Ve bu şekilde farkında olmayarak süre sınırı yaklaşmıştı.

“Che’er gerçekten birkaç gün daha kalmayı düşünmüyor musun? Biliyorsun Ling'er senin gittiğini görmek hiç istemiyor."

Yun Che'nin sırtında yatan ve aşağı inmeyi reddeden Su Ling'er'i görünce Su Hengshan bir gülümseme ile birlikte çaresizce konuştu. Yun Che ve Xia Qingyue için o doğal olarak kalbinde minnettardı ancak daha onlara kalacak bir yer temin etmeden onlar veda etmek için gelmişlerdi.

"Ben gerçekten kalmak isterdim ancak gitmekten başka seçeneğimin olmadığı bir nedenim var. Kayınbabamın affetmesini istiyorum..." Kafasını çevirdi ve taşıdığı kıza baktı ardından kullanabileceği en sakin sesle konuştu. "Ben de Ling’er'i bırakmak istemiyorum."

Su Hengshan başıyla onayladı. O çoktan Yun Che ve Xia Qingyue'nin Kutsal Bölge seviyesindeki bir tarikatta doğduklarına sıkıca inanmıştı. Onların eylemlerine ve kararlarına "kayınbaba" unvanı ile birlikte bile temelde müdahale etmeye cüret edemiyordu. Yun Che'nin sırtında sessizce yatan ve elleriyle sıkıca onun boynuna sarılan kıza göz attı ve iç çektikten sonra konuştu. "Şimdi mi gideceksin?"

"Evet...."

"O zaman sizi uğurlamak için benim yerimi Ling’er alsın."

Yun Che ve Xia Qİngyue'yi yolcu eden sadece Ling'er idi. Çünkü Su Hengshan, yun Che'nin önemsediği tek kişinin sadece Su Ling'er olduğunu biliyordu. Eğer onları bizzat yolcu etse bile bu sadece lüzumsuz olacaktı."

Büyük Uyanış Klanından çıktıktan sonra Su Ling’er, Yun Che'ye eşlik etti ve Büyük Uyanış Klanının silueti bile gözükmeyecek kadar uzun bir mesafe yürüdüler. 24 saatlik süreden kalan zaman çoktan son anlarına ulaşmıştı.

Su Ling’er sıkıca Yun Che'nin elini yakaladı. Onlar yürürken o tatlı kahkahalar ile doluydu ve morali bozuk bir görünüş ortaya çıkarmadı. Buraya kadar yürüdüklerinde Yun Che adımlarını durdurdu ve nazikçe konuştu. "Ling'er bizi uğurlamayı burada durdurabilirsin. Eğer daha fazla devam edersek geri dönüş yolunda senin güvenliğin için endişeleneceğim."

Su Ling’er başıyla onaylarken en ufak bir direniş göstermedi ve bir sırıtma ile birlikte konuştu. "Mn! Ben Büyük Kardeş Yun Che'nin sözlerini dinleyeceğim. Büyük Kardeş Yun Che ve güzel abla yolda dikkatli olmalı.....Uuu Büyük Kardeş Yun Che bana bir şey verebilir misin.....bir şey....Büyük Kardeş Yun Che'nin her zaman benim yanımda olduğunu hissetmemi sağlayacak bir şey..."

O gülümserken....iyi kontrol edemediği bir göz yaşı damlası gözünün kenarından düştü ve hassas yüzünden aşağı indi.

Yun Che'nin kalbi titredi ve ardından anında karmaşık bir buruklukla doldu. O çömeldi ve nazikçe Su Ling’er'in dış giysilerini çıkardı. Ardından Xia Qİngyue'nin şaşkın bakışlarının altında Ejderha Pulu Zırhını çıkardı ve onun bedenine koydu. Ejderha Pulu Zırhı kendini giyen kişinin şekline göre ayarlayabiliyordu bu yüzden Ling'er çok küçük ve ince olsa bile çok uyumluydu. "Ling'er bu giysiye Ejderha Pulu Zırhı denir ve bu seni çok iyi koruyabilir. Sen onu çoğu zaman giymelisin o tıpkı benim senin yanında olduğum zamanlar gibi seni koruyacaktır."

Kıyaslanamayacak kadar değerli Ejderha Pulu Zırhını çıkarmak ve onu hayali bölgenin içindeki  Su Ling’er'e vermek bakmak için tamamen saçma görünüyordu ancak Yun Che basitçe kendini kontrol edemiyordu....Çünkü ondan ayrıldıktan sonra Ling'er'e verebileceği en iyi koruma buydu.

Mor bir uzaysal yüzük çıkardı ve Gökyüzü Zehir Sedefinde depoladığı çeşitli yiyecek ve içeceği ona aktardı. Ardından genellikle kendi arıttığı çeşitli tıbbi hapları çıkardı ve ona her birinin nasıl kullanılacaklarını öğretirken onları da yüzüğe koydu. "Bunlar Küçük Cennet Geri Dönüş Haplarıdır bunları yaralandığında kullan...Bunlar Yeşil Çiy Haplarıdır yanlışlıkla zehirlendiğinde bunlardan birisini ye....Bunlar Kaynak Yenileme Haplarıdır enerjin kalmadığında bunlardan birisini ye...Gelecekte eğer....evden ayrılmaktan başka seçeneğin kalmadığı ve sürekli tehlikeyle karşılaştığın bir gün gelirse bunun içindeki eşyaları kesinlikle hatırlamalısın. Kendini iyice korumak için bunları kullanmalısın tamam mı."

Su Ling’er onun sözlerini dinledi ve sürekli olarak başıyla onayladı....

Yun Che Su Ling'er'in elindeki uzaysal yüzüğü giydirtmedi çünkü o insanlar tarafından kolayca arzulanacaktı sonuçta mor uzaysal yüzükler devasa bir kapasiteye ve uzun bir saklama ömrüne sahipti bu yüzden Büyük Uyanış Klanı içinde bile oldukça değerli bir hazine olarak kabul edilirdi. Yüzüğe altın ipekböceği ipliği geçirdi ve onu Su Ling'er'in boynuna astı ve mor ışıklarla ışıldayan uzaysal yüzük onun elbiselerinin altına girdi.

Su Ling'er'in gözlerinden şuanda göz yaşları dökülüyordu. Patapata. Her bir gözyaşı tanesi Yun Che'nin ruhunun en derinlerine dökülüyordu. O Su Ling’er'i kollarında taşıdı ve nazikçe konuştu. "Ling’er üzülme. Nede olsa biz sonsuza kadar ayrılmıyoruz. Sen büyüdüğünde ben geri döneceğim....seninle evlenmek için döneceğim! Bu yüzden sen mutlu ve neşeli bir şekilde büyümelisin böylece ben geri döndüğünde en güzel Ling’er'i görebilirim. Eğer gelecekte zorluklarla karşılaşırsan korkmamalı ve umutsuzluğa düşmemelisin. Sen bun dünyada seni göremese bile yine de daima seni düşünen ve seni özleyen birinin olduğunu sonsuza kadar hatırlaman gerek..."

“Mn… Mn!!” Su Ling’er şiddetle başıyla onayladı ve ağlayan sesini bastırmak için mücadele etti. Küçük kırmızı dudaklarında çoktan ince diş işleri oluşmuştu...

Kalan zaman sonuna gelmeye başlamıştı. Yun Che onu serbest bıraktı ve iki eliyle onun yüzünü tutarak alnından nazikçe öptü. Ardından döndü ve dişlerini sıkarak adım adım ilerledi...ve gittikçe Su Ling’er'in görüş alanından çıktı.

Su Ling’er onu takip etmedi. Elleri Yun Che'nin ağır ağır kaybolan kokusunu taşıyan Ejderha Pulu Zırha sarılmıştı. Bulanık görüşüyle onun yavaş yavaş kaybolan figürüne baktı. Sonunda daha fazla tutamadı ve gözyaşları dışarı döküldü. Onun ağlayış seslerine eşlik eden yüksek sesli haykırışlar büyük açık arazide yankılandı...

"Büyük Kardeş Yun Che! Ben senin için bekleyeceğim....Ben senin dönmen ve benimle evlenmen için bekleyeceğim..."

""Büyük Kardeş Yun Che sen beni düşünmelisin... sen kesinlikle beni düşünmek zorundasın...Sen beni aklından çıkarmamalısın..."

"Büyük Kardeş Yun Che....Ben hızlıca büyüyeceğim....sen geri dönmelisin...mutlaka....mutlaka....Sen geri dönmelisin..."

"Büyük Kardeş Yun Che....Senin gittiğini görmek istemiyorum....Uuuu.....Uuuuuuuu."

Yun Che'nin figürü giderek uzaklaştı ve sonunda belirli bir anda onun görüşünden tamamen kayboldu. O nazikçe yere diz çöktü ve yüzünü tutarak yüksek sesle ağlamaya başladı....Onun Büyük Kardeş Yun Che'si gitmişti ve onun ruhu bile alıp götürmüştü...

Su Ling’er'in yüksek sesli haykırışları rüzgarın aracılığı ile Yun Che'nin kulağına geldi ve bu her adımını bir öncekinden daha zor hale getirdi. İfadesi acı verici bir üzüntüye sahipti yine de arkaya dönmeye cüret edemiyordu. Çünkü eğer dönerse başka bir adım atamayacağından korkuyordu.

"Sizin ikinizin arasındaki ilişki çok garip." Yun Che'nin ifadesini görünce Xia Qingyue usulca konuştu. O yetişkin bir adamla 10 yaşındaki küçük bir kızın sadece tek bir gün gibi kısa bir sürede nasıl böyle kuvvetli bir bağ oluşturduğunu anlayamıyordu.

Yun Che başını kaldırdı ve gökyüzüne baktı. "Qingyue sen....geçmiş yaşamlara inanıyor musun?"

Xia Qingyue biraz ürktü. Sessizce Yun Che'ye baktı ve başıyla onayladı. "İnanıyorum."

O anda aniden onun ve Xia Qingyue'nin etrafındaki çevrede uzaysal bükülme dalgacıkları ortaya çıktı.

"Sonunda gitmek üzereyiz." Yun Che gözlerini kapadı ve usulca fısıldadı. "Hoşça kal...benim Ling’er'im..."

(Ç.N: Duygulandınız değil mi :( )

O fısıldarken onun ve Xia Qİngyue'nin figürü çoktan uzaysal bükülmenin içinde aynı anda kaybolmuştu. Onu takiben bir uzaysal gelgit oluştu ardından anında o da kayboldu ve o an içinde soğuk bir rüzgar esti.

Gözünü açtığında görüşü tamamen beyaz kar ile doluydu...O ve Xia Qingyue geri döndü ancak pozisyonları Cennet Havzasının en iyi bölgelerinde değildi.

“Huu…” Yun Che ağırca iç çekti. Her ne kadar o sadece hayali bir bölgeden gelen küçük Su Ling’er olsa ve Kötülük Tanrısının gücü tarafından oluşmuş bir yanılsama olsa bile Su Ling’er ile olan ayrılığı onun göğsünün sanki patlamak üzereymiş gibi batmasına neden olmuştu.

"Ne kadar güzel bir rüya olursa olsun sonunda birisinin bundan uyanacağı zaman gelecek." Yun Che önüne baktı ve melankolik şekilde konuştu. Hemen ardından bilinçaltına girdi ve Jamsine'ye sordu. "Jasmine neden Kötülük Tanrısı ruhunun kalan son gücüyle beni böyle bir hayali bölgeye gönderdi? Anılarımı okuduktan sonra bazı pişmanlıklarımı çözmek için bana yardım etmiş olabilir mi?"

"Hayali bölge?" Jasmine'nin sesi geldi. "Yani sen tüm bu zaman boyunca önceki gün kaldığın dünyanın sadece bir hayali bölge olduğunu mu düşündüğünü söylüyorsun?"

"...O açıkça bir hayali bölgeydi." Yun Che güçsüzce konuştu. Eğer bu bir hayali bölge olmasaydı uzun zaman önce ölmüş olan Su Ling’er nasıl yeniden gözükebilirdi? Ve o hala küçük yaşlarında olan Su Ling’er idi.

“Heh…” Jasmine sanki ilginç bir şey bulmuş gibi garip bir şekilde gülmeye başladı ve yavaşça konuştu. "Anlıyorum. Eylemlerinin ve duygularının bu kadar sıra dışı olmasına şaşmamalı. Sen aslında oraya bir hayali bölge olarak davranmışsın...Ama ben çok sorumlu olarak sana şunu söyleyebilirim. Biraz önce içinde bulunduğun dünya kesinlikle bir.....hayali....bölge....değildi!!!"

————————————

Yazar Notu: Bu bölüm sonunda bitti. Ben acayip yoruldum. Ben gerçekten böyle zorlu, memnuniyet vermeyen yine de kaçınılmaz senaryoları yazmaktan nefret ediyorum!!

İngilizce çevirmen notu: Şimdi benim bu zorlu, memnuniyet vermeyen yine de kaçınılmaz senaryoları çevirdiğimi hayal edin...

Useless notu: Şimdi benim onun çevirdiği zorlu, memnuniyet vermeyen yine de kaçınılmaz senaryoları Türkçeye çevirdiğimi hayal edin :D

Ghostun isyan notu: şimdi bu 3 arkadaşın hazırladığı bölümleri ağlamaktan düzenlemeye fırsat bulamayan beni hayal edin ama fazla kaptırmayın. :D :P

-----ÇEVİRMEN NOTU------

Duygusal bir bölümdü GERÇEK Ling'er'i tanıdık :D Kaçınılmazdı buna katılıyorum. Asıl önemli nokta diğer bölüm olacak. Büyük bir sır açıklanacak ve seride çok büyük bir öneme sahip bir sır bu :D


Bu büyük sır ne? Jasmine neler anlatacak? Ling'er nasıl yaşıyor? Yun Che ne tepki verecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 272 - RÜYADAN UYANMA ZAMANI"