Kilimanjaro Günceli

ATG 266 - PARÇANLANMA

Eylül 14, 2016


ATG 266 - PARÇANLANMA

Yun Che bu hazinenin ne olduğunu duymamıştı ama onun için olan olaylara bakılınca kesinlikle inanılmaz bir şey olduğu anlaşılıyordu. Belki de söylentilerdeki gibi tıpkı İmparator Uyandırıcı Kalp Nilüferi gibi 'kutsal nesne' seviyesinde bir şeydir.

Bu hazine Büyük Uyanış Klanının, Masmavi Bulut Kıtasının Supwake Ülkesinin en iyi tarikatlarından biri olma umudu olduğuna göre bu değerli hazinenin kimin için kullanılacağı en yüksek önemliliği taşıyordu! Eğer onu sıradan bir öğrenci için kullanırlarsa bu kesinlikle büyük bir israf olacaktı. Bu mesele inanılmaz bir tedbir gerektirdiği için bu zamana kadar kullanmak yerine bilinmeyen bir yerde gizlemişlerdi ve bu bilinmeyen yere girmek için sıradaki sadece Klan Liderine verilen özel bir anahtar gerekmekteydi.

Bu nesilde o Su Hengshan'ın ellerindeydi.

Su Hengyue çok hırslı biriydi. Küçüklüğünden beri klanın en değerli hazinesine göz dikmişti ama her ne kadar uygunluğu inanılmaz bir şekilde iyi olsa da hala şaşırtıcı derecede iyi değildi. Ancak o yine de klan içinde yüksek bir prestij elde etmişti ve tüm yıllar boyunca yanına bir çok insan çekmişti. Üstüne Siyah Ağaç Kalesi ile iş birliği yapmak için son derece çaba harcadığından aynı düşünceyi paylaşan büyükler doğal olarak onun tarafını tutuyorlardı.

Su Hengyue'nin şuanda Su Hengshan'ın ona düşman olacağına yada Siyah Ağaç Kalesinin gücünü ödünç almayı umursamadan kararlılıkla Su Hengshan'dan anahtarı teslim etmesini istemesinin nedeni oğlu Su Haoyu idi!

Su Haoyu bu sene tam 20 yaşındaydı ama kaynak gücü 8.seviye Ruhsal Kaynak Alemine ulaşmıştı! Bu Büyük Uyanış Klanının tarihi boyunca hiç olmamış bir şeydi. Oğlunun doğal yeteneği ile klanın en değerli hazinesini elde etmeye tamamen nitelikli olduğunu düşünüyordu ve bu konuyu defalarca Su Hengshan'a bahsetmiş hatta klandakiler onunla birlikte baskı yapmışlardı ama Su Hengshan asla kabul etmemişti. Her ne kadar Su Haoyu'nun doğal yeteneği şaşırtıcı olsa da rahmetli atalarının bahsettiği 'Dünya Sersemletici' seviyede değildi. Ayrıca Su Hengyue her zaman hırslı olmuştu eğer klanın en değerli hazinesini onun oğluna verirse gelecekte klanın otoritesi tamamen Su Hengyue'nin soyuna düşecekti....O kendi bencil arzuları için Büyük Uyanış Klanına karşı ayrımcılık yapmıştı ve Siyah Ağaç Kalesine güvenmişti. Eğer Büyük Uyanış Klanı onun eline düşerse gelecekleri tamamen akla sığmaz olacaktı!

"Su Hengshan eğer klanımızın en değerli hazinesini daha erken çıkarsaydın oğlum Haoyu çok daha önce gökyüzüne yükselecekti ve on yıldan daha kısa sürede klanımızı şuan sadece hayal edebileceğimiz bir yüksekliğe taşıyacaktı." Su Hengyue umursamadan güldü ve konuştu. "Ne düşündüğünü bilmediğimize inanma. Sen benim oğlumun doğal yeteneğini kıskanıyorsun ve klanın hazinesini bizzat kullanmak istiyorsun. Heh, insanların bencil ve kıskanç olmadı tamamen normal. Ancak sen Büyük Uyanış Klanını seninle beraber sürüklemek istiyorsun. Ben Büyük Uyanış Klanının büyüklerinden biri olarak bunu asla kabul etmeyeceğim!"

"Saçmalık!" Su Haoran öfkeyle kükredi. "Bencil olanın sen olduğu açık! Klanımızın en değerli hazinesini ele geçirmek için bize iftira atıyorsun. Senin hiç utanç duygun yok!"

“Yoh!” Su Hengyue soğukça konuştu. "Daha bir büyük konuşmayı bitirmeden senin oğlun çoktan sakinliğini kaybetti. Senin oğlun klan hazinesini kullanmak için benim ailemin Haoyu'sundan daha nitelikli olabilir mi? Bu doğru eğer sen benim Haoyu'mu yenersen o zaman Haoyu'dan daha niteliklisin demektir. Haoyu gel ve senin kardeşin Haoran'a karşı hareketlerini karşılaştır."

"Peki baba."

20 yaşlarında tamamen beyaz giyinmiş bir genç Su Hengshan'ın arkasından çıktı. Her ne kadar ifadesi tamamen sakin olsa da bakışları tamamen gurur ortaya çıkarıyordu. "Kardeş Haoran ne kadar saçma desen de işe yaramaz. Eğer beni yenersen o zaman benim klanın en değerli hazinesini kullanacak yüzüm olmayacak ve bundan sonra Klan Lideri ile bu konuda çekişmeyeceğiz. Lütfen."

"Sen!" Su Haoran tamamen kırmızı olana kadar yüz ifadesini dizginledi yine de ileri çıkmaya cüret edemedi. Su Haoyu  her ne kadar ondan yarım yıl küçük olsa da çoktan 8.seviye Ruhsal Kaynak Alemine girmişti. Eğer şimdi savaşırlarsa oluşacak tek sonuç ezilmesi ve tüm yüzünü kaybetmesiydi.

Su Hengshan'ın göğsü şişti ardından şiddetle somurttu.

"Ne? Kardeş Haoran cesaret edemiyor olabilir mi?....Heh Kardeş Haoran'ın bu kadar gergin olmasına gerek yok. Biz sadece birkaç hamle karşılaştıracağız bu kadar. Ben kesinlikle sana sert vurmayacağım. Ve olursa sen bu küçük kardeşi yenersen istediğin şeyi elde etmeyecek misin?" Su Haoyu'nun ağzının köşesi kıvrılarak küçümseyerek güldü ve alayla dolu yüzü ile birlikte parmaklarıyla Su Haoran'ı gösterdi.

"Bu kadar yeter artık tartışmayın."

Yaşlı bir ses geldi. Sandalyede oturan Ulu Büyük Su Wanji gözünü açtı. Onun yavaş sesi ciddi ve huşu vericiydi. "Bu mesele için Hengyue gerçekten biraz hatalı ama bu hala bir yanlış anlaşılma. Oh Hengshan her ne kadar bizim rahmetli atalarımız klanımızın en değerli hazinesini kullanmak için dünyayı sallayabilecek bir yeteneğin ortaya çıkmasını söylese de bu 'dünyayı sallayacak' kavramı bir çok anlama gelebilir. Haoyu yüz yılda bir bile gelmesi zor olan bir dahi. O sadece 20 yaşında yine de çoktan 8.seviye Ruhsal Kaynak Aleminde. Supwake Ülkesinin içinde o 'dünya sallayacak' kavramına uyuyor. Bana öyle geliyor ki Haoyu klanımızın en değerli hazinesini kullanmak için nitelikli. Ve garanti edebilirim ki gelecek yüzyılda Haoyu'dan daha yetenekli bir öğrenci ortaya çıkmayacak."

Su Wanji'nin sözlerinin hepsi açıkça Su Hengyue'nin tarafındaydı ama bu sözler inkar edilemezdi. O Su Hengshan'a baktı ve sessizce konuştu. "Haoyu bu sene 20 yaşında. O artık genç değil. O biraz daha büyürse kullandığında klanımızın en değerli hazinesinin etkisi doğal olarak azalacaktır. Hengshan eğer sen hala inatla anlamazsan ve onu serbest bırakmadan önce klanımızın en değerli hazinesini korurken ölmeye razıysan o zaman ya bu sözde 'dünya sallayacak' dahi asla Büyük Uyanış Klanımızda çıkmazsa hazine sonsuza kadar mühürlü mü kalacak? Klanımız uzun zaman önce gökyüzüne yükselebilirdi ama bunun yüzünden uzun süredir durgun bir vaziyette. Eğer klanımızın bir felaket ile karşılaştığı gün gelirse o zaman klanımızın en değerli hazinesini kullanmak çok geç olacak!"

Su Hengshan kaşlarını dizginlemeye daha çok çalıştıkça onlar daha sıkı oluyordu....Eğer Su Hengyue işine saygılı bir büyük ve Su Haoyu iyi kalpli bir doğaya sahip olsaydı o zaman eğer yeterince kişi klanın en değerli hazinesini çıkarmamasını tavsiye etse de hatta Su Hengshan bunun uygunsuz olduğunu düşünse bile bu kadar kararlı olmayacaktı. Klanın en değerli hazinesini elde etmek için tüm bu olanları Su Hengyue yaptığı için bu mesele tamamen ödün verilemezdi!

Onun klanı ayartması affedilebilirdi. Ama Siyah Ağaç Kalesinin gücünü kullanarak onlara baskı yapması özünde klana ihanet eden bir hareketti!!

Böyle aç gözlü ve vicdansız insanlara ölecek olsa bile asla klanın en değerli hazinesini vermeyi kabul etmeyecekti!!

"Bu nasıl?" Su Wangji gözlerini kısarak baktı ve yavaşça konuştu. "Hengshan eğer klanımızda 20 yaşının altında Haoyu'yu yenebilecek birini bulabilirsen Hengyue klanın en değerli hazinesi ile ilgili konuyu bir daha açmayacak!"

(Ç.N: Aynı bokun kahverengisi bu....)

Su Hengyue ve Su Haoran'ın grubunun arasındaki herkes gülmeye başladı. Su Hengyue uygun olarak konuştu. "Pekala! Eğer klanımızda 20 yaşının altındaki birisi Haoyu'yu yenebilir ve onun doğal yeteneğinin en iyisi olmadığını kanıtlayabilirse o zaman büven bir daha klanın en değerli hazinesi ile ilgili tek bir kelime etmeyeceğim ve hemen kıçıma tokat atıp ayrılacağım. Ayrıca uygunsuz davranışlarım için Klan Liderinden özür dileyeceğim.....Ama Haoyu'yu yenebilecek kimse yoksa?"

"O zaman lütfen Hengshan klan hazinesinin hazinesini Haoyu'ya ver. Ben şuan burada bulunan klan üyelerinin ve büyüklerin hiç birinin bu meselenin gereksiz yere daha fazla uzadığını görmek istemeyeceğine inanıyorum." Su Wanji çok yavaşça konuştu.

Su Hengshan yumruklarını sıkıca sıktı ve parmaklarından çıtlama sesleri çıkmaya başladı. Tam öfkeyle onları azarlayacaktı ki yan taraftan kibirli bir genç adamın sesi geldi.

(Ç.N: Kibirli genç adam yardır :D )

"İyi fikir! Gerçekten iyi fikir! Gerçekten Ulu Büyük olmaya layıksınız fikirleriniz bile çok adil! Böyle güzel bir fikri ben ellerimi yükselterek onaylayacağım!"

Oraya rahat bir şekilde ve yavaşça yürüyen Yun Che'nin yüzünde bir gülümseme asılıydı. Ellerinin üzerinde onun sürüklediği Yun Che'nin bedenine sıkıca yaslanan gergin yüzlü Su Ling'er vardı.

Yun Che bunu kesinlikle daha fazla izleyemediğinde Ejderha Tüneme Köşkünden ayrıldı ve şansa bir ağacın arkasında olanları gözetleyen Su Ling’er'i buldu. Onun odasından ayrıldığını görünce Su Ling’er küçük adamlarla hemen onun yanına koştu ve aceleyle konuştu. "Büyük Kardeş Yun Che babam oraya gidemeyeceğini söyledi! Orası gerçekten tehlikeli."

"Merak etme ben herhangi bir tehlikede olmayacağım." Yun Che gülümsedi ve konuştu." Ling’er burada kal. Ne olursa olsun buradan daha yakına gidemezsin....Bu mesele bitince seninle oynayacağım."

Yun Che konuşmayı bitirdikten sonra ilerlemeye devam etti. Sadece bir adım attıktan sonra yeniden durdu ve Su Ling’er'e doğru konuştu. "Ling'er seni koruyabileceğime inanıyor musun?"

Yun Che'nin gözlerine bakan Su Ling’er tereddütsüz bir şekilde tüm gücüyle başıyla onayladı. "Mn!"

"O zaman oraya birlikte gidelim! Benim yanımda olduğun sürece sana kimse zarar veremez!" Yun Che hafifçe söyledi ve Su Ling’er'in elinden tuttu. Çünkü kalbinde onun kalabileceği en güvenli yer yanıydı. Eğer o başka bir yerde olsaydı rahatlamayacaktı.

Yun Che'nin gururlu bir şekilde kibirli sesi dışarı doğru iletildiğinde o anında oaly yerinin odak noktası oldu. Su Hengshan panik içinde aniden soluklaştı. "Küçük Kardeş Yun ve Ling'er....Neden buradasınız! Çabuk bu yerden ayrılın. Bu konu sizi ilgilendirmez ve burası sizi gelebileceğiniz bir yer değil!"

(Ç.N: Rahat ol sen damadın :P ne yapacağını bilir ^^ :D )

Eğer Yun Che daha önce Su Ling’er'yi kurtarırken Siyah Ağaç Kalesi tarafından tanındıysa o zaman ona gözünü dikebilirlerdi. Su Ling’er için endişeli oluşuna gelince onun burada olması çok daha tehlikeliydi. Bu sade ve dürüst sözler söylendiğinde o çoktan tüm öfkesini ve acılığını kaybetmiş ve hemen orada durdurmayı planlamıştı. Burası kesinlikle onların olmaması gereken bir yerdi.

"Baba ben...ben korkmuyorum. Ben buraya babama tezahürat yapmak için geldim." Su Ling’er babasına bakarken tatlı tatlı güldü yine de Yun Che'ye daha yakınlaştı ve küçük elleri ile onu daha sıkı tuttu.

"Ling'er'i buraya getirmek isteyen bendim çünkü o benim yanım dışında başka bir yerde olsaydı rahatlamayacaktım." Yun Che dik bir şekilde durdu ve alçak sesle konuştu. "Ama ben Kıdemli Su'dan rahat olmasını rica ediyorum. Ölecek olsam bile Ling'er'in saçının tek teline zarar gelmesine izin vermeyeceğim."

"..." Su Hengshan onun gözlerindeki ifadeye baktığında bir süre sersemledi...Onlarca yıllık zorlukları ve çalışmaları boyunca bu kelimelerin benzerlerini çok çok fazla kez duymuştu ama onların hiç birinde bu kadar duygusal olarak etkilenmemişti. Onun yaptığı "Ölecek olsam bile Ling'er'in saçının tek teline zarar gelmesine izin vermeyeceğim." Beyanı sadece ağzından çıkmamıştı o Yun Che'nin iradesinden ve ruhundan geliyordu....Yun Che'nin gözlerindeki ifadeye bakınca onun sözlerindeki kararlılığı hissetti. O bu sözlerden Ling'er'i korumanın bedeli kendi hayatını içerse de kesinlikle hiç tereddüt etmeden kendisini feda edeceğine son derece inanmıştı.

Hafifçe Su Ling’er'in elini kavradı. Bu tür etkileyici bir duygu sanki tüm dünyayı korumakla tam olarak aynıydı!

Ve Su Ling’er de onu sıkıca kavramış ve ona sarılmıştı. Her ne kadar babasının yanına gelseler de hala Yun Che'nin yanında kaldı ve babasının yanına koşturmadı. Su Ling'er'in gözleri Yun Che için endişe içeriyordu ama tamamen korkusuzlardı....Yun Che'nin yanında kaldığı sürece korkacak bir şeyi yokmuş gibi görünüyordu.

Yun Che ve kızı açıkça sadece bugün tanışmışlardı. Onların bu derece bir yakınlığı nasıl kurduklarını anlamaktan acizdi. O bir düzine yıldan daha fazla süredir ayrılmayan iki insanın bile böyle saf bağlılık ve koruma elde edemeyeceğine inanıyordu.

Bu aslında bir çeşit cennetsel kader olabilir mi?

---------ÇEVİRMEN NOTU----------

Öyle öyle :D yazar savaşmayan ana karakter ana karakter olmaz dedi direk olay çıktı :D Hala öğrenemediniz Xia Qingyue'nin seviyesini :D Devam bakalım.


Yun Che ne yapacak? Xia Qingyue'nin belirsiz seviyesi ne? Toplu kaç bölüm devam edecek? Su Ling'er'in saçının tek teline zarar gelecek mi? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın :D

Yorum Yap "ATG 266 - PARÇANLANMA"