Otto Von Bismark Günceli

ATG 269 - EZİP GEÇME

Eylül 14, 2016


ATG 269 - EZİP GEÇME

  Mutlak bir güzellik göründüğünde son derece fazla insanın bakışlarını kısa bir süreliğine cezbederdi. Ama Xia Qingyue farklıydı. Onun cezbettiği şey sadece onların bakışları değildi o daha çok orada bulunan insanların o anda ruhlarının bedenlerinden ayrılmasına neden olabilirdi.

Xia Qingyue nazikçe aşağı süzüldü ve Yun Che'nin yanında durdu. O tamamen beyaz giyiyordu. Karlı cildi rüya gibiydi ve uzun beyaz kurdele süzülerek bedeninin etrafında dolaşırken buzlu gözleri yıldızlar gibi parıldıyordu. Anında herkes sesini kaybetti ve boş gözlerle Xia Qingyue'ye baktı. Herkesin bakışları puslandı ve sanki bir rüyanın içine düşerek ay sarayından ölümlü dünyaya inmiş efsanevi periyi görmüş gibiydiler...

Heimu Qingya aralıksız birkaç adım geri gitti. Sağ eli aşırı acıdan dolayı titriyordu ve 5 parmağının hepsi kırılmış ve çirkinliğin ötesinde bükülmüştü. O kafasını kaldırdı ve Xia Qingyue'ye baktı ardından bir an için sersemledi ve kalbindeki şok aşırı seviyeye ulaştı...O aslında sadece 17-18 yaşlarında gözüken bir kız tarafından yaralanmıştı! Deminki saldırının içindeki kaynak enerji yoğunluğu onun korkudan titremesine neden olmuştu. Üstelik Xia Qingyue'den yayılan buz gibi kaynak aurası onun bedenindeki tüm sinirlerin gerilmesine neden olmuştu...Bu tür bir güç onu seviye açısından bastırıyordu!

Onun arkasında soğuk rüzgar tarafından uçurulan Siyah Ağaç Kalesi öğrencileri birbiri ardına yere düştüler ancak yüzlerini buruşturup acı içinde bağırırlarken hiç birisi ayağa kalkamadı. Çünkü bedenlerinde büyük yada küçük miktarlarda buz kristalleri oluşmuştu. Buz kristalleri ile kaplı bölgeler hemen dondu ve onların zorla bilinçlerini kaybetmelerini sağlayarak ayağa kalkamaz hale getirdi.

Heimu Qingya'nın kaşları çılgınca titredi. Sol elini yükseltti ve Xia Qignyue'ye doğrulttu. "Kim...kim....Sen kimsin!?"

Heimu Qingya'nın sözlerindeki ürperti belirgindi. Demin Xia Qingyue'den isabet aldığında bir kez daha onun gücü tarafından hedef alınmıştı bu nedenle Xia Qingyue'nin sahip olduğu korkunç güç miktarını büyük ölçüde hissedebiliyordu. Böyle bir yaş böyle bir kaynak gücüyle birleştiğinde bu Siyah Ağaç Kalesi Kale Efendisinin manevi dünyasını alt üst etmeye yeterdi.

Xia Qİngyue ona soğuk gözlerle baktı ve bir şey söylemedi. Yun Che'nin gözleri parlıyordu ve Su Ling’er'i taşırken bir "whoosh" sesiyle onun yanına gitti. "Qingyue eşim sonunda geldin. Eğer gelmeseydin hayatının geri kalanında dul birisi olacaktın!"

Yun Che konuştu ve hatta korkmuş bir yüz takındı. Xia Qingyue'nin gözleri biraz hareket etti ve tamamen çaresiz hissetti. Diğerleri Yun Che'nin gücünü bilmiyordu ama o yeteri kadar açıkça biliyordu....Onun Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesi ile birlikte karşısındaki Gökyüzü Kaynak Aleminde olan Heimu Qingya bile olsa ona kolayca düşünmeyi bile düşünmemeliydi.

Yun Che "Qingyue eşim" dediğinde birbiri ardında Xia Qingyue'yi biraz saplantı haline getirmiş olan erkek öğrenciler Yun Che'ye aşırı kıskançlıkla bakarken bir hançerin göğüslerine saplandığını hissettiler....Tüm dikkatleri Xia Qingyue'nin peri gibi görüntüsü tarafından cezbedilmişti ve onun sahip olduğu korkunç gücü anlamaya zamanları yoktu. Ve muhtemelen ilk durumda Xia Qingyue'yi gördüklerinde onlar bilinçsizce asla onunla "güçlü uzman" kelimelerini bağdaştıramayacaklardı. Çünkü böyle bir güzellik ile sadece bir gülümsemeyle dünyaya hükmedebilirdi basitçe böyle büyük bir güce sahip olmasına gerek yoktu.

(Ç.N: Dünyanın en güçlüsü Xia Yuanba olsa ne güzel olur adamda anti güzellik kalkanı var :D )

"Güzel abla sen uyanmışsın....Bu harika...Benim adım Ling’er." Çok sayıda insanın önünde Yun Che'nin göğsünde sıkıca taşınan Ling’er biraz utanmış gibiydi. Yüzü kızardı ve çok yumuşak bir sesle Xia Qingyue'yi selamladı.

Xia Qingyue bakışlarını yan tarafa döndürdü ve nazikçe Su Ling’er'e başıyla selam verdi. Dudakları biraz hareket etti ancak gülümseyemedi....Belki de nasıl gülümseyeceğini çoktan unutmuştu. En azından Yun Che onu daha önce hiç gülümserken görmemişti.

Büyük güce sahip olan büyükler için tek hayrete düştükleri Xia Qingyue'nin görünüşü değildi. O tek darbede Heimu Qingya'yı ittiğinde bu onların yüzünde şok ve güvensizlik oluşmasına neden olmuştu. ...Ancak hemen ardından hızlı bir şekilde kendilerini avuttular. Sadece 17-18 yaşında gözüken genç bir bayanın ne kadar canavar gibi olursa olsun Gökyüzü Kaynak Aleminde olan birini geriye itmesi temelde imkansız. Bu bir şanstır yada deminki saldırıda Heimu Qingya gücünün çok bir kısmını kullanıyor olmalı....

Her ne kadar Heimu Qingya demin geriye hareket ettiğinde bunu kendi kendilerine söyleseler de algıları onun saldırırken kendini tutmaktan ziyade tüm gücünün %100ünü kullandığını söylüyordu.

Su Hengshan öne çıktı. Xia Qİngyue ile yüzleşirken aslında onun tavırlarında küçük bir miktar saygı vardı. "Hanımefendi ben Su Hengshan. Daha önce hanımefendi yaralıydı ve komadaydı. Görünüşe göre şuan tamamen iyisiniz bundan daha iyi bir şey olamaz. Demin....benim küçük kızımı kurtarmak için yardım eli uzattığınız için teşekkür ederim."

Yun Che kafasını salladı. "Mn Qingyue eşim o benim demin kabul ettiğim kayınpederim. Bu sefer kayınpederimin bizi buraya kabul etmesi sayesinde kalacak bir yer bulabildik."

Yun Che onu "Qingyue eşim" diye çağırıp onu kendi "kayınpederine" tanıttı. Bu sahne çok sayıda insanın dili tutulmuş şekilde bakmasına neden oldu. Ancak maalesef bu şaşırtıcı derecede güzel kız yüzünde bir kıskançlık belirtisi ve rahatsızlığa sahip değildi. "Bu küçük, Xia Qingyue, Klan Lideri Su'ya misafirperverliği için teşekkür eder."

"Bu fazla bir şey değil siz çok naziksiniz." Su Hengshan yanıt vermek için aceleyle elini salladı. Her ne kadar o çoktan orta yaşlı olsa da Xia Qingyue'nin karşısında gözleri hala onunla temasa geçmeye cüret edemiyordu. Kafasının içinde sessizce iç çekti. Ardından bakışlarını Heimu Qingya'ye döndürdü ve tüm yüzüne öfke yayıldı. "Heimu Qingya! Seni küçük adam! Ben uzun zamandır senin aşağılık adını biliyordum ancak aslında bu derece aşağılık ve utanmaz olacağını beklemiyordum. Bizim Büyük Uyanış Klanımızın ününün bu son yıllarda siz Siyah Ağaç Kalesi ile eşit düzeyde olması temelde büyük bir aşağılama!"

Su Hengshan ardından bakışlarını bir kez daha döndürdü ve Su Wangji'ye doğru bakıp konuştu. "Ulu Büyük deminki olayı sizde açıkça gördünüz. Su Hengyue aslında böyle bir insanla ilişkili. O bizim klanımıza ihanetten şüpheli olmakla kalmayıp o hepimizi alay konusu yapıyor! Ve siz aslında onun tarafını tutuyorsunuz. Her ne kadar ben Klan Lideri olsam da ben aynı zamanda sizin küçüğünüzüm. Ben tekrar ve tekrar tahammül ettim. Su Hengyue beni tekrar ve tekrar kınadığında bile misilleme yapmadım! Ancak bugün....Siyah Ağaç Kalesi Ling'er'i kaçırmaya niyetlendiklerinde ben hala sizin bu konuyla ilgili herhangi bir fikrinizin olmadığını söyleyebilirdim. Ancak demin Heimu Qingya aniden benim damadıma saldırmak için harekete geçtiğinde siz onu durdurmamakla kalmayıp hala sakin gözüktünüz ve acelesiz davrandınız....Ulu Büyük, Su Hengyue her ne kadar ben gerçekten klanımızda iç çatışma görmek ve kötü niyetli insanların bizimle eğlenmesini istemesem de ben dişsiz bir kaplan da değilim! Şuan ki Büyük Uyanış Klanında en nihayetinde son sözü hala ben söylerim!"

(Ç.N: Bu adam bile sinirlendi vay be :D )

"Yeter!" Su Wangji'nin son derece çirkin bir ifadesi vardı. O hala sağ eli titreyen Heimu Qingya'ya ve ağır yaraları nedeniyle yerde yatan Su Haoyu'ya baktı... Ardından dirsekliğe hafifçe vurdu ve ayağa kalktı. "Bu olay bugün burada sona erecek....Hengyue, Haoyu'yu götür!"

(Ç.N: Mevzu var :D )

Su Hengyue'nin ifadesi seğirdi. O kötü niyetli bir şekilde Su Hengshan ve Yun Che'ye baktı. Arkasında kendinden geçmiş Su Haoyu'yu taşıyan öğrencilerle birlikte tek bir kelime etmeden nefret dolu bir şekilde ayrıldı. Su Hengshan'ın sözleri doğruydu mevcut durumda ve en sonunda Büyük Uyanış Klanında son söz hala onundu. Bugün buraya agresif bir şekilde gelmesinin nedeni en büyük güveninin oğlunun kıyaslanamaz yeteneği oluşuydu. Sadece bu noktayla o klanda büyük miktarda kişinin desteğini kazanmıştı. Buna Siyah Ağaç Kalesinin gücü eklendiğinde bu Su Hengshan'a büyük miktarda baskı vermek için yeterliydi ancak tüm bunlar olurken ortaya Yun Che'nin çıkacağını düşünmemişti!

Su Hengshan'ın kaşları seğirdi. Sağ elini uzattı ancak arı yolda onu geri çekti. Kaynayan öfkesini kontrol altına alırken onların ayrılmak için hazırlık yapmalarına izin verdi. Ama o anda aniden soğuk bir homurtu yankılandı.

"Durun bir dakika!!"

Yun Che ileri bir adım attı ve soğukça sertleşmiş ifadesi olan Heimu Qingya'ya baktı. "Bu yer benim bölgem değil bu yüzden 'siz istediğiniz gibi gelip gidebileceğinizi düşünüyor musunuz' gibi laflar söylemek benim için gerçekten uygun değil ancak...Siyah Ağaç Kalesi Efendisi, gerçek şu ki sen beni demin öldürmek bundan sonra hala istedin işlerin gerçekten bu şekilde sona ereceğini düşünüyor olabilir misin?"

Heimu Qingya'nın gözleri daraldı ve soğukça gülmeye başladı. "Ne? Sen beni hala burada tutmayı mı düşünüyorsun?"

Her ne kadar o anda Heimu Qingya dudaklarından gülse de bedeni en ufak bir rahatlama hissetmiyordu. Sırtı demin oluşan soğuk terlerle kaplanmıştı. Sağ elindeki parmaklar sadece kırılmamıştı o aşırı soğuk enerji demetlerinin sağ elinin içinde aktığını hissedebiliyordu. Bu soğuk enerji demetleri buz hançerleri gibiydi ve aktıkları her saniye bir düzine hançer elini oyuyormuş gibiydi ve bu onun kalp delici bir acı hissetmesine neden olmuştu. Ancak tüm gücünü kullandığında bile bu soğuk enerji demetlerinin bir parçasını bile dışarı çıkmaya zorlayamıyordu.

O en çok hemen ayrılmayı isteyen kişiydi çünkü Xia Qingyue'nin karşısında derin bir korku onun kalbinde çoktan büyümüştü.

"Seni burada tutmak mı? Hahahaha, sen kendini bir şey sanıyorsun. Sadece senin çirkin ve uğursuz yüzün ile aşağılık ve utanmaz ruhunla ben seni burada bir kara sinek yemeği olarak bile tutmanın çok kirli olacağından korkuyorum. Ben sadece demin bana borçlandığın borcu uygun bir şekilde ödemeni istiyorum!" Yun Che kafasını çevirdi ve sertçe konuştu. "Tabi ki bu benimle Heimu Qingya arasındaki kişisel bir kin ve bu Büyük Uyanış Klanı ile tamamen alakasız...."

Buraya kadar konuştuktan sonra Yun Che aniden elini kaldırıp Heimu Qingya'yı gösterdi ve çok öfkeli bir ifade ile konuştu. "Qingyue eşim! Bu o! O aslında demin beni öldürmeye yeltendi! Kocanı öldürme girişiminde bulunduğu için olan bu nefrete ben dayanabilsem bile sen dayanamazsın değil mi?"

(Ç.N: Hahahahahah :D Karı koca dediğin böyle olmalı ya :D )

Xia Qingyue'nin kirpikleri hafifçe yükseldi ve gözleri çoktan Heimu Qingya üzerine kilitlendi. Daha Heimu Qingya konuşamadan bedeninin etrafındaki uzun kurdele yıldırım hızıyla dışarı doğru sallandı ve doğrudan Heimu Qingya'nın göğsüne sürtündü.

Heimu Qingya'nin gözleri battı ve homurdandı. "Kibirli küçük! Senden korktuğumu mu düşünüyorsun!?"

Heimu Qingya'nın avcu hareket etti. Siyah demir bir mızrağı ellerinde kapmasıyla birlikte Heimu Qingya'nın hırlamasının ortasında mızrağı dışarı devasa siyah bir girdap büktü ve görünüş olarak daha güçsüz olan Buz Anka'sı Kar Çiçeği Kurdele ile kapıştı.

Bu bir Gökyüzü Kaynak Aleminde olan kaynak uygulayıcısından gelen kudretti. Yakınlarda olanlar bu baskıdan dolayı nefes darlığı çektiler ve hatta bazıları nefes alamadı.

Ssssss!!

Buz Anka'sı Kar Çiçeği Kurdele ile siyah mızrak temasa geçtiği an kulak delici bir yırtılma sesi oluştu. Devasa enerji içeren girdap ince bir kumaş gibi anında liğme, liğme edildi ve çiçek açan bir buz nilüferi Heimu Qingya'ya doğru ilerlerken aniden mızrağa çarptı.

Heimu Qingya'nın ifadesi şoktan büyük ölçüde soldu. Çevredekilerde şaşkınca bakıyordu. Heimu Qingya deminki saldırısında tüm gücünü kullanmıştı ancak bu kız aslında.....tek darbede onu püskürtmüşü!

"Sana yardım edeceğim!!"

Durumun kötüye gittiğini gören Su Hengyue hızlıca bedenini büktü ve kılıcını Buz Anka'sı Kar Çiçeği Kurdele'ye doğru deldi. Nehrin doğusundaki Gökyüzü Kaynak Aleminde en iyi 10 arasındaki iki kişi aslında 17-18 yaşlarında ki genç bir kıza karşı güçlerini birleştirerek mücadele ediyorlardı. Kimse ne böyle bir şey görmüş ne de duymuştu bu sadece akıl almaz olarak ifade edilebilirdi.

Yine de Xia Qİngyue'nin ifadesi hiç etkilenmedi ve sadece el hareketleri biraz değişti.

Anında spiral buz nilüferi ikiye bölündü ve sırasıyla Heimu Qingya ve Su Hengyue'ye doğru çarptı.

Ping!!

Su Hengye'nin engellemesi hiç işe yaramadı. Uzun kılıcı buz nilüferi ile temasa geçtiğinde kolu bile soğuk tarafından mühürlenmişti. 2 buz nilüferinden biri Heimu Qingya'nın göğsünün üstüne bastırırken diğeri Su Hengye'nin göğsünün üstüne bastırıyordu ve ardından aynı anda ikisi de patladı.

İkisi aynı anda çığlık attı ve farklı yönlere uçarken 7-8 Siyah Ağaç Kalesi öğrencisine çarparak onların oracıkta bayılmasına neden oldu.

Bedenleri parçalanmış buz nilüferi ile tamamen bıçaklanmıştı ve bu sayısız delik yaraya neden olmuştu. Bedenlerinin yarısı buz tarafından mühürlenmişti ve temelde kısa bir süre için hareket edemeyeceklerdi. Onlar yerde yatarken ifadeleri tamamen cansızdı. Onlar temelde olan şeylere inanmak istemiyorlardı.....Sadece onlar da değil Su Hengshan, Su Wangji....ve hatta Yun Che bile şaşkına dönmüş ifadelerle bakıyordu.

Nehrin doğusunda gücün doruklarınki Gökyüzü Kaynak Aleminin erken aşamalarında olan 2 kişi aslında bir genç kız tarafından.....tek bir hamlede korkunç bir şekilde yenilmişlerdi!!

Tek bir hamle ile!!!!

Xia Qİngyue ilk başta Heimu Qingya'yı ittiğinde Yun Che çoktan onun İmparator Uyandırıcı Kalp Hapını tükettikten sonra gücünün Heimu Qingya'yı aştığını belirlemişti! O Gökyüzü Kaynak Alemine girmekle kalmayıp Gökyüzü Kaynak Aleminin orta seviyelerine atlamış olabilirdi....

(Ç.N: Sizce seviyesi ne :D )

Ancak o 2 tane Gökyüzü Kaynak Aleminde olan kişinin birleşik saldırısına karşı onları yenmek için aslında sadece tek bir hareket kullanacağını beklemiyordu!!

Gökyüzü Kaynak Aleminin orta seviyelerinde bile böyle bir şeyi yapmak temelde imkansızdı!

Şuan ki Xia Qingyue çoktan.....Gökyüzü Kaynak Aleminin son seviyelerinde olabilir miydi?

"Jasmine Xia Qingyue'nin şuan ki kaynak gücünün seviyesi ne?" Yun Che hafif bir ürpertiyle sordu.

"....Cennetsel Kaynak Hazinelerinde 5.sırada olan Gökyüzü Zehir Sedefinden beklendiği gibi arıtma mükemmelliği böyle aşırı bir düzeyde....Tüm bu binlerce büyük dünya içinde bunu sadece Gökyüzü Zehir Sedefi yapabilir." Jasmine'nin sesi bile şok belirtisi taşıyordu. "Onun şuan ki güç seviyesi çoktan Gökyüzü Kaynak Aleminin üzerinden yürüyerek gitti ve İmparator Kaynak Alemine girdi! O Chu Yuechan'ı bile geçerek 2.seviye İmparator Kaynak Alemine ulaştı!"

(Ç.N: Oha :D Şimdi karı koca vs. Atsa tek yer :D :D :D Olsun Yun Che karısının güçlendiğini görünce hırs yapıp daha çok güçlenir ^^ )

"Şuanda bu 2 tane 2.seviye Gökyüzü Kaynak Aleminde olan adamın onun önünde yürümeyi yeni öğrenmiş bebeklerden farkı yok! Eğer o kendini tutmasaydı onlar çoktan buz parçacıkları haline gelirdi!"

Yun Che: “……”

Yun Che: “……”

Yun Che: “Ne.....dedin..............sen!?!?”

----------ÇEVİRMEN NOTU------------

Bölümler giderek uzuyor mu yoksa benim beyin haşlandı bölüm çevirmekten bana mı öyle geliyor? Tempoya alıştım az çok neredeyse tüm zamanımı alıyor hatta hepsini alıyor ama ellerim ve gözlerim bide başımı saymazsak iyi sayılırım :D Devam bakalım. Bu arada Xia Qingyue iyi güçlendi dimi :D


Millet nasıl şaşıracak? Yun Che ne diyecek? Olaylar nasıl gelişecek? Ne kadar daha bölüm gelecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 269 - EZİP GEÇME"