Tankların Tarihi Günceli

ATG 260 - LİNG’ER

Eylül 14, 2016


ATG 260 - LİNG’ER

 Kulağına gelen bu isim anında kalbinin karışmasına neden oldu. Zihninde kontrol edilemez bir şekilde bir kızın yüzü ve figürü ortaya çıktı.

Su Ling’er onun en büyük acısı olan kız, en çok sempati duyduğu kız ve aynı zamanda kalbinde derinden kazınan hayatındaki en büyük pişmanlığıydı. Onun gözleri Yun Che ile sessizce ilgilenirken, ona gözcülük ederken, onun için tüm cabaları harcarken ve onu beklerken daima kasvetliydi...Ancak Yun Che harcadığı tüm cabalara rağmen ölene kadar asla onun dönüşü için beklemeyi başaramamıştı.

Yun Che onun kan davasına sahip olduğunu bilse de onun geçmişini asla öğrenememişti. Onun kollarında öldüğü zaman bile kimin ellerinden öldüğünü söylemeyi istememişti. Bunun nedeni zaten kendi intikamında kaybolmuş Yun Che'ye başka bir intikam tabakası vermek istememesiydi. Ancak daha önemli nedeni yine de kendisiydi...Eğer Yun Che onunla daha çok ilgilenseydi ve geçmişini öğrenmek için ısrar etseydi onun düşmanlarını kesinlikle daha önceden öğrenirdi.

O bambu koru, o basit, küçük ve ham bambu ev, o her zaman çok berrak olan küçük dere, orada sadece onu bekleyen ve onun için gözcülük yapan kız.....bunların hepsi onun ve Su Ling’er'in hatıralarını oluşturuyordu. O Yun Che için gerçekten hiç pişmanlık duymadan tamamen kalbinden gelerek her şeyini vermişti. Yine de Yun Che onun için hiçbir şey yapmamıştı, tek bir söz bile yerine getirmemişti. Yun Che onu son kez kucakladığında ağlayıp yüksek sesle feryat edecek kadar kalbi kırılmıştı. Her ne kadar nefret dolu bir şekilde kafasını bir kayaya sürekli vurup ezse de ona yaptıklarını geri ödemek için en küçük bir şans elde edememişti.

Ne zaman Su Ling’er ile olan hatıraları su üstüne çıksa kalbinden gelen acı tarafından buğuluyordu.

Bakışlarını çevirdi ve 3 siyah giysili adamın eline düşmek üzere olan yere düşmüş küçük kıza doğru baktı.

O da Su Ling’er olarak çağırılıyordu ve bu kaybettiği o kızla tam olarak aynı isimdi....Yun Che ayağa kalktı. Onunla aynı isme sahip olan bu küçük kızın karşısında oturup ilgilenmemek kaderinde yazılmamıştı. Çünkü “Su Ling’er” ismi onun en hassas ve en zayıf noktasıydı. Eğer onun yaptıklarını en ufak derecede geri ödeyebilseydi hayatının yarısını feda etmesi gerekse bile en ufak bir tereddüt yaşamazdı.

Siyah giysili adam küçük kızın kıyafetlerinden tutup onu havaya kaldırdıktan sonra uğursuz bir gülümseme ile konuştu. "Buraya kadar kaçabildiğini düşünce bu gerçekten inatçı küçük bir velet. Hehe şimdi onun kızı ellerimizde. O yaşlı adam Su Huangshan'ın hala inatçı olup olmayacağını gerçekten görmek istiyorum!"

"Siz.....Siz kötü insanlarsınız! Babam kesinlikle beni kurtaracak ve hepinizi dövecek!" Her ne kadar küçük kızın gözleri korku dolu olsa da ağlamıyordu. Gözyaşlarının inatla akmasını engelliyordu ve mücadele ederken siyah giysili adamın ellerinde bağırıyordu.

"Hahahaha!" Siyah giysili adam çılgınca güldü. "O zaman bu gerçekten en iyi sonuç olur. Ben gerçekten onun burada olmasını istiyorum. Ben gerçekten o yaşlı adam Su Huangshan'ın...."

Siyah giysili adamın sözleri bitmeden aniden arkasından şiddetli bir rüzgar vurdu.

Bu 3 adamın kaynak gücü olsa olsa Ruhsal Kaynak Aleminin orta seviyelerindeydi Yun Che için onlar zar zor bir tehdit sayılırdı. Ama küçük kızın güvenliğini korumak için Yun Che onlara sessizce yaklaşmak ve yeterli mesafeye ulaştığında bir anda gücünü açığa çıkarmayı tercih etmişti. Avını yakalamak için aniden dalan bir kartal gibi Su Ling’er'i tutan savunmasız siyah giysili adama aniden vurdu ve aynı zamanda onun elinden Su Ling’er'i kaparak kendi kollarında onu taşıdı.

“Ah——” korkmuş küçük kız bir çığlık attı ve bilinçsizce Yun Che'nin kollarına sıkıca sarıldı.

Yun Che çok hızlı bir şekilde bedenini sabitledi. Sırtı 3 siyah giysili adama dönükken nazikçe küçük kızı aşağı yerleştirdi ve gülümseyerek konuştu. "Küçük kardeş korkma. Ben seni kurtarmak için buradayım. Ben buradayken bu kötü insanlar kesinlikle seni kaçıramaz."

Küçük kız sürekli korkmuştu ve hala biraz şok durumundaydı. Ama Yun Che'nin sıcak gözlerini ve içten gülümsemesini görünce bu sanki temiz bir rüzgar gibi kalbindeki korkuyu süpürmüştü. Korkusunun büyük bölümü anında dağıldı ve gözleri de sulandı. Yun Che'ye baktı ve şiddetle başıyla onayladı. Ardından küçük elleriyle sıkıca Yun Che'nin kıyafetlerinin köşesinden tuttu ve onun arkasına saklandı.

(Ç.N: Haha küçük kızların koruyucusu Yun Che :D )

"Bu velet nereden geldi? Bizim Siyah Ağaç Kalemizin işine burnunu soktuğuna göre sanırım yaşamaktan sıkılmışsın!!"

Siyah giysili adam bu kadar yakın mesafeden sessizce Yun Che tarafından saldırıya uğradığında güçlü bir düşmanla karşılaştıklarını düşünerek başlangıçta korkmuştu. Ancak incelediğinde ve Yun Che'nin kaynak gücünün sadece 1.seviye Ruhsal Kaynak Alemi olduğunu fark ettiğinde kalbi hemen rahatlamıştı ve sesi acımasızlaşmıştı.

Yun Che küçük kızın ellerinden tuttu ve onu arkasında korudu. Ardından kafasını çevirdi ve soğukça güldü. "Küçük bir çocuğun önünde kan görmek istemiyorum. Size 5 saniye vereceğim.....hemen basıp gidin!!"

Yun Che'nin sözleri onları anında sersemletmişti. Ardından sanki komik bir şaka duymuş gibi bedenlerini düz tutamayacak noktada çılgınca gülmüşlerdi.

"Bu velet bize basıp gitmemizi söylüyor! O gerçekten bize basıp gitmemizi söylüyor!! Ahahahaha...."

"Yo! Bu çocuk bu yaşta 1.seviye Ruhsal Kaynak Aleminde bu kadar kibirli olmasına şaşmamalı...."

"Onun yeteneği oldukça iyi ama beynine gelince o bir aptalla bile karşılaştırılamaz...Ayaklarıyla ölüme basıyor yine de bize basıp gitmemizi söylüyor hahahaha...!!"

3 siyah giysili adam çılgınca gülerken sanki acınası bir aptala bakar gibi Yun Che'ye bakıyorlardı. Yun Che'nin bakışına gelince o tamamen küçümseme ve acıma ile doluydu.

Soldaki siyah giysili adam bileğini büküp ileri adım attı ve Yun Che'ye doğru tekme attı. "Gel! Bu dedeciğin sana biraz ahlak öğretmesine izin ver!"

Yun Che gözlerini daralttı. Siyah giysili adamın sağ tekmesini yıldırım gibi bir yumrukla karşıladı.

Bang!!

Bu değiş dokusun sesinin yüksekliği tamamen 3 adamın beklentilerinin dışındaydı. Bunun ardından siyah giysili adamın yüzü tamamen bozulup vahşi kahkahası dururken bir "çatlama" sesi yankılandı. Bedeni bir kasırga tarafından uçurulmuş hurda bir çanta gibi uçarak gönderildi ve onu giderek uzaklaşan keskin bir çığlık takip etti.

Yun Che'nin kol kuvveti anormaldi. Eğer arkasındaki kızı korumayı düşünmese ve itici güç için daha fazla kuvvet kullansaydı siyah giysili adamın bacağı çoktan parçalanmıştı.

Korkunç siyah giysili adamın büyük bir kuş gibi uçarak gönderildiğini görünce küçük kızın ağzı genişleyerek "O" şekline geldi ve bilinçsizce “Waah” sesi çıkardı.

Bu tek saldırı değiş tokuşuyla birlikte diğer iki adamın çılgın kahkahası boğazlarında takıldı. Dehşete düşerlerken yüzleri tamamen soldu. Aptal olsalar bile Yun Che'nin deminki saldırısının gücünü fark edebilirlerdi. Karşılarındaki bu genç hayal edilemeyecek şekilde düşündüklerinden birkaç kat daha güçlüydü. O onların sorun yaşatmaya layık olmadığı biriydi.

İki kişinin Yun Che'ye olan bakışları küçümsemeden korkuya dönüştü. Aynı anda kaçmaya başladılar ve Yun Che'nin onları kovalamaya niyeti olmadığını görünce tek bir kelime bile etmeden hayatları için kaçtılar....Çok hızlı bir şekilde Yun Che'nin görüşünden kayboldular.

Yun Che o insanların kim olduklarını bilmediğinden doğal olarak onları acımasızca katletme niyeti yoktu. Onlar kaçtıklarından Yun Che onları kovalama zahmetine girmedi. Arkasına döndü ve Su Ling’er ile aynı isme sahip olan küçük kıza baktı ve küçük kızın kafasını kaldırarak küçük yıldızlarla dolu sulanmış gözleri ile ona baktığını gördü.

Yun Che aslında bir şey söylemek istiyordu ama küçük kızın küçük yüzüne baktığında kelimeleri aniden boğazında mühürlendi ve afallamış şekilde olduğu yerde durdu....

Küçük kız yaklaşık 10 yaşındaydı. Yüzü bembeyazdı ve arıtılmıştı. Makyajı onun daha güzel ve şirin gözükmesini sağlamıştı ve gözbebekleri gece gökyüzündeki yıldızlar gibi parlıyordu. Onun büyüdüğünde felaket getirebilen bir güzelliğe sahip olacağı kesinlikle beklenebilirdi.

Ve Yun Che'yi dalgınlaştıran şey bu kızın yüz hatlarının.....Su Ling’er'in yansıması ile dolu olmasıydı.

Onun çevre çizgisi, kaşları, dudakları, burnu, çenesi.....hepsi Su Ling’er'in ki ile çok benzerdi. İkisi bir araya gelse bu kız Su Ling'er'in daha küçük ve genç versiyonu gibiydi. Sadece gözleri açıkça farklıydı. Çünkü Su Ling'er'in gözleri birisinin kalbinin ağrımasına neden olan bir üzüntüyle doluydu ve her zaman loştu Ama bu küçük kızın gözleri bir mücevherden daha parlak ve bir akarsudan daha azimliydi sanki gökyüzünün ve yeryüzünün en saf ruhsal enerjisi onun içinde toplanmış gibiydi.

“Ling… er…”

Su Ling’er’in görüntüsü önünde ortaya çıkmıştı ve bulanık görüşünün içinde bu küçük kızın görüntüsüyle yavaşça örtüşmüştü. Bilinçsizce elini uzattı ve titreyen parmakları ve ruhuyla nazikçe küçük kızın yanaklarına dokundu. Bu eyleme karşı küçük kız bir şey yapmadı. Yun Che'ye garip bir şekilde bakıp gözlerini kırptı ve kibarca konuştu. "Büyük kardeş beni kurtardığın için teşekkür ederim.... Büyük kardeş sen çok inanılmazsın. Sen anında o kötü adamı uçurtarak gökyüzüne yolladın. Sen....sen benim Babam kadar inanılmazsın!"

Küçük kızın sözleri Yun Che'yi halüsinasyonundan uyandırdı. Adaba uygun bir şey yapmadığını fark edince hemen kendine geldi ve yüzünde bir gülümseme ortaya çıktı. "Bana teşekkür etmene gerek yok kötü insanlar her zaman cezalandırılmalıdır. Seni......Su Ling’er.....diye çağırıyorlar değil mi?"

“Mn!” Küçük kız başıyla onayladı. O Yun Che'nin hayal ettiğinden daha güçlüydü. Şuanki ifadesini görünce sanki daha önceki korkusu tamamen yok olmuş ve artık onu teselli etmesine gerek yokmuş gibi gözüküyordu. O başını eğdi. "Büyük kardeş nasıl benim adımı biliyorsun?"

"Sana bağırırlarken duydum. Peki....küçük kardeş bu sene kaç yaşındasın?" Yun Che gülümseyerek sordu.

"On yaşında!" Küçük kız ellerini uzattı ve on parmağını büyük bir sırıtmayla göstererek konuştu. Sanki onun için 10 yaşına ulaşmak inanılmaz bir başarıydı. Ardından o da sordu. "O zaman Büyük kardeş senin ismin ne?"

"Ben mi? Bana Yun Che derler." Yun Che hiçbir şey saklamadan doğrudan söyledi.

"Yun… Che?" Küçük kız gözlerini kırptı ve yavaşça konuştu. "Ne kadar garip bir isim....Uuu....neden bu kadar garip geliyor..."

Yun Che adını söylediğinde küçük kız aniden derin düşüncelere girdi. Parmağını çenesinin kenarına bastırıp kafasını eğerek Yun Che'ye bakarken sanki bir şey hatırlamak için çabalıyor gibiydi.

"Ne oldu? Benim ismim bu kadar garip mi?" Yun Che güldü.

Küçük kız gözlerini bir kez daha güçlüce kırptı ve ardından %30 kafa karışıklığı ve %70 ciddiyetle sordu. "Büyük kardeş daha önce bir yerde karşılaştık mı? Neden daha önce büyük kardeşle karşılaşmışız gibi hissediyorum? Büyük kardeşin ismi bile biraz....aşinalık hissi veriyor."

“Haha!” Yun Che güldü ve elleri ile küçük kızın küçük yüzünü tutmadan edemedi. "Banada! Küçük Ling’er'in sadece ismi benim için çok önemli birinin ismiyle aynı değil ayrıca ona çok benziyor. Bu tür çok gizemli hisse kader denir. Bu benim ve küçük Ling’er'in çok güçlü kadere sahip olduğumuzun ve çok iyi arkadaşlar olacağımızın anlamına gelir."

"Kader?" Küçük kız bu kelimenin üzerine ciddiyetle düşündü ve ince kaşlarını hilal kaşlara döndürerek güldü. "Mn! Büyük kardeş benden nefret etmediği sürece ben büyük kardeş ile çok iyi arkadaşlar olmak istiyorum!"

……………………………………

Yazar Notunun Özeti : İlk başta Hayali İblis Diyarı ve Masmavi Bulut Kıtasının kendi kaynak güçlerinin benzersiz isimleri olmasını düşünmüş ama daha sonra okuyuculara ve özellikle kendisine karışıklık çıkarmaması için isimleri her yerde geçecek şekilde ayarlamış. Her şey : Temel, Başlangıç, Gerçek, Ruhsal, Yeryüzü, Gökyüzü, İmparator, Tiran, Egemen, İlahi, Aziz!

--------ÇEVİRMEN NOTU--------

Seviyeler de gözüktü :D o değilde amma bölüm okudunuz la atg de :D Diğer bölüm biraz daha uzun biraz dediğim bundan 3 bin harf falan daha uzun :D devam bakalım :D


Ling'er tam olarak kim? Burası neresi? Ling'er'in babası kim? Ling'er ve Yun Che neler konuşacak? Ling'er'i kim kaçırmak itiyor? Neden istiyor? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın :D

Yorum Yap "ATG 260 - LİNG’ER"