Otto Von Bismark Günceli

ATG 262 - SU HENGSHAN

Eylül 14, 2016


ATG 262 - SU HENGSHAN

"Ne oldu? Neden zihnin bu kadar şiddetli dalgalanıyor?" Jasmine hemen sordu. O Yun Che'nin zihninin eşi benzeri görülmemiş bir kargaşa seviyesinde olduğunu hissetmişti bu seviye o kadar yüksekti ki belirgin bir şekilde Yun Che'nin kalp atışlarının şiddetli “badump” “badump” seslerini duyabiliyordu.

Masmavi Gökyüzü Kıtası.....1999. Kaynak Yılı....10 yaş...Su Ling’er....yara....izi.....aynı isim.....benzer görünüş.....ve tam olarak aynı konuşma tarzı....

Bunların hepsi Yun Che'nin zihninin içine düzensizce dokunarak onun ruhunun kıyaslanamayacak derecede titremesine neden oldu. Çünkü bu olanların hepsi tek bir olasılığı işaret ediyordu....kızı korkutup korkutmayacağını önemsemeden uzandı ve onun elbisesini ve iç çamaşırlarını kaldırdı. Narin sağ dizinin üst ucunda yan yana iki tane koyu kırmızı küçük doğum lekesi gördü.

“Ling’er… sen Ling’er'sin… sen Ling’er'sin… sen Ling’er'sin… SEN LING’ER'SİN!!”

(Ç.N: Çıldırdım ulannn :D )

Bu iki doğum lekesini gördüğü an Yun Che'nin son duygusal bariyeri tamamen çöktü. Bedenindeki kan fokurdadı, görüşü altın yıldızlarla doldu ve neredeyse oracıkta bayılıyordu! Ruhunun ve zihninin en derinlerindeki şeyler şiddetle karışmaya başladı. Keder, tasa, acı, üzüntü....tüm bu duygular öğütüldü ve gözleri gözyaşları ile puslandı. Duygularının ufalandığı an aniden kıza sarıldı ve sanki tüm dünyayı kucaklıyormuş gibi onu sıkıca tuttu.

“Ah…” Kız Yun Che'nin kalbindeki duygularının azgın dalgalarından tamamen habersiz olduğundan onun yaptığı ani eylem nedeniyle irkildi. Onun sarılmasına gelince bazı nedenlerden dolayı hiç kabul etmeme hissetmedi. Uzunca bir süre sonra kız kuvvetsiz bir şekilde konuştu. "Büyük Kardeş Yun Che acıyor. Sen çok sıkı sarılıyorsun. uu…"

Bu kızın her sözü ona rüyalarındaki cennetsel müzik gibi geliyordu. Onun her yönü ruhuna ve yaşam çizgisine bağlıydı. Onun sesini duyduktan sonra Yun Che korkudan hemen hemen kollarını gevşetti ve ardından bunun onu korkutacağı korkusu arttı ve kollarını hemen serbest bıraktı. Ama elleri hala hafifçe onun omuzlarında dinleniyordu sanki onu bırakırsa önünden kaybolacağından korkuyor gibi görünüyordu.

O Ling’er....Benim Ling’er'im....

O zaman....bu gerçekten Kötülük Tanrısının oluşturduğu bir rüya alanı mı?

Rüya alanı da olur! Yeniden Ling’er'imi görebildiğim sürece burası bir rüya alanı olsa bile sonsuza kadar uykuda kalmaya razıyım...

"Büyük Kardeş Yun Che neden aniden ağladın?" Kızın kalbi şaşkınlıkla doldu ve Yun Che'nin yüzündeki gözyaşı lekelerini görünce gözleri acıma ile doldu. O uzandı ve Yun Che'nin bakışıyla karşılaşırken gözyaşlarını hafifçe sildi. O kesinlikle Yun Che'nin her bir gözyaşı damlasının nasıl son derece değerli olduğunu ve bunları onun için akıttığını bilmiyordu.

"Ben...ben iyiyim. Sadece....sadece gözüme kum kaçtı." Yun Che kafasını salladı ve gözyaşlarını tutmaya çalışırken beceriksiz bir bahane verdi. Şuan ki farkındalığının içindeki her şey sadece bir illüzyon olsa da.....dünyada onun ruh halinin bu derece kontrolden çıkmasına neden olabilecek tek şey Su Ling’er idi. Su Ling’er bir daha asla gözleri önüne gelmemesi gerekiyordu çünkü Su Ling’er o zaman kollarında ölmüştü ve onu bizzat kendisi bambu ormanının içine gömmüştü.

"Eh? Çok acıyor mu? Uuu…Ben Büyük Kardeş Yun Che'nin gözünün içine üfleyeceğim tamam mı? Bir kere ben gerçekten küçükken gözüme kum kaçmıştı ama annem gözümün içine üflediğinde tamamen iyi olmuştum."

Kız konuşurken pembe ve hassas dudakları buruştu....Önündeki Su Ling’er çok masum ve hiç etkilenmemişti, kaygısız ve hiç endişesi yoktu ve gözleri de çok parlak ve netti. Evet şuanda hala yakın akrabalarının şımartması ve ilgisi altındaydı.  O hiç büyük bir değişiklik geçirmemişti ve üzüntünün ne olduğunu, kederin ne olduğunu, düşmanlığın ne olduğunu, acının ne olduğunu anlamıyordu....Anılarında gözlerinde daima sıkıntılı ve ilişkisi koparılmış bir ifade olan Su Ling’er onu ne zaman düşünse kalbinin iğne benzeri bir acıyla dolmasına neden oluyordu.

"Sorun yok. Kum çoktan gitti. Bak ben iyiyim." Yun Che gözünü kırptı ve ağzı son derece sıcak bir gülümseme oluşturdu. "Şuanda en önemli şey Ling’er'in bacağındaki yara....Her şey bir anda iyi olacak ve hiç acıtmayacak."

Yun Che bir kez daha onun çürüklü bacağını elleriyle örttü. Ilık kaynak enerjisinin eşliğinde GÖkyüzü Zehir Sedefinin arındırıcı gücü onun çürüğüne nazikçe girdi ve yavaş yavaş onu besledi....Ardından bir ilaç şişesi çıkardı ve dikkatlice onun baldırıyla ayak bileğine merhem uyguladı....Ardından diğer bacağına geçti ve iki simetrik yara izinin üzerine merhem uyguladı.

Tüm bu süreç boyunca Yun Che'nin hareketleri çok yumuşaktı sanki narin ve güzel bir kristal bebeğe dokunuyor gibiydi. Aslında Yun Che'nin tıbbi uzmanlığı ile bu yaralar yara bile değildi ama Su Ling’er'in en ufak bir acı hissetmemesi için tüm zihnini bu işe odaklamıştı. Her hareketinin içine itinalı bir çaba yoğunlaştırıyordu. Tüm süreçten sonra o ölüme yaklaşan bir hastadan daha yorgun gözüküyordu ama bu sıkıntıyı memnuniyetle çekmişti.

7.5 dakika bile olmamıştı ama Su Ling’er'in ayak bileği ve baldırındaki çürük mucizevi bir şekilde tamamen yok olmuştu. Bacağındaki yara izi de büyük oranda aydınlanmış ve en fazla 3 gün içinde tamamen yok olacaktı. Su Ling’er bacağını hafifçe salladı ve şaşkınlıktan haykırdı. "Wah! Artık acımıyor! Hem de hiç! Büyük Kardeş Yun Che sen gerçekten çok harikasın!"

Kız parlakça parlayan yıldızlarla dolu bakışıyla onun gözlerinin içine baktı. Yun Che için hissettiği hayranlık keskin bir şekilde önemli ölçüde yükselmişti.

Yun Che kaynak enerjisini kullanarak Su Ling’er'in ayakkabısındaki ve çorabındaki kirleri defetti. Ardından dikkatlice onları Su Ling’er'in bacağına geri koydu. Su Ling’er reddetmedi yada karşı koymadı. Kalbinde bir tür sıcak mutluluk ve yüksek sesle söyleyemeyeceği tuhaf bir tür duygu vardı....Kendi bile neden böyle olduğunu anlayamıyordu.

"Ling’er! Ling’er....Neredesin? Ling'er..."

Aniden uzaktan endişeli bir ses geldi ve şaşırtıcı bir şekilde bağırılan şey Su Ling'er'in ismiydi.

Yun Che bunu daha önce Su Ling’er'den duymuştu. Kaşlarının seğirmesiyle birlikte bakışlarını süpürdü ve oraya aceleyle koşan orta yaşlı bir adam gördü. O panik halindeydi, saçları darmadağın olmuştu ve bedenindeki elbiselerde oldukça yıpranmıştı. Ancak onun duruş biçiminden bir tür sakin ve güçlü üst sınıf duygu yakalanıyordu.

O....Su Ling’er'in....babası mı?

Orta yaşlı adamın adımları yıldırım gibi hızlıydı ve kısa bir süre içinde oraya geldi. Onun sesini duyunca Su Ling’er heyecanla konuşurken gözleri parladı. "Baba! Bu babamın sesi!"

O aniden ayağa kalkıp orta yaşlı adamın olduğu yöne doğru koştu ancak birkaç adım koştuktan sonra arkasına dönüp Yun Che'ye baktı ve yeniden durdu. Olduğu yerde dururken orta yaşlı adamı çağırdı. "Baba! Buradayım, buradayım!"

“Ling’er!” orta yaşlı adam aşırı sevinçli oldu ve en hızlı hızıyla oraya koştu. Hemen Su Ling'er'in omuzlarını kavradı ve son derece endişeli bir ses tonuyla konuştu. "Şükürler olsun, şükürler olsun. Ling’er...Neden bu kadar uzağa kaçtın? Bir yerini yaraladın mı? Birisi seni kaçırmayı denedi mi?"

"Baba sakin ol her ne kadar kötü adamlar gelse de....Büyük Kardeş Yun Che beni kurtardı. Büyük Kardeş Yun Che gerçekten inanılmaz. O sadece kötü adamları döverek kaçırmadı ayrıca düşüp kendimi yaraladığım yerin acımamasını sağladı."

Orta yaşlı adamın kalbi tamamen Su Ling’er’in güvenliği hakkında endişe ile doluydu ve onu gördüğünde tüm dikkati ona odaklanmıştı. Yun Che'nin varlığını sadece şimdi görmüştü. İleri bir adım attı ve büyük bir minnettarlık ile konuştu. "Küçük kardeş kızımı kurtardığın için teşekkürler. Bu Su gerçekten sonsuza kadar sana minnettar olacak."

Yun Che'nin kibirli iskeleti ile birlikte bırak bir orta yaşlı adamı karşısındaki yüksek derecede saygın yaşlı bir adam olsa bile onunla düz bir yüz ile ilgilenirdi. Ancak karşısındaki Su Ling’er'in babası olduğundan bu tamamen farklı bir konuydu. Aceleyle onu selamladı. "Kıdemli Su çok kibar. Ling’er kibar ve tatlı biri onu gören herkes onu kurtarmaya gelir. Bu küçük de sadece yardım eli uzattı."

Orta yaşlı adamın ifadesinden Yun Che'nin gördüğü şey Su Ling’er için olan derin ilgi ve endişeydi. En azından onun Su Ling’er'e karşı olan baba sevgisinde en ufak bir kirlilik yoktu.

Yun Che'nin alçak gönüllülüğü orta yaşlı adama çok iyi bir izlenim verdi.  O hemen gülümsedi ve konuştu. "Bu küçük kardeşten böyle bir övgü aldığı için benim kızım kesinlikle heyecanlanmıştır." O anda ses çıkarmadan orada yatan Xia Qingyue'yi fark etti. Her ne kadar sessizce orada yatıyor olsa da onun hala birini kendinden geçirebilecek tanrıca gibi güzelliği vardı. Orta yaşlı adamın bir süre beyni durdu ve ardından kendine gelerek sordu. "Küçük kardeşim o senin arkadaşın mı? Ten rengine bakılınca o şiddetli bir hastalık tarafından mı lanetlendi?"

Yun Che başıyla onayladı. "O benim karım. O soğuk tarafından etkilendi ve canlılığı ağır yara aldı. Muhtemelen çok uzun süre baygın kalacak."

"Yani durum bu...." Orta yaşlı adam başıyla onayladı ve kalbinin içinde bağırdı: Bu adam başka dünyaya ait gibi yakışıklı ve bu kadında bir tanrıca gibi güzel ne kadar iyi görünüşlü bir çift! Onların arka planları da kesinlikle sıradan değil. Özellikle bu kadın, nasıl normal bir aile böyle tanrıca gibi bir kız büyütebilir. Bu adamın yaşı sadece 17 yada 18 gibi duruyor ama kaynak enerjisi çoktan Ruhsal Kaynak Alemine ulaşmış. O kesinlikle en yüksek seviyeli tarikatlardan birinin öğrencisi veya belki de varisi....

Buraya kadar düşündüğünde orta yaşlı adam konuştu. "Küçük kardeş sen buraya yabancı bir yerden geldin değil mi? Kalacak bir yerin var mı? Eğer isteksiz değilsen bizim Büyük Uyanış Klanımızda birkaç gün kalmaya ne dersin? Bu şekilde bu Su'da minnettarlığını biraz ifade edebilecek."

Yun Che'nin kalbinin içi etkilendi. Baygın olan Xia Qingyue'ye baktı ardından bir kez daha Su Ling'er'e baktı ve konuştu. "Bu küçüğün gerçekten karımı tedavi etmek için kalacak bir yere ihtiyacı var. Eğer söylenenler doğruysa o zaman bu küçük Kıdemlinin misafirperverliğini minnetle kabul edecek."

"Hahahaha bu kadar mütevazı olmak küçük kardeşim. Senin kızımı kurtararak yaptığın iyilik ile karşılaştırıldığında bu fazla bir şey değil." Orta yaşlı adam samimi bir şekilde gülmeye başladı. "Oh doğru bu kişinin soy adı Su ve adı Hengshan. Gel küçük kardeşi Yun."

(Ç.N: Bazen ne kadar saçma bir tanıtım şekli diye düşünüyorum :( )

"Büyük Kardeş Yun Che eve bizimle birlikte mi gelecek? Bu harika bu harika bu harika!!" Su Ling’er atlayacak noktaya gelinceye kadar heyecanlandı. Onun son derece mutlu ifadesi Su Hengshan'ın biraz muammalı hissettirdi. Şımartıcı bir gülümseme yaptı ve konuştu. "Küçük Kardeş Yun sadece bizim hayırseverimiz değil o anı zamanda şimdi bizim konuğumuz. Senin biraz görgü öğrenmen gerek böyle bağırmak ve haykırmak seni iyi bir kız yapmaz tamam mı?"

"Heee! Baba gerçekten söylenip duruyorsun. En iyisi Büyük Kardeş Yun Che o benim hakkımda şikayet etmez." Su Ling’er konuşurken koşup Yun Che'nin elinden tuttu ve sırıtarak konuştu. "Büyük Kardeş Yun Che sen bizimle eve geleceğine söz verdiğin için yarı yolda kaçamazsın tamam mı?"

"Tamam!" Yun Che hafif bir gülümsemeyle elini uzattı ve Su Ling’er'in küçük burnunun ucunu itti....O Su Ling’er'in doğduğu ve büyüdüğü ailenin nasıl olduğunu gerçekten bilmek istiyordu.

Su Hengshan bir an için biraz kafası karışmış hissetti. Zamanı hesaplarsak Küçük Kardeş Yun ve Ling'er en fazla 30 dakikadır tanışıyorlar nasıl çoktan bu kadar yakın olabilirler? Üstelik genelde yabancılarla tanışmayı sevmeyen Ling'er'in tutumuna bakınca o Küçük Kardeş Yun'a alışılmadık biçimde düşkün...Ne tuhaf.

Xia Qingyue'yi taşıyan Yun Che, Su Hengshan'i arkasından takip etti ve Su Ling’er'in büyüdüğü 'Büyük Uyanış Klanına' doğru yürüdü.

------ÇEVİRMEN NOTU------

Kral adamsın Kötülük Tanrısı :D Kesin senin görevin bizim Yun Che'nin …... ama olsun :D


Su Ling'er nasıl bir yerde büyüdü? Kaç kardeşi var? Xia Qİngyue ne zaman uyanacak? İmparator Uyandırıcı Kalp Nilüferine ne oldu? Yun Che onu kullanacak mı? Kullanacaksa kaç seviye atlayacak? Kullanmayacaksa ne yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın ve öğrenin :D

Yorum Yap "ATG 262 - SU HENGSHAN"