Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 271 - BAMBU ORMANI FANTAZMAGORYASI

Eylül 14, 2016


ATG 271 - BAMBU ORMANI FANTAZMAGORYASI

 Uzun süre hapsedilmesinin ardından patlayan klan çekişmesi sonunda kimsenin bekleyemeyeceği bir şekilde sonra ermişti. Yun Che aslında Su Hengshan'ın Su Hengyue ve oğluna ek olarak onlara yardım eden öğrencilere ve büyüklere nasıl davranacağını bilmiyordu. O aslında bunu gerçekten önemsemiyordu. Siyah Ağaç Kalesi insanları gittiğinde o Ling'er'i aldı ve ayrıldı.

Yun Che bu olaylar sırasında Su Hengshan'ın doğasını kabaca anlamıştı. O namuslu, dürüst, mütevazi bir insandı ve kalbinde duygusal yakınlığa büyük önem veriyordu ama böyle biri iyi bir klan lideri olamazdı....Çünkü o bir şeyleri hallederken yeteri kadar kararlı ve vahşi olmuyordu. Aksi halde bir büyük gibi birisi böyle şahlanamazdı. Her ne kadar o bu noktaya kadar ulaşsa ve Su Hengyue çoktan klana ihanet etmiş olsa da Yun Che onun hala bunu çok belirleyici bir şekilde halletmeyeceğini hayal edebiliyordu. Sonuçta Su Hengyue onun büyük kardeşiydi. Ayrıca ona yardım etmiş bir çok klan büyüğü vardı.

Bugünkü meselelerden sonra Yun Che Büyük Uyanış Klanının içinde olacağı olası krizi görebiliyordu.

"Büyük Kardeş Yun Che sen ve babam benim çoktan....bir nişanlı olduğumu söyledi. Nişanlı nedir?" Su Ling’er kafası karışmış bir bakışla Yun Che'nin elini kavradı ve sordu. Onun nişanlının ne anlama geldiği ile ilgili belli belirsiz bir fikri vardı ama yine de bunu Yun Che'nin ağzından duymak istiyordu.

Yun Che gülümsedi ve konuştu. "Bu demekki Su Ling’er büyüdüğünde benimle evlenecek ve benim karım olacak....tıpkı güzel ablan gibi."

Xia Qingyue'nin alışılmadık bir ifadeyle gözlerini eğdi.

"Ka....rım.....Bu ne demek?" Su Ling’er'in ağzı hafifçe açık kaldı bu hitap şekli onun kafasını daha çok karıştırmıştı.

"Bu sana sadece ben Ling’er diyeceğim demek. Ling’er benim karım olduktan sonra biz birbirimize eşlik etmek için sonsuza kadar birlikte olacağız, birbirimizle ilgileneceğiz, birbirimizi mutlu edeceğiz ve bizi mutlu etmesi için her türlü şeyi yapacağız." Yun Che hafifçe söyledi. Bu sözler söylemek için gerçekten basitti ama o zaman Su Ling’er kaybolana ve solana kadar bunları onun ağzından duyamamıştı.

Su Ling’er'in adımları sanki Yun Che'nin sözleri onu aptallaştırmış gibi yavaşladı.

Yun Che kafasını eğdi ve dikkatlice sordu. "O zaman Ling’er büyüdüğünde benim karım olmak istiyor musun?"

Su Ling’er karlı hassas yanaklarını kaldırdı ve tüm gücüyle başıyla onayladı ardından tatlı bir şekilde gülümseyerek konuştu. "Mnn! Ben Büyük Kardeş Yun Che ile birlikte olmayı seviyorum!"

Yun Che, Su Ling’er'in elini daha sıkı tuttu. Kalbi bir acıyla karışık....bir sıcaklıkla doldu.

Sonunda Xia Qingyue artık sessiz kalamadı. Bakışlarını hassas küçük Su Ling’er'e eğdi hemen onun yaşını tahmin etti ardından kaşlarını kırıştırdı ve Yun Che'ye sordu. "Sen ciddi misin?"

Yun Che onun ne düşündüğünü biliyordu. Onun 10 yaşındaki küçük bir kızı karısı yapmak için bu kadar kararlı ve ciddi olduğunu gören herkes kalplerinde tek bir kelime söylerlerdi: "hayvan". Yun Che çaresizce konuştu. "Ben gerçekten ciddiyim....Ama benim kendi sebeplerim var." Yun Che'nin ifadesi biraz acı vericiydi. "Bu sadece bir rüya değil mi? Madem bu sadece bir rüya bırak....bir fantezi kadar güzel olsun."

“…” Xia Qingyue'nin onun ne demek istediği hakkında kesinlikle bir fikri yoktu ama onun gözlerindeki samimiyeti ve melankoliyi gördüğünde yanaklarını çevirdi ve bir daha sormadı.

"Qingyue eşim sen bugün...." Yun Che dikkatlice sordu. "Neden bu kadar...umm....itaatkârsın?"

Xia Qingyue gözlerini alçalttı ve hafifçe konuştu. "Şuan sahip olduğum güç orijinalde sana ait olmalıydı. Eğer bunu kullanmak istersen ben reddetmeyeceğim."

Yun Che şaşkın şaşkın baktı. Burnunu biraz sıkıştırdı ve bu konuyla daha fazla devam etmedi. "Yeryüzü Kaynak Aleminden İmparator Kaynak Alemine bu ilerleme çok korkutucu. Ancak ilerleme çok büyük olursa istikrarsızlık sorunları olabilir. Qingyue geride kalmış olabilecek olan geri tepmeleri önlemek adına senin auranı uyumlaştırmak için sana Ejderha Tüneme Köşküne giderken eşlik etmem iyi olurdu."

Xia Qingyue kafasını salladı. "Kendi başıma gitmem yeterli olur. Sen Ling'er ile oynayabilirsin."

Yun Che ısrar etmeyi sürdürmedi. Onu tetikte olması için uyardıktan sonra Su Ling’er'i aldı ve ayrıldı. Sonuçta Ling'er'e Xia Qingyue uyandıktan sonra onunla oynayacağına söz vermişti.

Yun Che uzaklara yürüdükten sonra Xia Qingyue arkasını döndü ve Yun Che'nin figürüne arkasından baktı. Dalgın bir biçimde kendi kendine konuşurken ruh hali boştu. "Karı koca.....olduğumuz....için....mi...?...."

………………………………

"Ling'er nereye gitmek ve oynamak istiyorsun?"

"Hehe...ben Büyük Kardeş Yun Che ile olduğumda ruh halim özellikle iyi olacak. Herhangi bir yere gitmek ve oynamak iyi olacak....Oh....dur bir düşüneyim! Bu doğru arkadan bambu ormanına gidelim ve oynayalım tamam mı?"

"Bambu....Ormanı?" Bu sözler Yun Che'nin bazı sinirlerinin üstüne dokundu.

"Mnn! Dağın eteğinde çok büyük bir bambu ormanı var. Ben en çok oradaki rüzgarı seviyorum. Yalnızca babam orada bir çok tehlikeli kaynak canavarının görülebileceğini söyledi ve oraya tek başıma gitmeme izin vermez. Babam her zaman çok meşgul bu yüzden nadiren beni oraya oynamaya götürüyor.

"Bambu ormanı.....bambu ormanı....tamam o zaman oraya gidip oynayalım."

Büyük Uyanış Klanının güneyinde dağın eteğinden uzaklara kadar uzanan taşmış yoğun zümrüt yeşil rengi tüm bölgeyi kaplamış olan bir bambu ormanı ile kaplı büyük bir alan vardı. Bambu yapraklarının hışırtısıyla birlikte yoğun bambu yaprakları ve hızla geçen durmaksızın canlandırıcı rüzgar dalgaları insanları inanılmaz bir şekilde rahatlamış ve kaygısız yapıyordu.

"Vay be! Çok rahatlatıcı!" Bambu ormanının ortasında duran Su Ling’er gözlerini kapayıp kollarını genişletti ve tüm gücüyle bambu ormanındaki canlandırıcı havayı içine çekmek için burnunu yükseltti.

Önlerindeki bambu ormanı eskiden Yun Che ve Su Ling’er'in birlikte yaşadığı kadar yoğun değildi ama aynı zümrüt yeşilini gördükten, aynı keyifli ferahlığı ve gelen rüzgarın fırçalamasını hissettiğinde sanki bu ruhunun hafifçe durulanmış olduğunu hissetti. Bambu ormanına ardından Su Ling’er'e bakan Yun Che bir an için aptallaştı...O dönemlerde bu güzel bambu ormanı ve güzel Ling'er ile beraberken bu güzel dünyada sadece ikisi varken neden o sadece nefret görmüştü....

Su Ling’er her zaman melankolikti ve her zaman onun nefretini bırakmasını söylemişti. Belki de o dönemlerde o geçmişinden çoktan vazgeçmişti ve sadece Yun Che ile birlikte olmak istiyordu. Onun sonradan sahip olduğu melankoli geçmişinden değil muhtemelen Yun Che'den geliyordu...

"Büyük Kardeş Yun Che burası gerçekten güzel değil mi?" Su Ling’er gülümsedi ve konuştu. "burası benim favori yerim. Buraya her gelişimde sanki bir peri olmuşum gibi hissediyorum ve tüm kötü şeyleri unutuyorum. Buradaki her şeyi seviyorum....Ben sık sık büyüdüğümde ailemin kesinlikle burada oturacağını düşünüyorum...Oh! Sadece bunu düşünmek bile beni mutlu ediyor."

Yun Che'nin kalbi şiddetle sallandı.

Boşuna değil....Ustası öldüğünde bilinçsiz ve ağır yaralı olduğunda Ling'er'in birkaç gün boyunca onu sürükleyip bu bambu ormanda durduğuna şaşmamalı. O dönemlerde o Su Ling’er'in buranın gizli ve güvenli olduğunu hissettiğini düşünmüştü. Görünen o ki o bu bambu ormanına düşkünmüş ve küçüklüğünden beri burası için hayaller kuruyormuş.

Bambu ormanında onun kalbi sakinleşiyordu ve kendini bir peri gibi hissediyordu...Ve günden güne, yıldan yıla daima onun dönüşünü beklerken.......sadece bu bambu ormanında yalnızlığının, üzüntülerinin, endişelerinin, depresyonunun, korkusunun ve problemlerinin üstesinden gelebiliyordu....

Yun Che yumruklarını sıkıca sıktı ve kalbi sanki bir iğnelik gibi acıdı. Utanç ruhunu bir gelgit gibi doldurdu. O Ling’er'e layık olmadığını ve onun yaptıklarını 10 yaşam sonra bile telafi edemeyeceğini daha fazla fark etti....

"Ling'er burada bir ev yapalım tamam mı?" Yun Che hafifçe sordu.

"Huh? Burada....bir ev mi yapalım.?" Su Ling’er tamamen şaşkınlıkla doluydu.

“Mn!” Yun Che gülümsedi ve başıyla onayladı. "Ling'er her zaman bu bambu ormanda yaşamayı hayal etmedi mi? O zaman bu bambuların ortasına küçük bir bambu ev yapalım. Bu şekilde Su Ling’er istediği sürece burada yaşayabilir."

"Bambu...ev?" Su Ling’er biraz tedirginleşti ardından yıldızlı gözleri inanılmaz bir biçimde parladı." Gerçekten....yapabilir miyiz? Ama buradaki bambular zarar görürse bu çok talihsiz olmaz mı?"

“Haha!” Yun Che gülmeye başladı. O hafifçe Ling’er'in yanaklarını rahatlattı ve sevgi ile konuştu. "Burada çok fazla bambu var ve sadece birkaç tanesi evin parçası olabilir. Eğer buradaki bambular çok güzel ve sevimli Ling’er için bir ev olacaklarını bilselerdi kesinlikle çok mutlu olurlardı."

“Mn!!” Su Ling’er iç endişelerine aldırmadı ve kıyaslanamaz bir mutlulukla bağırdı.

Yun Che parmaklarını uzattı ve kaynak gücünü bir bıçak gibi yönetti. Bir süpürmeyle 10dan fazla bambu özenle kesildi. Çok geçmeden yanlarına yeterince kalın bir yığın bambu sapı yığılmıştı ve yoğun bambu ormanında yeterince büyük bir boş alan oluştu.

Yun Che'nin kaynak gücüyle bu mühendislik başarısı çok zor değildi ama dinlendirici de değildi. Ancak zaman zaman terlerini silerken ve hatta terleri sırtına yuvarlansa da yanında ona heyecanla tezahürat yapan Su Ling’er ile birlikte hiç yorulmuş hissetmedi.

Gökyüzü yavaş yavaş karardı ve basit küçük bir bambu ev sonunda şekillendi.. Bu küçük bambu ev daha önce yaşadıklarından çok daha küçük ve hamdı. Bu bambu ev onları rüzgardan ve yağmurdan korumak için bile yeterli değildi ama bu incelik kesinlikle temiz ve ferahlatıcı bir hisse sahipti. Ayrıca bu sadece küçük bir bambu ev değildi onun içinde küçük bir yatak ve küçük bir koltuk da vardı.

Bambu ev şeklini aldığında Yun Che'nin kulakları Su Ling’er'in heyecanlı tezahüratları ile doldu. O heyecanla bambu evin etrafında koştu. Onun özgür ruhlu ve güzel sesi uzaktan Yun Che'nin kulağına geldi....O aslında kaygısız bir peri gibiydi.

"Büyük Kardeş Yun Che bugün burada duralım tamam mı? Bu benim hayalimdi...ayrıca eğer Büyük Kardeş Yun Che bana eşlik ederse ben hiç korkmayacağım."

"Mnn tamam!"

Bambu ormanının ortasında onlar öğlenden gece gökyüzünde ay asılana kadar oynadılar. Bugün Ling’er'den duyduğu kahkahalar o zamanlar duyduklarından daha fazlaydı. Öğlen Ling’er'den gelen kahkahalar ve tezahüratları onun tüm dünyası olmuştu. Bugün o sadece Ling’er'e aitti.

Gökyüzünde asılı parlak ay yükseldi ve tüm öğleden sonra koşan Ling’er sonunda yoruldu. O ve Ling'er birlikte yaptıkları bambu yatakta omuz omuza yattılar....Bambu ev çok basit ve çok sertti ancak onun içinde yatmak, temiz havada nefes almak, zümrüt yeşili bambunun kokusunu koklamak ve çatlaklardan zaman zaman kayan esintiyi hissetmek ikisini inanılmaz derecede memnun hissettiriyordu. Tabi ki daha önemli olan şey birbirlerinin yanında olmalarıydı.

"Büyük Kardeş Yun Che ben gerçekten....sonsuza kadar senle birlikte olmak istiyorum....Oh...böyle söylersem bu Büyük Kardeş Yun Che'nin garip hissetmesine neden olur. Açıkcası biz sadece bugün karşılaştık ama ben seni gördüğüm andan beri Büyük Kardeş Yun Che'yi seviyorum.... Ben gerçekten garip bir kız mıyım?"

Küçük yatak inanılmaz derecede dardı. Su Ling’er hafifçe Yun Che'nin bedenine doğru eğildi ve alçak sesle sordu.

"Hayır." Yun Che gülümsemeye başladı. "Çünkü ben Ling'er'i ilk gördüğümde de aynısı oldu. Tüm ömrü boyunca birisinin ilk karşılaştıkları anda bir kişiyi açıklanamayacak şekilde sevmesi çok zordur. Eğer iki kişi de birbirlerine karşı aynı şekilde hissediyorsa belki de onların birlikte olacağı kaderlerinde yazılıdır yada önceki hayatlarından geçmek bilmeyen bir sevgileri vardır."

-------ÇEVİRMEN NOTU-------

Bu bölümde bitti. Yanlış hatırlamıyorsam bu olay diğer bölüm bitecek :D devam bakalım.


Yun Che ayrılmadan önce neler yapacak? Xia Qİngyue neler yapacak? Jasmine bir şeyler diyecek mi? Geri döndüklerinde neler olacak? Ortaya çıkacak büyük sürpriz ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve okuyun :D

Yorum Yap "ATG 271 - BAMBU ORMANI FANTAZMAGORYASI"